9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Giriş Ünitesi Etkinlik Örnekleri

9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Giriş Ünitesi Etkinlik Örnekleri

Etkinlik- 1

1.ÜNİTE: Giriş
Etkinlik İsmi: EDEBİYAT NE İŞE YARAR?
Amacı: Edebiyatın bir sanat dalı olarak anlamını ve insana olan katkısını kavrayabilmek.
Kazanım: 9.1.1.
Alan Becerileri: Okuma Becerisi
Genel Beceriler: Eleştirel Düşünme Becerisi

Yönerge: Metinden yararlanarak aşağıdaki soruları cevaplayınız.

İnsanın bir kitapta kendini bulması, tanıması ne anlama gelir? Aynı anda hem düpedüz sıradan hem de gene eşsiz gizemde bir deneyim gibidir. Sayfaları çevirirken kuvvetli bir betimlemenin, bir olaylar kümesinin, karakterler arasında geçen bir konuşmanın, bir iç monoloğun etkisine kapılırım. Metin ile okur arasındaki boşluk birdenbire, habersizce, şimşek gibi bir anda çakıveren bir bağlantıyla aşılır; bir yakınlık ya da uyuma ışık vurur. Sözcüklerin belli bir birleşiminin barındırdığı önsezi karşısında şaşıp kalmış olan ben ya böyle bir anın gelmesini bekliyor ya da böyle bir anla tesadüfen karşılaşıyorumdur. Her iki durumda da bana hitap edildiğini, çağrıldığımı, davet edildiğimi hissederim: Okuduğum sayfalarda kendi izlerimi bulmaktan alamam kendimi. Bir şeylerin değiştiği su götürmez, perspektifim başka bir yöne kaymıştır, daha önce görmediğim bir şeyi görüyorumdur. (…)

İnsanı okumaya yönelten güdülerden biri de gündelik deneyimlere ve toplumsal hayatın şekline ilişkin daha derinlikli bir algı kazanma umududur. Edebiyatın şeylerin nasıl olduğuna dair algımızı geliştirme, genişletme veya yeniden düzenleme gücü vardır. (Düzenlenmiştir.) Rita Felski, Edebiyat Ne İşe Yarar, Metis, s. 37.

1. Edebiyatın kendi dışımızdaki dünyayı algılamamızda sizce nasıl bir işlevi vardır? Düşüncelerinizi açıklayınız.

Cevap: Edebiyat, iç dünyamızın yanında dış dünyayı algılamamızı da geliştirir. Gündelik yaşamdaki olaylara dair algımızı geliştirme, genişletme ve yeniden düzenleme gücü verir.

2. Kitapların olmadığı bir zaman hayal edin. Kitaplarla bugüne kadar kurduğunuz ilişkiyi düşünerek bu durumun size neler hissettirebileceğini betimlemeye çalışın.

Cevap: Kitapların olmadığı bir zaman ve mekânı hayal etmek bugün bakıldığında oldukça zor; ancak kitapların, filmlerin, sanat eserlerinin olmadığı bir dünya herhâlde son derece renksiz, yavan ve sıkıcı olurdu.

3. Kitap okurken yaşadığınız deneyimler ve okuduğunuz kitaptan beklentileriniz nelerdir?

Cevap: Kitap okumak bizleri bambaşka dünyalara bambaşka hayatlara yolculuğa çıkarır. Burada alabildiğine özgür oluruz. Kitap kahramanları bizlerin arkadaşı olur ve onlarla türlü maceralara atılırız.

4. Öykü ya da roman türünde yazılmış en beğendiğiniz kitabın adını gerekçeleriyle yazınız.

Cevap: öğrenciye bırakılmıştır ancak örnek cevap şöyle olabilir: Sait Faik’in Bütün Öyküleri. Çünkü her yaş döneminde tekrar tekrar okuyabiliyor ve her seferinde eserden ayrı bir tat alıyorum. Dilini, Türkçe söyleyişini, öykülerdeki insan sevgisini çok seviyorum.

5. Arkadaşlarınıza okumaları için üç kitap önerisinde bulununuz. Neden bu kitapları önerdiğinizi yazınız.

Cevap: Öğrenciye bırakılmıştır ama örnek cevap şöyle olabilir: Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adlı romanı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara ve Tarık Buğra’nın Küçük Ağa romanlarını önerirdim. Ülkemizi ve insanımızı anlamak, geçirdiği aşamaları görmek ve bunları edebiyatın lezzetinde okumak için.

Etkinlik No.: 2

1.ÜNİTE: Giriş
Etkinlik İsmi: EDEBİYAT VE BİLİM
Amacı: Edebiyatın bilim ve güzel sanatlarla ilişkisini fark edebilmek.
Kazanım: 9.1.2.
Alan Becerileri: Okuma Becerisi
Genel Beceriler: Eleştirel Düşünme Becerisi

Yönerge: Aşağıdaki sanat ve bilim başlıklı metinleri okuyarak sanatın bilimle ilişkisine yönelik soruları cevaplayınız.

BİLİM

  • Bilim nesnellik, kanıtlanabilirlik, nedensellik ilkesine dayanır. Gözlem önemlidir.
  • Bilimde aranan doğruluktur, bilim akla ve mantığa dayanır.
  • Bilim, gerçekliği nesnel olarak açıklar.
  • Bilim, kuram ve yasalara göre hareket eder.
  • Bilim, insanlara fayda vermek amacıyla yapılır.
  • Bilim, terimlere ve kavramlara başvurur.

SANAT

  • Sanat; çelişmezlik, özgünlük, açıklık, bütünlük ilkelerine uymalıdır. Gözlem önemlidir.
  • Sanatta öncelikli olarak güzellik aranır, sanat duygu ve sezgilere dayanır.
  • Sanat, gerçekliği öznel bir bakışla yorumlar.
  • Sanatta sanatçının duygu ve izlenimleri esastır.
  • Sanat, duygu aktarır ve estetik haz verir.
  • Sanat, imgeler yoluyla gerçekliği yansıtır.

1. Metin

Kimi yapıların hangi gereksinimler sonucu dikildiğini bilmeyen birisi, bu konuda iyi bir değerlendirici olamaz. Biz de hangi amaçla yapıldığını bilmediğimiz sürece, geçmişin sanatını anlayamayız. Tarih boyunca ne kadar geriye gidersek sanatın hizmet ettiğine inanılan amaçlar o kadar açık ama aynı zamanda yabansı görünmektedir. Oturduğumuz kentlerden uzaklaşıp köylere giderek veya daha da iyisi, kendi uygarlaşmış ülkelerimizden koparak, çok uzak atalarımızınkine hâlâ çok yakın koşullarda yaşayan topluluklara, bizden daha basit oldukları için değil -çünkü onların düşünme biçimleri bizden daha karışıktır-, tüm insanlığın geldiği ilk koşullara daha yakın oldukları için “ilkel” diyoruz. İlkeller için, yararlılık açısından, bir kulübenin yapımıyla bir imgenin üretimi arasında hiçbir ayrım yoktur. Kulübeleri onları yağmurdan, rüzgardan, güneşten ve kendilerini yaratmış olan ruhlardan korurlar. İmgeler ise, onları, doğal güçler kadar gerçek olan öteki güçlere karşı korurlar. Başka bir deyişle, resimler ve heykeller büyüsel amaçla kullanılır.

