Fakrnâme ve Özellikleri

Fakrnâme ve Özellikleri

Fakr-nâme, Divân-ı Hikmet‘in mukaddimesi mesabesindedir. Muhteva itibariyle; tarikat adabını, usulünü, erkânını, kâmil bir şeyhin, bir dervişin vasıflarını, merâtıb-ı erbaa’yı ‘dört kapı kırk makam’ı beyan eder.

Türklerin İslamiyet’i kabulünde, İslamiyet’in özünde mevcut değerlere benze anlayış ve yaşayışa sahip olmalarının müessir rol oynadığı bilinmektedir. Fakr-name’de yer alan tarikât makam ve mertebeleri ile alâkalı hususlar istisna edilirse şeyh ve dervişlerin hal ve hareketlerine dair sözler, bu müştereklerin kudretli bir dilde birleştirilmiş ifadeleridir.

Yesevî’nin ifadelerinde nasihat, irşad ve tenkit iç içedir. O, böylece, yalnız ide al olanı, normatif “iyi” ve “iyilik”i değil, üniversal “kötü” ve “kötülük”ü de tanımlamıştır. Bu tanımlamaları, sadece dini bir çerçeve içerisinde görmek doğru olmaz Zira Türk milletinin millî değerlerini ve aslî müştereklerini, İslamî değerlerden ayrı düşünmek de son derece eksik ve yanlış olur. Burada Yesevî’nin ifade etmeyi çalıştığı yukarıdaki her iki değerler manzumesinin; yine Yesevî’ye feyz veren ilâh ve millî normlar ile bu çerçevede Yesevî’den feyz alan bu abide şahsiyetlerin oluş turduğu “bileşik kuvvetler manzumesinin meczi”dir. Yani Türkler, millî ve manevi değerler manzumesinde de dünyada gerçek anlamda, iyi insan-önder insan olm niteliğini tarihin her sahnesinde sürdürmüşlerdir.

Edebiyatımızda Fakr-nâme geleneği, Ebu’l-Hasan Harakani ile başlamış, Ahmed Yesevi ve Âşık Paşa ile devam etmiştir. Bu bakımdan da eserin bir yandan müstakil olduğunu, diğer yandan da öneminin ta on birinci asırdan itibaren devam ettiğini görüyoruz.

“Dışlarını adı ile bezeyenler,
İçlerini niyaz ile düzleyenler,
Şevk ateşini gönül içinde gizleyenler,
O masiva ile nasıl meşgul olur?”

“Kul Hace Ahmed, sözünü cahillere söyleme;
Söz söyleyip cahile, değersiz pula satma;
Açlıktan ölsen bile, namerde minnet etme;
Arslan Baba’nın sözlerini işittiniz teberrük.”

“Aşk sırrını her namerde demek olmaz,
Nice yaksan, rüzgârlı yerde çerağ yanmaz,
Yolunu bulan merdanları bilmek olmaz,
Ağlaya ağlaya gözyaşını habab etti.” (Güzel 2009: 473).

fakrname