Cumhuriyet Dönemi’nde (1940-1960) Hikâye

Cumhuriyet Dönemi’nde (1940-1960) Hikâye

1940’lı yıllara gelindiğinde Ümran Nazif Yiğit’e (1915-1964) dışında bu yılların roman yazarlarının öykü kitapları da yayımladıkları görülüyor.

1940-1950 yılları arasında öyküleri ile de tanınan yazarlar olarak;

Memduh Şevket Esendal (1883-1952)

Memduh Şevket Esendal, öykülerinde güçlü gözlemciliği ile birlikte, toplum yaşayışımızdaki aksaklıklara değinişi ile dikkat çeker. Günlük yaşamı dile getirdiği öykülerinin yanı sıra, kadınları ilgilendiren sorunlara, ekonomideki tutarsızlıkların aile yaşayışını etkileyişine Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun durumuna; Anadolu’ya giden memurların yaptıkları yolsuzluklara, Yeni Kurulan Türkiye’nin koşullarına uyum sağlamaya değindiği öyküler yazmıştır. Gözleme dayanan öykülerinde olaylara iyimserlikle yaklaşarak okuyucuyu rahatlatma yolunu seçen Esendal, temiz dili ve güçlü anlatımıyla da okuyucunun dikkatini çekmiştir.

Kendinden sonra gelen yazarlar üzerinde, Sait Faik’le öykü yazma yöntemi yönünden etkili olmuş bir yazarımızdır. Onun öykülerinde de “giriş-gelişme-sonuç” düzenini pek bulamayız.

Memduh Şevket’in bu yıllar yazarları arasında dikkati çeken bir başka yanı da çok sayıda takma ad kullanmasıdır. “M.Ş., M.Ş.E., Mustafa Memduh, Mustafa Yalınkat, M. Oğulcuk, İstemenoğlu” onun takma adlarıdır.

Çok sayıda öyküleri önce Hikayeler I ve II adı altında iki kitapta toplanmıştır. Daha sonra Otlakçı, Mendil Altında, Sahan Külbastısı, İhtiyar Çilingir, Hava Parası, Bizim Nesibe, Kelepir öykülerinin toplandığı kitaplardır.

 Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) (1890-1973)

Romandan önce öykü yazmaya başlayıp, sonra ikisini birlikte yürüten Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı), öykülerinde de denizden ve deniz insanlarından söz eder. Romanlarında olduğu gibi öykülerinin konularını da Ege ve Akdeniz yöresinden almıştır.

Balıkçı denizle ilgili öykülerinde, balıkçıların denize olan bağlılıkları, deniz sevgisinin üstünlüğü, deniz insanlarının varlıklı olanlarca sömürülüşü, denize duyulan özlem… gibi konuları işlemiştir. Öykülerinde kara insanlarıyla ilgili konulara da yer veren yazar, yoksul halkın sömürülmesi, köy ağalarının baskısı, baskıya karşı çıkış, köylünün bilgisizliği, köylü kızların törelere başkaldırışı, boş inanışlar gibi genelde köy romanı yazarlarının eğildikleri konuları ele almıştır. Kimi öykülerinde de yalnızca doğayı anlatır.

Öykülerinde, konulara bağlı olarak, çok sayıda, deniz ve kara insanıyla tanışırız. Roman yazma yönteminde olduğu gibi, öykü yazma yöntemine de önem vermeyen yazarın sanatta çoşkuyu seçmesi onu şairleştirmiştir.

Öykülerini Ege Kıyalarından, Merhaba Akdeniz, Ege’nin Dili, Yaşasın Deniz, Gülen Ada ve Ege’den adıl kitaplarında bir arada yayımlamıştır.

Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962)

Değişik gerçekçilik anlayışıyla dikkati çeken Ahmet Hamdi Tanpınar, öykülerini Abdullah Efendi’nin Rüyaları ve Yaz Yağmuru adlı iki kitapta toplamıştır.

Kişilerin ön planda tutulduğu öykülerinin baş kişilerinde kendi iç dünyasını yansıtmış, genelde kişilerin ruhsal çöküntüsünü, yaşamın gerçeklerinden çok iç benliklerine sığınışlarını sergilemiştir.

Düşünceye sık sık yer veren yazar, genellikle yaşadığı ızdırapları, umutlarını, özleyişlerini ve aşklarını dile getirmiştir. Öykülerinde de zamana yer veren Tanpınar, geçmişle içinde bulunulan zamanı bilinç-bilinçaltı çatışması biçiminde vermiştir.

Kemal Bilbaşar (1910-1983)

Kemal Bilbaşar, ilk öykülerinde, özellikle Anadolu kasaba halkının yaşayışını dile getirmesiyle tanınmıştır. “Anadolu’dan Hikayeler” adlı kitabında bir araya getirdiği bu öykülerinde arada kent yaşamından örnekler de görülmekle birlikte, kasaba yaşayışının ağır bastığı görülür.

