Gazavatname-Cenkname

Gazavat-name/ Gaza-name/Cenk-name/ Zafer-name/Fetih-name/ Şeh-name

Arapça “din uğruna yapılan savaş” anlamına gelen “gaza” sözcüğünden türetilmiş olan “gaza-name” düşmanlarla yapılan tek bir savaşı, sözcüğün çoğul hâli ise gazavat sözcüğünden türetilmiş olan “gazavat-name” bir kişinin çeşitli savaşlarını konu edinen eserlerdir.

Bu tür için “fütuhat, fethiyye, cihad-name, cenk-name” şeklinde adlandırmalar da mevcuttur.

Gazavat-nameler, Arap edebiyatındaki “megazi” kitaplarının karşılığıdır diyebiliriz.

  • Suzi’nin Mihaloğlu Ali Beg,
  • Sabit’in Zafer-name,
  • Nabi’nin Fetih-name-i Kamaniçe

adlı eserleri türün önemli örnekleridir.

CENKNAMELER

Kahramanlık hikâyeleri, halk hikâyeleri içinde önemli bir yere sahiptir. Kahramanlık tipi hikâyelerde sosyal bir karakter bulunur. Bu kahramanlar adaletsizliğe, sosyal sorunlara karşı savaşan halkın gözünde yüce kişilerdir. Edebiyatımızdaki kahramanlık hikâyelerinin başında “Hz. Ali Cenknameleri” gelir. Cenknameler, Türk destan geleneğinin İslami devresinin ürünleridir.

“Hz. Ali Cenknameleri” özellikle 13. yüzyıl Türk edebiyatında önemli örneklerle kendini göstermiştir. Hz. Ali, Türk kültürü içerisinde, diğer İslâm önderlerinden farklı ve özel bir yere sahiptir. Onun kahramanlıkları dilden dile anlatılarak, kimi zaman tarihî hakikatleri de aşarak efsanevi bir boyuta ulaşmıştır. Onun içindir ki Hz. Ali ve onun etrafında gelişen cenknameler, Türk kültürü içerisinde oldukça geniş bir yer tutar.

Cenknameler, ideal insan tipini işleyerek toplumun karizmatik lider ve örnek insan arayışına cevap veren eserler olmuştur. Cenknamelerin yazılış amacı topluma dinî-ahlaki ve tarihî bilgi vererek insanları bilinçlendirmektir. İnsanın kendisine ve başkalarına karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmek, güzel huylar edinip kötülüklerden kaçınmak gibi nasihatlerin işlendiği cenknamelerdeki asıl amaç, topluma İslami bir ahlak sistemi öğütlemektir.

Cenknamelerde Hz. Ali’nin tam bir tanımı yapılmaz. Hz. Ali, her savaşta en önde yer almaktadır. Amacı insanları İslam’a davet etmektir. Dünyanın her yerindeki destan ve masal geleneklerinde ejderha, cadı ve devlerle mücadele vardır. Bu bakımdan cenknameler farklı kültürlerin karışımından ortaya çıkmıştır. Cenknameler önceleri manzum şekilde yazılmışken 15. yüzyıldan itibaren mensur örneklere de rastlanır.

Cenkname Örneği:

İMAM ALİ’NİN MAĞRİB EJDERHASI İLE YAPTIĞI GAZA

Bir gün o Seyyid-i Âlem ve Mefhar-i Evlad-ı Âdem… Muhammed Mustafa sallallahualeyhivesellem hazretleri bir gün mescitte sabah namazını kılıp ashabına nasihat ederdi. O sırada mescit kapısında bir şamata peyda oldu. Resul Aleyhisselam dedi: “Ya Selman; dışarı çık, bak nedir?”

Selman dışarı çıktı baktı yedi kişi dururlar. Amma boyunları ince ve benizleri sarı ve karınları şiş, dizlerine inmiş. Selman bunları görünce gelip Hazret-i Resul’e haber verdi.
Hazret-i Resul Aleyhisselam dedi:
“Söyle içeri gelsinler.”
Bunlar içeri girdiler Hazret-i Resul’e selam verdiler.
Hazret-i Resul (aleyhisselam) bunlara yer gösterdi oturdular. Hazret-i Resul dedi:
“Ey kişiler, siz ne halli kavimsiniz ve nerden gelirsiniz ve adınız nedir?
Onlar dediler: “Ya Muhammed! Biz Mağrip diyarından geliriz. Padişahımıza Şah Şems Mağribi derler, bizi size o gönderdi. O sebeple ki Mağrip ilinde bir bela peyda oldu. Bu Mağrip ilinde bir kuyu var idi. O kuyuda bir ejderha var idi. Yılda bir kere kuyudan dışarı çıkar bir ejderhadır ki tabiri mümkün değildir. Bu ejderhanın karargahı olan kuyu yanında bir pınar vardır. Şunun gibi, pınardır ki bu Mağrip memleketi cümle dört yüz on dört pare kaledir. Bu mezkur kalelere hep o pınardan su taksim olur. Zira ondan gayrı su yoktur. O ejderha yılda bir kere o kuyudan çıkar ve o sudan içer. Baki kalan suyu her kim içerse hasta olur bir iki günden sonra ölür. Şah Şems Mağribi daha önce size bir mektup göndermişti.

