Feminist Söylem ve Kadın Yazarlar

Feminist Söylem ve Kadın Yazarlar

FEMİNİST SÖYLEM

Feminizm, kadınların erkeklere kıyasla daha güç şartlar altında yaşadıklarını, öğrenim görme, yükselme, toplum içinde saygın bir yer edinme gibi konularda haklarının yendiğini hissedip bunu dile getirme ve bu alanda mücadele etmeyi amaçlar (Aytaç, 2006). Feminist söylem de bu amaçlar doğrultusunda sesini yükseltmek, yazmak ve konuşmaktır.

Kadın yazarlar, feminizmi kadın haklarını korumanın bir misyonu olarak algılamışlardır. Kadın haklarını korumak genellikle şu noktalarda gelişmiştir:
a. Öğrenim hakkı elde etmek,
b. Beyin gücü ile ekonomik bağımsızlığını elde etme mücadelesi,
c. Meslek sahibi olmanın yanında anne ve eş olma şanslarını zorlamak,
d. Kadına uygulanan şiddeti sona erdirmek,
e. Kadının cinsel özgürlüğünü savunmak,
f. Bedenine sahip çıkma hakkı.

Türk edebiyatında kadın yazarlar tarafından sorgulanan bu haklar, başlangıçtan günümüze kadar birçok romanın konusu olmuştur. Yazılan romanlar, bu romanlar çevresinde yapılan tartışmalar yaklaşık 115 yıllık bir süreçte kadınların birçok probleminin toplum tarafından algılanmasını ve yeniden düzenlenmesini sağlamıştır. İnci Enginün, bu konuyu bir eğitim problemi olarak görmektedir. (Enginün, 2001: 295).

Türk romanında kadın haklarını ve kadınların yaşadıkları problemleri dile getiren kadın yazarlar, günümüzde edebiyat etkinliklerinin önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

KADIN YAZARLAR

Kadının Türk toplumunda ve kültür hayatında evin içerisinden çıkışı Tanzimat’tan sonradır:

“Tanzimat’tan sonra kadının toplum hayatında etkili olması ve eğitilmesi konusu daha ziyade ev ve çocuğun yetiştirilmesi açısından ele alınmıştır. Yine de kızların eğitimine önem verildiği, ilk kadın gazete ve dergilerinin çıktığı dönem, bu dönemdir. Türkçülük akımı bu konuya öncelik vermiş ve II. Meşrutiyetten itibaren kadın toplum hayatında kendisini kuvvetle hissettirmiş ve Milli Mücadelede de her kesimden kadın vatan savunmasına koşmuştur.”‘(Enginün, 1979: 288-289).

İlk Türk kadın romancı olan Fatma Aliye Hanım (1864 -1936), önceleri Fransızca’dan tercümeler yapmış, sonraları ise Ahmed Midhat Efendi üslûbunu andıran romanlar yazmıştır. Fatma Aliye 1892’de yayımlanan “Muhaderat” adlı ilk romanında kadın problemlerini ele almaktadır. Burada kadının toplum ve çalışma hayatının içerisinde yer alması işlenir. Fatma Aliye Hanımın çalışmaları bununla sınırlı değildir. Uhuvvet (1897) ve Udi (1899) romanında kadının çalışma hayatındaki yerini anlatır. Hanımlara Mahsus Gazete’de de bu konularla ilgili yazılar kaleme alır. 1908 II. Meşrutiyete kadar Fatma Aliye Hanım, neredeyse tek kadın yazardır.

II. Meşrutiyet döneminde Halide Edip Adıvar (1882-1964), romanlarının kahramanlarını kadınlar arasından seçer. Toplumun sosyal ve kültürel problemlerine bir kadın dikkatiyle yönelir (Enginün, 1979: 189). Handan (1912), Ateşten Gömlek (1922), Kalp Ağrısı (1924), Zeyno’nun Oğlu (1926) romanlarında Türk kızlarının felaketler dönemindeki portreleri dikkatlere sunulur. Sinekli Bakkal’daki (1936) Rabia tipi ile değer çatışmaları yaşayan kadın tipi işlenir.

Cumhuriyet Döneminde Yetişen İlk Kadın Yazarlar

Cumhuriyetin ilk döneminin kadın yazarlarıdır. Cumhuriyet döneminin bu ilk kadın yazarları Halide Edip Adıvar’ın devamı niteliğinde eser vermişlerdir.

Müfide Ferit Tek (1892-1971), Aydemir (1918) isimli Turancı düşüncenin izlerini taşıyan romanıyla tanınmıştır. Roman, Rusya’da esaret altında yaşayan Türklerin siyasal ve sosyal problemlerini konu edinir. Anadolu dışındaki Türkleri kucaklamak arzusu söz konusu edilmiştir. Olay; Demir Beyle Hazinin Türklük düşüncesi çevresinde ortaya çıkan ve gelişen aşklarıdır. Hazinin kişiliği ile, belki de kadın yazar olmanın sorumluluğu ile, kadının toplum içerisindeki yeri dile getirilir. Müfide Ferit Tekin Pervaneler(1924), romanında ise yabancı okullarda eğitim gören Türk kızlarının milli benliklerinden uzaklaşmaları işlenir. Yabancı okulların yürüttüğü misyonerlik faaliyetleri anlatılır. Müfide Ferit, her iki romanında da, kadının toplumdaki yerini ve işlevini, kadının milli görevleri çevresinde dikkatlere sunmaya çalışmaktadır.