Konuların Karadeniz yöresinden aldığı öykülerinin kimilerinde, sorunlarla ilgili eleştirel bur tutumda görülürken, kimilerinde yöre halkının günlük yaşayışı sergilenir. Karadeniz’den Ege yöresine geçen yazar, bu öykülerinden II. Dünya Savaşı’nın getirdiği ahlak çöküntüsünü, savaş zenginlerine karşı, küçük memurların gittikçe güçleşen yaşam koşulları altında ezilişlerini, orta halli insanların yaşayışlarını anlatır.

Kimi öykülerinde de Söke Ovasında pamuk ekiminin köylünün yaşayışında oluşturduğu gelişmeyi ele alan yazar bu öykülerini Cevizli Bahçe, Pazarlık ve Pembe Kurt’ta bir araya toplamıştır. Daha sonra köy ve kentle ilgili çeşitli konuları, sorunları ele aldığı öykülerini Üç Buutlu Hikayeler’de bir araya getirmiştir. Halkın yaşayışı ve sorunlarıyla birlikte inanışlarına, törelerine de yer veren Kemal Bilbaşar, yer yer gülmeceyi denemekle birlikte toplumsal ve eleştirel gerçekçilikten ayrılmamıştır.

Orhan Kemal (1914-1970)

Öykü ve roman yazarlığını bir arada sürdüren bir yazarımız da Orhan Kemal‘dir. Romanlarında olduğu gibi öykülerinde de ekmek parası peşinde koşanların yaşayışı, kendi yaşantısından yansımalar olarak sergilenir.

İlk öykülerinde Çukurova’ya inen tarım ve fabrika işçilerine, onların kentlerin kenar semtlerindeki yaşayışlarına eğilmiştir. Günlük ekmek paralarını güçlükle çıkarabilen, daha yoksul olmamak için çalışan bu insanların yaşamlarını sürdürdükleri ortam olarak, gecekondu bölgeleri, İstanbul’un yoksul semtleri, fabrikalar, tutukevleri, cezaevleri seçilmiştir.

Tutukevleri ve cezaevlerinin öykümüze girmesi Orhan Kemal’le başlamıştır denebilir. Üzerinde durduğu bir başka konu da kadınların ve çocukların durumudur. Genellikle değişik iş yerlerinde çalışan ya da ekmek parası kazanmak için kötü yola düşen genç kız ve kadınların, çocukluklarını yaşayamayarak, çalışan, eve ekmek götüren çocukların sorunlarına değinir. Öykü yazma yönteminde bir değişiklik yapmamakla birlikte izlenimci-gerçekçi öykülerin güzel örneklerini veren bir yazarımızdır. Öyküleri; Ekmek Kavgası, Sarhoşlar, Çamaşırcının Kızı, 72. Koğuş, Grev, Arka Sokak, Kardeş Payı, Önce Ekmek, Babil Kulesi, Dünyada Hanlı Vardı, Küçükler ve Büyükler kitaplarında bir araya toplanmıştır.

Samim Kocagöz (1916-1993)

Öykü yazmada kurgu ve konuya önem veren Samim Kocagöz, ilk öykülerinden
başlayarak gerçekçiliği benimsemiştir. Öykülerin topladığı ilk kitabı Telli Kavak’ta, konularını İstanbul’dan seçtikleri de olmakla birlikte, çoğunluğu Söke Ovası’nda, Menderes Vadisi’nin dağ ve ova köylerinde geçer. Gözlemlerine dayanan öykülerinde Menderes kıyılarında pamuk, tütün tarlalarında geçimlerini sağlayabilmek için çalışan köylülerin yaşantıları, değişik sorunlarıyla birlikte verilmiştir. Öykülerinin kimilerinde ise dağ köylerindeki yaşayış sergilenir.

Dağ köylerinde oturup mevsimine göre zeytin toplamaya ya da pamuk tarlalarında çalışmaya inen Tahtacı ve Türkmenlerin yaşayışları yazınımıza Samim Kocagöz’le girmiştir. Kimi öykülerinde de toprak yasasının uygulanmayışının köylüyü etkileyişini ele alan Kocagöz, giderek toplum içinde bireyi anlatan bir gerçekçiliğe yönelmiştir. Öykülerinde dikkati çeken bir nokta da kişilerin çevrelerine, törelerine bağlı yaşayışlarını doğayla içiçe vermesidir.

Telli Kavak’ı izleyerek yayımladığı, Sığınak, Sam Amca, Cihan Şoförü, Ahmet’in Kuzuları, Yolun Üstündeki Kaya, Yağmurdaki Kız, Alandaki Delikanlı öykülerini bir araya topladığı kitaplarıdır.

Cevdet Kudret, Kemal Tahir ve Yaşar Kemal birer öykü kitaplarıyla bu yılların öykü yazarları arasına katılmışlardır.

Cevdet Kudret (1907-1992)

Öykülerini, yazdıktan sonra uzun bir süre sonra Sokak adlı kitabında bir araya toplayan Cevdet Kudret, Eğlencelik ve Ağlancalık olarak iki bölüme ayırdığı kitabının birinci bölümünde gülmece öykülerine yer verilmiştir.

