Emin Bülent Serdaroğlu

Emin Bülent Serdaroğlu Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Emin Bülent Serdaroğlu (d. 1886 Halep – ö. 29 Kasım 1942, İstanbul)

Emin Bülent Serdaroğlu

Emin Bülent Serdaroğlu, 1886 yılında Halep’te doğdu. Babası Kırım Savaşı başkumandanı Ömer Paşa’nın oğlu Miralay Ömer Muzaffer Bey; annesi, Halep valisi şeyhülvüzera Namık Paşazâde Müşir Cemil Paşa’nın kızı Hayriye Hanım’dır.

Emin Bülent, Çamlıca civarındaki Altunî-zâde okulunda başladığı ilköğrenimini, o dönemde özel bir okul olan Kabataş’taki Şemsülmekâtip’te tamamlar. Ortaöğrenimine Galatasaray Lisesi’nde devam eder; bu okulu 1905 senesinde bitirir.

Henüz lise öğrencisi iken yazdığı şiirlerle tanınır. Aynı yıllarda sporla da uğraşmaktadır. Ali Sami ve Asım Beyler ile birlikte Galatasaray Kulübünü kurar. Bu spor kulübünün futbol takımında oynar. Galatasaray futbol takımının ilk Türk kaptanı ve sol açık hücum oyuncusudur.

Galatasaray Lisesi’nin (Fecr-i Âti edebî topluluğuna katılan) bu sporcu şâiri, Balkan Savaşı’na gönüllü olarak gider. Birinci Dünya Savaşı’nda da, yedek süvari subayı sıfatıyla Suriye ve Çanakkale cephelerinde bulunur.

1918’de Sait Paşa’nın kızı Melek Hanım’la evlenir; Hayriye Sâra adlı kızı dünyaya gelir.

Emin Bülent, sırasıyla Sahil Sıhhiye ve Osmanlı Reji İdaresi’nde memur, İnhisarlar İdaresi evrak kaleminde müdür; İstanbul Elektrik Şirketi, arazi ve istimlâk servisi şefliği liman idâresi genel sekreterliği vazifelerinde bulunur. Bir ara komisyonculukla uğraşmış; son olarak da, Ankara Merkez Bankası’nda vazife almıştır.

Uzun müddet rahatsız olan sporcu-şâire, ülser teşhisi ile ameliyat yapılır; ancak karaciğer kanseri olduğu anlaşılır. Göztepe’deki evine nakledilir; bir müddet tedavi edilir. 29 Kasım 1942 tarihinde hayata gözlerini yumar. Çamlıca Selâmi Efendi mezarlığına defnedilir.

Emin Bülent, dokuz yaşındayken annesini kaybeder, bu acıyı bütün ömrü boyunca yaşar. Şiir yazmak, kitap okumak, spor yapmak ve tabiatla içiçe yaşamak arzusu, belki de, kendisini derinden yaralayan söz konusu acıdan bir kaçıştır.

Gençlik yıllarında, şiir sahasında ondan çok iyi eserler beklenmektedir. Fecr-i Âti edebî topluluğuna mensup gençler arasında Haşim ve Emin Bülent ayni değerde iki genç şair adayı olarak değerlendirilir. Ancak o, şiirle devamlı uğraşmaz. Ayrıca, şöhret, servet ve ikbâl peşinde koşmamış; görevine bağlı bir memur olarak çalışıp ailesini geçindiren ve sessizce yaşamak isteyen bir aile reisi olmayı tercih etmiştir. Baba ve anne tarafından dedeleri paşa olmasına rağmen kendisine bir servet kalmamıştır. Politikadan daima uzak durmaya gayret eden Emin Bülent, son derece milliyetçi ve vatanperver bir insandır.

Onun şiirle az uğraşmasını, tercih ettiği yaşama tarzı ve hayatta karşılaştığı zorluklarla izah etmek mümkündür. Çünkü, huzuru sessizlikte ve unutulmuş olmakta bulan bir insandır. Beğendiği, takdir ettiği ve biraz da taklide çalıştığı Tevfik Fikret gibi kendi köşesinde yaşamayı tercih eden Emin Bülent, Galatasaray Lisesi’nde hem iyi Fransızca öğrenir, hem de devrine göre kuvvetli bir edebî kültür alır. Fransız edebiyatından Alphonse Daudet, Emile Zola, Edmond Rostand, Paul Verlaine‘i okuyan ve beğenen şâir Türk edebiyatından da Fuzûlî ve Tevfik Fikret‘e hayrandır. Ancak yetiştiği dönem itibariyle Edebiyat-ı Cedide neslinin tesiri altındadır.

Emin Bülent, 11 Şubat 1909 tarihli Servet-i Fünûn dergisinde beyannamesi yayınlanan ve 7 Mart 1909’da resmen kurulan Fecr-i Âtî edebî topluluğu üyelerindendir. Yeni bir edebiyat ortaya koymayı hayâl eden bu topluluğun diğer üyelerinde olduğu gibi Emin Bülent’de de konu, dil, imaj seviyelerinde Edebiyat-ı Cedide tesiri kuvvetle hissedilir.

Emin Bülent, Hisarlara Karşı şiirinde, Türk tarihini hisarlar çevresinde bütün olarak hisseden bir kalbin sesini duyurur. Mekânda zamana en dayanıklı unsur olan mimarî eser, şâire geçmişi halde yaşama imkânı verir. Bu konu en mükemmel şekli ile Yahya Kemâl’in Süleymaniye’de Bayram Sabahı adlı şiirinde işlenecektir.