(Alınmıştır.) E. H. Gombrich, Sanatın Öyküsü, Remzi Kitabevi, s. 39.

2. Metin

Bororo’lar bütün hayal güçlerini, gündelik kullanım araçlarının yalınlığı ile karşıtlık yaratan giyimleri için ya da en azından -giysileri pek yalınkat olduğundan- aksesuarları için seferber ederler. Kadınların, anadan kıza intikal eden gerçek mücevherleri vardır: Bunlar ahşap üzerine takılmış ve ince bağlarla sabitleştirilmiş maymun ya da jaguar dişlerinden takılardır. Böylece bir yandan avların kalıntılarında hak iddia ederken bir yandan da şakaklarındaki saçları erkeklerin yolmasına izin verirler. Erkekler, karılarının saçlarıyla uzun kordonlar örer ve bir türban gibi başlarına sararlar. Şenlik günlerinde onlar ayrıca, bir çif, büyük kabuklu domuzun tırnağından yapılmış ve sedef kakmalar ve tüy ya da pamuklu püsküllerle süslenmiş, ay biçiminde takılar taşırlar.

(…)

Süs merakı öylesine ileridir ki tören kılıkları içinde olmasalar bile erkekler her zaman yeni takılar uydururlar. Çoğunun başında çelenk vardır: tüylerle bezenmiş kürk şeritler, yine tüyler geçirilmiş hasır halkalar, ağaç bir çember üzerine takılmış jaguar dişinden bir dizi… Bu güçlü kuvvetli, yapılı adamların kendilerini güzelleştirmek için erkekler evine girmek gerek. Her köşede kesen, birleştiren, oyan, yapıştıran insanlar görürsünüz; nehrin kabukluları parçalar hâline getirilir ve gerdanlık ya da dudak takıları oluşturmak üzere biley taşında iyice cilalanır; bambu ve tüylerden masalsı yapılar yükselir. İri yapılı adamlar bir tiyatro kostümcüsü titizliğiyle birbirlerini, doğrudan derilerine yapıştırdıkları ince tüylerle civciv kılığına sokarlar.

(Alınmıştır.) Claude Levi-Strauss, Hüzünlü Dönenceler, YKY, s. 236.

1. Sanatın ve bilimin yöntemlerini karşılaştırdığınızda her ikisi için ortak olan yöntem nedir? Bu yöntemi gündelik yaşamınızda nasıl ve ne için kullanırsınız?

Cevap: Bilim ve sanat için ortak olan yöntem gözlemdir. Olayların, olguların ve nesnelerin niteliklerini öğrenmek ve onları özenli bir biçimde incelemek için gözlem yapmaktır. Gündelik yaşamda her tür faaliyetimizde yaptığımız gözlemler bize yol gösterir.

Örneğin bir dersin öğretmeninin hangi derse ilişkin hangi konu başlıkları üzerinde hassasiyetle durduğu bize sınavda muhtemel sorulara dair ipuçları verir ya da bir kişinin karakter özelliklerini gözlemlemek onun bizim arkadaşımız olup olamayacağı hakkında bilgi verir.

2. Sanatın ortaya çıkmasında insanlığa yararlı olma düşüncesi hangi aşamada görülmüş olabilir? Gerekçeleriyle belirtiniz.

Cevap: Çok eski dönemlerde bilim ve sanat henüz ayrılmamışken her tür sanatsal faaliyet ihtiyaçtan doğmuştur. Dolayısıyla bir yarar söz konusudur. Söz konusu dönemlerde mağara duvarlarına çizilen resimler, resim yapmak amacıyla değil yaşananları çizgi yoluyla canlandırarak av sırasında güç kazanmak içindir. Yani büyüsel amaçlar için sergilenen pratiklerdir.

3. Geçmişteki kültürlerin sanat anlayışlarını anlamak için neler yapılabileceğini 1. ve 2. metni de göz önünde bulundurarak cevaplayınız.

Cevap: Geçmişin farklı kültürlerini ve sanatlarını anlamak için onların hangi amaçla ortaya çıktığını, oluşma amacını bilmeliyiz. O zaman ve mekân içinde meydana geliş amacını kavrarsak bugün geçmişi anlayabilmemiz ve değerlendirebilmemiz mümkündür.

4. Sizce sanat ve bilim, birbirinin karşıtı mı yoksa tamamlayıcısı mıdır? Niçin?

Cevap: Bilim ve sanat birbirinin tamamlayıcısıdır. Bilimlerdeki gelişmeler sanat eserlerine yansır ya da sanatsal birtakım öngörüler ve sezgiler bilimlerin buluşlarına ilham olur. Örneğin Jules Verne’nin Ay’a Yolculuk kitabı ya da bilim kurgu filmleri gibi.

Etkinlik No.: 3

1.ÜNİTE: Giriş
Etkinlik İsmi: SANATÇI MI SANAT ESERİ Mİ?
Amacı: Edebiyatın güzel sanatlarla ilişkisini kurabilmek.
Kazanım: 9.1.3.
Alan Becerileri: Okuma Becerisi
Genel Beceriler: Eleştirel Düşünme Becerisi

Yönerge: Aşağıdaki görsel ve metinlerden yararlanarak soruları cevaplayınız.

Mona Lisa Tablosu, Leonardo da Vinci (wikipedia)

1. Metin

Leonardo, Francesco del Giocondo için karısının portresini, Mona Lisayı yapmaya girişti. Bu resim üstünde dört yıl çalıştı ama bitirmeden bıraktı. Günümüzde bu portre Fransa Kralı François’nın elinde, Fontainebleau’da bulunmaktadır. İnsan sanatın doğayı nasıl sadakatle taklit edebileceğini görmek isteseydi, bu portreden kolayca anlayabilirdi çünkü burada Leonardo her canlı ayrıntıyı ustaca yapmıştı. Gözler doğal parıltısına ve nemine sahipti, gözlerin çevresinde kirpikler, icrada en büyük nezaketi gerektiren bütün o pembe ve şeffaf tonlar mevcuttu. Kaşlar tümüyle doğaldı, bir yerde gür çıkmış, başka bir yerde seyrelmişti, derinin gözeneklerine uyuyordu. Burun çok zarif bir şekilde resmedilmişti, gerçek hayattaki gibi pembe ve narin burun delikleri vardı. Yüzün ten renklerine, dudakların kırmızısıyla katılan ağız, boya gibi değil kanlı canlı görünüyordu. Boğazının çukuruna bakınca, damarlarının attığına yemin edebilirdi insan. Bu resim kim olursa olsun en kendinden emin sanatçının umudunu ve cesaretini kıracak bir şekilde yapılmıştı. Leonardo şöyle bir hileye de başvurmuştu; Çok güzel bir kadın olan Mona Lisanın resmini yaparken modelinin keyfi dört dörtlük olsun ve genellikle ressamların portrelerine yüklediği melankoli uzak dursun diye şarkıcı ve çalgıcıları ya da soytarıları çalıştırmıştı. Sonuç olarak Leonardo’nun bu resminde öyle hoşa giden bir gülümseme vardı ki insana özgü değil tanrısal görünüyordu; resmi görenler, portrenin gerçeği gibi canlı olduğunu fark ederek şaşırıyordu.