Birinci bölümdeki öykülerinde, küçük memurun yaşayışı, bürokrasinin bireyi olumsuz etkileyişi, Batılılara hoş görünmek için gösterilen yersiz çabaları, doktorların görevlerini kötüye kullanışlarını konu almıştır. İkinci bölümdeki öykülerinde geçim sıkıntısı, Türkiye’ye gelen göçmenlerin durumu, köylülerin kimi sorunları gibi konulara eğilmiştir. Cevdet Kudret’in öykülerinin bir özelliği, yazıldıkları yılların sorunlarını yansıttıkları gibi, konularının güncelliğini korumasıdır.

Kemal Tahir (1910-1973)

Kemal Tahir, ilk dört uzun öyküsünü Göl İnsanları adlı öykü kitabında bir araya toplamıştır. Kitabın ikinci baskısına dört öykü daha eklenerek öykü sayısı sekize çıkmıştır. İlk dört öyküsünde köylülerle ilgili değişik sorunlara, ırgat-ağa ilişkilerine değinen yazarın sonraki öykülerinde konuyu değiştirdiği görülür.

Binbir Gece Masallarında halk öykülerine aktarma biçiminde olan öyküsünden başlayarak değişik konuları ele aldığı öykülerinde gözlemci gerçekçiliği yeğlediği dikkati çeker. Öyküler için bir genelleme yaparsak, yazarın töreleri, halk arasındaki inanışları, köylü yaşayışını ayrıntılı bir biçimde yansıttığını söyleyebiliriz.

Yaşar Kemal (1923-2015)

Yaşar Kemal, Sarı Sıcak adlı öykü kitabında dokuz öyküsünü bir araya toplamıştır. Gözlemlerine dayalı bir gerçekçilikle yazdığı öykülerinde de Çukurova, bütün doğa özellikleriyle yer almıştır. Gözlemci gerçekçiliğe dayanan öykülerinde romanlarında olduğu gibi doğa-insan ilişkisi yoğunluk kazanmıştır. Öykülerindeki insanlar daha çok kaderine boyun eğmiş, silik kişilerdir. Sarı Sıcak’ta ki öykülerine sonradan yazdıklarını ve uzun öykü olan Teneke’yi ekleyerek Bütün Hikayeler adıyla yeniden yayımlanmıştır.

1940-1950 yılları arasında ele aldıkları konulara bir göz attığımızda konu çeşitlenmesinin arttığını görüyoruz. Yer yer eleştiriler yapılmakla birlikte daha çok gözleme dayanan gerçekçiliğin yeğlenmesi sürüyor. Romanlarda olduğu gibi, öykülerde de Anadolu’ya halkın yaşayışına eğilme ağırlık kazanmaya başlıyor. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı’nda sonra Anadolu’nun durumu, İkinci Dünya Savaşı’nın toplumumuzda yarattığı ahlak çöküntüsü ve çeşitli olumsuzluklar, deniz ele alınan konular olarak görünüyorlar. Öykülerin dikkati çeken bir yanı da kişilerin ön planda tutulması oluyor. Yazarlar bireye ağırlık vermeye başlıyorlar.

Ümran Nazif Yiğiter (1915-1964)

İlk öykülerinden başlayarak sürekli bir gelişme içinde olan Ümran Nazif Yiğiter‘in öyküleri, Kara Kasketli Amele, İçimizden Biri, Yaşamak İçin, Tepedeki Ev, Gar Saati, Aşk Üçgeni adlarını taşıyan altı kitapta toplanmıştır.

Yazar önce, öykülerinde küçük kasabalardaki memurların, işçilerin, yaşayışlarını, olaylar ve o olayları yaşayan kişilerle yansıtmıştır. Giderek günlük yaşayışı bırakıp, okuyucuyu heyecanlandıracak olaylara ve toplumda sivrilmiş kişilere yöneldiği görülür. Daha sonra, gözleme dayanarak yazmaya başladığı öykülerinde toplum düzenindeki aksaklıkları ele almıştır. Bu öykülerinde daha çok II. Dünya Savaşı’nın yol açtığı ahlak çöküntüsü, toplum düzenindeki aksaklıkların bireyin yaşayışını etkileyişi, eleştirel bir gerçekçilikle verilmiştir.

Toplumsal gerçekçiliğin gittikçe geliştiği öykülerinin bir bölüğünde de Anadolu’da görevi nedeniyle dolaştığı sırada gözlemlediği olaylar ya da kişilere dayalı konular yazmaya başlamıştır. Bu öykülerinde daha çok Orta Anadolu ve Karadeniz Bölgesi, bu yörenin küçük kasabalarındaki yaşayışı, yerli halkının, görevle gelen memurları, aralarındaki ilişkileri buluruz. Yiğiter’in öykülerindeki kişiler arasında en çok sevdiği, sahiplendiği, çektikleri sıkıntıya karşın görevini yerine getiren, namuslu, içinde bulunduğu koşullar güçlenmesine karşın Anadolu’dan ayrılmayanlardır. Kimi öykülerinde de 1950’den önceki bürokratik yönetimin katılığını ironoli bir anlatımla ortaya koymuştur. Onu gerçeğin katılığından kurtaran zaman zaman anılarına sığınmasıdır.

