Cumhuriyet Dönemi Kadın Şairler

Cumhuriyetin Kadın Şairleri

Cumhuriyet Dönemi Kadın Şairler

  • Gülseli İnal (1947)
  • Sennur Sezer (1943-2015)
  • Melisa Gürpınar (1941-2014)
  • Didem Madak (1970)
  • İnci Okumuş (1971)
  • Bejan Matur (1968)
  • Lale Müldür (1956) …

GÜLSELİ İNAL (1947-)

Gülseli İnal

Gülseli İnal, 1947 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji-Felsefe Bölümü’nü bitirdi.

Şiir Kitapları: Sulara Gönüllü Çağrı (1985), Lale Sesiydiler ve Yoktular (1987), Letoon (1989), Dans Natura (1991), Sif ve Gula (1992).

“Bir yanıyla doğayla, mitolojiye uzanan, varoluş sorunlarını araştıran, bir yanıyla ise doğal insanî tutkuların peşinde mistisizmde uç veren bağımsız bir şiir yazıyor.” (Mehmet H. Doğan, 1993)

Ayrıntılı bilgi için bakınız ⇒ Gülseli İNAL

Bir Şey Var Benden Öte

Bir şey var benden öte
incimsi düzlüğünde denizin
biri dans ediyor
tutkun ve savruk
başını arkaya atışındaki soyluluk
tanrı bakışı bu
soysuz köhne
kör lalelerle, gecenin diplerine yapışan
bitiren
yeni bulunmuş maden
tıkanıyor kıyılar köpüklü dalgalarla
ona uçmak istediğimi söyleyin
kutsal varlıklara karşı
ayaklanacağımı da
sonsuz yüz değiştirimi ben
bir öncesinde tarihin
yeniden doğmak istediğimi
ne kılıklara geleceğimi
gündüz pencerelerine
ne otlar dikeceğimi bu ölümcül bahçelere
ne zehirli otlarla sevişeceğimi yeniden.

SENNUR SEZER (1943-2015)

Sennur Sezer

Sennur Sezer, 1943 yılında Eskişehir’de doğdu. İstanbul Kız Lisesi’nden mezun oldu. Taşkızak Tersanesi’nde çalıştı. Varlık Yayınevi’nde redaktörlük yaptı. Gazetecilik yaptı. Çocuk kitapları yazdı.

ESERLERİ

Şiir Kitapları: Gecekondu (1964), Yasak (1966), Direnç (1977), Sesimi Arıyorum (1982), Kimlik Kartı (Seçme Şiirler, 1983), Bu Resimde Kimler Var (1986), Afiş (1991).

“Çalışan bir genç kızın çevre ve koşullarla hesaplaşma amacını güden şiirleri, zamanla bir işçinin dünyayı yargılayışı ve bir kadının dünyasını yansıtan şiirlere dönüştü.” (Sennur Sezer, 1991)

Ayrıntılı bilgi için bakınız ⇒ Sennur Sezer

BAŞKALARININ ESKİSİNİ GİYENİN ŞARKI

Satın alınmış düşleri, bıkıp fırlattığınızda
Ardınıza bakmayın
Oradayım.
Ayışığında bir öpüşme düşü,
Eskitilmiş bir kadife bluz, sim işlemeli
Ve yenilenen balayı, dantel askılı
Yaramaz işime… ben üşüyorum.
Sıcacık bir şey gereken
Düşlerime.

Yarım bırakılmış çorba,
Geri çevrilmiş biftek ve “ihanet” yabancı bana
İnce topukları yaz takunyalarınızın.
Bana kalın, yıkanmayan dayanıklı
Akrabalar kadar tanıdık bir şey gerek
Rengi de, rengi de olmalı elbet
Yıpranmışlığımı örten.

Dokunduğumda çocukluğumu düşündüren
Gençliğim gibi sırrı açıklanmaz
Kumaşlar satılmaz çarşılarınızda.
Ağrılarıma göre tasarlanmadı giysilerinizin boyu.
Bir korkuyu tanırsınız yalnız.
yaşlanmak ve bırakılmak.
ben de çeşidi var,
Ama bitişmiyor sizinkilerle,
Sevgiden doğuyor çoğu.

