Ömer Seyfettin’in Hikâyeciliği

Ömer Seyfettin’in Hikâyeciliği

Ömer Seyfettin

Ömer Seyfettin hikayeci olmadan önce bir şairdi. Şiirleri dergi sayfalarında kaldığı, bir araya toplanmadığı için sayılarını ve özelliklerini pek bilmiyor. O yüzden de şiirlerinden hemen hiç söz edilmez. Şiiri bırakarak, hikayede karar kılması, yeteneklerini tanıma bakımından kendisi için, sonuçları yönünden de edebiyatımız için bir kazanç olmuştur. Gerçekten hikayeciliğimizin, günümüzdeki aşamaya ulaşmasında Ömer Seyfettin’in payı ve hizmeti inkâr edilemez. Ömer Seyfettin basamağı olmadan, Edebiyat-ı Cedide hikayeciliğinden Cumhuriyet dönemi Türk hikayeciliğine geçiş ya da atlama, asla düşünülemez. Ömer Seyfettin hikayeciliğimizin gelişme tarihinde başlı başına bir evre, bir dönemdir.

O, ilkin Osmanlıcılık hikaye yazılabileceği gerçeğini ortaya koydu. Sözcüklerde unutulmuş Arapça ve Farsça sözcüklere başvurmadan, üslup oyunlarına yer vermeden, dili Türkçe, konuları ve kişileri yerli hikayeyi o getirdi. Hikayelerinin ne dili, ne anlatışı, ne konuları ne de kişileri yadırganıyordu. Üstelik ilgiyi sonuna değin ayakta tutma ustalığı da vardı.

Ömer Seyfettin hikaye türünün ustası sayılır. Edebiyat tarihine de bu sıfatla geçmiştir. Samipaşazade‘nin ve Halid Ziya‘nın denemelerinden sonra kendisi sırf hikaye veren ilk sanatçı Ömer Seyfettin’dir. Onun eserleri Fransız üstadı Maupassant tarzında kuvvetli bir olay üstüne ve küçük bir roman gibi kurulmuş hikayelerdir. Hikaye türünü tezli olarak ve toplumu yükseltmek amacıyla ilk kullanan yazarımız Ömer Seyfettin’tir. Okul kitaplıklarında baş yeri tutan ve çok okunan Ömer Seyfettin, özlediği milli amaca ulaşmış yazarlardandır.

Hikayeleri kaynaklarına göre birkaç bölümde toplanabilir:

  1. Kendi Hayatı ile ilgili olanlar.
  2. Çağının sosyal ve siyasal düzenine değinenler. (Bir ittihatçının Hatıra Defterinden, Boykotaj Düşmanı, Mehdi, Piç.)
  3. Halk Kaynağından ve halk edebiyatından alınanlar. (Yalnız Efe, Kurumuş Ağaçlar, Yüz, Çakmak, Düşünce Zamanı, Külah, Deve, Bir Hayır.)
  4. Yanlış inançlara dokunanlar (Perili Köşk, Sanduka, Kurbağa Duası, Nasıl Kurtarmış?, Eleğimsağma.)
  5. Yurt Sevgisi, Türkçülük ve milliyetçilik Ülküsü aşılayanlar (Primo Türk Çocuğu: Nasıl Doğdu, Primo Türk Çocuğu: Nasıl Öldü?, Fon Sadriştayn’ın Karısı, Fon Sadriştay’nın oğlu, Forsa, Müjde, Hürriyet Bayrakları.)
  6. Tarihe Dayananlar, (Pamuk İpliği, Devletin Menfaaiti Uğruna, Çakmak, Düşünme Zamanı, Yüz Akı)

Daha önceki devir hikaye ve romanlarında pek rastlanmayan; İstanbul’u değil, memleketin her tarafını konu alan hikayeler yazması, toplumun belli zümrelerini değil hemen her kesimi hikayelerine yansıtması onu farklı kılar.

Ömer Seyfettin görüşleri doğrultusunda yazmaya çalışmış, süssüz, yalın açık bir anlatım ile geniş kitlelere sesini duyurmuştur; ancak bazen bu tutumundan dolayı kuruluğa düştüğü görülür. Onun “edebiyatsız edebiyat” görüşü, sairanelikten kaçma kaygısı bir yerde Edebiyat-ı Cedide’ye karşı tavır alışından ötürüdür.

Servet-i Fünuncuların tasvire ve ruh çözümlemelerine ağırlık vermelerine karşılık Ömer Seyfettin olayı öne çıkaran bir tutumu benimsemiştir. Edebiyatta söylenişten çok söylenen düşünceye önem verir. Bu tanzimatçılardan beri gelen “edebiyat yolu ile toplumu düzeltme, aydınlatma” tavrının tipik göstergesidir. Bu tutum “tezli sanat” yapmayı getirmiş, dolayısıyla çağının toplum ve siyaset hadiseleri eserlerine girmiştir.

Ömer Seyfettin dilde sadelik ve anlaşılırlıktan yana olmuştur. Türkçe’nin kurallarına göre davranılmasını, dilin Arapça ve Farsça sözcüklerden arındırılmasını savunmuştur. Halkın anlayacağı bir dille yazmayı, halka gitmenin ilk koşulu olarak benimsemiştir. Yapıtlarıyla bu yönelişin Türk edebiyatındaki ilk örneklerini vermiş. Milli Edebiyat akımının oluşturulmasına önemli katkılarda bulunmuştur.

Kişiler bakımından Ömer Seyfettin’in hikayeleri zayıf görülmüştür. Bu hüküm, daha çok fikirleri savunmak veya yermek için yazılmış hikaye kahramanları bakımından doğru sayılabilir.

Çevre bakımından Ömer Seyfettin İstanbul sınırları dışına çıkan ilk hikayecilerimizdendir. Konularının çoğu, Rumeli ve Anadolu’da geçer. Ne var ki, bu hikayelerinde çevre tasvirlerine, kişi ve eşya tahlillerine pek az yer verilir. Bu hal biraz da Servet-i Fünunun tasvirci ve tahlilci tutumuna karşı bir tepki sayılmalıdır.

Zaman bakımından Ömer Seyfettin “edebiyatsız edebiyat” peşindedir. Ömer Seyfettin’in hikayeleri klasik hikaye tipine örnek sayılabilir. Hepsinde de, belli ve değişmez planın uygulandığını görürüz: Serim, düğüm, çözüm. Olaylar, bu basamaklardan geçerek birbirini izler. Mantıki bir düzen vardır. Hikayelerinde çözümleme değil, olay önemlidir. Küçük bir olay hikaye demektir. Onca ikili konuşma Ömer Seyfettin hikayelerinin başlıca özelliklerindendir. Ömer Seyfettin hikayelerinde çoğunlukla batılı bir mizahın yanında sert bir hava görülür.