Hiç hazretinize ulaşmadı mı? Şimdi o ejderha Mağrip ilinde bir yıl daha kalırsa artık Mağrip diyarında bir adam kalmaz helak olur. Şah Şems Mağribi, bir nice zaman cenk eyledi çare bulmadı. Bir yıl iki yüz bin asker topladı cenk etmeye vardı. O ejderha bir kez dem vurdu ağzından ateş saçtı, o iki yüz bin asker bir saatte ateşte yandı. Şah Şems Mağribi aciz kaldı. Bizi hazretinize gönderdi, şu şartla ki eğer Hazret-i Resul Aleyhisselam bir çare eyleyip helak ederse memleketimiz ahalisi hep Müslüman olalım.”

Sonra ejderhanın heybetinden haber verip dediler:
“Ya Resulallah! O ejder bir ejderhadır ki gökyüzünden kuş uçup üzerinden geçmeye canı yoktur. Hemen kapar alır. Bir mil yaklaşmanın imkânı yoktur.”

Bu kadar deyip ellerinde Şah Şems Mağribî’nin mektubu var imiş, çıkarıp Hazret-i Resulallah’ın huzuruna koydular.
(…)
Hazret-i Resul-i Ekrem bu mektubun mefhumunu anladı. Hemen ashaptan yana nazar edip dedi: “Ya ashap, bilmiş olun ki cenk bize farz oldu. Gidip ejderha cengine ikdam edelim.
Şimdi sizden her kimin ki din gayreti varsa, varıp o canavar ile cenk eyleye. İnşallah o belayı o memleketten def eyleye.”

Hz. Muhammed (aleyhisselam) kimsenin bu cenge hevesli olmaması yüzünden hüzünlendi. Bu belanın nasıl ortadan kaldırılacağını düşündü.
Cebrail Aleyhisselam gelip dedi ki:
“Ya Muhammed! Hakk Teâlâ sana selam edip buyurdu: “Var habibime söyle ki ben ona dünyada iki şey verdim ki başka hiçbir peygambere vermedim. Biri bu ki, Ali aslanımdır. Ona yâr ve yoldaş verdim. Biri de bu ki Zülfikar’ı verdim ona ki hiç kimsede yoktur. Şimdi o Zülfikar’ı aslanım Ali’nin eline versin. Varıp aslanım Ali o vilayeti ejderhadan halas eylesin” deyip yine dergah-ı azama uruc eyledi.
(…)
Hz. Muhammed, Hz Ali’yi çağırır ve Cebrail’in getirdiği haberi söyler:
Hazret-i Ali: “Ya Habiballah! Madem Allah Teâlâ Azze ve Celle biz bendesine emir buyurmuş başım üzerine olsun. Varayım Hakk Teâlâ yoluna ve senin aşkına canımı feda edeyim. O memlekete varayım Tanrı Teâlâ Azze ve Celle başıma ne yazdıysa göreyim. Hakk emrine ve Resulüne muti ve amadeyim.”

Hz. Ali yanına iki bin sahabe alıp Mağrip elçisi ile birlikte yola çıkar. Mağrip memleketine yaklaştıklarında Vezir Şemun padişahı kandırarak sahabeleri kente sokmak istemez. Onların şehri almak için geldiklerini söyler. Ejderhayı öldürmeden şehre giremeyeceklerini söyler. Sahabeler kamp kurar. Hz. Ali tek başına ejderha ile dövüşeceğini söyler kimsenin yardımını kabul etmez. Hz. Ali gözcünün yanına gelir. Ona Müslüman olmasını söyler. Bir keramet göster ki Müslüman olayım, der. Hazret-i Ali bir kere Fatiha suresinin okuyup üstüne üfürür ve gözcü de Müslüman olur.
(…)
Hazret-i Ali dedi:
“O ak duman nedir?”
Gözcü dedi:
“Ya Ali! O ak duman ejderhanın nefesidir ki kuyudan çıkar, kara yerler de ejderhanın nefesinden yanmıştır.”

