Mehmet Âkif Ersoy’u Anma Konuşması

İstiklal Marşının Kabulü’nün Yıldönümünü Kutlama ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Konuşma Metni

Mehmet Âkif Ersoy

İndir-> Mehmet Âkif Ersoy’u Anma Konuşması

 Konuşma Metni:

İSTİKLAL MARŞININ KABULÜ’NÜN 92. YILDÖNÜMÜNÜ KUTLAMA VE
MEHMET AKİF ERSOY’U ANMA KONUŞMA METNİ

Sayın Müdürüm, Değerli öğretmen arkadaşlarım ve Sevgili öğrenciler,

İstiklal Marşı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilişinin 92. yıldönümü kutlamak ve milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u anmak dolayısıyla toplanmış bulunuyoruz. İstiklal Marşı’nı anlamak ve anlatmak için onun hangi şartlarda yazıldığını bilmemiz ve onu bu çerçevede değerlendirmemiz gerekir.

İstiklal Savaşının buhranlı günlerindeyiz. İstanbul, İngiliz işgali altında, yenik düştüğümüzden padişahın sözü geçmiyor. Silahlarımızı istiyorlar, askerlerinizi boşayın, Mustafa Kemal’i verin diyorlar. Bu arada İzmir gitmiş, Bursa düşmüş, Afyon kaybedilmiş, Karadeniz de Ermeni çeteleri, Akdeniz’de Fransız askerleri var. Düşman orduları bin yıllık Türk yurdunu yok etme peşinde. Türk milleti, tarihinin en karanlık günlerini yaşamaktadır.

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti başkentinin daha emin yerlere nakli düşünülmekte. Oysa 469 yıl Osmanlı Türk devletinin başkentliğini yapmış olan İstanbul İngiliz işgali altında. Üniversite gençliği tarafından hazırlanan miting davetiyesinde şunlar yazılıdır:

“Memleketimiz, her gün bir parça daha düşman ayakları altında çiğnenirken biz Türk ve Müslümanlar, bu aziz topraklarımızı kurtarmak çarelerini düşünüyoruz. Bunun için bütün İslam namını taşıyan kardeşler ve hemşirelerimizin bu gün saat üçte Üsküdar Parkı’na gelmelerini bekleriz.” (Üniversite Gençleri)

Ahmet Talat (Üsküdarlı) Bey’in Konuşması

Saygıdeğer Vatandaşlar! Asırlardan beri din yolunda, hak yolunda, döktüğümüz temiz kanlardan rengini alan şanlı bayrağımız, bu gün şu siyah mateme bürünmüştür. Bu durumu görüp de ağlamayan bir Müslüman-Türk düşünemem.

Ferruh Niyazi Bey’in Konuşması

Dokuz yüz seneden bu yana üzerinde yaşadığımız mübarek yurdumuzun üzerinde siyah bulutlar gezmeğe başladı. Mübarek topraklarımızın bir kısmına yabancı eli uzandı. Müslümanlığın namus evine fena eller girdi. Camileriyle, medreseleriyle, minareleriyle öz Müslüman memleketi olan İzmir, düşman elindedir. Tarih, esir yaşayanları değil, şerefle ölenleri yazıyor.

Sebahat Hanım’ın Konuşması

İzmir’i bu gün Yunanlılar aldı. Belki yarın da sinemizden bir şefkat, kalbimizden bir hayat koparır gibi Konya’mızı, Bursa’mızı, hatta evet bütün güzellikleriyle nazarları üzerine çeken çok sevgili İstanbul’umuzu da isteyecekler… O zaman da yine böyle sükûn ve tevekkülle yaşayacak mıyız? Ben buna hayır diyorum. Biz kadınlar, bu hak arama savaşında en önde olacağız. Ve medeniyete yalanlar söyleyen varlıklara her zaman lânetler edeceğiz.

Muzaffer Bey’in Konuşması (Üsküdar Sultanisi öğretmenlerinden)

Ben bugün eminim; validelerimiz, babalarımız, çocuklarımız hepimiz her zaman ölmeye hazırız; fakat öz vatanı vermeyeceğiz. Bunu vermemek için elimizde silâhımız, topumuz yok. Fakat Türkün bir şeyi, yalnız bir şeyi vardır: O da kalbi ve ruhudur. Türk kalbi durmadı, Türklüğün kanı daima kanıyor… Yaşamak için ölmeye yemin ettik.

İşte sevgili gençler, işgal altındaki bu topraklarda silah zoruyla vicdanların sesleri kısılmaya çalışılmış; Türk milletinin hür iradesi baskı altına alınmak istenmiştir. Fakat Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün etrafında parlayan özgürlük ateşi milletimizin ufkunu bir güneş gibi aydınlatmıştır.