Paramın yettiği bu tezgâhta
Satılan eksileriniz
Ellerim değdikçe soluk alıyor
Eskiyen siz misiniz?

Sennur Sezer

MELİSA GÜRPINAR (1941-2014)

Melisa Gürpınar

İlk yazısı 1959 yılında Vatan Gazetesi’nde yayınlanan şairin ilk şiir kitabı “Umut Pembeleri”, 1962 yılında yayımlandı. 1975 yılında “Yeni Bir Gün Şarkısı” adı altında üç şiir kitabını bir arada yayımladı. 1981’de “Geceyarısı Notları”, 1983’te “Ara Beni Sevgilim Sözcüklerin” İçinde ve “Yalnızlık Mevsimi”, 1985’te “Yaz Mektupları” adlı şiir kitapları yayımlandı…

Ayrıntılı bilgi için bkz. ⇒ Melisa Gürpınar

Gözyaşıyla Söner mi Yangın

gözyaşıyla söner mi yangın
ey ölüm
ben ne aptalım
okunur mu yolladığım mektup
tutuşmuş bir kalemle yazdığım

dağıldı oyuncak atımın boncukları
bütün çeşmeleri kurudu sokağımın
kapladı göğün yüzünü
kara bir örümceğin ağı

halden anlar mı acaba güneş
ama o hiç sokak çocuğu olmadı
uyumadı kaldırımda
farelerle yanyana
şair de olmadı hiç
beyaz ince bir dizeyle
bağlanmadı ay ışığına

bütün sayfaları uçtu hayatımın
sonunda mürekkebimle sulandı
ortanca saksıları
bir de sözlüğü olacaktı aşkın
sanırım eskiciye satıldı
ya kentim
daha yeni doğmuştu
acaba çingeneler mi çaldı ey ölüm
ben çok aptalım
arıyorum boş yere
kendi küllerime gömdüğüm ışığı

DİDEM MADAK (1970-2011)

Didem Madak

Didem MADAK, 8 Nisan 1970 tarihinde İzmir’de doğdu. Lise eğitimini İzmir’de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi(2000).  Şiirleri Ludingirra, Öküz ve Sombahar’da yayımlandı. Madak, 24 Temmuz 2011 tarihinde 41 yaşında hayatını kaybetti.

Ayrıntılı bilgi için bkz. ⇒ Didem Madak

Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Alt katında uyumayı bir ranzanın
Üst katında çocukluğum…
Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden
Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı.
Aşk diyorsunuz,
Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!

Allah’la samimi oldum geçen üç yıl boyunca
Havı dökülmüş yerlerine yüzümün
Büyük bir aşk yamadım hayır
Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
Gözyaşlarım bitse tespih tanelerim vardı
Tespih tanelerim bitse gözyaşlarım…
Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
Aşk diyorsunuz ya
Ben istemenin allahını bilirim bayım!

Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım. uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!

Süt içtim acım hafiflesin diye
Çikolata yedim bir köşeye çekilip
Zehrimi alsın diye
Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz
İlahiler öğrendim.
Siz zehir nedir bilmezsiniz
Zehir aşkı bilir oysa bayım!

Ben işte miraç gecelerinde
Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım,
Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım,
Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin
Bir şiir aradım.
Geçen üç yıl boyunca
Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım.
Ülkem olmayan ülkemi
Kayboluşumu aradım.
Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Bir ters bir yüz kazaklar ördüm
Haroşa bir hayat bırakmak için.
Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.

Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
Annem
Ki beyaz bir kadındır.
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.
Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım.
Aşk diyorsunuz ya,
İşte orda durun bayım
Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım
Kendimin ucunda öyle ıslak,
Öyle kötü kokan,
Yırtık ve perişan.

Siz aşkı ne bilirsiniz bayım
Aşkı aşk bilir yalnız!