İmam Hasan, İmam Hüseyin, Malik Ejder ve Kanber bu sözü işitince korkuya düştüler. Şöyle ki benizlerinde kan kalmadı. Hemen Hazret-i Ali daha fazla sabredemeyip o surdan aşağı indi.
(…)
Hazret-i Ali dedi:
“Üç gün sur üzerinden inmeyin burada durun. Ben ejderhanın mekânına varayım. Ejderhayı gördüğüm gibi bir nara atarım ve onunla cenk ederken bir nara daha atarım eğer ejderhayı yenersem bir nara daha atarım. Eğer benden üç nara işitirseniz bilesiniz ki ejderhayı tepeledim. Eğer iki naramı işitip üçüncü naramı işitmezseniz bilesiniz ki ben helâk oldum. Ona göre siz de başınızın çaresine bakın. Varıp askere karışıp Medine’ye gidesiniz. Resulullah hazretine benden selam edesiniz. Yarın kıyamet gününde şehitler ile buluşuruz. Valideniz Fâtıma’ya da selam edesiniz. Bana ahiret hakkını helal etsin. Zira ben fakir kişiydim, ananızın kadrini bilemedim ve maişetine kadir olamadım. Ananıza benden, ziyade özür dileyesiniz.”
(…)
Hazret-i Ali o ağaç dibine indi. Düldül’ü salıverdi. Zira ejderhanın kokusunu aldı… Biraz daha ileri yürüdü ejderhanın kokusundan Hazret-i Ali’nin de takati kalmadı. Kuyu içinde ejderha adam kokusu alınca kuyu ağzına geldi.

Hazret-i Ali gördü ki bir ejderha ki gören ödü kopar. Bir ses çıkardı ki çöl ve vadi hep titredi. Ağzından çıkan ateş sahraya düşse yanar bu ejderhanın heybetinden. Ejderha İmam Ali’nin yüzüne baktı ki kendinden korka. Hazret-i Ali bu kez ejderhaya heybetle baktı. Ejderha hemen kuyu içine gitti.
Hazret-i Ali dedi:
“Ey biçare, canını elimden nereye kaçırasın!”
Ejderha kuyu içine gidince Ali’yi kuyu içine çekmek kasrıyla kemendini Hazret-i Ali’nin boynuna attı. Emiru’l-Müminin Ali, Resulallah Hazret-i’ne şöyle rivayet etti ki: “Ejderha beni öyle bir çekti. Sandım ki yüz bin kişi urganla çekerlerdi.” Ejderha Hazret-i Ali’yi çekmeye başlayınca Hazret-i Ali ayağını yere sağlam basıp bir nara attı ki âlemi zelzeleye verdi. Nara sesi ejderhanın kulağına girince aklı başından gitti. Hazret-i Ali ejderhanın nefesinden kurtuldu. Yine ejderha kuyu içine gitti. Yine dışarı çıktı ağzından öyle bir ateş saçtı ki bir harman içi kadar yer ateş ile doldu. Hazret-i Ali ateş içinde kaldı.
“Ya Allah!” deyip inledi ve yalvarıp Hakk Teâlâ’ya temenna eyledi. Hemen o anda hitap geldi ki:
“Ya Ali Zülfikar’ı ateşe karşı tut ki benim kudretimi göresin.”

Hazret-i Ali hemen Zülfikar’ı ateşe karşı tuttu. Zülfikar’dan bir ateş çıkıp ejderhanın ateşine hamle eyledi. Ejderhanın ateşi geri döndü. Ejderha gördü ki ateşi geri döndü hemen başını kuyu içine çekti.
(…)
Hazret-i Ali dedi:
— Ey biçare, canın elimden nereye kaçırasın” deyip yürüdü merada biraz gitti. Bir kapı. Hazret-i Ali ism-i azam duasını okuyup o kilide üfürdü hemen kapı açıldı. Hazret-i Ali içeri girdi. Bir taht gördü ve bu ejderha o taht üzerinde yüzünü yere tutmuş kanını yere akıtır. Taht önünde durdu. Ejderha başını kaldırıp Hazret-ı Ali’yi görünce dedi:
“Ey âdemoğlu, canını elimden nasıl kurtaracaksın? Seni buraya getiren bu bahadırlık nedir?”

Ejderha hemen yerinden kalkıp yanında bir büyük taş var idi ki dört yüz batman idi, kaldırıp Hazret-i Ali’nin üzerine attı. Hazret-i Ali üzerine taş gelirken Zülfikar’ı tuttu taş iki parça oldu. Ejderha bu heybeti gördü hemen Ali’nin yakasına yapıştı şöyle ki, eğer dağ olsa koparırdı. Hazret-i Ali bir nara atıp havaya sıçradı. Yakası devin elinde kaldı. Ali Zülfikar’ı çıkardı “Ya Allah!” deyip öyle çaldı ki devin başı yere düştü. Devden bir ses geldi ki: “Ya devler tutun bu herif beni tepeledi” dedi.