İkinci Meşrutiyet öncesinde, herkes kurtarıcı bir inkılâbın gereğine inanmaktadır. İstibdâddan ve kötü idareden şikayet, devrin ortak konularından biridir. Genç Emin Bülent, Hâtif Diyor ki adlı şiirinde bu konuyu ele alır. Bu iki şiir birlikte düşünüldüğünde Emin Bülent’in destan şâiri olabilecek bir söyleyiş tarzıyle şiire başladığı anlaşılır. Bu şiirlerindeki edâ ve ses, Namık Kemâl’i, kelime ve terkipler Tevfik Fikret’i hatırlatmaktadır.

Aynı yıllar yazılmış Çöller ve Hacer ile İsmâil şiiri, mekân ve zamandan uzaklaşma arzusunun şiirle ifâdesi olarak yorumlanabilecek cinstendir. Bunlardan ilki, ruhen de olsa İstanbul’dan uzaklaşmayı konu alır. Bu şiir Cenab Şehabeddin’in Hac Yolunda adlı eseri, “Çöl” adlı mensuresi, Faik Ali’nin Badiyelerde adlı manzumesi ve Ahmed Hâşim’in Çöller başlıklı şiiriyle birlikte ele alınmalıdır. İkincisi, “Zemzem” kıssası etrafında vücût bulmuştur. Müsait olmayan şartlarda isteyen insanın azmi, sabrı ve tahammülü anlatılmaktadır. Dinî bir kıssa çevresinde hürriyet aşkının kişiyi ulaştıracağı hedef sezdirilmek istenmiştir.

Bu manzumeler 1908’den önce Emin Bülent’in şiirde yokladığı ufukları işaret etmektedir. Onun daha sonra yazdığı Gurbet Geceleri, Sana, Kendi Kendime gibi şiirleri aşkın, ayrılığın ve hattâ ölüm düşüncesinin lirik ifâdesidir. Dev Şarkısı, Bir Destandan gibi şiirler ise ondaki destanı tarafın devam ettiğini gösterir. Onun bu yönü, Balkan Savaşı yıllarında yazdığı Kin adlı şiiriyle en iyi ve açık şekilde ifâdesini bulmuştur. Emin Bülent, bu şiiriyle tanınmaktadır. Bir futbol maçı esnasında, Rum seyirciler Rum takımı için tezahürât yaparlar. O, akşam, Victor Hügo’nun bir eserinde; Yunanlıları öven mısralara rastlayınca, üzülen ve kızan Emin Bülent, Kin şiirinin şu beytini yazar:

Garbın cebîn-i zâlimi afvetmedim seni
Türküm ve düşmanım sana kalsam da bir kişi

Sonra da şiir tamamlanır. Devrin rûh hâlini aksettiren bu şiir, Selânik’te Genç Kalemler çevresinde faaliyetlerine devam eden Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Ali Canip ve arkadaşlarınca takdir edilir. Bu münasebetle Genç Kalemler, Emin Bülent’e “Genç Kalemlerden Kin Şâirine” yazılı bir saat ve kordon hediye eder.

Aynı şiirin yukarıdaki iki mısraını Atatürk, Çanakkale’ye saldıranlara karşı koyarken bağıra bağıra okuduğunu hatırlar ve Millî Mücadele’den sonra şâiri görüp tanımak ister. 1932 Eylül ayında ilk dil kurultayının toplandığı saralarda Atatürk, Ruşen Eşref kanalıyle Emin Bülent’i Dolmabahçe Sarayı’na yemeğe davet eder; hem bu şiirle ilgili hatırasını anlatır ve hem de şâirinden Kin şiirini dinler. Bu iki hadise, adı geçen şiirin, bir milletin tarihî bîr dönemindeki hissiyatını ifâde etmesi bakımından “sosyal şiir” mevkiine yükseldiğini ve millete mal olduğunu düşündürmektedir.

Girit Müslümanlarına ithaf edilen bu şiiri, Hatay Türkleri’ne hitaben yazdığı Hataya Selâm şiiriyle birlikte düşünmek yerinde olur.

Eserleri bütün hâlinde değerlendirildiğinde onun ferdiyetçi, lirik, destanî konuları işlemeye eğilimi olan, sanatlı söyleyiş tarzına iltifat eden, vezin ve kafiye gibi şekle ait hususlarda zaman zaman hataya düşen bir şâir olduğunu söyleyebiliriz.

Eserleri

Emin Bülent, sağlığında şiirlerini kitap hâlinde yayınlamamıştır. Şiirlerinin büyük bir kısmı, kendisinden söz eden bazı yazılarla birlikte Salih Zeki Aktay tarafından 1945’te yayınlanan “Emin Bülent’in Şiirleri” adlı kitapta bir araya getirilmiştir.

Kîn

– Girid Müslümanlarına-

Göster semâ-yı mağribe yüksel de alnını,
Dök kalb-i sâf-ı millete feyz-î beyânını..
Al bayrağınla çık, yürü, sağken zafer-nümâ.
Bir gün şehîd olunca da olsun kefen sana…

Ey makber-i muazzam-ı ecdadı titreten,
Düşman sedâsı sus! Yine yükselme gölgeden!.
Düşman!.. Hilâl-i râyet-i İslâma hürmet et!
Toplar boğar hitâbını dağlarda âkıbet..

Dağlar lisâna gelse de anlatsa hepsini,
Binlerce can dirilse de nakletse geçmişi;
Garbın cebîn-i zâlimi afvetmedim seni,
Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!..

Ben şûre-zâr-ı kalbimi kinimle süslerim,
Kalbimde bir silâh ile ferdâyı beklerim
Kabrinde müsterih uyu ey nâmdâr atam,
Evlâdının bugünkü adı, sâde initikam!..

15 Temmuz 1908

Türk Edebiyatı

Başa dön tuşu