11. ve 12. Yüzyılda İslamiyet ve Türk Kültürü

11. ve 12. Yüzyılda İslamiyet ve Türk Kültürü

İslamiyet ve Türk Kültürü

Türklerin İslamiyeti Kabulü

İslâm orduları, ilk olarak Emeviler Döneminde (705-715), Türklerin yoğun olarak yaşadıkları Orta Asya topraklarına gelmiştir. Kuteybe Bin Müslim ile kardeşi Abdurrahman kumandasındaki İslâm orduları Buhara’dan Semerkant’a kadar olan şehirleri ele geçirmiştir. Bu sırada zaman zaman Türk boylarıyla da savaşmışlardır. Şamanist inanca sahip olan Türklerin bir kısmı Budizmi ve Maniheizmi kabul etmişti. Bu iki din Türklerin savaşçı özelliğine ters düşüyordu. Bu dinleri kabul eden Türkler, kültürel değişime uğramış; savaşçı özelliklerini de kaybetmişlerdi.

VII. yüzyılın sonlarında Horasan’da Müslümanlığı yeni kabul eden Türklerle, Şaman, Budist ve Maniheist Türkler bir arada yaşıyordu. Ancak asıl tanışma 751 yılında Müslüman Arap ordularıyla Çinliler arasında yapılan Talas Savaşı‘yla olmuştur. Bu savaşta Türkler, Arap ordularının saflarında yer alarak Çinlileri büyük bir yenilgiye uğratmışlardır. Türklerle Araplar arasındaki bu dayanışmadan sonra İslâm dini Türkler arasında yayılmaya başlamıştır.

Türklerin büyük çoğunluğu Sâmanoğulları (892-999) zamanında Müslüman olmuştur. Bu dönemde 200.000 çadır halkı toplu olarak İslâmiyete girmiştir.

İlk Müslüman Türk devletini 935 yılında Karahanlılar kurmuştur. Karahanlılar, Müslüman olduktan sonra Budist ve Maniheist Uygurlara savaş açmış, onların Müslüman olması için uğraşmışlardır. Türkler Müslüman olduktan sonra da atlı-göçebe kültürün özelliklerini korudular. İslâm dini, o güne kadar dağınık yaşayan birbiriyle mücadele eden Türkleri birleştirdi. Müslüman olduktan sonra çoğunluğunu yabancıların oluşturduğu İran, Irak, Mısır gibi ülkelerde Türk egemenliğine dayalı devletler kurdular. XI.yüzyılda Türk dünyası tümüyle İslâm dini ve kültürü dairesine girmiştir. Böylece Türk milleti için yeni bir kültür, dil ve edebiyat dönemi başlamıştır.

İslâmiyetin Türk Kültürüne Etkisi

İslâmiyetin kabulüne kadar Türkler arasında hiçbir din, yaşayış değişikliklerine sebep olmamıştır. Türkler Müslüman olmadan önce çoğunlukla göçebe bir hayat yaşıyorlardı. İslâmiyetle birlikte Türkler şehirlerde toplanmış, kültür ve medeniyet merkezleri kurmuşlardır. Bu kültür ve medeniyet merkezleri, camileri, medreseleri ve kütüphaneleriyle bir bütün oluşturmuştur.

Bu dönemde Türk dili ve edebiyatı, Arap ve Fars kültürü ile İslam kültürünün etkisinde ilerler. Türkler İslâmiyet ile birlikte çadır/göçebe medeniyetinden yerleşik medeniyete geçmişlerdir.

Yeni Kültürün (İslamiyetin) Edebiyata Yansıması

Türkler, İslâmiyeti kabul ettiklerinde İslâm edebiyatının oturmuş birtakım kuralları vardı, İslâm medeniyetine giren her millet bu edebiyatın kurallarına uyuyordu. Yeni kültürün ilk etkisi dilde olmuştur. Kur’an-ı Kerim’in ve İslâmî temel bilim kitaplarının Arapça olmasından dolayı, Arapça yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılarda hem resmî dil hem de halkın konuştuğu dil Türkçedir. Medreselerde bilim dili Arapçadır. Karahanhlardan sonra bilim dilinde Arapça, edebiyat dilinde Farsça daha yaygın kullanılmaya başlanmıştır. Bu diller Türkler arasında özellikle Selçuklular döneminde yazışma ve edebiyat dili olarak yaygınlaşmıştır. Türkçe ise halk arasında konuşulan bir dil olarak kalmıştır. Bu durum Anadolu Selçuklularından sonra kurulan Anadolu beyliklerinin Türkçecilik hareketine kadar sürmüştür. Karamanoğlu Mehmet Bey 15 Mayıs 1207 tarihinde Türkçeyi devlet dili olarak ilân etmiştir.

Osmanlı Devleti’nin kurulmasından sonra Türkçe bir imparatorluk dili olmuştur. Bu dönem Türkçesine “Osmanlı Türkçesi” denir. XV. yüzyıla kadar şair ve yazarlar eserlerinde bu dili kullanmışlardır. XV. yüzyıldan sonra Türkçeye Arapça, Farsça sözcükler ve bu dillerdeki bazı dil kuralları girmiştir. Bunun yanında halk Türkçesi de varlığını halk arasında canlı bir şekilde sürdürmüştür.

Bu dönemin genel özellikleri:

  • İslam inançlarıyla Müslüman Arap ve İranlıların ortaklaşa oluşturduğu bir edebiyattır.
  • Dilde gittikçe yoğunlaşan bir Arapça-Farsça etkisi görülür.
  • Genellikle yazılıdır. Sözlü edebiyat da İslâmi etki altında, halk arasında yaşamış ve gelişmiştir.
  • Yazılı eserlerin sahipleri genelde bellidir.
  • Düz yazı da yaygınlaşmış ancak şiir hakimiyetini sürdürmüştür.
  • Aruz ölçüsü kullanılmaya başlanmıştır. Halk arasında dörtlük nazım birimi ve hece ölçüsü kullanılmaya devam etmiş.

Divan Edebiyatı

Başa dön tuşu