Devler Hazret-i Ali’ye saldırır. Saatlerce onlarla dövüşür. Vakit ikindi olmuş namaz vakti çıkmak üzeredir. Hazret-i Ali Allah’tan yardım diler ve namaza başlar. Zülfikar tek başına devlerle mücadele eder.

Vezir Şemun, Hazret-i Ali’nin ejderha tarafından öldürüldüğü yalanını çıkararak sahabelerin üzerine saldırır. İki yüz sahabe şehit olur ama düşman ordusu da yenilir. Devlerin tutsak kralı Raşit, ejderhanın öldürülmesiyle serbest kalır. Ve diğer devlerin Hazret-i Ali’ye saldırmalarını engeller. Hazret-i Ali mağrip memleketine gelir. Vezir Şemun’u yakalar ve öldürür. Sonra Medine’ye geri dönerler.
(…)
Medine’ye geldiklerinde şehir içinde Resul Aleyhisselam ile buluştular. Hazret-i Ali Düldül’den inip Hazret-i Resul’ün mübarek elini öptü. Resulallah da Ali’nin yüzünden öptü ve bağrına bastı. İmam Hasan ve İmam Hüseyin radiyallahu anh gelip dedelerinin mübarek elini öptüler. Dahi her birinin hâl hatırını sual buyurdular ve Hazret-i Ali gelip Resulallah mescidine kondu. Ganimet malını Hazret-i Resule arz eyledi. Orada olan mücavirlere kısmet ettiler. Kısmet işi tamam olunca Resulallah Mağrip’te olan kıssayı sual eyledi.

Hazret-i Ali bir bir beyan eyledi ve “Ashaptan iki yüz kişi şehit oldu” dedi. Hazret-i Sultan mahzun oldu. Onlara da ganimet malından hisse çıkardılar. Ruhları için hatmi şerif okuyup dua eylediler. Hısımlarıyla. “El hükmü lillah”’ dediler. O da tamam oldu. Hazret-i Resul, İmam Ali’ye aferinler eyledi.
Ashap:
Ya Resulallah! Hakk Teala bizi İmam Ali’den ayırmasın!”
Ve cümle Medine halkı gelip:
“Ya Ali! Gazan mübarek olsun!” dediler…

İsmail Toprak, Hazret-i Ali Cenkleri

Metin Sözlüğü

aleyhisselam: Allah’ın selamı onun üzerine olsun manasında, daha çok peygamberler ve dört büyük melek için kullanılan dua ve saygı ifadesi.
amade: Hazır.
ashap: Sahabeler.
batman: 7.692 kilogram olan ağırlık ölçü birimi.
ceng (cenk): Kahramanca mücadele, çarpışma, savaş.
dergah-ı azam: Büyük, ulu yer.
Düldül: Hz. Ali’ye Hz. Muhammed tarafından armağan edilen katırın adı.
ejderha: Türlü biçimlerde tasarlanan korkunç bir masal canavarı, ejder.
el hükmü lillah : Hüküm Allah’ındır.
halas: Kurtuluş.
Hazret-i Resul: Peygamber hazretleri.
ikdam: Gayretle çalışma, sürekli uğraşma.
kadir: Gücü yetmek.
mağrip: Batı, Kuzey Afrika kıyısında Mısır’ın batısında kalan ülkelerin topluca adı.
maişet: Geçim.
Mefhar-i Evlad-ı Âdem: İnsanoğlunun en övülmüş kişisi.
mefhum: Bir sözün veya kelimenin taşıdığı, ifade ettiği mana, anlam, kavram.
mezkur: Adı geçen, anılan, sözü edilen, zikredilen.
mil: Gidilen mesafeyi belirtmek maksadıyla belli aralıklarla dikilen sivri taş veya kazık, nişan taşı, işaret direği.
muti: İtaat eden.
mücavir: Yakın komşu olan.
peyda olmak: Ortaya çıkmak.
radiyallahu anh: Allah ondan razı olsun demektir; sahabeler ve bazı büyük zatlar için söylenir.
sallallahualeyhivesellem: Peygamber efendimizin ismi anıldığı, işitildiği ve yazıldığında söylenen ve yazılan, Allah’tan O’nun dünyada ve ahirette her türlü iyiliğe ve üstünlüğe kavuşmasını istemekten ibaret olan hayır duası, hürmet, saygı ve bağlılık ifadesi.
Seyyid-i Âlem: Âlemin efendisi.
şamata: Gürültü.
urgan: Halat, kalın ip.
uruç: Yukarı çıkma, yükselme.
zelzele: Deprem.
ziyade: Çok.
Zülfikar: Hz. Ali’nin iki tarafı keskin, ortası yivli kılıcının adı.