1950’li Yıllar

1950’den sonra öykü yazarlarımızın sayısında büyük bir artış görülüyor. Gerçekçiliği sürdüren, arada eleştirel gerçekliğe kayan öykü yazarları dikkati çekiyor.

1950-1960 yılları arasında öykü yazarı olarak tanınan yazarların en çok bilinenleri,

Aynı yıllarda;

roman yazarlıklarıyla, öykü yazarlığını bir arada sürdüren yazarlardır.

Haldun Taner (1915-1986)

Yazının genel olarak toplum sorunlarıyla ilgilenmesi gerektiği düşüncesinde olan Haldun Taner, ayrıca toplum aksaklıklarının sanat değeri taşıyan gülmeceyle verilmesinden yanadır. Bu anlayışla yazdığı öykülerinde daha çok toplumun aksayan, çürük yanlarını yansıtmıştır. Öykülerinde toplumdaki bozuklukların, dengesizliklerin, kaynağını, düzensizlikler karşısında insanların davranışlarını, düzeltmek için ellerinde bir şey gelmeyişini okuyucularına aktarmakla birlikte çözüm yolları gösterme gibi bir tutumda görünmez. Öykülerinde içinde yaşadıkları toplum kesiminin özelliklerini yansıtan kişiler buluruz. Yazar öykülerinde maddi olanaklar bakımından değişik düzeyde kişiler vermiştir. Maddi olanakları yerinde ancak kültür düzeyleri yüksek olmayan, kişiliklerini bulamamış, bir arada oldukları halkla bütünleşemeyen insanların karşısında, memur, emekli memur, kapıcı, bekçi ve öğrencileri buluruz. Maddi düzeylerinde olduğu gibi, saf ve temiz oluşlarıyla da ötekilerin karşısındadırlar. Kimi öykülerinde ise hayvanlar baş kişidir. Hayvanlardan, insanın ne ölçüde aşağılık bir yaratık olduğunu vurgulamak, onların kimi zaman insanlardan daha dürüst davrandıklarını ortaya koymak için yararlanmıştır.

Haldun Taner, öykülerinde dolaylı olarak insanların zayıf yanlarını ortaya koymaya çalışmış, bencil, kaba bayağı insanlara karşı savaşını ortaya koymuştur. Öyküleri; Yaşasın Demokrasi, Tuş, Şişhaneye Yağmur Yağıyordu, Ayşığında Çalışkur, On İkiye Bir Var, Konçinalar, Sancho’nun Sabah Yürüyüşü, Yalıda Sabah adlı kitaplarında bir araya toplanmıştır.

Samet Ağaoğlu (1919-1982)

Öyküde ve romanda konunun yalnızca insan olması gerektiği görüşünde olan Samet Ağaoğlu ilk öykülerini Strassbourg’daki öğrencilik yıllarının izlenimleriyle yazmıştır. Bu öykülerde İkinci Dünya Savaşı’nın verdiği tedirginlik içinde olan, çeşitli üniversitelerden gelmiş öğrencilerin yaşayışı verilir. Psikolojik çözümlemeleri yapılan bu kişiler genellikle hasta ruhludurlar ve sık sık ölüm düşüncesine kapılırlar.

Giderek ölüm düşüncesinin temel öğe durumuna geldiği öykülerinde, psikolojik çözümlemelerinin yapıldığı, yaşamdan kopmuş, aşağılık duygusu içinde, en mutlu olayları bile felaket durumuna getiren insanlarla karşılaşırız.

Zürriyet, Öğretmen Gafur, Büyük Aile adlı kitaplarında topladığı psikolojik konulu öykülerinde sonra, kendi yaşayışına, aile ve dost çevresine dönen Ağaoğlu, Babamın Arkadaşları adlı kitabında, yakın tarihimizde yer alan yirmi üç kişiyi tanıtmıştır.

Öykülerinde, gerçekten aldıklarıyla kendi ekledikleri arasında dengeyi kuramamış bir yazar olarak görünür. Geçmişine çok bağlı olan, geçmişiyle yaşayan bir yazar olan Ziya Osman Saba anı öyküsü örnekleri vermiştir denebilir. Öykülerinde yazarın çocukluk, okul, gençlik ve çalışma yıllarıyla ilgili anılarını buluruz. Kimi öykülerinde de ondaki o aşırı İstanbul sevgisi, geçim sıkıntısının insanları etkileyişi vardır. Öykülerinde kendisi, yakınlarından seçtiği kimseler kişileri oluşturur. Anılarını yaşamaktan duyduğu tadı okuyucularına da tattırabilmek, İstanbul’u okuyucularına da sevdirebilmek için canlı betimlemelerden yararlanmıştır. Hiçbir toplumsal kaygı duymadan yalnızca yaşantısını ve anılarını yansıtan Saba bu yazıyla, o yılların gerçekçi yazarlarından ayrılır. Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi ve Değişen İstanbul adlı kitaplarında bir araya topladığı öykülerinde yer yer şiire kaçan bir anlatım göze çarpar.

