Kara Şiir (Eleştiri Örneği)

Kara Şiir (Eleştiri Örneği)

Kara Şiir – Doğan Hızlan

İkinci Yeni olayının ya da akımının en özgün kişisi Ece Ayhan’dır. Biçimle özün ayrılmazlığını bilinçle uygulamıştır. Tema’larının ayrılığı ilk elde onu bireysel bir şiirin yandaşı gibi göstermiştir, oysa geçişler ve çalkantılar kuşağı içindeki toplumlumumuzun panoramasını vermiştir. “Kapalı Şiir”le, “Anlamsız” kavramının birbirine karıştırılmasının zararını en çok o görmüştür. Şiiri yazmak kadar anlamının da bir çabaya bağlı olduğunu kanıtladı. Kendi yapısı içinde parçalanmaz bir bütünlüğü içeren şiirini anlamak için birtakım ipuçlarını bulup saptamak gerekiyordu. Cinsel içgügüdüler, dünyayı kara bir yorumlayış, dildeki değiştirim eylemlerini de zorunlu kıldı. Gördüğümüz, bildiğimiz, yaşadığımız -ya da öyle sandığımız- duyarlılıkların sığlığına, yalın çağrışımlarına kapılmayıp sığ şiir kıyılarına varmadı, şiirin derin sularında kulaç attı. Bir kazıcı gibi, insanda, toplumlumuzda, edebiyat tarihimizde örtülü güzellikleri bulup çıkardı. Aşka, seviye, sevgiye cinsel bir boyut getirdi. İmgenin gerçekliği denilebilir ki İkinci Yeni şairlerinde yalnız onda belirginleşti. Yazdığı her dizenin birbiriyle tutarlılığını sağlarken, klişeleşmeye düşmedi. Yaşamada soluğu tükenenlerin, başka bir ortamda soluk alabilenlerin şiiri onda varoldu.

Ece Ayhan’ın şiirlerinde, insan davranışları, bütünüyle yaşamı büyük parantezler içine alınmaz, büyük manşetlerle sunulmaz. Karadır çünkü onun şiiri. Gerçekten karadır, mutluluk hiçbir zaman çıkış kapısı değildir. Bütün kapılar tutulmuştur. Yakınmaları bir boyun eğiş değil adeta bir küfrediştir. Kökeni olmayan değişimlerin yozluğuna, sığlığına, şiiri karşı durur.

Olağanla olağanüstü arasındaki ayrım Ece Ayhan’ın şiirinin başladığı noktadır. Ayhan, kelimelerini seçmekle yetinmez, onu parlatacaktır, ayrıca kendi şiir kuramı içinde yeniden kavramlaştıracaktır.

Her bireysel bakışın toplumculuğa ters düştüğünün gerçek sanıldığı bir şiir ortamında yaşıyoruz. Toplumla birey ayrı ayrı anatomi masasına yatırılıyor. İkisinin birbirini etkileyerek oluşturduğu gerçeği pek hatırlanmak istenmiyor. Ece’nin şiiri, bireyselle toplumsalın kesiştiği bir yerdedir. Ayrıca onun ürünleri, iki kavramı da aşkın “bencil” şiirlerdir.

O, İkinci Yeni içinde yer alırken, ardında kalan yükün bütün ayıklamasını yaptı, yaşayanla ölenin ayrımını saptadı. Ölenin yaşayan bir yanını usta bir duyarlıkla diriltebileceğini tanıtladı.

Kendinde başlayıp kendinde biten ustalıklar onun şiirinin sonraki kuşaklar üzerindeki etkisini yalıttı. Bildirisi slogan niteliğinde olan şiirin toplumcu sayılması bu sonucu doğallaştırdı.