Şükûfe Nihal (1896-1973); Renksiz Istırap (1928), Yakut Kayalar (193D, Çöl Güneşi (1933), Yalnız Dönüyorum (1938), Çölde Sabah Oluyor (1951), Vatanım İçin (1955) romanlarında kadınların dünyasını anlatır. Renksiz Istırap ve Yakut Kayalar’da, genç kızların istemediği evliliğe zorlanmalarının eleştirisini yapan Şükûfe Nihal; Çöl Güneşi’nde genç kızların evlilikte nelere dikkat etmeleri gerektiği üzerinde durur. Yalnız Dönüyorum, romanında Yıldız’m içinde bulunduğu yalnızlığı hatıra formunda dile getirmektedir:

“Şükûfe Nihal’in Çölde Sabah Oluyor ve Vatanım İçin dışında kalan romanları kadın romanlarıdır. Yaratılan bir ana kadın kahraman etrafında kadın ve kadınlıkla ilgili meseleler söz konusu edilir. Bunların başında evlilik meselesi ve yanlış evlilikler gelir. Buna bağlı olarak eş seçimi, evlilik hayatı, bu evlilik hayatındaki paylaşımlar ve kadınların eğitimi gelir. Burada yazarı en çok meşgul eden şey evliliğin basit bir beraberlik hatta Çöl Güneşi’nde ifade edildiği gibi kadının hayat sigortası olarak görülmesinin yanlışlığıdır.” (Argunşah, 2002: 193).

Halide Nusret Zorlutuna (1901-1984), romanlarını daha çok yaşadıkları ve izlenimleri çevresinde kurgulamıştır. Bu romanları; Küller (1921), Sisli Geceler (1925), Gülün Babası (1933), Büyükanne (1971), Aydınlık Kapı (1974), Aşk ve Zafer (1978) isimlerini taşır. Gülün Babası’nda Edirne, Aşk ve Zafer’de de Urfa’da öğretmenlik yaptığı yılların izlenimlerini anlatır. Büyükanne romanında da, çok iyi bir öğretmenin bütün kötülüklere bile iyilikle karşılık veren mizacı anlatılmaktadır.

Bu dönemin bir başka yazarı da Güzide Sabri (Aygün)‘dür. Daha önce Ölmüş Bir Kadının Evrâk-ı Metrukesi (1905) romanıyla ünlenen Güzide Sabri’nin Hicran Gecesi (1930) romanında Serap adlı, evlatlık alınmış bir genç kızın yaşadığı yasak aşk ile toplumun koymuş olduğu kurallar arasındaki duruşu anlatılmaktadır. Serap, yaşlı bir erkek olan Fazıl Şükrü ile evlenmek zorunda kalmıştır. Bu evde Fazıl Şükrü’nün arkadaşının oğlu Celal’le tanışır. Serap ile Celal arasında başlayan aşk ilişkisi, karşısında toplumun yapılır yahut yapılmaz dediği davranış değerlerini bulur. Bu aşk yapılmaz grubundadır. Bu durumda Celal – İlhan ilişkisi devreye girer. Celal, İlhan’ı alarak uzak diyarlara gider. Serap da intihar eder. Hicran Gecesi, ele aldığı konu ve ilişkiler bakımından Aşk-ı Memnu’yu hatırlatmaktadır. Necla (1941) adlı romanında, genç kızların sıkıntı, acı aşk ve aldatma ile dolu dünyaları dikkatlere sunulur. Son romanı Mâzî’nin Sesi (1944), genç ve güzel bir kız olan Feri-ha’nın hatıra defteri biçiminde oluşturulmuştur.

Güzide Sabri’nin romanlarında genç kızların ilgiyle okuyup heyecan duyacağı konular ele alınmış, ilişkiler bu tarzda düzenlenmiştir. Güzide Sabri’nin özellikle kendi döneminde, romanlarındaki kurgusal eksikliklere rağmen, çok okunan bir yazar olduğunu, döneminin sanat anlayışına uygun eserler kaleme aldığını söyleyebiliriz.

Yukarıda eserlerinin özelliklerini verdiğimiz kadın yazarlar, Halide Edip’in devamı niteliğinde romanlar kaleme aldılar. Bu romanlarında genellikle de kadının toplum içerisindeki yerine ve mücadelesine yer verdiler. Bir bakıma kendilerini Cumhuriyetle birlikte yeni Türk toplumundaki kadınların temsilcisi kabul ettiler ve onları aydınlatma görevini üstlendiler. Ancak İnci Enginün’ün tespitiyle kadın yazarlarımızın kendi yaşantılarını aksettirdikleri de unutulmamalıdır: “Günümüzün kadın yazarlarının birçoğu kadın duyarlılığı ve söylemini, büyük ölçüde kendi yaşantılarından alarak işlemektedirler.” (Enginün, 2001: 295).

Devamı ->