Sabahattin Kudret Aksal (1920-1993)

Sabahattin Kudret Aksal, öykü yazarlığı, Gazoz Ağacı ile yaralı hayvan adlı iki kitapta topladığı öykülerinde kalmakla birlikte değişik öykü anlayışıyla dikkati çekmiştir. Ona göre önemli olan anlatı değil, gerçeğin yansıtılmasıdır.

Sait Faik kuşağının etkisi ile öykü yazmaya başlamış, İstanbul dışına çıkmadığı öykülerinde dikkatli bir gözlemci olarak gerçekleri yansıtmıştır. Daha çok halkın gündelik yaşayışını yansıtan Aksal, gündelik yaşayışın yarıntılarını, bireyin iç dünyasıyla bağlantılar kurarak, olaylara kendi yorumlarını da ekleyerek verilen bir gençlik-düş kaynaşması yapmış olur. Daha çok küçük insanların yaşayışlarını verdiği öykülerinde bu insanları mutluluk içinde görmeye çalışmıştır. Bu insanların mutluluklarını yansıtırken de okuyucuları katı gerçeklerden uzaklaştırmış olur.

Zeyyat Selimoğlu (1922-2000)

Zeyyat Selimoğlu, konularını denize yönelten yazarlar arasında, gemideki yaşama, gemi insanlarına eğilmesi ile değişik bir yer alır. Öykülerinde gerçekçi bir yaklaşımla, gemide yaşanan olaylar gemiciler arasındaki iş bölümü, onların iç dünyaları, umutları, özlemleri verilmiştir. Az sayıda köy konulu öyküleri, Karadeniz’in kıyı köylerinde geçer.

Olaylardan çok kişilere önem veren yazarın öykülerinde, gemilerde çeşitli görevlerde çalışanlarla birlikte, köy ve kasaba insanlarıyla karşılaşırız. Bu insanlara sevecenlikle yaklaşan yazar, deniz insanlarıyla, genel olarak insanı ele alınmıştır.

Deniz insanlarıyla birlikte değişik konuları ele aldığı öykülerini topladığı ilk kitabı Kavganın Sonu ve Başı’dır. Onu izleyerek öyküleri Direğin Tepesinde Bir Adam, Kıç Üstünde Toplantı, Koca Denizde İki Nokta, Karaya Vurdu Deniz, Deprek, Soyunanlar, Çiçekli Dağ Sokağı, Gemi Adamları, Bir Şarkı Gibiydi kitaplarında bir araya toplanmıştır.

Muzaffer Buyrukçu (1930-2006)

İki romanı olmakla birlikte öykü yazarlığı ağır basan Muzaffer Buyrukçu, gelişmekte olan toplumsal konuları ele almıştır. Duygusallığın egemen olduğu ilk öykülerinden sonra daha çok gözleme dayanan gerçekçiliğin egemen olduğu öyküler yazmıştır. İlk öykü kitabı Katran’da bir araya toplanan bu öykülerinden sonra, kişilerin içi dünyalarını da yansıtan öyküler yazmaya başlamıştır.

Acı’da toplanan ve yoksul insanların yaşamlarıyla ilgili özlemlerini yansıtan öyküleri bu niteliği taşırlar. Acı’dan sonra yayımlanan Kamburun Parmakları’ndaki öykülerde değişik konular, ekonomik güçsüzlüğün yarattığı sıkıntıyla birlikte kişilerin iç dünyalarının daha geniş ölçüde yer aldığı görülüyor.

Kişilerin iç dünyalarına eğilmeyi gittikçe derinleştirirken uzun öyküye geçen Buyrukçu Bulanık Resimler, Kuyularda, Cehennem adlı kitaplarda uzun öykülerini yayımlamıştır. Öykülerini yazarken daha çok memurluk günlerinin izlenimlerini yayımlamıştır.

Öykülerini yazarken daha çok memurluk günlerinin izlenimlerinden yararlanan dış gerçeklere önem vermemeyi gittikçe artıran yazar, bürokrasi-kişi ilişkilerini, cinsellik sorununu da ele almış, iç dünya ile dış gerçekler arasındaki ilişkiyi belirlemiştir.

Mağara, Şarkılar Seni Söyler, Günlerden Bir Gün, Hüzünlü Kan Çiçekleri, Her Yer Karanlık bu nitelikleri taşıyan öykülerinin toplandığı kitaplarıdır. Muzaffer Buyrukçu’nun başarılı bir yanı da kişilerin içinde yaşadıkları çevre ve doğayı onların iç dünyalarıyla bütünleştirmesidir. Son öykü kitabı Yüzün Yarısı Gece’de fanteziyle karışık öyküleri toplanmıştır.