İNCİ OKUMUŞ (1971, Kahramanmaraş)

İnci Okumuş

İnci Okumuş, 1971 yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinden doktora derecesiyle mezun oldu. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Eğitim Fakültesi Pedagojik Formasyon Bölümünü tamamlayarak eğitim hayatına katıldı. Daha sonra Bahçeşehir Üniversitesi’nde Editörlük, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Masal Anlatıcılığı eğitimleri aldı. Bazı Edebiyat Akademilerinde şiir sanatı üzerine dersler verdi…

Ayrıntılı bilgi için bkz. ⇒ İnci Okumuş

Eserleri: 

Şiir Kitapları:

  • Düğün Gönüle Kurulur (1999)
  • Aşkın Elif Hâli (2013)

Gözyaşındır Gülüşüme Düşen

A- Adın Âişe’dir
Tebessümün, huma

Yokluğunda ıslanmış çocuk gözlerinden
Haşre dek sana yazılan bir zeyl düştü anne
Öksüzlerin üşüyen gecelerinde adın
Sensizliğe sarılmış
Sıcacık bir düştü anne

Ey adı bahta yoldaş olan
Gönül dağlarımda bu ses kimin?
Ne zaman toprağa ana diye değse ellerim
Çiçek çiçek kokunla bezeklenirim
Sesin candır yorgun yüreğime,
sesin kemâl Cümlesine mühürlenirim

N- Adın muhabbet, gülerken
Ağlarken, şefkat

Öksüzlük göç etsin bir yana
Adın görünsün
Açılsın ; kilitli defterler
Sensiz şiirler sürülsün
Mecnun bırakıp Leyla’sını adınla yürüsün anne
Derun zahir olsun
Küssün ateşler, su boğulsun
Damladıkça gözlerin cehennemler söner anne

Uykularım sıla kokar yanımda yoksan
Düşmesin diye yıldızlar, yine göğü tutsan
Bin bir ırmak olurum damarlarımda aksan
Seni görürüm hangi coğrafyaya baksam
Pusulama senli bir yön düştü anne
Vahye giren hatırın uğruna
Sana cennetten yer düştü anne

N- Güzelliğin Fâtıma’dır
Gözlerin, ilkbahar

Haşre dek sürecek sevdadan saçlarına
Kafiyesiz aklar düştü anne
Güzelliğin değdi dudak kırlangıçlarıma
Gözlerin, şebnemine değdiğim
Serin bir düştü anne

Okuduğun Yasîn edasına
Hıçkırır gibidir melekler
Göğü tutarken sen, kabul olur dilekler
Gönül atlasında bugün
Şehrayin oldun anne
Irmaklar yurt tutmuş havzasında gözlerinin
Gözlerini Nil’den mi doldurdun anne?
Sana köşkler düşlerken ebedî
Cennete sokuldun anne

Sevgin süresiz bir yangın
Ateşi vazgeçilmez kılan
Üflüyor, yakıyor ey
Nerde bu ateşi yakan?
Vakit hasret vaktidir sana
Senli düşlerim serkeş çiçek yağmuru
Düşsem; derin uçurumlara
Bilirim uçurumlar yüreğinle dolu
Gözlerin bir çift güvercin, gülünce anne
Gökler titrer
Ellerin arşa değince anne

E- Yüzün miraç, varana
Adın hüzün, anlayana

Vaktidir acılarla kavilleşmenin
Dağlar sesinin güftesi olmakta
Bitimsiz yağmurlar düştü gözlerine
Canım katre katre senden dolmakta
Hiç bitmemiş şiirlerde sana
Yaşamaktan öte bir yer düştü anne
Bembeyaz örtünle mütevekkil
Miracına melekler koştu anne

Gözyaşındır gülüşüme düşen
Sütün gibi, hakkını helal etsen
Yakıp kavuruyor zaman
Doruklarından kar gönder anne
Kolların cennet selvisinden bir dal
Beni gölgene al
Beni gölgene al anne

BEJAN MATUR (1968, Kahramanmaraş)

Bejan Matur

Bejan Matur, 14 Eylül 1968 tarihinde Maraş’ın Pazarcık ilçesi Maksutuşağı köyünde doğdu. Ortaokul ve liseyi Antep’te okudu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.