(Alınmıştır.) Giorgio Vasari, Sanatçıların Hayat Hikâyeleri, Sel Yayınları, s. 229.

2. Metin

Bazı sanat eserleri, sanatçısının önüne geçmiştir. Resim alanında Leonardo Da Vinci’nin “Mona Li-sa”sı, Edvard Munch’un “Çığlık”ı, Osman Hamdi Bey’in “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosu bunlar arasında sayılabilir. Müzik alanında Mozart’ın “Twinkle Twinkle Little Star”, yani “Daha Dün Annemizin” şeklinde çevirdiğimiz bir halk ezgisi üzerine piyano denemeleri yaptığı şirin eseri ya da Türk Marşı, edebiyat alanında Reşat Nuri Güntekin’in “Yaprak Dökümü” ve “Çalıkuşu” romanları, Rıfat Ilgaz’ın sinemaya uyarlanarak Türk sinemasının klasikleri arasında yer alan “Hababam Sınıfı” romanı sanatçılarının önüne geçmiş eserler arasında sayılabilir. (Komisyon)

1. Giocondo olarak da bilinen ünlü Mona Lisa tablosunun, yapıldığı dönemden bugüne ününün artarak sürmesinin nedeni ne olabilir?

Cevap: Mona Lisa tablosu çok ünlü olmuştur. Ününün yayılması merak uyandırarak herkeste resmin aslını görme isteğine neden olmuş olabilir. Gerçeğe yakın gibi detaylı bir şekilde çizilen portrede yüzün her türden ayrıntısına yer verilmiş, bu da resimdeki canlılığı artırarak görenleri kendisine hayran bırakmıştır.

2. Mona Lisa’yı ait olduğu tablodan çıkarıp bir roman kahramanı yapmak isteseniz onu hangi koşullarda yaşamış, nasıl biri olarak anlatırdınız? Karakter özellikleri, yaşadığı dönem ve çevre ile mesleği vb. başlıkları da düşünerek bir paragraf yazınız.

Cevap: Bu sorunun cevabı öğrenciye bırakılmıştır ancak örnek şu şekildedir:
Örnek Mona Lisa Denizli’de yaşayan, makine mühendisliği yapan, üç çocuk annesi bir kadındır. Üç kızı vardır. Büyük kızı resim yapmayı çok sever ve resim alanında özel yeteneği olan bir çocuktur. Mona Lisa. işten döndüğünde büyük kızının ısrarı üzerine özel bir elbise giyerek kızına poz vermekte, kızı da resmini yapmaktadır. Mona Lisa da üniversitede güzel sanatlar okumak istemiştir ama ailesi mühendis olması için ısrarcı olmuş, yazık ki kendi yeteneğini pek geliştirememiştir. Şimdi hem kızına resim yapması için poz vermekte hem de bir zamanlar okuyamadığı resim bölümüne girmek için resim dersleri almaktadır.

3. İkinci metinde size sanat eserleri mi yoksa eserlerin sanatçıları mı daha tanıdık geldi?

Cevap: Bu sorunun cevabı kişinin ilgili alandaki bilgisine bağlı olarak farklılaşabilir ancak eserler daha ünlüdür. Örneğin “Daha Dün Annemizin” çocuk şarkısını ülkemizde her çocuk bilir ancak Mozart’ı bilmeyebilir. Bazen de sanatçı eserinin önüne geçebilir. Örneğin Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk, eserlerinden daha çok tanınabilir.

4. Sizin de aklınıza gelen ama sanatçısını bilmediğiniz sanat eserlerine örnekler veriniz. Eserlerin yaratıcılarının aklınıza gelmemesinin nedenleri neler olabilir?

Cevap: Yüzüklerin Efendisi J.R.R. Tolkien’in 3 cilt hâlinde yazılmış romanıdır ve filmi sayesinde yazarından daha ünlü bir kitap olmuştur. Yine aynı şekilde Harry Potter 8 cilt olarak yazılmıştır, yazarı Johanne Kathleen Rowling’dir. Yazarlarından ziyade eserlerinin akla gelmesi ise onların geniş kesimler tarafından beğenildiğinin bir göstergesidir.

5. Farklı sanat dallarına uyarlanan edebî eserlerden üç tanesine örnek veriniz.

Cevap: Nasrettin Hoca fıkraları, Keloğlan ve Dede Korkut hikâyeleri çizgi filmlere uyarlanmıştır. Pal Sokağı Çocukları, Küçük Prens filme uyarlanmıştır. Ünlü masallar Kibritçi Kız, Kırk Haramiler, Çirkin Ördek Yavrusu filmlere esin olmuşlardır.

Aziz Nesin’in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz romanı defalarla tiyatroya ve sinemaya uyarlanmıştır, Orhan Kemal’in Hanımın Çiftliği romanı, Reşat Nuri’nin Yaprak Dökümü, Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu romanı televizyonlara dizi olarak uyarlanmıştır.

Etkinlik No.: 4

1.ÜNİTE: Giriş
Etkinlik İsmi: HANGİ METİN?
Amacı: Edebiyatın güzel sanatlarla ilişkisini kurabilmek.
Kazanım: 9.1.4.
Alan Becerileri: Okuma Becerisi
Genel Beceriler: Eleştirel Düşünme Becerisi

Yönerge: Aşağıdaki metinleri okuyarak soruları cevaplayınız.

1. Metin

TÜRK TİYATRO TARİHİ

Geleneksel tiyatro başlığı altında hem köylü tiyatrosu geleneğini, hem halk tiyatro geleneğini anlıyoruz. Bunların birbirleriyle değinmeleri olmamasına karşın benzeşen yönleri vardır. Batı tiyatrosundan ayırıcı olan yönleri üzerinde durursak her şeyden önce sahnesiz bir tiyatrodur ve yazılı bir metne dayanmazlar. Şarkı, dans, söz oyunları başlıca nitelikleridir. Güldürü öğesi asaldır, gerçekçi değildir – ilerde değineceğimiz açık biçim, göstermeci, soyutlaştırma gibi belirli yöntemlere dayanır. Devamlı olmaktan çok takvime ve çeşitli vesilelere dayanır. Kişilerin karakter niteliği olmayıp hepsi önceden belirlenmiş, kalıplaşmış tiplerdir.