Sözlükteki kelimelerin yıpranmışlığını bilince, onları basmakalıp anlamlarından uğrattı, “mozaik çalışması” gibi şiir yazarken kendi şiirinin sözlüğünü kurdu. Bu yüzden de okura büyük iş düşer, bir kelime, bir kavram, bir özel ad onun anlatmak istediğini çağrışımlar zenginliği olarak size sunar. Onu bilemezseniz, tanıyamazsanız şiirin tadına varma olanağını bulamazsınız. Uzun uzun anlatma yerine, bir ad, bir kavram kullanarak çok daha zengin bir şiir dünyası yaratır. Anlatırken sizin de anlamanızı ister. Bir dizesiyle bu yargımızı destekler: “Anlatmak diye bir şey yoktur burada.”

KINAR HANIMIN DENİZLERİ

Bir çakıl taşları gülümseyişi ağlarmış karafaki rakısıyla
şimdi dipsiz kuyulara su olan kınar hanım’dan
düz saçlarıyla ne yapsın şehzadebaşı tiyatrolarında şapkalarını
tüketemezmiş hiç

İşte kel hasan bu kel hasan karanlığı süpürürmüş
ters yakılmış güldürmemek için serkldoryan sigaralarıyla
işte masallara da girermiş bir polis o zamanlardan beri sürme
kirpiklerini aralayarak insanları çocukların

Ve içinde birikmiş ut çalan kadın elleri olurmuş hep
gibi bir üzünç sökün edermiş akşamları ağlarken kuyulara kınar
hanım’ın denizlerinden.

Kınar Hanımın Denizleri’nden sonra daha belirginleşen cinsel tema’lar onun şiirinin özgün yanlarından biridir. “Pantolonunu sıyırıp gümüş bir şamdana oturturlar,”, “bir kraliçedir oğlum,”, “Erkek Şehrazat.” Cinsel tema her zaman “kara duygululuğun anlatılmazlığı” içindedir.

Kınar Hanımın Denizleri yeni bir duyarlıkla, Meşrutiyetten bu yana yozlaşmanın simgelenişidir. Bozulmuşluklarla, kokuşmuşluklarla birlikte varolan bir insan gerçeği.

Bir kavram ve kelime seçicisidir Ayhan. Şiirlerindeki doğanın oluşmasında bile bu özenli seçim kendini belli eder. Cezayir menekşeleridir, zakkumlardır onun doğasında yer alan. Yalnızlığı, tedirginliği yıkıntıyı belgeleyen, kara duygululuğun çiçekleri. Zakkum, sonradan çok kullanılacaktır. Doğayı böylesine algılayış, başka öğelerde de ortaya çıkar. Bilinçle yeniden kurulmak istenen bir doğa adına böyle yazar. “Makasla kesilmiş sarı bir ay,” der.

Dünyayı yeniden yorumlayış. Ayhan için söylenecek bir cümle. İnsanı, onun duyarlığını zamansızlık boyutu içinde vermek, yansıtmak isteğinden gelen, başlangıçlara yönelme tutkusu vardır. Ayrıntılarda ustalaşan şiirinin de kaçınılmaz bir zorunluluğudur. “Hesaba katmam gerekirdi papirüsleri.” Papirüslerden başlayan çizgi, modern Çağın öğeleriyle birlikte anılır. “Çürümüş bankalar borsalar.” Papirüslerden bu yana gerçekle gizemsel yaşam, onun şiirinde özdeşleşir. Bu açıdan değerlendirilince, erotizm, içten içe ince bir sızı gibi sürüp gider. “Bu gece de sen döv beni gizemsel bir caddede.”

BİR ELİŞİ TANRISI İÇİN AĞIT
Peki nasıl oldu da hatırladı denizde boğulduğunu
nasıl oldu da peki anlatamıyorum biliyorsun

Öyle ölüme düşkündü ki biyoloji sıfır
bir şarkı yiyor şimdi şapkalarını orospular eksiliyor

Ama yok ne olur ağlama böyle ama yok
şunun şurasında tramvaysız, çocuk olmak turunç olmak

Kantocu peruz sahiden yaşadı mı patron?

