Levni Kimdir? Eserleri, Yaşamı

Levni Kimdir? Hayatı, Eserleri, Edebi Kişiliği

Levni ( d. …?…- ö. 1733, İstanbul), asıl adı Abdülcelil Çelebi, Lale Devri’de en tanınmış minyatür sanatçısı.

XVIII. yüzyılın önemli minyatür sanatçılarındandır. Edirneli olan Levni’nin asıl adı Abdülcelil Çelebi’dir. Levnî âşıklığının yanı sıra ressamlığı, minyatür ustalığı ve hattatlığı ile de dikkati çekmektedir. Atalarsözü Destanı ve Selanik-İstanbul yolculuğunu konu alan Tekerleme’si türünde ilk örnekler olması bakımından önemlidir. Edirne’den İstanbul’a göç eden Levnî, 1733 yılında burada vefat etmiştir.

Âşık Ömer’in resmini yapmasına bakılırsa, âşıklarla dostluk içerisindedir. Levnî mahlası ise renk dünyasını işaret etmektedir.

Hızrî’nin şairnâmesinde Levnî’den söz edilmektedir.

Minyatür sanatına derinliği ve perspektifi getirmiş, yapay, yaldızlı ve canlı renkler yerine daha doğal renkler kullanmıştır.

Topkapı Sarayı’ndaki nakkaşhanede tezhip öğrendi, daha sonra da II. Mustafa zamanında sarayın başnakkaşlığına getirildi. III. Ahmet döneminde de bu görevini sürdürdü. Lale Devri’nin insanı olmasından dolayı, minyatürlerinde daha çok eğlence sahnelerini işledi. Şair Vehbi’nin, III. Ahmed’in şehzadelerinin 1720’deki sünnet düğünün anlatan Surname’sini süsleyen minyatürleri Levni’nin en ünlü eserleri arasındadır.

Perspektif, resmettiği insanların kişisel özelliklerini yansıtmaya verdiği önem, resimdeki renk ve kompozisyon uyumu Osmanlı Minyatür sanatı için oldukça önemli yeniliklerdi.

Ününü daha çok ressam olarak yapan, minyatürleriyle tanınan Levni’nin bir başka yanı da, Aşık Ömer’in etkisinde kalmış bile olsa, bir halk ozanı oluşudur. Asıl adı Abdülcelil Çelebi’dir. Edirne’den İstanbul’a geldiği, bir süre Bursa’da kalmış olduğu, Bursa’da evlendiği sanılıyor. “Ressam çıraklığı” yaptıktan sonra döneminin en ünlü ressamı olmuş “Saray Ressamlığı”na yükselmiştir.

Atalar Sözü Destanı

Tut atalar sözünü kalbi selim ol
Gönülden gönüle yol var demişler
Gider yavuzluğun tab’ı halim ol
Sert sirke küpüne zarar demişler

Her kara uzatma elin eteğin
Yelkovana döner ahır emeğin
Nitekim göllerde şaşkın ördeğin
Başın kor kıçından dalar demişler

Aldanma cihanın sakın varına
Düşmeyegör onun ah-ü zarına
Bugünkü işini koyma yarına
Yar yıkıldığı gün tozar demişler

Çoktur bu alemde boşa yelenler
Kande bilenler ile bilmeyenler
Eskiden adettir dağdan gelenler
Bağda olanları kovar demişler

Dediler bu pendi sordumsa kime
Tuz ekmek bilmeze müşkilin deme
Kül kömür ye namert lokmasın yeme
Gün olur başına kakar demişler

Arzeyle bu pendi kendi özüne
Dost addetme her güleni yüzüne
İncinme dostunun doğru sözüne
Doğru söz insana batar demişler

Bir mürşid-i kamil bulmayanlara
Pirler nasihatın almayanlara
Sözünün ispatı olmayanlara
Bir dipsiz kile boş anbar demişler

Yar ile ettiğin kavle ver karar
Kar etmezsen bari eyleme zarar
Aza kanaat et olma tamahkar
Ucuz satan tezcek satar demişler

Kanaat halkasın bırakma elden
Elinden çıkmasın der isen dümen
Deve ahu gibi boynuz isterken
İki kulaktan da çıkar demişler

Güneş balçık ilen sıvanmaz ey dil
Bi-zeban da olsa bellidir kamil
Kendüden gayruyu beğenmez cahil
Kendi çalar kendi oynar demişler

Hileyi irtikap etme kıl hazer
Desinler sana bir er oğlu er
Sen elin kapısın çalarsan eğer
El de senin kapın çalar demişler

Gerek şaki olsun gerekse said
Kerim kereminden eylemez teb’id
Böyledir Mevla’dan sen kesme ümid
Gün doğmadan neler doğar demişler

Levni nasihatı pirlerin böyle
Durub-ı emsalden hazm ile söyle
Meydan-ı hünerde ağırlık eyle
Ağır bassa beğni ağar demişler

Levni