Halide Edip, Hamdullah Suphi ve Mehmet Akif gibi yüzlerce aydınımız Mustafa Kemal’in de isteğiyle Ankara Yolunu tutmuştur.

Bakınız Mehmet Akif, Ankara Taceddin Dergâhındaki camide Cuma günü cemaate nasıl sesleniyor:

“Bugün dünyada milyonlarca Müslüman var. Ne acıdır ki hiç birinin istiklali yok. Yalnız biz istiklal sahibiydik. Ama bizde yüzyıllardır elde ne varsa yabancılara verip geri çekile çekile yaşıyorduk.

Bunun sebebi dinimiz midir? Hâşâ. İslamiyet hayatı, aklı, mantığı, zamanın icaplarını reddetmez. İslamiyet dini ölüler dini değildir. Ama batı dünyası ilim ve fende ilerlerken biz Müslümanlar ne yaptık? Her şeyi Allah’a havale edip tembellik, cehalet ve bağnazlık içinde donup kaldık. Sonuç orada: dilenerek yaşayan hükümetler, harabeler, ekilmemiş tarlalar, yakılmış ormanlar, hastalıklar, hurafeler, üfürükler, yolsuz, okulsuz köyler, pis şehirler bıraktık. Milletin hayrı için ne düşünsen “Olmaz” diye dikilen ilimsiz hocalar. Her yeniliğe , “Biz dedemizden böyle görmedik” diye karşı çıkan yobazlar.

Milletlerin hayatında duraklamak bile ölmek demekken, biz tamamen durmuşuz. Geriden de geri bir hale düşmüşüz. Görünen köy kılavuz istemez. Yaşadığımız, ilkel bir hayattır.

Peki, batı ne halde? Gemileri denizleri aşıyor, şimendiferleri dünyayı geziyor, uçakları havalarda dolaşıyor. İlim adamları hayatlarını araştırmaya adamış, halk ise hiç durmadan çalışıyor ve okuyor.

Fakat güçleri arttıkça hırsları da çoğalıyor, Asya’yı, Afrika’yı bitirdiler. Şimdi sıra bize geldi. Sevr Antlaşması’nı okudunuzsa anlamışsınızdır ki bunların bizden istedikleri artık toprak moprak değil. Bu defa canımızı, varlığımızı istiyorlar.”

Tarih Eylül 1920. Genel Kurmay Başkanı İsmet Bey, Milli Eğitim Bakanını ziyaret eder. Sohbetlerinde, İsmet Bey, “Fransa gezisinde Fransa Milli Marşı diye marş duyduğunu, marş söylenirken Fransızların manevî duygularının arttığını, bizde de bir milli marş yazılması için yarışma açılmasının iyi olacağını” söyler.

Kısa süre sonra da Millî Eğitim Bakanlığı, Millî marş yazımı için TBMM’den kanun çıkartarak yarışma düzenler. Yarışma için 724 şiir gönderilir. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenir. 6 tanesi ayrılır. Ama hiçbiri beğenilmez; milli marş olacak değerde bulunmaz.

Bu arada Çanakkale Savaşları dolayısıyla yazılan, akıllardan çıkmayan “Çanakkale Şehitleri’ne” adlı şiiriyle hafızalarda yerini alan ve Anadolu’nun değişik yerlerinde verdiği hutbelerle, Millî mücadelenin manevi hazırlayıcılarından olan Mehmet Akif’ den millî marşımızı yazması için büyük bir beklenti oluşmuş, ancak Akif ödül nedeniyle yarışmaya katılmamıştır.

TBMM, Akif’in marşımızı yazması için yarışma şartlarını değiştirdi ve Mehmet Akif’e şirini yazması için davet göndermişti. İstanbul Hükümeti üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediği gibi Ankara Hükümeti’ni destekleyenleri “eşkıya ve gâvur” olarak nitelemektedir. Yabancı işgalleri yetmezmiş gibi, iç isyanlarla da boğuşulmuş. Yunanlıların İnönü’de yenilmesi ve Ankara Hükümeti’nin çeşitli devletler tarafından tanındığı günlerde Akif eserini tamamlayarak Meclis’e sunar.

Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey seçilen 6 şiiri ve Akif’in adı yazılı olmayan şiiri ordu komutanlarına göndererek askerlere okunmasını sağlar. Diğer 6 şiir askerlerimizde her hangi bir etki yaratmazken, Akif’in imzasız şiirini duyan Mehmetçiklerimizin maneviyatlarında hissedilir şekilde güçlenme meydana geldi. Bu gelişmelerin ardından Mecliste 1 Mart günü sözü edilen 7 şiir okundu ancak o gün oylama yapılmadı. 12 Mart günü ise şiirle ilgili konuşmalar ve oylamalara geçildi. Akif’in şiiri sık sık alkışlarla kesilerek defalarca okundu. Büyük bir çoğunlukla kabul edildi.

Oturuma Mustafa Kemal Paşa başkanlık etmekteydi: “Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet/ Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklâl, mısraları en sevdiğim kısımdır. Milletimden asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır.” dediği meclis kayıtlarına geçmiştir.

Değerli Öğretmen Arkadaşlarım, Sevgili Öğrenciler,

Bu olaylardan günümüze 92 yıl geçti. Ama dış sorunlar, bölücü terör, ekonomik, ekolojik, küresel sorunlar varlığını sürdürürken; toprağın vatan olabilmesi için millet, milletin de devamlılığı için devletin olması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Devlet olmanın esası, o devletin mensuplarının kendine has dilinin, dininin gelenek-göreneğinin, bayrağının ve marşının olması zorunludur. Bunların ortaya çıkması uğruna mücadele edenlerin destanlaşan hayatlarının konu edildiği şiirler yazılır. Bunların en iyisi de o milletin millî marşı kabul edilir.

Günümüzde olduğu gibi, o günlerde de İstiklâl Marşı’nı beğenmeyen, eleştiren ve değiştirilmesini isteyenler vardı. Akif: “O şiir bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir. O milletin malıdır.” diyerek bu durumu ifade etmiştir ve İstiklal Marşı’nı Safahat’ına almamıştır. Yine İstiklal Şairimizin “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” diye dua etmesi o günlerin, hissiyatımızda ne kadar derin yaralar açtığının ve istiklalimizi kazanmak için ne büyük fedakârlıklar yaptığımızın bir göstergesidir.

Mehmet Akif bir ufuk insanıydı ve gerçek bir vatanperverdi. İstiklal Marşı için verilen 500 liralık ödülü ihtiyacı olmasına rağmen kabul etmemiş; bu parayı kimsesiz çocuklara ve kadınlara meslek öğreten bir hayır vakfına ve şehit ailelerine bağışlamıştır. Eşref Edip bu olayı anılarında şöyle anlatmıştır:

«İstiklal Marşı için tahsis edilen beş yüz lira mükâfatı Üstadın kabul etmemesi o zaman çok kimselerce tuhaf görülmüştü. Ayrıca o sırada maddi sıkıntısı da vardı. Bu ikramiyeden bahsedenlere çok kızardı.

Baytar Şefik (Kalaylı) da bir gün bu sebeple Üstad’dan fena bir azar yedi.
Üstat Ankara ‘da ceketle gezerdi. Paltosu yoktu. Pek soğuk günlerde Şefik ‘in muşambasını ödünç alarak giyerdi. Bir gün Şefik: «Akif Bey, şu mükâfatı reddetmeyip de bir muşamba yahut bir palto alsaydın daha iyi olmaz mıydı?» diyecek oldu. Hiddetinden ne hallere geldiğini görmeliydiniz. Böyle söylendiği için tam iki ay Şefik‘le konuşmadı.»

Sevgili gençler! Bütün bu anlatılan şeyleri mutlaka daha önceden de duydunuz ve belki de birçoğunuzun ruhunda derin akisler uyandırdı. Bizler şu anı yaşayanlar olarak geçmişin mirasını ve geleceğin emanetini taşıyoruz. Geçmişte yaşayanlar şanlı atalarımız, şehit dedelerimiz bize bu güzel vatanı miras bıraktı. Bizler de gelecek nesillere bu kutsal emaneti en güzel şekilde taşımalıyız. Unutmayınız ki omuzlarınızda geleceğin sorumluluğu vardır. Bu sorumluluğu taşımak öyle kolay değildir. Çalışmak ister, fedakârlık ister. Bizden sonra gelecek nesillere güçlü ve gelişmiş bir ülke bırakmak, geçmişin mirasını geleceğe emanet olarak taşımak için çok çalışmalıyız.

Konuşmama son verirken Ulu Önder’imiz Mustafa Kemal Atatürk, aziz şehitlerimiz ve İstiklal Şairimiz merhum Mehmet Akif’i şükran ve minnetle yâd ediyorum. Ruhları şad olsun.

Hepinizi bu duygu ve düşünceler içinde saygıyla selamlıyorum.