“Çocukların ölüm şarkıları” ile başlayan çocuk tema’sı Ece Ayhan’da gittikçe gelişip, toplumsaldan toplumculuğa kayan bir boyut kazanır, hiç kuşkusuz tema’da belirgin erotizm daha çok kendini ortaya koyar. “Bir Elişi Tanrısı İçin AğıtTürk şiirinde erotizme örnek gösterilecek niteliktedir. İmgeler dizisi, simgelerin oluşturulmasında nasıl kullanılabilir. Ayhan bu ustalığı belgelemiştir. Soyutlanmış bir şiir dünyası deyimi çok kullanıldı Ayhan için. Gerçekte ters, yanlış bir açıklama. Gerçekten soyutlayarak yazmadı o, gerçeğin daha şiirsel ve daha gerçek olması için soyutladı. Açıkçası bir soyutlamayla şiir somutluğuna götürdü. “Ölü bütünü” çizmek için de bir başka yöntem kullanamazdı.

Belli bir zamanı; belli bir imge dizisi, özel adlar dizini, seçilmiş kelimeler yığını ile anlatmak, onun şiirini zamansızlık boyutuna ulaştırır. Tekil olarak anlatılanlar zamansızlık dizgesi içinde çoğullaşırlar. Çok yerel gibi görünen bir tema’nın onda evrenselleşmesi bu yönden de açıklanabilir.

Unutulmuşların, hakkı yenmişlerin, kıyıda köşede kalmış duyguların ve kişilerin şiirini yazar. Kimi şeyleri bilmeyenlerin yazılanları anlayamayacağı, başka deyimle duyamayacağını yineler. “Kovalar şiirsizler düşmanlarım ayağa kalksınlar” Batılılaşma sürecinin niteliği, onun şiirlerinden bir kuram olarak çıkarılabilir. Uzantıları köküne kadar izlemek, geriye dönüşle kaynağını bulmak eğilimi şiirinin özelliğidir, “tanzimat fermanında unutulmuş hacivat,” dizesi bir kültür değişimini, bir beğeni devrimini özetler. Değişimler arasındaki bağsızlık, çizgi izlememezlik bir kaneviçe gibi ortaya çıkar.

BAKIŞSIZ BİR KEDİ KARA

Gelir dalgın bir cambaz. Geç saatlerin denizinden. Üfler lambayı. Uzanır ağladığım yanıma. Danyal yalvaç için. Aşağıda bir kör kadın. Hısım. Sayıklar bir dilde bilmediğim. Göğsünde ağır bir kelebek. İçinde kırık çekmeceler. İçer içki Üzünç Teyze tavanarasında. İşler gergef. İnsancıl okullardan kovgun. Geçer sokaktan bakışsız bir Kedi Kara. Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk. Kanatları sığmamış. Bağırır Eskici Dede. Bir korsan gemisi! girmiş körfeze.

Bakışsız Bir Kedi Kara‘da, dil değiştiriminin bilinçliliği daha iyi anlaşılır. Şiir zanaatkârlığının doruklarından biri “Bir Fotoğrafın Arabı”dır. “İlenç. İşte beni bu selenli harfiyle hiç bırakmayacak olan ilenç, gittiğim her yere götürdüğüm, gittiğim görünmeyen köpeğim ilenç.” Bu şiir ayrıca onun dünya görüşünü simgeler. Bir şiir dünyası yaratmakta kullandığı gereçleri sergiler, her şey bir fotoğrafın arabıdır. Evet ilk bakıldığında ayrıntıları görünmeyen ama incelendiğinde asıl ayrıntıların gözüktüğü fotoğrafın arabı. Duyarlıkların, yaşantıların aslı araptadır. Çoğaltmalar, klişeleşmeye giden yoldur. “Sürgün hep yalnızdır,” ilkesince Ayhan da, ortak kullanılan, duyarlıkların, mutluluk için ödenen onursuz bedellerin, sıradan ilişkilerin, yoz birliktelerin karşısına çıkar. Şiirin sürgünüdür o. Erotizm, bedenin arzularının gemlendiği bir ortamı oluşturur, sonucunda da göz alıcı bir imge panayırı doğar. Panayırda sergilenen en geçerli meta da “İşkence Sözlüğündür. Erotizm, gizemsel bir yapıda verilir: “Uzanır ağladığım yanıma…

Humour’un karası yer yer fırlayıverir. “İnsancıl okullardan kovgun”ların şiiri yazılırken yardımcı olur humour.

