Maveracılar

MAVERACILAR

1970’ten sonra Türk şiirinde Cahit Zarifoğlu’yla bireyci ve İslamcı bir şiir anlayışı oluşmaya başlar.

Bu yeni tarz, daha çok İkinci Yeni’nin şiire getirdiği özgürlükçü yapıdan yararlanırken şiir anlayışını Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç’un şiirlerine göre şekillendirir.

Mavera’nın çıkış amacı ve üstlendiği misyon 1976’da çıkarılmaya başlanan Mavera dergisinde, “Mavera, bir yaşama biçimi hâlinde öz uygarlığımızı yeniden yürürlüğe koyma davasını güdenlerin edebiyat alanındaki bir buluşma yeridir.” satırlarıyla ifade edilir.

Mavera şiiri büyük oranda saf şiir anlayışının özelliklerini taşır. Şiirde ses öğesini çok önemserler. Hatta anlam çoğu zaman şiirdeki seslerin arkasına gizlenir.

İnsan ‘ben’inin derinliklerini şiire taşıma gayretleriyle sürrealizm ve varoluşçu felsefeden etkilenirler. Ama bu etkilenme yalnızca bunların araçlarını kullanmalarıyla sınırlıdır. Çünkü bu felsefelerin kabulleriyle, şiiri metafiziksel bir yaklaşımla oluşturmaları, insanın ve ‘öz’ün kökenini Allah’a dayandırmaları ve şiirlerinde yoğun bir şekilde mistik öge kullanmaları bakımından Maveracıların kabulleri örtüşmez.

Bu şiirin en güçlü temsilcileri şunlardır:

CAHİT ZARİFOĞLU (1940 -1987)

  • İkinci Yeni etkisindeki ilk şiirlerinden itibaren Alman şiirlerinin özellikleri ve öğretileriyle insanın evren ve varlık içindeki yerini araştırarak adım adım hikmetli bir şiir edasına ulaşır.
  • Şiirinin kaynakları Turgut Uyar, Sezai Karakoç ve Alman şair Rilke’dir. Ama onun kaynaklardan beslenen şiirleri son derece orijinal ve tekil bir görünüm sergiler. Tam da bu özelliği nedeniyle şiirleri anlamca kapalı ve anlaşılmaz bulunur.
  • Dünya görüşü ve şiir anlayışı bakımından Necip Fazıl’a yakındır. Ona göre şiir maddenin arkasını kurcalama işidir.
  • Şiirlerinde gerçeküstü öğelerle destansı bir söyleyiş ve tasavvufi bir duyarlılık vardır.
  • Madde-ruh çatışması, Batı’nın diktatörlüğü ve Doğu’nun yüceltilmesi şiirlerinin başlıca temalarıdır.
  • Şiirlerine dinsel inanışları çerçevesinde ele aldığı Anadolu insanının acılarını, umutlarını ve sevgilerini yansıtır.
  • Şiirden başka edebî türlerde de eser vermiştir.
  • Şiirleri: İşaret Çocukları, Yedi Güzel Adam, Menziller, Korku ve Yakarış, Gülücük, Ağaç, Okul…

SULTAN

Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim

Sana zorsa yanmaya razıyım
Kolaysa affı esirgeme

Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum

(Cahit Zarifoğlu)

ERDEM BEYAZIT (1939 – 2008)

  • Şiirin ses öğesine son derece önem verir. Çünkü sesi maddenin aslî unsuru olarak görür. Ses, anlamın hem kalıbı hem de yönlendiricisidir.
  • Ona göre ses dışa dönük, topluma dönük olmalıdır. Bu yolla okur, çok daha erken etki altında bırakılabilir.
  • Başta şiirleri kentleşme, modernleşme, maddecileşme arasında sıkışıp kalan topluma yönelikken zamanla daha içe dönük, durgun bir özellik göstermeye başlar.
  • İslami duyuş baştan beri bütün şiirlerinde vardır.
  • Şiirleri: Sebep Ey, Risaleler…

SEBEP EY

Ürpertir tabiat üfleyince rüzgârı derin gök soluğu
Ulu ses dokununca çarka
Düşer ölümün gölgesi eşyaya.

Başlar eşyada hareket kurtulmak için kendinden
Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden
Yakalar ölümsüzlüğün sonsuz ipini
Sonra ses olur
Zamanın idrak incisi ses döner döner döner de
Yönelir sebebe
Sebep ey

Sesi damarla çizer
Mutlak sözü damarda kanla çizer
Uzar bir göz ağrısının gecesi uçsuz bir nehir gibi
Bir bebeğin ilk hecesi düşer ağzından ansızın ve bulur
Sonra toprak sıkışır sıkışır taşar da renk olur
Güneşin çarpılmış elçisi Van Gogh’la gelir önümüze
Portakalla yayılır karanfilde tutuşur karar kılar denizde
Renk denizde karar kılan ebedi tarla olur.

Renk başkaldırırken helezonlar çizerken ses
Som fatih su fetheder tabiatı
Döner döner döğünür eritir dağları yobaz kayaları
Daha der sığmaz kabına yönelir göğe teslim olur
Ve düşerken toprağa çağırır
Sebep ey

Her sabah bütün bitkiler iştahlı bir çocuktur
Emer emer emer toprak anayı
O sultan hazinesi o hep veren sonsuz cömert anayı
Yeşil hayat kırmızı hareket sarı sabır emer
Ve beyaz iman çizer sesini
Tamamlar kavisini
Sebep ey

(Erdem Beyazıt)

ALAEDDİN ÖZDENÖREN (1940 – 2003)

  • Coşkulu, lirik bir edayla yazılmış ama kesinlikle yalın ve derin olan şiirlerindeki imge bolluğu hemen dikkati çeker.
  • Şiirinin özellikleri önceki bireyci şiir hareketlerinden izler taşır.
  • Şairin bir parça da olsa kışkırtıcı olması gerektiğine inanır.
  • İslamcı bir anlayışa sahiptir ve bu anlayışı şiirine -özellikle içerikte- yoğun bir şekilde yansır.
  • Yeni bir başkaldırı olan şiirleri ile aslî kaynaklara dönüş çabasındadır.
  • Şiirleriyle, uygarlığına yabancılaştırılmış kentin uyandırılmasın, kentin bilincine varılmasını amaçlar.
  • Şiirleri: Güneş Donanması, Yalnızlık Gide Gide, Şiirler/Bütün Şiirleri: 1975-1999 …

KALANLAR

göğsümü yalayan gül alevinden
silinmez izler kalır.

gökte bulutla oynayan çocuk
öksesine yıldız çakan melek kalır.

akşam üstüler ki çöker kıyıya
toplanmış halatlar yığılmış zincirler kalır.

yapraklar dağılırken saçlarından
denize atılmış çelenk kalır.

duvarda gölgeler öyle ıpıssız
hücremde kırılmış ekmek
ve bir kuru ağaç kalır.

uçsuz bir dinleyişle dinle
üstlen çöllerdeki rahmeti
ey gürleyen yalnızlığımız
yolumuzu gözleyen
toprağa girdiğimiz vakit
uğultulu derinlikler kalır.

duy unutuş rüzgârının
açtığı son kapı benim
çekilince kalbimin suları
geriye senden başka ne kalır.

(Alaeddin Özdenören)