Onat Kutlar (1936-1995)

Tek öykü kitabı İshak’la bu yılların öykü yazarları arasına katılan Onat Kutlar, öykülerinde olaylardan çok kişilerin ruhsal durumlarıyla ilgilenen bir yazar olarak tanınır. Öykülerinin çoğunda toplum koşullarının, törelerin baskısı altında ruhsal bunalıma düşen insanlar bunların bunalım sonucu gösterdikleri tepkiler işlenir. Baskıya gösterilen tepkinin ortak yanı kişinin kendinden ve toplumun kendisi biçtiği kalıplardan sıyrılmak çabasıdır. Bireyin ruh dünyasındaki sapmalar üzerinde duran yazar, öykülerinde masal öğesinden, rüyadan gerçek üstü öğelerden yararlanmıştır.

Naim Tirali (1925-2009)

Başından geçen olayların öyküsünü yazmaktan tad alan bir yazar olarak Naim Tirali, öykülerinde genellikle yakın çevresini verir. Gözlemler sonucu ortaya çıkan öykülerinde açık ya da kapalı bir bildiri vermeyi yeğlemiştir.

Birbirini izleyerek yayımlanan Park, Yirmibeş Kuruşa Amerika, Aşka Kitabe’den sonra bu üç kitaba 1980 yılların ortalarında Piraziz Nere Berlin Nere, Aşk Dediğin ve Çılgınca Şeyler eklenmiştir.

İlhan Tarus (1907-1967)

Romanla birlikte öykü yazan İlhan Tarus, toplumcu görüşleriyle II. Dünya Savaşı yazarları arasında yer alır. Öykülerinin konularını daha çok, kendisinin aralarında yaşadığı, yakından tanıdığı insanların yaşayışından almıştır.

Öykülerinin bir özelliği olayların ve kalabalık kentleri, kenar semti insanlarının çokluğudur. Memurluk yıllarını Ankara’da geçiren Tarus, öykülerinin çoğunun konusunu Altındağ’da gecekondu bölgesinden almıştır. Ayrıca gözlemlerine dayanarak, memur aristokrasisini, büroksat yönetimin eleştirmeyi de öykülerine konu yapmıştır.

Savcılık ve hakimlik yaptığı sıradaki gözlemlerine dayanarak da cezaevlerine ve mahkemelere eğilmiştir. Gittikçe eleştirel gerçekçiliğe dönen yazar, ilk öykülerini yazdığı yıllarda halkın çoğunluğunun okuma yazma bilmediğini gözönüne alarak geniş halk kitlelerine yayılmıştır. Bu nitelikleri taşıyan öykülerine, Doktor Moma’nın Mektubu, Tarus’un Hikayeleri, Karınca Yuvası (uzun öykü), Ekin İti, Köle Hanım, Apartman adlı kitaplarında toplamıştır.

Aziz Nesin (1916-1995)

Romanları gibi, gülmece öyküleri yazan Aziz Nesin, öykülerinde Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin ekonomi, kültür ve yönetim alanlarındaki durumunu ele almıştır. En üst düzeyden en alt düzeye kadar yönetimdeki bozukluklar, yergilerinden kurtulamadığı gibi, devrimler sonucu toplum düzeninde, hukukta ve günlük yaşayışta Batı’dan gelen yeniliklere bağlı değişmeler onların yanında ulusal kültüre yönelme, halkla bütünleşmeye çalışma, iki ayrı durumun benimseyenler arasında ortaya çıkan ayrılıklar, kuşaklar arasındaki çelişkiler de öykülerine konu olmuştur. Ayrıca köyden kente göç, kente gelen köylülerin dar gelirlilerinin ve işsizlerin yaşantıları da öykülerine konu olmuştur.

Eğitimimizin sorunlarına eğilmekten de kendini alamayan Aziz Nesin, toplumun sorunlarını, dertlerini gözler önüne sermiş, çözümünü okuyucuya bırakmıştır. Öykülerine ele aldığı sorunları yaşayan kişileri yerleştiren Aziz Nesin, konuya, kişinin durumuna göre dil kullanmaya özen göstermiştir. Kendi söylemek istediklerini, çok kez öykülerinin kişilerine söyletip, dolaylı, simgeli bir anlatım kullanarak kara gülmeceyi sağlamıştır. Öykü kitapları, romanlarından çok olan yazar, öykülerini otuz altı kitapta bir araya toplamıştır.

Tarık Buğra (1918-1994)

Yarın Diye Bir Şey Yoktur ve İki Uyku Arasında adlı iki öykü kitabını yayımladıktan sonra romana geçen Tarık Buğra, ilk öykülerinden başlayarak başlıca üç konu üzerinde durmuştur.

Öykülerinin bir bölüğünde taşra yaşayışına eğilen Buğra, sorunları ele alış yönünden gerçekçi yazarlardan ayrılır. Sorunları gözlem yoluyla aktarmak yerine, değişen yaşam koşullarını, toplum düzenindeki değişikliğin bireyi etkileyişinden hareket ederek, sorunu bireyin ahlakındaki değişme yönünden ele alır. Bir başka konu orta halli ailelerin yaşayışı, aşkı tatmak isteyen geçlerin düş kırıklıklarıdır. Bir kısım öykülerinin konuları da günlük yaşamdan alınmıştır.