Yazdığının, özellikle tema’sının bilincindedir. Çocuklarla okulların çarpıştığı eylüllerden yola çıkıp, sonra orta ikiden, topluma fırlatılmışların destanını yazar. Sıradanlığın yağmaya verilip bir başkalığın bilincine varılınca, onun sorumluluğunu da taşır: “Anlatılmaz bir kılıçtır kuşanmış taşırım karaduygululuk.”

“Bencil bir şiir” deyimini Ece Ayhan’ın şiiri için kullanmak biraz abartma mıdır ? Kaynaklarını bilmeyen, çağrışımları onda çağrışım yaratmayan okura söyleyeceği bir şey yok. Sahtelikleri, düzmecelikleri sıyırınca geriye kalan şiir gerçeği onun ürünlerinde vardır. “Kimse birbirini aramasın! Geçerken belirli bir denizi.”

Onun şiir sözlüğünde yer alan argo, anlattığı kişilerin, tema olarak işlediği insanların dili olduğundan tam bir uyum içinde gözükür. Ece Ayhan üzerine yazı yazanlar mozaik, fresk deyiminde kalem birliği yaparlar. İki deyim de görkemli bir tarih kavramını getirir. Yıkıntının içindeki bir antik kalıntı gibidir onun şiiri.

“…Daha yavuz bir belge var mıdır ha
Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?”

MOR KÜLHANİ
1.Şiirimiz karadır abiler

Kendi kendine çalan bir davul zurna
Sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
Taşınır mal helalarında kara kamunun
Şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir

Aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler

2.Şiirimiz her işi yapar abiler

Valde Atik’te Eski Şair Çıkmazı’nda oturur
Saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
Kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
Saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir

Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler

3.Şiirimiz gül kurutur abiler

Dönüşmeye başlamış Beşiktaşlı kuşçu bir babanın
Taşınmaz kum taşır mavnalarla Karabiga’ya kaçan
Gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
Suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir

Oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler

4.Şiirimiz erkek emzirir abiler

İlerde kim bilir göz okullarına gitmek ister
Yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
Kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
Tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir

Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler

5.Şiirimiz mor külhanidir abiler

Topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
Yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
Kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
Şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir.

Ayıptır söylemesi vakitsiz Üsküdarlıyız abiler

6.Şiirimiz kentten içeridir abiler

Takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
Bir kent ölümünün denizine kayar dragomanlarıyla

Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?

Şairlerin anahtar şiirlerinin değerlendirmesini yapmak, öteki şiirlerine de ışık tutuyor. “Mor Külhani” böyle örneklerden biri. Ayhan’ın ilk şiirinden bugüne çektiğimiz çizgiye aydınlık notlar getiren bir ürün. Ölüm şarkılarında yer alan çocukların daha ayrıntılı bir destanını haber verirken, onun içeriği konusunda sağlam kuramsal bilgiler sunarken, başlangıcından bugüne yazdıklarına da bir ad konuluşunun -şairin kendince- simgesidir. “Şiirimiz karadır abiler”, “Şiirimiz kentten içeridir abiler”.

ORTA İKİDEN AYRILAN ÇOCUKLAR İÇİN ŞİİRLER
Sivil ölümden konuşuyoruz dağılan neftilikler
arkadaşlar Makedonyalı kalın usta marangozlar.
Kapaklanır bir adam daha kaçıncı, aktığımızı görünce
ters çevrilmiş kente karşı işte onun denizlerine
delikanlı kostaklarımızı çıkarmış ve ırmaktır.

Erkek ölümden konuşuyoruz yeni ormanlardan
dahi “dikeni seven gülüne katlanır bir kadın”dan.
Haramiler ki kırkın üstünde artık sayıları
bir küçük tabut tabakada gezdirirler ölüleri fakfon
burunları çekmek üzre, ince çağrışımlıdır.