(Alınmıştır.) Metin And, Türk Tiyatro Tarihi, İletişim Yayınları, s. 12.

2. Metin

MAKİNE

Vefa – Artık dükkânda hemen hemen hiç bulunmuyormuşsun Salih Efendi! Dün bir arkadaş şikâyet ediyordu.

Salih – (Hem çalışıp hem konuşarak) Ne bulunayım Vefa Bey? Ya camide, ya kahvede, ya da evdeyim. Özel müşterilerim gelince haber salıyorlar, koşuyorum. Olmazsa akşamları uğrayıp hesap alıyorum. Gençler bana tıraş olmak istemiyorlar. Benim tıraş ettiklerim ihtiyarlar, emekli subaylar, emekli memurlar. Onlar da bir hayli zaman var ki ayaklarını çekmeye başladılar. Çünkü yorgun adamlar… Sessizlik istiyorlar. Ama bizim dükkân havraya döndü. Kalfalar, çıraklar ya radyoyu sonuna kadar açıyorlar yahut genç müşterilerle bir maç konusu, (…) hikâyesi tutturup gürültüye başlıyorlar. Benim ihtiyar müşterilerim de çok defa tıraşı yarıda bıraktırıp dükkândan fırlıyorlar. Eskiden berber dükkânlarında makas şıkırtısından başka ses duyulmazdı. Şimdi o sesten başka her şey duyuluyor.

(Alınmıştır.) Cevat Fehmi Başkut, Bütün Eserleri: Koca Bebek-Makine, İnkılap Yayınları, s. 72.

3. Metin

MASAL

Çocuk ruhum kaygılardan âzâde,
Yüzlerde nûr, ekinlerde berekete
At üstünde mor kâküllü şehzade,
Unutmağa başladığım memlekete
Şakağımda annemin sıcak dizi,
Kulağımda falcı kadının sözü,
Göl başında pâdişahın üç kızı,
Alaylarla Kaf dağına harekete

Orhan Veli Kanık

(Alınmıştır.) Orhan Veli, Bütün Şiirleri, YKY, s. 59.

1. Yukarıdaki metinler sizce neden farklı biçimlerde yazılmıştır?

Cevap: Bu üç metnin yazılma amacı farklıdır, dolayısıyla bu metin türleri de bu amaçları karşılamak üzere farklı seçilmiştir. İlki geleneksel tiyatroyu anlatan bir öğretici metin örneğidir. İkinci metin ise tiyatro metninden ufak bir bölümdür ve karşılıklı konuşmayı vermiştir. Üçüncü metin ise bir şiirdir. Şiir; imgeye dayalı, okuyucunun hayal gücüne hitap eden ölçülü, uyaklı da olabilen, kendi içinde bir ritim taşıyan, etkili söyleyişe dayalı bir edebi türdür. Şair, çocukluğunun tadlarını çocukluğuna özlemle birlikte şiirinde yansıtmıştır. Soru köküne göre, şiirin belirgin biçimsel özelliklerinin burada belirtilmesi yararlı olur.

2. Öğretmeniniz COVID-19 salgınının neden olduğu süreçle ilgili duygularınızı anlatan bir metin yazmanızı isteseydi bu metni hangi türde yazardınız? Neden bu türü tercih ettiğinizi belirtiniz.

Cevap: Bu sorunun cevabı öğrenciye bırakılmıştır.

Örnek cevaplar şu şekilde olabilir:

Günlük türünde yazmayı tercih ederdim. Her günün izlenimleri, içinde bulunduğum kaygı ve sürece yönelik merakımı birinci ağızdan ve içtenlikle yansıtacak yazı türü benim açımdan günlük olduğundan. Roman ya da öykü türünde yazmayı tercih ederdim. Çünkü yaşadığımız olağanüstü günleri yer, kişi, olaylar çerçevesinde kurguya dayalı, çarpıcı bir şekilde anlatmak bu türlerde daha kolay olurdu.

3. Arkadaşlarınızla okulda bir gazete çıkarmaya karar verdiniz. Bu gazetenin çok okunması ve beğenilmesi için hangi tür metinlere yer verirdiniz? Nedenleriyle açıklayınız.

Cevap: İlgi çekici olacağını düşündüğüm metinlere yer verirdim. Bunun için öncelikle arkadaşlarım arasındaki gözlemlerimden yola çıkarak hangi metinlere öncelik vereceğimi kurgulardım. Hem gazetenin işlevine uygun düşen hem de genel beğeniye hitap eden metinleri tercih ederdim. Haber metinleri, köşe yazıları, şiirler, röportajlar herhâlde ilk etapta kullanacağım metinler olurdu.

4. Kendinizi edebî metin türlerinden biri olarak hayal etseniz okuyucularınıza bir şeyler öğretmeyi mi yoksa onların duygu dünyasına seslenmeyi mi tercih ederdiniz? Niçin?

Cevap: Örnek cevaplar şu şekilde olabilir:

Ben okuyuculara bir şeyler öğretmeyi amaçlardım. Çünkü bilgi çağında yaşıyoruz. Zamanımızda da insanları duyguları değil daha çok bir konudaki bilgileri ve düşünceleri iyi bir yere taşıyabiliyor.

Ben duygulara seslenmek isterdim. Çünkü bilgiye ulaşmak günümüzde çok kolay. Ancak insanların duygularını harekete geçirmek, onları anlamak kolay bir iş değil. Bunun için duygulara seslenen kitaplar gerekir.

Etkinlik No.: 5

1.ÜNİTE: Giriş
Etkinlik İsmi: SÖZCÜKLER NASIL DOĞDU?
Amacı: Öğrencilerin sözcüklerin oluşumu hakkında düşünmelerini ve akıl yürütmelerini sağlayabilmek.
Kazanım: 9.1.5.
Alan Becerileri: Okuma Becerisi
Genel Beceriler: Eleştirel Düşünme Becerisi

Yönerge: Aşağıdaki metni okuyarak soruları cevaplayınız.

BUNUN ADI FİNDEL

Nick parmağını kaldırdı. “Evet ama ben hâlâ sözcüklerin niye farklı anlamlar taşıdığını anlayamadım. Örneğin, k-ö-p-e-k’in, havlayan ve kuyruğunu sallayan şey demek olduğuna kim karar veriyor? Bunu kim diyor?” Ve bayan Granger zokayı yuttu. “Kim diyor köpek, köpek demektir diye? Sen diyorsun Nicholas. Sen, ben ve bu sınıftaki, bu okuldaki, bu ilçedeki, bu ildeki ve bu ülkedeki herkes. Hepimiz aynı fikirdeyiz. Ama Fransa’da yaşıyor olsak, hepimiz o tüylü, dört ayaklı yaratığı tanımlamak için farklı bir sözcük kullanacaktık -chien, ‘şiyen diye okunuyor, ama senle benim k-ö-p-e-k dediğimiz şey anlamına geliyor. Almanya’da hund diyorlar ve işte dünyanın her yanında böyle farklı sözcükler kullanılıyor. Ama bu sınıfta herkes tüylü yaratığa başka bir ad vermeyi kararlaştırmış ve herkes de buna uymuş olsaydı, o zaman havlayan, tüylü yaratık öyle anılır ve günün birinde sözlüğe de öyle geçerdi. Bu kitabın içindekileri bizler belirliyoruz.” Kocaman sözlüğe işaret etti. Ardından bakışlarını Nick’e çevirdi ve yine gülümsedi.

