Dilin Türeyiş Teorileri

DİLİN TÜREYİŞ TEORİLERİ

1. Taklit (Onomatopee) Kuramı (Yansımaları Temel Alan Görüş):

Bu kurama göre, insan çevresindeki doğa olaylarını, hayvanların ve ses çıkaran nesnelerin seslerini taklit etmek suretiyle dili meydana getirmiştir. Türkçedeki miyavlamak, melemek, havlamak, horlamak… gibi kelimelerin belli seslerin taklidine dayandığı, sonradan dilin belli kalıplarına dökülerek eylemleştiği görülür.

XX. yüzyılın başlarında ortaya çıkan bu kuram, dil ögelerinin yansımalardan oluştuğunu kabul etmektedir. Alman dilcisi W. Oehl’ün aralarında bulunduğu kimi bilginler, dilin doğuşunu bu tür sözcüklere dayandırırken bunların her dilde söz varlığının küçük bir bölümünü oluşturduğunu göz önünde bulundurmamıştır.

2. Ünlemleri Temel Alan Kuram:

Kimi bilginler, insanların çeşitli olaylar karşısında ruh ve bedenle ilgili duygularının etkisiyle çıkardıkları ünlemleri sonradan sözcüklere dönüştürdüğünü ileri sürmüşler, kısaca dilin doğuşunu ünlemlere dayandırmışlardır.

3. İş Kuramı:

XIX. yüzyılın sonlarında kimi bilginler, dilin doğuşunda ortak çalışmanın etkili olduğu görüşünü savundular. İnsanların toplu halde bir iş yaparken anlaşma amacıyla çıkardıkları seslerin dili oluşturduğu düşünülmüştür. Örneğin ağır bir şeyi kaldırırken, iterken çıkartılan “hay, hop!” sesi gibi sözcüklerle dilin oluştuğu kabul edilmiştir.

4. Jest ve Mimikleri Temel Alan Görüş:

Beden hareketlerini temel alan bu kurama göre, insanlar kimi duygularını ifade edebilmek için çeşitli beden hareketleri yapmaktadır. Bu hareketlerin ağızda konuşma organlarına yansıması ile kelimeler meydana gelmiştir.

5. Müziği Temel Alan Görüş:

İlkel insanların güç işler görürken çıkardıkları ritmik sesler sonradan iş yaparken söylenen şarkılar biçimine girmişlerdir. İşte bu kurama göre ilk kelimeler bu şarkılardan türemişlerdir.

XX. yüzyılın ilk yarısından sonra, insan bilimi ve ruh biliminin gelişmesi dil bilim çalışmalarına yeni boyutlar kazandırmıştır. Alman bilgin W. Wundt’un kuramı bunlardan biridir. Wundt, ruh bilim verilerinden yararlanmakta, jest dilini derinlemesine incelemekte, dil seslerini, hayvan seslerini, çocuk seslerini dikkate almakta; söyleyiş denen şeyi, ağzın içini de kapsayan geniş anlamda bir mimik hareketi olarak kabul etmektedir.

Dil seslerinin ilk aşaması, ses aygıtının meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal anlamlılık taşıyan hayvansal ses belirtilerinden oluşur. Bağırma durumundaki ilk sesler, sonradan perdeli sese dönüşmüştür. Wundt, çocuğun dili öğrenmeye başlarken ilk aşamada çıkardığı bağırmalara dikkat çeker.