Alaettin Özdenören Kimdir? Hayatı, Eserleri, Edebi Kişiliği

Alaettin Özdenören Kimdir? Alaettin Özdenören’in Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Alaettin Özdenören (Doğum: 20 Mayıs 1940, Kahramanmaraş – Ölüm: 26 Haziran 2003, Balıkesir) Şair ve yazar.

Hikâye ve roman yazarı Rasim Özdenören’in ikiz kardeşidir.

Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu ve Erdem Beyazıt ile birlikte Hamle dergisini çıkardı.

Çağdaşları Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt ve Akif İnan’la aynı ekolün içerisinde bulunmakla birlikte onun şiirlerinde hüzün havası daha belirgindir.

Lirizmi ustalıklı bir iç ahenkle yansıttığı şiirleriyle öne çıkmaktadır.

Alaettin Özdenören

Alaettin Özdenören’in Eserleri

Şiir:

  • Güneş Donanması (1975),
  • Yalnızlık Gide Gide (1996),
  • Şiirler / Bütün Şiirleri: 1975-1999 (1999),
  • Bütün Şiirler (2002).

Deneme:

  • İnsan ve İslâm (1982),
  • Batılılaşma Üzerine (1983),
  • Devlet ve İnsan (1986),
  • Yakın Çağ Batı Dünyası ve Türkiye’ye Yansımaları (1986).

İnceleme:

  • Şiirin Geçitleri (1997).

Hatıra:

  • Unutulmuşluklar (1999).

Alaettin Özdenören’in Şiirlerinden Örnekler

KALANLAR

göğsümü yalayan gül alevinden
silinmez izler kalır.

gökte bulutla oynayan çocuk
öksesine yıldız çakan melek kalır.

akşam üstüler ki çöker kıyıya
toplanmış halatlar yığılmış zincirler kalır.

yapraklar dağılırken saçlarından
denize atılmış çelenk kalır.

duvarda gölgeler öyle ıpıssız
hücremde kırılmış ekmek
ve bir kuru ağaç kalır.

uçsuz bir dinleyişle dinle
üstlen çöllerdeki rahmeti
ey gürleyen yalnızlığımız
yolumuzu gözleyen
toprağa girdiğimiz vakit
uğultulu derinlikler kalır.

duy unutuş rüzgârının
açtığı son kapı benim
çekilince kalbimin suları
geriye senden başka ne kalır.

CAHİT DEYİNCE

Cahit deyince aklıma sular yıldızlar
Alınlarında şafak örülü
Anneler babalar
Gözleriyle gül toplayan çocuklar
Çöl rüzgârları kervanlar
Denize atılmış ağlar
Kalbe dökülen ırmaklar gelir.
Cahit deyince aklıma
İçinde bütün çiçekleri taşıyan sevdalar
Aşklar arkadaşlıklar gelir
Sait gelir, Akif gelir, Erdem gelir, Rasim gelir.

HÜZÜN UÇURUMLARI

Yavrum
Yalnızlığı şu son kıyısını da atla
Ve anla ki hayat
En özgür biçimini sende denemiştir
Onun içindir ki ölüm
Denizin doğurduğu eşsiz dalga
Sende dokumaktadır güzelliğini.
Varsın açıklamasın kendini hiçbirşey
Değil mi ki gökyüzü toprağı kucaklamaktadır
Değil mi ki mavilikler yolmaktayım göğsünden
Değil mi ki bileklerimize kaynayan çelik
Bir nehir gibi akan şu bulvar
Gövdemizi dolaşan güneş
Her gece üstümüze devrilen yıldızlar
Senin doğurganlığından birer parçadır
Ve elbet senin için söylenmiş türküler vardır
Uzak dağlarında ülkemin

Yürüyorum
Bilirsin ben yürüyünce
Irmaklar yürür ardımdan
Kabir sularında avlanır çocuklar
Ağaçlar ve kuşlar alabildiğine
Yalnızlığı sağlar
Ben yürüyünce değişir insanlar

Artık hücuma kalkabilirsin ey rüzgâr
Çünkü tarihinin yaprakları arasından sızan kan
Boyuyor
İçimde yuvalanan şiiri
Ve sen nereme baksan
Oramda bir kalp çarpıyor.

CEBİMDE ÖLÜMÜM
Gülüm gülüm
Bu kentin koynuna girdiğim günden beri
Cebimde ölümüm
Avuç avuç dağıtırım insanlara
Bir türlü tükenmez ölümüm.
Üzümleri aydınlatırım
Masal çarşılarını
Yatağına sığmayan ırmakları
Mağra içlerine gizlenmiş aşkları
Yerler mühürlenince akşamları
Kanlı sulara gömülürüm.
Gülüm gülüm
Benim ölümüm
Çocukların kulaklarına küpedir
Vitrin denizlerine zincirlenmiş çocukların.

GÜNEŞ DONANMASI

I
Melon şapkalı birtakım adamlar
Gördüler görülecek yerlerini kentin
Selâmladılar halkı saygıyla
Kavisler çizerek şapkalarıyla.
İşte o ilk sırada gördüm seni
Camlarına sinekler üşüşmüş bir kahveden
Oldukça uzun bir ekmek kuyruğunda
Sırtında yorgun bir yağmurluk
Ve bomboş gözlerle.
Geçerek aralarından
Üç aşağı beş yukarı dolaşan
Havai bahriyelilerin
Sana geldim.
Ekmekle makyaj arasındaki farkı düşündük seninle
Ve çok eskiyi.
Birlikte çiçek falına baktık
Çitlenbik kokulu yatakta

Kente giren ilk muhacir
Altın ışıklarıyla donanmış güneşin
Göğsünde iri bir gül
Bilinmez serüvenlere işaret.
Garson bir çay acele olsun
Cevap bekleyen biri var çünkü
Hangi sur taşının altında kimbilir
Emniyete alınmış yalnızlığıyla.
Bu kente bir tek kapıdan girilir
Sürünerek otlar boyu
Ölüm sularından içilir.

II
Haydi muhacir kalk
Önce gider susuzluğunu
Sonra sevgiyle uyandır çocukları
Yüzlerinde yeni haberler uçuşan.
Ve öğret onlara
Kelimelerin nasıl dizildiğini
Usta askerler gibi.

Alaettin Özdenören