Öykülerinde daha çok toplunda yerini bulamamış, duygu, düşünce ve yaşayışına belli bir yön verememiş aydın insanla, aşk ve yalnızlık içinde yaşayan kişilerle karşılaşırlar. Yeni bir teknik denemesine girişmediği öykülerinin bir kaçında da gözlemci gerçekçiliğin izleri görülür.

 Fakir Baykurt (1929-1999)

Köy gerçeklerini önce öykülerinde vermeye başlayan Fakir Baykurt, roman ve öykü yazarlığını birlikte sürdüren yazarlarımızdandır. Köy gerçeklerini, köyün değişik kesimlerinden portreleri, köylerde yaşayan çocukların, gençlerin, acıları, dertleri ve bunalımlarını yansıtarak vermeye başlayan yazar, giderek değindiği sorunları genişletmiştir.

Köyle ilgili sorunları ele aldığı öykülerinde, parasızlığından başlayarak köylülerin çektikleri sıkıntılar dile getirilmiştir. Ayrıca, Anadolu’ya gönderilen öğretmenlerin terk edilmişliği, kasabada çalışan memurların arasındaki çatışmalar, köyden kente göç, Almanya’ya gidenlerin geride bıraktıkları, orada çalışanların karşılaştıkları sıkıntılar da öykülerindeki değişik konulardır.

Onbinlerce Kağnı ve İçerdeki Oğul kitaplarında topladığı öyküleri ise konuları bakımından daha dikkat çekicidir. Onbinlerce Kağnı’daki öykülerinde halkın ne ölçüde sabırlı, zaman zaman davranışlarıyla bilge kişiler olduğunu kanıtlamaya çalışırken, doğanın bitkileri, hayvanları, insanları da birbirini tamamlayan öğeler olarak verilirler. İçerdeki Oğul’da da, askeri ve sivil cezaevlerinin durumunu, araya düşenleri anlatan öyküler toplanmıştır.

Ele aldığı konulara uygun olarak öykülerinde en çok köylülerle karşılaşırız. Adı geçen iki kitabıyla birlikte, Çili, Efendilik Savaşı, Karın Ağrısı, Cüce Muhammed, Anadolu Garajı, Can Pazarı, Sınırdaki Ölü, Gece Vardiyası, Barış Çöreği, Duisburg Treni öykülerini topladığı öteki kitaplarıdır.

Nezihe Meriç (1925-2009)

Öykülerini romanlarından önce yayımlayan Nezihe Meriç, toplumdaki bozukluklara, daha çok da kadınlarla ilgili sorunlara değinmiştir. En çok üzerinde durduğu, erkeğin egemen olduğu bir toplum düzeninde öğrenim görmüş ya da görmemiş, ezilen, anlamı kalmamış gelenek ve göreneklerin kurbanı olan kadının sorunlarıdır.

Kadınlarla birlikte, aile ve toplum içinde, birtakım geleneklerle ezilmiş insanların yalnız kaldıklarına bu yüzden kişiliklerini bulamadıklarına ada dikkatleri çekmiştir.

Ayrıca kadın-erkek ilişkilerine gösterilen tepkiler, evlilik dışı ilişkiler, köyden kente gelen geç kızların uyum sağlayabilmek için gösterdikleri çabalar gibi konular üzerinde de durmuştur. Olaydan çok kişilerin yer aldığı öykülerinde, toplumsal bozuklukları bireysel nedenlere bağlar. Olayı belli bir zaman sürecinde vermediği için, öykülerinde şimdiki zamanla geçmiş zaman, yaşanılanlarla anılar, bilinçle bilinçaltı içiçedir. Yazılışları bakımından Sait Faik çizgisinde gelişme gösteren öykülerini, Bozbulanır, Topal Koşma, Menekşeli Bilinç, Dumanaltı, Bir Derin Karakuyu kitaplarında bir araya toplanmıştır.

Tarık Dursun K. (1931-2015)

Romanları gibi, öykülerini de kendi yaşantısı üzerine kuran Tarık Dursun K. Öykülerindeki konu çeşitliliği ile dikkati çeker. Çocukluk ve gençlik anılarına yer verdikleri dışında, daha çok geçim sıkıntısıyla ilgili konuları ele almıştır. Toplumcu gerçekçi yazarların seçtikleri konulara benzer konularda yazdığı öykülerinde denediği yeni yöntemlerle dikkati çekmiştir.

Kimi öyküleri Tarih ile Zühre, Hurşid ile Mihrimah, Avcı Behram, Derdiyok ile Zülfüsiyah gibi halk öykülerine benzer adlar taşıdıkları gibi halk öyküsü motiflerine de rastlanır. Kimi öykülerinin de sonucu değişiktir. Olabilecek üç sonuç verip seçimi okuyucuya bırakır. Kimi öykülerinde ise beklenenden değişik bir sonuçla karşılaşılır. Daha çok birinci kişi ağzından dinlediğimiz öykülerini Hasangiller, Vezir Düşü, Güzel Avratotu, Sevmek Diye Bir Şey, Yabanın Adamları, 36 Kısım Tekmili Birden, Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep, Bahriyeli Çocuk, İmbatla Dol Kalbim, Ona Sevdiğimi Söyle, Ömrüm Ömrüm kitaplarında biraraya toplamıştır.