Şiirleri; Adam Sanat, Defter, Ekin Belleten ve Yazıt dergilerinde yayımlandı.

Bir konuşmanda: Literatürde Orta İç-Toroslar olarak nitelendirilen Maraş bölgesinde yaşayan farklı etnik toplulukların gerçekte hiç bir zaman tam olarak kaynaşamadıklarını, dahası adeta bir yama gibi durduklarını ve birbirlerini birer “yabancı” gibi gördüklerini söylüyorsun. İlginç bir gözlem bu. Buna ilişkin düşüncelerini biraz daha temellendirebilir misin?

Maraş Türkiye’deki çoğu yer gibi çeşitli farklı grupların yan yana karışmadan yaşadığı bir şehir. Tarihsel birikimi etnik köken anlamında Türk, Alevi-Kürt ve Ermenilerden oluşuyordu. Ermenilerin tehcir edilmesiyle bölgeye yerleştirilen en önemli iki gurubu Kafkasya kökenli Çerkez ve Çeçenler, Balkan kökenli adına “muhacir” dediğimiz topluluklar oluşturuyor. Birbirlerine karışmadıkları doğru, fakat bu sadece Maraş’a özgü bir durum mu emin değilim. Türkiye’nin pek çok yerinde bu böyle. Diğer yandan Maraş’taki Alevi-Sünni karşıtlığını bugün dahi belirleyen tarihsel neden şöyle yorumlanabilir: Şah İsmail-Yavuz Selim karşılaşması. Yani Dulkadiroğluları Beyliğinin yönetiminde Türk yoğunluklu Maraş’a Şah İsmail’in ordusuyla yürümesi o bölgede yarı göçebe halde yaşayan Alevi aşiretlerine bir bilinç kazandırıyor. Bugün hala o bölgede benimde aralarında büyüdüğüm aşiretlerde bir İran Şii etkisi görülüyor. Alevi deyişlerinin çoğunda şiir teolojisinin izleri sürülebilir. Bu keskin ayrımın etkileri bugün de Alevilerin Sünniler karşısındaki konumunu belirliyor.

Ayrıntılı bilgi için bkz. Bejan Matur

HER KADIN KENDİ AĞACINI TANIR

Sana geldiğimde
Kanatlarını,
Siyah taşlarla örülmüş
O ıssız şehrin üzerinde açacak,
Bulduğum bir ağacın dallarına tüneyecek
Ve acıyla bağıracaktım.

Her kadın kendi ağacını tanır.

Uçtum o gece.
Karanlığın girmeye korktuğu şehri geçtim.
Gölge olmayınca ruh yalnızdı. Uludum.

LALE MÜLDÜR (1956, Aydın)

Lale Müldür

Lale Müldür, 1956 yılında Aydın’da doğdu. Liseyi Robert Kolej’de bitirdi. Şiir bursu alarak Floransa’ya gitti. Türkiye’ye geri dönerek birer yıl ODTÜ Elektronik ve Ekonomi bölümlerine devam etti. 1977’de İngiltere’ye giderek Manchester Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden lisansını; Essex Üniversitesi Edebiyat Sosyolojisi Bölümü’nden master derecesini aldı.

İlk şiirleri 1980’de Yazı ve Yeni İnsan dergilerinde çıktı. Gösteri, Defter, Şiir Atı, Oluşum, Mor Köpük, Yönelişler, Sonbahar dergilerinde birçok şiir ve yazısı yayımlandı; şiirlerinden bazıları bestelendi ve filmlerde kullanıldı.

Ayrıntılı bilgi için bkz.Lale Müldür

Destina

Dün gece sen uyurken
İsmini fısıldadım
Ve hayvanların korkunç
Öykülerini anlattım

Dün gece sen uyurken
Çiçeklere su verdim
Ve insanların korkunç
Öykülerini anlattım onlara

Dün gece sen uyurken
Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana
İşte bu yüzden, sırf bu yüzden
Yeni bir isim verdim sana
Destina

Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede
İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte
Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için
Seni bu denli yıktıkları için
Yaşamımın gizini vereceğim sana.