Sonra da şöyle devam etti: “Ama tabii, bu sözlük çok akıllı yüzlerce insan tarafından uzun yıllar içinde hazırlandı; bu bakımdan bizim için o bir kural oluşturuyor. Kurallar değişebilir elbette ama gerçekten gerekliyse. Yeni sözcüklere ihtiyaç duyulabilir ama o kitaptakilerin oraya konmalarının geçerli nedenleri vardır.”

(Alınmıştır.) Andrew Clements, Bunun Adı Findel, Günışığı Kitaplığı, s. 39-41.

1. Metinde sözcüklerin oluşumu nasıl anlatılmaktadır?

Cevap: “Bunun Adı Findel” adlı metinde her dilde işaret edilen nesnelerin adının farklı olduğu anlatılmaktadır. Örneğin boy ve biçim bakımından pek çok cinsi olan, çok iyi koku alan, sadık, bekçilik ve avcılık gibi işler için beslenen memeli hayvana dilimizde köpek denirken başka dillerde başka sözcükler kullanılmaktadır. Dolayısıyla dilde sözcüklerin seçiminin bir karar, uzlaşma ve yaygınlık kazanarak dile yerleşme aşamasından söz edilmektedir.

2. Edebî eserlerde ve radyo, televizyon, sosyal medya gibi iletişim kanallarında kullanılmasını sağlamak amacıyla beş harfli, nesne ismi olabilen yeni bir sözcük türetin. Bu sözcüğün yaygınlaşması ve kabul görmesi için nasıl bir yol izlersiniz?

Cevap: Diyelim ki kitap sözcüğüne bundan sonra “okunç” demek istedim. Bunu öncelikle bir grup arkadaşımla paylaşarak onları bu konuda ikna ederim ve hep birlikte bu sözcüğü kullanmaya başlarız. Giderek grubumuzu genişletiriz ve sözcüğü başka insanların da tanıması ve kullanmasını için farklı yöntemler düşünürüz. Örneğin kitaba okunç diyenler topluluğu gibi bir topluluk kurabilir, böylelikle sözcüğün yaygınlaşması ve gündemde olması için uğraşabiliriz. Zamanla belki de yeni sözcüğümüz benimsenir ve kullanılır.

3. Bugün yabancı sözcükler yerine Türkçede karşılığını bulduğumuz ve yaygınlık kazanan pek çok ifade vardır. Bilgisayar ve buzdolabı bu türden kelimelere örnek verilebilir. Ayrıca kokpit, buton gibi dilimizde yerleşiklik kazanarak Türkçe sözlüklere giren sözcükler de vardır. Bunun nedenleri hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Cevap: Dilde bir sözcüğün kullanılabilmesi için genel kabul görmesi ve yaygın olarak kullanılması gerekmektedir. Örneğin kokpit yerine Türkçe pilot kabini de diyebiliriz ancak bunun yerine kokpit yerleşmiş ve Türk Dil Kurumunun sözlüklerine bile girmiştir. Dolayısıyla artık kabul görmüş bir kelime olmuştur.

4. Sanat, bilim ya da teknoloji ile ilgili kavramların başka dillerden dilimize girmiş olmasının nedeni ne olabilir?

Cevap: Sanat, bilim ve teknoloji ile ilgili kavramlar ilk nerede varlık buldularsa o toplumun söz varlığında adlandırıldıkları için dilimize girmiş pek çok kavram yabancı kökenlidir.

Etkinlik No.: 6

1.ÜNİTE: Giriş
Etkinlik İsmi: DİLİMİZİ NASIL KULLANIYORUZ?
Amacı: Dilin gündelik yaşamdaki kullanım biçimleri hakkında düşünebilmek.
Kazanım: 9.1.6.
Alan Becerileri: Okuma Becerisi
Genel Beceriler: Eleştirel Düşünme Becerisi

Yönerge: Aşağıdaki metinleri okuyarak soruları cevaplayınız.

1. Metin

ARGO VE JARGON

Argo, bir dilin parçası olmasının yanı sıra toplumun belirli bir kısmı tarafından kullanılan, kendine ait sözler, deyimler ve deyişlerin bütününden oluşmuş özel bir dildir. Argodaki kelimelerin anlamı açıkça belli değildir. Eski anlamlara yeni bir anlam verilir. Argo; uydurma, benzeştirme, sadeleştirme, kelimeye farklı bir anlam katma, ana dildeki kelimeyi farklı bir anlamda kullanma, yabancı kelimeler ile yerli kelimelerin bir arada kullanılması gibi yollarla oluşan bir dildir. Geçmişte, argo için külhanbeyi ağzı tanımlaması yapılırken şimdilerde seviyesiz ağzı, serseri ağzı, ayaktakımı ağzı, nobran ağzı ve lümpen ağzı gibi isimler verilmektedir.

Argo ile sıklıkla karıştırılan ve birbirleriyle bağlantılı olan jargon, eski Fransızcada, on ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda ortaya çıkmış ve daha sonraki yüzyıllarda İngilizceye dahil olmuştur.

Hem argo hem de jargon, iki özel dil çeşididir. Jargon ve argo arasındaki temel fark; jargon, belirli bir faaliyet, meslek, grup ya da olayla ilgili olarak kullanılan terminoloji iken argo, konuşmacının lehçesinde veya dilinde standart olarak kabul edilmeyen gayriresmi kelime ve ifadelerin kullanımıdır. Jargon kelimesi içinse fikrî veya mesleki yönden aralarında ortaklık olan kişilerin kullandıkları, birbirlerini daha iyi anlamalarını sağlayan ortak ağızdır demek mümkündür.

(Düzenlenmiştir.) Jale Kök, Popüler Batı Müziği Şarkı Sözlerinde Argo Kullanımı ve Dil Bilimsel Analizi, s. 11.