Tahsin Yücel (1933-2016)

Roman yazmadan önce, öykü yazarak adını duyuran, Tahsin Yücel sanatın amacının insan olduğu düşüncesindedir. Toplumcu gerçekçiliğe dayalı öykülerinde, toplumsal konuları ele almakla birlikte, bireyden hareket ettiği dikkati çeker. İlk öykü kitabı Uçan Daireler’de topladığı öykülerinin konuları, gözleme dayandığı sezilen, geçim sıkıntısı, bilgisizlik, kızlakın kötü yola düşmeleri, evli kadınların değişik sorunlarıdır. Bu konulara, gençlerin sorunları paranın insan yaşamındaki önemi, zengin yoksul karşılaştırması gibi toplumsal konuları ekleyen Yücel, ikinci yökü kitabı, Herşey Yaşamalı’ya bu öykülerini toplamıştır. Öykülerinde kendi yaşamından çok,gördüğü, duyduğu, okuduğu, düşündüğü, kurduğu şeyleri yazar. Tahsin Yücel’in kimi öyküleri, izlenimlerle, düşlerle geliştiği gibi, kimileri de olaylardan oluşur. Adı geçen iki öykü kitabından sonra öykülerini Düşlerin Ölümü, Yaşadıktan Sonra, Dönüşüm, Ben ave Öteki, Aykırı Öyküler adlı kitaplarında bir araya toplamıştır.

Oktay Akbal (1923-2015)

Oktay Akbal da, çocukluk, ilk gençlik ve daha sonraki yıllarının anılarına dayalı öykülerinde bireyden hareket eder. Daha çok çocukluk yıllarındaki yaşamına duyduğu özlemi dile getirdiği öykülerinde İkinci Dünya Savaşı’nın karartma geceleri de yer alır. Bireyi iç dünyasıyla yansıtmaya önem verdiği öykülerinde, geçmişle içinde bulunulan zamanı bir arada vermeyi yeğler. Kimilerinde de yalnızlık duygularına yer verdiği öykülerinde birinci kişi anlatımını kullanmıştır. Anlatıcı genelde, Cumhuriyet döneminin aydın kişisidir. Öykülerini ilk olarak Önce Ekmekler Bozuldu’da bir araya toplayan yazar, daha sonra yazdığı öykülerini Aşksız İnsanlar, Bizans Definesi, Bulutun Rengi, İkisi (İlk iki öykü kitabının bir arada basılması), Berber Aynası, Yalnızlık Bana Yasak, Tarzan Öldü, İstinye Kıyıları, Karşı Kıyılar (Tarzan Öldü ile yeni öykülerinin basımı), Hey Vapurlar Trenler, Lunapark, Akşam Kuşları (bütün öyküleri), Ey Gece Kapımı Üstüme Kapat kitaplarında bir araya toplamıştır.

Vüsat Bener (1922-2005)

Dost ve Yaşamasız adlı iki öykü kitabıyla 1950-60 yılları öykü yazarları arasında
yer alan Vüsat Bener, öykülerinde genellikle küçük kentin, küçük insanlarının olaysız, basit yaşayışlarını verir. Taşra kentlerindeki günlük yaşayışı, toplumun değişik kesimlerinden alınan kişilerle verirken, kişilerin ruhsal derinliklerine de inmeye çalışmıştır .Aralarına kendisinin de katıldığı kişiler, basit yaşayışları içinde, karmaşık bir ruhsal yapıda oluşlarıyla dikkati çekerler. Öykülerindeki kendisinin de sevdiği insanları okuyucularına da sevdiren Bener, öykü yazma yönteminde iç konuşmalardan yararlanmıştır. İki öykü kitabına günümüzde Mızıkalı Yürüyüş’ü eklemiştir.

Sonuç:

1950-1960 yılları öykü yazarları için bir genelleme yaparsak önce, bu yılların yazarlarının da gerçekçilik çizgisinden ayrılmadıkları dikkati çeker. Toplumsal konular olan, romanlardaki küçük memurların, işçilerin, köylülerin ve köyün sorunları, kasaba yaşayışı ile kenar semtlerdeki yaşayış, buralarda yaşayan halkın sorunları ağırlık kazanmıştır. Toplumsal konuları ön planda tutan yazarların yanı sıra, bireyi hareket noktası alan, kişinin değişik psikolojik durumlarını yansıtan öyküler yazan ilk yazarlarımıza da bu yıllarda rastlarız. Ziya Osman Saba’da gördüğümüz anı öyküleri yazma bir yenilik olarak kabul edilebilir. İnsanları, çevreyi ve yaşamın kendi kendisini değerlendirmesinde ise Sait Faik etkisinin başladığı göze çarpar. Bu yıllarda en çok dikkati çeken, öykünün bir yazın türü olarak değerlendirilişindeki gelişmedir.