Sevgi Bilgisi Folklor

SEVGİ BİLGİSİ FOLKLOR

Birçokları, folklor denince, halk oyunlarını, gösterileri, eğlentileri anlar. Oysa bu, yüzeysel bir görüştür. Folklor, geçmişi iki yüz yıla yaklaşan bir bilim dalıdır.

Bir toplumun maddi-manevi ortak yaratı ürünlerinin tümü (dili, edebiyatı, inançları, gelenekleri-görenekleri,  giyimi-kuşamı, yemek kültürü, mimarisi vs.), o toplumun foklorunu oluşturur. Bu nedenle folklor hem bir bilim dalının adıdır, hem de halk yaşayışının çeşitli etkinliklerini kapsamı içine alır.

Folklor

Folklorun temel kaynağı, “halk kültürü” dür. Bu kaynağın kapsamına giren her şey folklor ürünüdür : İnançlar, gelenekler, görenekler, töreler, yazınsal ürünler (masallar, türküler, maniler, ninniler, efsaneler…), halk müziği, hepsi, folklorun özdeksel (maddi) ya da tinsel (manevi) belirtileridir. Bir ulusun folkloru bunlardan oluşur, bunlarsız olamaz. Bu sıralama bile, folklorun ne denli geniş bir alanı kapladığını, öbür bilim dallarıyla bağlantılı olduğunu göstermeye yetmektedir.

Gerçekten, folklorun; tarih, coğrafya, toplumbilim, hukuk, yazın, dil bilim başta olmak üzere, birçok bilimlerle yakın bir ilintisi vardır. Folklor ürünleri toplumsal bir ortamda ortaya çıktıktan için, açıklanmaları ve özelliklerinin belirlenmesi için, bu bilimlerden ve başkalarından yararlanmak zorundadır.

Folklor ürünlerinin bir başka özelliği, “canlı” ve “yaşanılır” olmasıdır. İnançlar, masallar, türküler, oyunlar… kuşaktan kuşağa aktarılıp durur; aradaki bağlantı “gelenek”le sağlanır. Toplum yapısının en sağlam harcı, “gelenek”tir. Gelenekte kopukluk oldu mu, folklor ürünleri de yozlaşır, özelliklerini yitirir. Bu özelliğinden ötürü, folklara konu olan ürünler üzerinde “değiştirme”, “düzeltme”, “düzenleme” yapılamaz.

Folklor ürünlerinin dokunulmazlığı vardır derken, onlardan yararlanılamaz anlamı çıkarılmamalıdır. Folklorun malı olan ürüne dokunmayacaksınız, ama ondan her zaman yararlanabilirsiniz. Halk ezgilerinden yola çıkarak çok sesli bir yapıt ortaya koyabilirsiniz; halk masallarını örnek tutarak yeni masallar yazabilirsiniz; “halay” figürleri yeni bir oyunun yapısına temel olabilir. Şu ayrımla ki, birinciler folklorun kendisidir, İkinciler ise bireyin (belli bir sanatçının) yaratısıdır; folklorun konusu dışındadır. Folklor ürünlerinin özelliklerinden biri de “anonim” olmalarıdır, yaratıcılarının bilinmemesidir, ancak ortak yaratı ürünleri folklorun konusu olabilir.

Folklor “ulusal” temele dayanır, ama “evrensel” nitelik taşır. Bu, halk yaşayışının, her yerde, ortak nitelikler göstermesinden ötürüdür. Folklor, ayrılıklara değil benzerliklere önem verir; ortak noktalan saptamaya çalışır. Böylece, başta ulusal basamakta olan folklor, benzerliklerin çokluğu ve ortak noktaların yaygınlığı ile, evrenselleşir. Birbirinden çok uzak ülkelerin insanları arasında aynı inançlara, aynı geleneklere rastlanır.

Kuşakları birbirine bağlayan ve insanları bir “ülkü” çevresinde toplayan bir “altın zincir”dir folklor ürünleri; bunları inceleyen folklor ise, halk ruhu denen hazineye eğilmeyi, ondaki zenginliği arama ve bilme isteğini uyandırır içimizde. Folklor bizi “bireysel”den “ulusal”dan “evrensel”e doğru yüceltir. Hoşgörü nedir ve nasıl olur; batıl inançların kaynağı nedir; düş ile gerçek çatışması ya da uyumu ne kertede gerçekleşir; bireyden kopan bir çığlık, hangi koşullar altında toplumun sesi olur; bütün bunlar folklorun engin alanında sergilenir; “Bakınız, bunlarda kendinizi göreceksiniz, bu seslerde kendi sesinizi duyacaksınız.” dercesine.

Üstelik folklorun bize sunduğu sevgi, soyut ve düşçül (utopigue) değildir. Folklor gerçeğin bilimidir. Onun bize aşılayacağı düşünce de, kuşkusuz, bu niteliğine uygun olacaktır: Bu sevgi, ayağımızı yerden kesmez; tersine, topraktan ve toplumdan güç alır.

Folklor, bireyle insanlık arasında büyük boşluğu doldurmanın çabası içindedir; “bugün”le “geçmiş”in bağlantısını sağlamak: En büyük kaygısı budur. Şimdiki ve geçmişteki İnsanlığa neler borçlu olduğumuzu ancak folklorun verileriyle öğrenebiliriz. Auguste Comte, “İnsanlık dirilerden çok ölülerden kurulmuştur.” diyordu. Folklor, geçmişe olan borcumuzu her an anımsatmakla, bizi “nankör” olmaktan kurtarmaktadır.

Folklorla insanlık arasındaki bağlar, insanoğlunu “ne ırka, ne dine bakmaksızın, bizim gibi ve bizimle beraber duyan halk yaşayışının topyekun birliği”ne götürür. Bu bütünlük, ruhta ve yaşayışta birlik ve birliktelik, folklorun belki de en hayırlı yanıdır. Böylelikledir ki, bireyden insana ve insanlığa yükselen basamağa adım atılmış olur.

Folklor ayırıcı değil birleştiricidir; insanlar ve toplumlar arasındaki sevgi bağını kurmaya ve güçlendirmeye çalışır. İnsanlar ve toplumlar birbirlerini ne denli iyi tanırlarsa, aralarındaki anlaşmazlıklar o denli azalır, ortadan kalkar. Folklor çalışmaları, bizi bu amaca yaklaştırır, kişi ve toplum olarak mayamızın hamurunu yoğurur; kötülüklerden, bencil duygulardan arıtır.

Yeryüzünde insan eliyle ve insan kafasıyla yaratılan şeyler, binlerce yıllık bir geçmişin kalıtıdır ve bizler, bu kalıtın sahipleriyiz. Onları yadsıyamayız. Onları anlamak, değerlendirmek ve yaşatmakla yükümlüyüz. Aynı sorumluluk, bizden sonraki kuşaklara da düşmektedir.

Folklor, bir sevgi bilgisi, bir arınma kaynağıdır. O kaynağa yaklaştığımız, ondan yararlandığımız ölçüde, kişiliğimizi ve insanlığımızı daha iyi anlarız. Ulusal bilincin en zengin kaynağı folklordur.

Şu gerçeği unutmamalıyız : Babalarımızın soylu örnekleri, onurlu düşünceleri bizde yaşıyor; bunları çocuklarımızda ve yeğenlerimizde tekrar yaşatmak, bizim en tatlı ve kutsal görevimizdir.

Hikmet DİZDAROĞLU, Milliyet Sanat 1975, Sayı 130