2. Metin

ROMANDA AĞIZ KULLANIMI

Fakir Baykurt, romanlarında köy yaşamını, köylünün bilincindeki ve bilinçaltındaki duygularını, tepkilerini ortaya koyarken yöresinin ağız özelliklerini eserlerine taşımaktadır. Irazca’nın Dirliği adlı romanında “Harman kalktıktan sonra emeğinizin garşılığını vereyim. Bizim gağnı var. Mallar da eyi kötü dayanırlar. Emme dişeyli halıyla Haççam anadatı kaldıramaz. İnsan denecek yeri gal-madı zaten. Eşşek eşşeği ödünç gaşır deyzem.” Eserden alınan kesitten anlaşılacağı üzere, garşılığını, gağnı, eyi, emme, dişeyli, Haççam, anadat, galmadı, eşşek, gaşır, deyzem kelimeleri yörenin ağız özelliklerini taşımaktadır. Harman, gağnı, anadat kelimelerinden ise yörede tarım yapıldığı anlaşılmaktadır. Baykurt’un romanlarına yansıyan Burdur’un söz varlığından yola çıkarak Burdur ağzının özelliklerine dair birçok bilgi edinilebilir.

(Alınmıştır.) Gül Banu Duman, Semanur Yener, Fakir Baykurt’un “Irazca’nın Dirliği” Adlı Romanının Ağız Kullanımı Açısından İncelenmesi, s. 44.

1. Günlük yaşamda konuşma dilinin bulunulan mekâna ve konuşulan kişilere göre farklılık göstermesinin nedenleri neler olabilir?

Cevap: Gündelik yaşamda pek çok farklı sosyal ortamda bulunuruz. Bulunduğumuz her farklı ortamın ihtiyacı olan ve bu ortamda kabul gören konuşma biçimi farklılaşır. Örneğin arkadaşlarımız arasında daha rahat davranır ve konuşurken bir iş görüşmesinde, yeni girdiğimiz bir toplulukta kendimizi tanıtırken, aile büyüklerimize hitap ederken farklı konuşma biçimleri geliştiririz. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz ortamda daha iyi anlaşılmak, kabul görmek ve sosyal ilişkileri kolaylaştırmak için kullanacağımız dili de seçeriz.

2. Argonun özellikle gençler arasında yaygın olmasının nedenleri sizce neler olabilir? Açıklayınız.

Cevap: Gençler yaşıtları arasında ilginç, dikkat çekici, ürkütücü, samimi, farklı olmak için argoyu tercih edebilirler. Ayrıca kendini belli bir gruba aitmiş gibi göstermek, kendini içten ve samimi olarak yansıtmak için de argoyu kullanabilirler. Bununla birlikte konuştuklarını herkesin anlamaması için ya da konuşmaların aşırı ciddiyetini dağıtmak ve eğlenmek için argo kullanılır.

3. Fakir Baykurt’un “Irazca’nın Dirliği” romanında olduğu gibi yapıtlarda kahramanların ağız özelliklerinin yansıtılması okuma sürecinizi nasıl etkiler?

Cevap: Örneğin Denizli yöresinde ilçe farklılıklarında bile farklı ağız özellikleri görülebilir. Ancak yaygın kullanım sondaki -r sesinin düşürülmesidir. “Geliyo, gidiyo.” Ayrıca ismin -e ve -i hâlleri (bulunma ve yönelme) karıştırılır. Örneğin yaşlı bir amca kasaba gelir ve şöyle diyebilir: “Beni bi kilo gıyma yapıve…” Denizli ağzını anlamayan biri şaşırıp amcanın kendisini mi kıyma yapılmasını istediğini bir anlığına da olsa düşünebilir. Romanlarda kahramanların yaşadıkları yörenin ağız özelliklerini kullanmaları romana gerçekçilik katabilir, bu ilgi çekici olabilir ancak kimi zaman da fazlaca ağızlı konuşmanın verilmesi okuma sürecini zorlaştıran bir faktör olabilir.

4. Ülkemizdeki yurttaşların ağız özelliklerinden yola çıkarak nereli olabileceğine dair tahminlerde bulunabilir misiniz? Örneklerle açıklayınız.

Cevap: Ağız özelliklerinden kişilerin hangi bölgede yaşadığını ve nereli olduğunu tahmin edebiliriz. Örneğin Doğu Karadenizli ise “Sabahtur çay toplayruk cöberdik ellarumuz su topladu.” şeklinde bir cümle kurabilir. Şehirler arası farklı ağız özellikleri gösterse de Doğu Karadeniz ağzıyla konuşan birinin nereli olduğunu tahmin edebiliriz.

5. Jargonlar sıklıkla hangi meslek grupları içinde kullanılır? Örnekler veriniz.

Cevap: Tıp jargonu, öğrenci jargonu, futbolcu jargonu örnek olarak verilebilir.

Etkinlik No.: 7

1.ÜNİTE: Giriş
Etkinlik İsmi: YAZMAYA DOĞRU
Amacı: Yazma ve okuma arasındaki farkları kavrayabilmek.
Kazanım: 9.1.7.
Alan Becerileri: Okuma Becerisi
Genel Beceriler: Eleştirel Düşünme Becerisi

Yönerge: Aşağıdaki metinleri okuyarak soruları cevaplayınız.

1. Metin

DİL ÜSTÜNE

Düşünce ve sanat adamları sözleri ve yazılarıyla dile değer kazandırırlar. Bu işi, dile yenilik getirmekten çok onu bükmek, imkânlarını çoğaltmak, gücünü artırmak yoluyla yaparlar. Yeni kelimeler getirmezler. Onları zenginleştirir, anlamlarını ve kullanımlarını sağlamlaştırır, derinleştirirler; onlara alışılmamış bir çeşni verirler; ama bunu da dört bir yanı düşünerek, ustalıkla yaparlar. Zamanımızın yazarlarına bakınca herkesin harcı olmadığı anlaşılıyor bu işin. Herkes gibi konuşmayı küçümseyerek cüretli işlere girişiyorlar. Ortaya bir sürü zoraki tuhaflıklar, soğuk anlamsız yapmacıklar çıkarıyorlar, bunlar anlatılmak istenen şeyi yükseltecek yerde alçaltıyor. Yenilik oldu mu bayılıyorlar. İşe yarayıp yaramadığı umurlarında değil. Yeni bir kelime kullanmak isteğiyle eskisini atıyorlar, çok defa da attıkları kelime yenisinden daha kuvvetli, daha diri duruyor.

(Alınmıştır.) Montaigne, Denemeler, Türkiye İş Bankası Yayınları, s. 207.

2. Metin

EDEBİYATTA BİLGİ

Edebiyat yapıtları ile bilgi yapıtları karşılaştırılamaz, demiyorum; neden karşılaştırılmasın. Yalnız ne var ki bu karşılaştırmayı, edebiyatı değerlendirirken temel diye benimsemek, edebiyatça değeri bilgice değerde aramaktır. Asıl yerinde aramaktır buysa edebiyatı. Tek tek ya da dizi dizi bilimsel önermeleri güzellikleri yönünden öbekleyerek bilgice değerlendirmek ne denli saçma bir şeyse, edebiyatı doğruluk-yanlışlık açısından yorumlayıp kavramaya yeltenmek de o denli saçmadır. Bilginin bilgi değeri nasıl bilgiliğindeyse, edebiyatın edebiyat değeri de edebiyatlığındadır. Ustanın yazdığı tarih, yazar eğitiminden geçmiş bir matematikçinin matematik kitabı, sanattan, özellikle edebiyat sanatından derlenene benzeyen tatlar verebilir insana. Tıpkı bunun gibi, bilime açık bir yazar, edebiyat gücünü bozmuyorsa bu, bilgece katkılarla bağlayabilir okuyucuyu.

