Kimdir?

İhsan Raif

İhsan Raif Kimdir?

İhsan Raif Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

İhsan Raif Hanım (D. 1877, Beyrut, Lübnan – Ö. 4 Nisan 1926, Paris, Fransa) Şair, besteci.

İhsan Raif

İhsan Raif, 1877’de Beyrut’ta dünyaya geldi. Vezir Köse Raif Paşa’nın kızıdır. Babasının görevi nedeniyle pek çok yer gezdi. Özel olarak müzik, edebiyat ve Fransızca dersleri aldı.

Küçük yaştan itibaren edebiyata ilgi duydu. Döneminin şairlerinden Rıza Tevfik‘in etkisiyle hece vezniyle halk şiiri tarzında şiirler yazdı. Hece veznini kullanan ilk kadın şairlerimizdendir.

Sade bir dili, yalın bir anlatımı vardır. Fransızcaya ve Fransız Edebiyatına vakıf olan İhsan Raif Hanım önce Ali Beyle, sonra Şehabettin Süleymanla, daha sonra da Hüsrev adında bir zatla evlenmiştir.

Şiirleri kadınsı, aşk dolu ve yoğun duygu içeriklidir. Şiirlerinden bazılarını kendisi, çoğunu da diğer sanatçılar bestelemiştir. İhsan Raif Hanım’ın şiirlerinden bestelenmiş şarkılar günümüzde de dinlenmektedir.

1926’da Paris’te yaşamını yitirmiştir. Mezarı Rumelihisarı’ndadır.

İhsan Raif Hanım Eserleri

  • Gözyaşları (1914)
  • Kadın ve Vatan (1914)

İhsan Raif Hanım Şiirlerinden Örnekler

AĞLARIM

Neden gülmesin gül gibi yüzler;
Niçin ağlasın o güzel gözler;
Niye sevgiye sevimsiz sözler
Söylenir diye şaşar, ağlarım.

Şu gördüğümüz rengârenk çiçek,
Sevdalı bülbül, arı, kelebek,
Yekdiğerini bırakıp gidecek;
Vefasızlığa bakar, ağlarım.

Solmasın dersin sümbülüm, gülüm;
Yarın elinden alacak ölüm;
Bütün dünyayı inletse ünüm,
Çaresizlikten coşar, ağlarım.

Neşe gizlenir, çöker bir melâl;
Her vücut, her şey mahkûm-i zevâl;
Son nefese kadar tükenmez cidal.
Tükenmez derdim sayar, ağlarım.

BU SEVDADAN GEÇERSİN

Niçin beni yan bakışla süzersin?
Sözlerime neden dudak bükersin?
Bugün sever, yarın belki üzersin,
Gel, üzülme; bu sevdadan geçersin.

Sevsen de hoş, sevmesen de sen beni.
Ben vahşiyim, hiç sevdirtmem kendimi;
Bu hâlimle incitirim ben seni;
İncinmeden bu sevdadan geçersin.

Bülbül gibi âşık olma her güle;
Vefasızdır gül, inanmaz bülbüle;
Çünkü şakır lalelere, sümbüle;
Sümbül gibi aşkın solar, geçersin.

GEL GİDELİM

Gün kavuştu, su karardı; beni üzme güzelim.
Boynun büküp düşünme; gel, ver elini gidelim.
Kara gümrah kirpiklerin… kaldır gözün göreyim;
Ver elini, bak aşkına; işte şahit yüreğim.

Benim için her bir sözün kıymetlidir inciden.
Gözyaşlarını akıtma; gel, odur gönlüm inciden.
Çiçeklerden taç öreyim küçük, güzel başına;
Tel takılmaz altın gibi parıldayan saçına.

Yaseminle hanımeli olur gelin askısı;
O kabarmış sineciğin başım olur baskısı;
Rüzgâr okşar başımızı, güller bizi mest eder;
Bülbül şakır, su şarıldar; neşe gelir, gam gider.

Bulutların arasından ışıl verir ay bize;
Yemin edip aşkımıza bakışırız göz göze.
Ormanlıkta gönlümüzü birbirine bağlarız;
Saadetin kemaline doya doya ağlarız.
Aşk kâfidir, ver elini; düşünme, gel gidelim.

GENÇ GÜNLER

Ey genç kanı gibi kaynayan pınar!
Ey altına yatıp kaldığım çınar!
Söyledikçe hâlâ yüreğim oynar;
Gölgende okudum Kitâb-ı aşkı.

Ey kumrulu bahçem, sümbüllü bağım!
Ey bülbüllü derem, mineli dağım!
Sizinle geçti en güzel çağım;
Orada dinledim Rubâb-ı aşkı.

Muhabbet bağında kendimden geçtim,
Ateşler içinde bir lale seçtim,
Yandı yüreciğim, kanarak içtim;
Kızıl dudağından Şerâb-ı aşkı.

GÖZYAŞLARI

Firârî bahardan, âşık hazandan,
Cûy-i dile mâkes nây-i hicrandan,
Nâme-i sevdâdan, bûy-i figandan
Serpildi melâlin elmas taşları.

Sarıldı baharın payında eylûl;
Titredi emeller, ümitler ma‘lûl;
Döküldü, uzanmış zânbaga melûl
Nergis-i âdemin hâr gözyaşları.

HIRÇIN

Bir cânânım var gāyet hıyânet,
Yaramaz, hırçın; etmez inâyet.
Kendi kendinden eder şikâyet;
Bekleyedursun gönül vefâyı.

Sevmek isterim, yanımdan kaçar;
Uzak durursam ateşler saçar;
Sitem sözlerle dilde dert açar,
Fakat artırdı gönül sevdâyı.

Eziyet etmek en büyük zevki;
Muazzeb görmek neşesi, şevki;
Şeytanlıkta hiç bulunmaz fevki,
Meşke başladı gönül cefâyı.

Sevdirebilmek hayli emektir;
Gücendim, git der; gel, sev demektir;
Merakı üzüp lütuf eylemektir;
Onsuz bulamaz gönül şefâyı.

KINALAR YAKSIN

Bir şaka yaptım ben nazlı yâre;
Küstü, gücendi; gözleri kāre.
Bu derde acep var mıdır çâre?
Aşığıyla düştüm gurbet iline.

Bir gül takmıştı, ben onu çaldım;
Baktım ağlıyor, şaşırdım kaldım;
Bergüzâr derken inkisar aldım;
Küstüm sözünü sardı diline.

“Ne oldun?” dedim, göğsümden itti;
“Gönül sırçadır, kırıldı gitti,”
Deyip yerinden fırladı gitti.
Başka kalmışım ince beline.

Ey seher kuşu, git yâre söyle!
Perişan oldum aşkıyla böyle;
Ben vedalaştım dost ile böyle;
Kınalar yaksın artık eline.

Başa dön tuşu