Somutlama Nedir?

Somutlama Nedir? Özellikleri, Örnekleri

SOMUTLAMA

Soyut kavramların anlatılması ve kavranması zordur. Soyut kavramları anlaşılır duruma getirmek için somut anlamlı sözcüklerden yararlanılır. Buna somutlama/somutlaştırma denir.

Örneğin,
“güç, hüner” soyut anlamlıdır. Bu kavramları somutlaştırmak için somut anlamlı “bilek” sözcüğünden yararlanabiliriz. “O bileğine çok güveniyor.” dediğimiz zaman “güç, hüner” kavramlarını somut bir biçimde anlatmış oluruz. Bunun tersi de mümkündür. Ona da soyutlama denir.

♦ Somutlamalar, genellikle kişileştirmelerle ve benzetmelerle yapılır. Somutlama eğretilemelerde de görülebilir.

  • “Felek önce yüzüme güldü sonra beni ağlattı.”

cümle­sinde felek (talih, baht) soyuttur. Bu soyutluk insana ait özellikler olan “yüze gülme” ve “ağlatma” yönleriyle insana benzetilmiştir. Dolayısıyla soyut olan “felek”, “insan”a benzetilmekten kaynaklı kişileştirilmiştir, böylelikle de somutlanmıştır. Bu cümlede soyutu somutlama vardır.

  • “Böldü bölük bölük dert beni.”

dizesinde soyut olan “dert”, “bölme” yönünden kişileştirme yoluyla somutlan­mıştır.

“Uslan artık deli gönül
Bak gelip geçiyor ömür.”

Bu ifadede soyut bir kavram olan “gönül” kişileştirme yoluyla somutlanmıştır.

“Yiğidin sevdiği güzel olursa
Ömrü ardından sökülür gider.”

Burada soyut bir kavram olan “ömür” bir yumağa benzetilerek somutlanmıştır.

  • “Bir kara trendir ölüm.”

Benzeyen ve kendisine benzetilen öğeler cümlede bulunduğu için “güzel benzetme” söz konusu olduğu bu cümlede soyut bir kavram olan “ölüm” somut bir şey olan “kara tren”e benzetilmiştir. O halde soyut, benzetme yoluyla somutlanmıştır.

♦ Soyut olan bazı durumların kolay kavranabilmesi için somutlamalardan yaralanılır. Somutlamalara özellikle deyimlerde sık rastlanır.

  • Kabına sığamaz oldu son zamanlarda.”
  • “Yine mi bir çam devirdim?”
  • İpin ucunu kaçırırsanız, hiç iyi olmaz.”
  • Kendi yağıyla kavrulan bir aileydi.”

♦ Somutlamanın olabilmesi için bir soyutun olması şarttır. Aksi halde sadece kişileştirme veya benzetmeler söz konusu olur.

  • “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhaneparkı’nda.”

benzetmesinde benzeyen öge olan “ben” somuttur, kendisine benzetilen öge olan “ceviz ağacı” da somuttur. O halde burada somutlamadan söz edilemez. Burada sadece benzetme vardır.

  • “Akşam loşluğunda deniz, gülümsüyordu bize.”

kişileştirmesinde benzeyen öge olan “deniz” somuttur ve yine somut olan “insan”a benzetildiği için somutla­madan söz edilemez.

  • “Eridim bir güzelin yüzünden.”

cümlesinde ise psikolojik durum “erimek’le somutlanmıştır.

“Anavarza at oynağı
Kana belenmiş gömleği
Kıyman aşiretler kıyman
Kör karının bir değneği. (Ağıt-Anonim)

Öldürülen oğlunun ardından bir ananın duyduğu acı, oğlun, ananın yaşamındaki yeri belirtiliyor bu dizelerde. “Kör karının bir değneği” sözüyle anlatım somutlaşıyor, kavranabilirliği artıyor. Bu sözle yaşanılan acı, ortaya çıkan gerçek tümüyle kavratılmak isteniyor. Karacaoğlan’ın şu dizeleri de aynı tutumun ürünü olduğu içindir ki, şiirsel bir tat kazanıyor.

Aradılar, bir tenhada buldular
Yaslandılar, şıvgalarım kırdılar,
Yaz bahar ayında bir od verdiler
Yandım gittim, ala karlı dağ iken. (Karacaoğlan)

Nasıl bir gereksinimden doğmuştur somutlaştırma?

Soru, değişik yönlerden ele alınıp tartışılabilir. Kestirmeden söylemek gerekirse, varlıkları, nesneleri, kavramları eksiksiz, olduğu gibi anlatma, kavratma yönsemesine bağlanabilir. Bu yönsemeyle varlıkların, kavramların nesnelerin belirleyici özellikleri üzerinde durup düşünülmüştür. Onların belirleyici özelliklerini taşıyan başka nesneler, varlıklar ve kavramlar arasında özdeşlikler, benzerlikler kurma yoluna gidilmiştir. Sözgelimi, Latince adıyla citrus decumana denilen, turunçgillerden, sıcak bölgelerde yetişen bir meyve ağacının kanarya sarısı renginde, tadı acımsı meyvesini greyfrut diye adlandırmış birçok dil. Türkçedeyse bu meyveye taşıdığı niteliklere göre altıntop demişiz. Bunun gibi dokunulduğunda yaprakları porsuyup içine çekilen bir tür bitkiye bu özelliğinden ötürü küstümotu ya da küseğen denmiştir.