(Alınmıştır.) Nermi Uygur, İnsan Açısından Edebiyat, YKY, s. 75.

1. “Edebiyat değeri”nin oluşmasında dilin nasıl bir etkisi vardır? Metinlerden yararlanarak açıklayınız.

Cevap: Edebiyat, dili; özgün, derin, zengin ve çağrışımlı bir şekilde kullanma sanatıdır. Edebiyatın malzemesi dildir. Bir metnin edebî değer taşıması verdiği bilgiden ziyade dili ne şekilde kullandığı ile ilgilidir.

2. Edebî kitapları mı yoksa kurmaca olmayan kitapları mı okumayı tercih edersiniz? Nedenini açıklayınız?

Cevap: Öğrencinin tercihine göre şu cevaplar verilebilir:

Bilgi veren, kurmaca olmayan kitapları okumaktan hoşlanıyorum. Dünyanın ve yaşamın gerçekleri beni daha çok ilgilendiriyor. Hayal dünyasına gömülmenin vakit kaybı olduğunu düşünüyorum.

Kurmaca kitaplar ilgimi daha çok çekiyor. Edebî metinlerdeki hayal dünyası, duygu zenginliği, sanatsal dil beni etkiliyor.

3. Yazmayı mı yoksa okumayı mı tercih edersiniz? Tercihinizi gerekçeleriyle açıklayınız.

Cevap: Öğrencinin tercihine göre cevaplar şu şekilde olabilir: Ben okumayı tercih ederim çünkü okumak; başkalarının düşünce, duygu ve hayallerini öğrenme fırsatı sunar. Ben yazarak kendimi daha iyi ifade ederim çünkü düşüncelerimi yazının süzgecinden geçirerek daha iyi yansıtırım.

4. Duygu ve düşüncelerinizi yazarak anlatmak istediğinizde nelere dikkat edersiniz?

Cevap: Öncelikle ne ile ilgili yazacağım ve amacımın ne olacağı konusunda düşünürüm. Bazı durumlarda kendi hayal dünyam ve düşüncelerim daldan dala zıplar, daha renkli ve derindir. Bunun için bir hazırlık ve planlama yaparım. Sonra birkaç karalama yaparak taslak oluşturmaya çalışırım. Bu taslağın üzerinde düzenleme yaparak yazım kurallarına ve noktalama işaretlerine dikkat etmem gerektiğini bilirim çünkü onlarsız hem duygularımı anlatamam hem de duygu ve düşüncelerimi doğru bir şekilde aktaramam. Yazımın olgunlaştığını düşündüğümde bunu düşüncelerine güvendiğim arkadaşlarımla paylaşarak farklı bir bakış açısının ya da bakış açılarının fikirlerini alırım.

5. Bugüne kadar ne türden yazıları hangi amaçla yazdınız?

Cevap: Öğrenciye bırakılmıştır ama örnek olarak şunlar denebilir: Günlük tutuyorum. Her gün en azından birkaç cümle yazmaya çalışıyorum.

Okul gazetesine yazdığım birkaç denemem var. Zaman zaman yazmaya da çalışıyorum.

İl düzeyinde yapılan öykü yarışmasına katılmıştım. Dereceye giremedim ama benim için güzel bir tecrübe oldu. vb.

6. Yazdığınız metinlerde/yazılarda kendinizi daha açık ve etkileyici ifade etmek için sizce neler yapmalısınız?

Cevap: Devamlı okuyarak kelime hazinemi geliştirmeliyim. Anlamını bilmediğim kelimeler benim olamayacağı gibi kullanmadığım hatta kullanmayı hayal bile etmediğim kelimeler de bana ait değildir. Sınırlı bir kelime dağarcığıyla açık ve etkili yazmak zaten düşünülemez. Ayrıca kitap okumak; farklı üslupları görmek, yazılarımdaki üslubu geliştirmek ve daha etkileyici bir hâle getirmek için faydalı olacaktır. Çoğu zaman yazılarımı arkadaşlarıma ve öğretmenlerime okumaktan çekiniyorum. Hâlbuki paylaşmanın ve farklı kişilerin görüşlerini alarak eksiklerimi görmenin önemini göz ardı etmemem gerekir.

Etkinlik No.: 8

1.ÜNİTE: Giriş
Etkinlik İsmi: İLETİŞİMDE YENİ BİR AŞAMA
Amacı: Gelişen teknolojinin farklı yaş gruplarının iletişim biçimlerine etkisini kavrayabilmek.
Kazanım: 9.1.8.
Alan Becerileri: Okuma Becerisi
Genel Beceriler: Eleştirel Düşünme Becerisi

Yönerge: Aşağıdaki metinleri okuyarak soruları cevaplayınız.

1. Metin

GÜNDELİK İLETİŞİM VE CEP TELEFONU

Green ve Singleton adlı bilim insanları, Pakistan ve İngiliz gençleri arasındaki arkadaşlık ilişkileri içinde mobil telefonlarının anlamını ve yerini araştırmış; çalışmada özellikle yeni mobil telefon teknolojileri yoluyla tekrar yapılandırılan ve dönüştürülen arkadaşlık ilişkileri üzerine odaklanılmıştır. Multimedya jenerasyonu olan gençlerin çoğunluğu, mobil telefonla son derece ilgilidirler. İngiltere’nin kuzeybatısında yapılan çalışma ile mobil telefon kullanımları ve gençlerin algılarını ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Yapılan araştırma, arkadaşlar arasında sosyal aktiviteleri organize etmek için mobil telefonların kullanımı yoluyla, metin ve multimedya mesajlaşma ve yüz yüze iletişim gibi sanal bağlantıyı sürdürebilmek için mobil telefonların kaçınılmaz araçlar olduğunu ortaya koymuş; ayrıca, mobil telefonların, küreselleşen dünyada, daha uzak mesafelerdeki kişilerle sosyal ilişkiler kurulmasını kolaylaştırdığı ortaya çıkmıştır. Arkadaşlık formları değişmektedir ve mobil telefonlar hem bu değişiklikleri kolaylaştırmakta hem de sanal dünyadaki bağların sürdürülmesi için bireyleri önemli ölçüde desteklemektedir.

(Alınmıştır.) İlknur Aydoğdu Karaaslan ve Leyla Budak, Üniversite Öğrencilerinin Cep Telefonu Özelliklerini Kullanımlarının Araştırılması, s. 4552.

