DİL REFORMU VE ATATÜRK

DİL REFORMU VE ATATÜRK


Türk dil reformunun mimarı ve modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e göre; millî kimlik ile millî dil arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. (…)

Atatürk’ün bu konu hakkında pek çok kaynakta yer alan aşağıdaki sözlerini aktarmak sanırım yukarıda izahına çalışılan duruma açıklık getirecektir.

“Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

Atatürk Türk dilinin önemi ve zenginliği konusunda ise;

“Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”

demektedir.

Atatürk’ün, Türk dili hakkındaki bu görüşleri, acaba ne zaman oluşmaya başlamıştı dersiniz? Öyle görülüyor ki Atatürk’ün Türk dili konusundaki düşünceleri ta çocukluğundan beri oluşturduğu bir birikimin sonucunda ortaya çıkmıştır. İ. N. Dilmen, Atatürk’ün bu konuda şöyle dediğini aktarmaktadır:

“Daha çocukken dersler, kitaplar arasında yuvarlanırken hissederdim ki bu dilin bir şeye ihtiyacı var. O ihtiyacın ne olduğunu, nasıl elde edileceğini bilmezdim. Fakat mutlaka bir şey lazım olduğunu duyardım.”

Dil konusuna çok zaman ayırmış, fırsat bulduğu hemen her ortamda dil konusunu gündeme getirmiş, görüşlerini aktarmış, uzmanların görüşlerini almış, yapılması gerekenler konusunda talimatlar vermiş, en önemlisi de günümüzün modern değişim sürecinde çok önemli bir yer tutan ancak ülkemizde son zamanlarda gerçekleştirilen reformlarda göz ardı edilen kamuoyu oluşturmayı ve halkın konuyu sahiplenmesini sağlamıştır. Bu konuda

“Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi için her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hâle getirmeliyiz.”

demektedir.

Ömer Asım Aksoy’a göre Atatürk, dilimiz üzerindeki yabancı dil baskısını, yabancı bir egemenliğin yurdumuza yerleşmesi ile bir tutmuş ve Cumhuriyet’in dilde de milliyetçi, halkçı olmasını gerekli görmüştür. Bununla birlikte Türk dilinin aynı zamanda ileri bir uygarlık dili olarak gelişmesi gereğini de vurgulamayı ihmal etmemiştir.

Bütün bu çalışmaları bizzat yürütürken, işin bilimsel boyutunu göz ardı etmemiş, öncelikle 1932 yılında Türk Dil Kurumunun kurulmasını sağlamış, ardından da dilimizi bilimsel araştırmalarla geliştirmek için 1935 yılında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinin kurulması emrini vermiştir. Afet İnan, Fakültenin adında dil kısmının başlangıçta olmadığını, dil kısmının daha sonra eklendiğini ve dil meselesinde Atatürk’ün iki amacı olduğunu belirtir. Bunlardan ilki, Türk ve Türkiye tarihine kaynaklık edecek bütün eski dillerin (Çince’den başlayarak Sinoloji, Hindoloji, Sümeroloji, Hititoloji, Hungaroloji, Latince, Yunanca, Arapça, Farsça vb.) öğretimi ve araştırma merkezlerinin bu Fakültede kurulmasıdır. İkincisi ise bütün lehçeleri ile Türk dilinin bugünkü ve dünkü durumunun bilimsel yollarla tespit edilebilmesidir.

Bütün bunlar yapılırken dil kuramlarının incelenmesi ve Türk dilinin bu kuramlardaki yerine karar verilmesi gerekiyordu. Yine İnan, Atatürk’ün son yıllarda bu konulara değinen dil kitaplarını okuduğunu ve sonradan çok isabetli bir kararla vazgeçtiği “Güneş-Dil” kuramının da bu görüşlerin bir sonucu olduğunu belirtir.

Mustafa Zülküf ALTAN
(Atatürk; Dil, Türk Dili ve Yabancı Dil isimli makaleden düzenlenmiştir.)