Görülüyor ki, varlıkları, nesneleri, kavramları olduğu gibi anlatma, kavramlardan kavramlara göndermeler yapmayı gerektiriyor. Dilin çevrimi içinde sözcüklerin yeni anlamlar kazanması, yan anlamlar bağlaması da bu göndermelerin sonucunda ortaya çıkıyor. Dilbilim kitaplarında anlam yükleme ya da anlam aktarma terimiyle karşılanıyor bu olgu.

Bir varlığa, nesne ya da kavrama özgü bir niteliği başka bir varlık, nesne ya da kavrama aktarırken eğretilemelere, benzetmelere, örneklemelere başvurulur. Bugün Türkçede insana özgü kimi nitelikleri anlatmak istediğimizde bunları kimi hayvan adlarıyla birlikte söyleme gereğini duyarız. Bir kimsenin uysallığını anlatırken kuzu gibi, kurnazlığını anlatırken tilki gibi, çalışkanlığını anlatırken karınca gibi deriz. İnatçılığı anlatmak istersek keçi ya da katır’la, kuvvetliliğini belirtmek için de aslan la benzerlik kurarız. Kalıplaşmış, yaygın bu benzetmelerin yanı sıra Türkçenin sözvarlığı içinde yer alan deyimlerin bir bölüğü insanoğluna özgü bir durum ya da eylemi anlatmak için hayvanlarınkinden yararlanılarak oluşturulmuştur.

Şu örneklerde olduğu gibi:

Arpacı kumrusu gibi düşünmek, ayağı yanmış it gibi dolaşmak, bey devesi (danası) gibi yan gelip yatmak, çil yavrusu gibi dağılmak, devekuşu gibi, deve nalbanda bakar gibi (bakmak), dolap beygiri gibi dönüp durmak, eşek kuyruğu gibi ne uzayıp ne kısalmak, karabatak gibi (bir batıp bir çıkıyor), karınca gibi kaynamak, kedi ciğere bakar gibi (bakmak), kedi gibi dört ayak üstüne düşmek…

Bu örnekler başka varlık ve nesnelerle oluşturulan deyimlerle de çoğaltılabilir. İnsanın insanla, insanın doğal ve toplumsal çevresiyle ilişkileri somut bir biçimde anlatılmak için bitkilerden, madenlerden, araç ve gereçlerden yararlanılarak nice deyimler yapılmıştır. Soyut kavramlara somut anlamlar yükleyerek bunların bütün boyutlarıyla kavranılması, algılanması istenmiştir. Sözgelimi, öfke kavramını ele alalım. İnsana özgü bir ruh halidir öfke. Zaman zaman gelir ve gider. Hangi durumlarda ortaya çıkar öfke, nasıl bir ruh halidir? Bir istek ya da gereksinimin yerine getirilmesini önleyen, incitici ve korkutucu bir eylem karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi diye tanımlayabiliriz. Bu ruh halini, bu soyut kavramı algılanabilir kılmak için anlam aktarmalarına gitmiş, onunla ilgili kalıp, sözler ve deyimler öbeği oluşturmuşuz:

Ağzına geleni söylemek, alev kesilmek, ateş almak, ateş püskürmek, barut kesilmek, beyni atmak, tepesi atmak, cinleri başına toplamak, gözler, evinden uğramak, kan beynine sıçramak, kan beynine vurmak, köpürmek kudurmak, küplere binmek, öfkesi topuklarına çıkmak, dinden imandan çıkmak, ayranı kabarmak, başı kızmak, gözü kızmak, kafası kızmak, keli kızmak, gözleri dönmek, gözü dumanlanmak, kafası dönmek, parlamak, diş gıcırdatmak, dudak sarkıtmak, pire için yorgan yakmak, (birine) gözlerim devirmek, kalkıp kalkıp oturmak, kaşlarını çatmak, şahlanmak, barut gibi, fişek gibi, bam teline basmak, dalına basmak, kanına dokunmak, ifrit kesilmek, damarı tutmak, gözleri fırlamak, siniri oynamak, nevri dönmek, babalanmak, patlamak, babalan üstünde olmak, gözünü kan bürümek, fitili almak, kendini kaybetmek…” ( Emin Özdemir, edebiyat Sözlüğü)

Örnek Soru-1:

Aşağıdakilerden hangisinde somutlama yapılmamıştır?

A) Aşk, bir askerdir sabahları, yalnız ve hüzünlü.
B) Garip bir kuştu gönlüm de saçına kondu gönlüm.
C) Sayılı günler tükendi, yolun sonu görünüyor.
D) Zaman, bir atlı gibi koşuyor bilinmeyene.
E) Burada insan toprak gibi, güneş gibi, deniz gibi bereketli.
Cevap: E

Örnek Soru-2:

Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “renkli” sözcüğü soyut bir kavramı nitelemektedir?

A) Gezide renkli simalarla tanıştık.
B) Toplantıda çok renkli düşünceler ileri sürüldü.
C) Gökyüzünü havaî fişeklerin renkli ışıkları doldurdu.
D) Tablosunu renkli çizgilerle bezemiş. (1992-EML)

Çözüm
“Renkli” sözcüğü, A, C ve D’de somut kavramları (simalar, ışıklar, çizgiler): B’de ise soyut bir kavram olan “düşünceleri nitelemiş. CEVAP B