2. Metin

ARACILANMIŞ İLETİŞİM

Günümüzde iletişimin ana karakteristik özelliklerinden biri aracılanmış niteliğidir. Teknik ve teknoloji dolayımında gerçekleşen iletişim biçimlerinin giderek baskın bir karaktere bürünmesi, bireysel ve toplumsal iletişim pratiklerinde birçok değişikliği beraberinde getirmiştir. Ancak günümüzde iletişimin giderek fetişize bir karaktere bürünmesi, iletişimin içeriğinin niteliği ya da niceliğinin değişiminden öte bizatihi iletişimin kendisinin kutsandığı ve iletişimin toplumsal yaşam içerisinde özendirilen bir pratiğe dönüşmesine neden olmuştur. Bu durum kitle iletişim araçları için normalleşen bir olgudur, fakat aracılanmış kişiler arası iletişimin teşvik edilmesi görece oldukça yenidir. Bireylerin cep telefonu sahibi olma oranları, operatörlerin abonelerini sürekli konuşmaya teşvik etmesi, aylık on binlerce mesaj paketlerine duyulan karşı konulmaz istek, internet ve akıllı telefonlarla birlikte; mesajlaşma uygulamalarının giderek yaygınlaşması, sosyal medyanın sadece masa üstünden değil her an her yerde olma ve bulunma gibi bir imkânı kullanıcılarına sunması gibi örnekler iletişimin insani ve zaruri bir ihtiyaçtan öte üretilmiş, sevk edilmiş yapay bir ihtiyaç karakterine büründüğünün önemli göstergeleridir.

(Alınmıştır.) Göksel Göker, “İletişimin Mcdonaldlaşması: Sosyal Medya Üzerine Bir İnceleme”, s. 394.

3. Metin

YAŞLILAR VE YENİ İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ

Dünya nüfusundaki yaş ömrünün uzaması, yeni bir araştırma alanı üretmiştir: Yaşlılar. Bilim insanları için bu yaş grubu, geniş ve keşfedilmemiş bir alandır çünkü bu yaş grubundaki insanlar hakkında çok az şey bilinmektedir. Bireylerdeki, ailelerdeki, örgütlerdeki ve toplumlardaki yaşın ve kuşak farklılıklarının sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve kültürel etkilerini anlamak için daha fazla iletişim araştırmasına gerek duyulmaktadır. Özellikle yeni iletişim teknolojilerinin insan hayatıyla hangi noktalarda birleştiğini anlamaya dönük araştırmalar, ağırlıklı olarak çocukları ve gençleri araştırma nüfusu olarak kapsamakta ve bu kitleler üzerine söz söylemektedirler.

Yaşlı nüfus genellikle yaşlıların yeni iletişim teknolojileriyle mesafeli olduğu’ yönündeki ön yargılardan beslenerek ihmal edilmektedir. Oysa bu tip yaygın ve yanlış stereotiplerin üretiminde medya temsili önemli bir rol oynamakta ve gündelik hayatta yaşlı nüfusun bu stereotiplere uygun davranışları çok seyrek gösterdikleri görülmektedir.

(Alınmıştır.) Sema Yıldırım, Kuşaklararası İletişim Açısından Yeni İletişim Teknolojileri, s. 21

1. Elli yıl öncesi ile bugünü karşılaştırdığınızda iletişimde ne tür bir farklılaşma olduğunu söyleyebilirsiniz?

Cevap: Bundan elli yıl önce iletişim teknolojileri bu kadar gelişmemişti. Cep telefonu ve internet kullanımı yoktu. Dolayısıyla bunlardan doğan mesajlaşma, sosyal medya gibi iletişim biçimleri yoktu ve daha çok yüz yüze iletişim vardı.

2. İletişim teknolojilerindeki gelişmeler iletişimin niteliğini etkilemiş midir? Açıklayınız.

Cevap: Evet etkilemiştir. Eskiden yüz yüze iletişim vardı. İnsanlar gerçek anlamda birbirleriyle zaman geçiriyor, birlikte oynuyor ve eğleniyordu ancak şimdi bunun yerini masaüstünden iletişim yani sanal iletişim aldı.

3. İletişim teknolojileri ile ilgili araştırmaların özellikle çocuklar ve gençler üzerinde yapılmasının nedenleri ne olabilir?

Cevap: Çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerini ölçmek için yapılmıştır. Çünkü araştırmada teknolojik yeniliklerin gençler tarafından daha çok kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda çocukların tablet, cep telefonu ya da bilgisayarı kontrolsüz kullanması onların gelişimi için zarar vericidir. Bunu açığa çıkarmak için de pek çok araştırma yapılmaktadır. Çünkü hem gençler hem de çocuklar büyüme süreçlerinde daha gelişimlerini tamamlamamışlardır.

4. Yaşlıların “yeni iletişim teknolojilerine mesafeli olduğu” yönündeki yargıya katılır mısınız? Nedenleriyle açıklayınız.

Cevap: Çevremdeki yaşlılar, iletişim teknolojilerini daha az kullandığı için katılırım. Ancak makaleye göre bunun bir ön yargı olduğunu öğrenmiş bulunuyorum.

Etkinlik No.: 9

1.ÜNİTE: Giriş
Etkinlik İsmi: SENİ DAHA İYİ NASIL TANITIRIM?
Amacı: Etkili dinleme ve anlatma yoluyla ifade olanaklarını geliştirebilmek.
Kazanım: 9.1.9.
Alan Becerileri: Okuma Becerisi
Genel Beceriler: Eleştirel Düşünme Becerisi

1. Yönerge: Öğrenciler ikişer ikişer eşleştirilir. Her öğrenciye beşer dakika süre verilir. Bu süre içinde öncelikle kendilerine dair düşünmeleri, kendilerini yeni tanıştıkları bir kişiye tanıtmak için söylemek istediklerini planlamaları ve eşleştikleri arkadaşlarına kendilerini tanıtmaları istenir. Her iki öğrenci de etkili bir dinlemeyle birbirlerini dinler ve sürenin sonunda her öğrenci arkadaşını sınıftaki arkadaşlarına tanıtır.

2. Yönerge: Sınıfta yapılan tanıtımların bitiminde öğrencilerle birlikte etkinlik değerlendirilir. Değerlendirme yaparken eleştirel bir bakış oluşturmak için öğrencilere bazı sorular sorulabilir. Örneğin, arkadaşınızdan neler duymak isterdiniz? Arkadaşınızın anlatılan özelliklerinden özellikle dikkatinizi çeken oldu mu? Niçin? Arkadaşınızın etkili bir anlatım sergilediğini düşünüyor musunuz? vb.

Cevap: Öğrencinin ifadeleri, mimikleri, jestleri, arkadaşını iyi dinleyip dinlemediği ve bunu konuşmasında aktarıp aktaramadığı değerlendirme ölçütleri arasında yer almalıdır.

Kaynak:

  • MEB Türk Dili ve Edebiyatı 9. Sınıf Ders Kitabı
  • MEB Türk Dili ve Edebiyatı 9. Sınıf Beceri Temelli Etkinlik Kitabı