Ey orta ikiden ölerek ayrılan çocuklar! aslında başlayan
askerler tabiatta hâlâ tramvaydan Sirkeci’de mi inerler?
süsüne kaçılmamış bir cenaze törenine gitmek için.

Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler”, toplumcu şiir anlayışının, bildirinin şiir kuralları içinde eriyişinin özgün örneğidir. Gene zamansızlık içinde tema’yı verir. Makedonyalı ustalardan Sirkeci’de tramvaydan inenlere çekilen çizgi bunu belirler. Tarihsel bir kavramla bugünün ekonomik düzeninin ortaya çıkardıklarını özdeşleştirir: “Haramiler ki kırkın üstünde artık sayıları” Halk çocuklarının, ancak işkence sözlüğü içinde anlatılan yaşamları, sonları “Meçhul Öğrenci Anıtı”nda odaklanır. “Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri”

MEÇHUL ÖĞRENCİ ANITI
Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
-Maveraünnehir nereye dökülür?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.

Yoksul halk çocuklarının, bırakılmışların, ana-babanın terketmeye zorunlu kılındığı yaratıkların dünyasını Ayhan bize iletirken, gerçeklerden oluşan bir imge yapısını, bir dize kuruluşunu sunuyor. “Belli ki kaçmıştır çok ağır cezalı bir çocuk/Kurulu zulmün yetiştirme yurtlarından.” Ece Ayhan, orta ikiden ayrılma çocukları anlatırken başka bir yorumla, ezilenlerin tema’sını anlatmak için o topluluğu seçerken birtakım çıkışları bilinçle saptamıştır. Kurulu düzenin, egemen toplulukların baskısının, açıkça hissettirildiği yaratıklar, çocuklardır. Onlara toplumun vereceği hiçbir şey yoktur. Ezilen küçük bireylerden oluşan sallantılı bir toplum panoraması Ayhan’ın bu şiirlerinde incelmiş bir duyarlık, sağlam bir imge yapısı ile belli ediyor kendini. Baskıya karşı doğan direnç, orta ikiden ayrılanları vareder. “Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim.”

YALINAYAK ŞİİRDİR
1.Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük kardeşim

Emrazı Zühreviye Hastanesi’ne kapatıldı anamız
Adıyla çalışan ermiş Sirkeci kadınlarındandır

Şeker atar hâlâ mazgallardan Cankurtaran’da
Acı Bacı’nın acı bilmez uçurtma çocuklarına

Yıl sonu müsamerelerine kimler çıkarılmaz?

2.Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim

Babamız dövüldü güllabici odunlarla tımarhanede
Acaba halk nedir diye düşünür arada işittiği

Dudullu’dan tâ Salacak’a koşarak alkışlayalım
Fazla babalarıyla dondurma yiyen çocukları

Hangi çocukların neye imrenmesi yalınayak şiirdir?

İstanbul’u İstanbul’un yoksul kesimini, kenar mahalle insan yıkıntılarını birçok şair dile getirdi. Ama Ece Ayhan gibi bildiri düzeyine indirmeden, kara bir şiirin öğesi olarak anlatmadılar, sarı kamu tramvaylarına binenleri. Dipyazılar (deneme), Ayhan şiirine dipnotlarıdır. Masalların gizemsel dünyası içinde gerçeği vermek, üstelik çağdaş bir yorumla yansıtabilmek, “kalabalara ve tabiata karşı gelmek” ustalık isteyen bir uğraş.

“Ölümün arkasından konuşmak” (makale)  Ayhan’ın şiir kuramı, toplumcu sanat üzerine düşündüklerini ortaya koyması açısından gerçekten önemli.

Görüntü ustası Ayhan, şiirin buyruğuna birçok sanatı da almıştır. Onda resimden, sinemadan izler bulabiliriz.

Ece Ayhan’ı yazmak, yalnız İkinci Yeni’nin özgün bir şairine değinmek olmuyor. Şiirimizde bir patlamanın simgesine eğilmek anlamını da taşıyor.

Doğan Hızlan, Türk Dili Dergisi, 1977