İltizâm Söz Sanatı

İltizâm Söz Sanatı Açıklamalar Örnekler Konu Anlatımı

İltizâm: Seci bulunan sözlerde revî yanında revîden önceki ses ya da seslerin de aynı olmasıdır. Örnek olarak “haseb” ile “neseb” sözcüklerinin revî yanında revîden hemen önceki sesleri de aynıdır. Bu iki sözcüğün bir ibarenin fâsılalarında kullanılmış olduğunu kabul edersek, iltizâm meydana gelmiş olur.

Seci sözde ahengi sağlayan, ona musikî cihetinden katkıda bulunan bir sanattır. Fakat onu sadece fâsıla denilen yerlerdeki ses tekrarı olarak kabul etmek yanlıştır. Çünkü böyle kabul edilirse, söz sanatlarından biri olmakla birlikte, söze anlam yönünden katkısı göz ardı edilmiş olur. Secili sözlerde ve ibarede seçilen kelimelerin yerinde kullanılmış olması, orada seci için bulundukları ve söz sahibinin dikkatinin secilerde yoğunlaşmış olduğu hissini vermemeleri lâzımdır. Dikkat edilmesi gereken bir husus da eski tabir ile “mananın lafza değil, lafzın manaya tabi olması (=anlamın söze değil, sözün anlama tabi olması)”na dikkat etmektir. Diğer bir ifade ile fâsılalarında seci bulunan her iki ibarenin de anlama katkıda bulunması lâzımdır. Bu sözlerden biri eğer ibarede itnâb kabilinden yer alıyor ve anlama bir katkısı bulunmuyor; yani, her iki söz veya söz öbeği de aynı şeyi ifade ediyorsa o sözde seciin de kaldıramayacağı bir kusur var demektir.

Sonunda seci bulunan ibarelerin birbirine yakın mesafede olması, eğer birisi diğerinden uzun ise bunun ikinci ibare olması gerektiği söylenilmektedir. İbarelerin kısalığı ve fâsılaların birbirine yakınlığı elde edilmek istenen ahengin daha etkili olmasını sağlar.

Örnekler

“Işk bir zevktir, onun da başka bir dili var, ışk bir şevktir, onun da ayrı ehli var, ışk bir cûştur, onun da şeydâları var, ışk bir hurûştur onun da deryaları var.” (Sinan Paşa)

İlk cümlede “zevk” ile “şevk”in son sesleri aynı olduğu için burada bir seci vardır. Bu iki kelimenin vezinleri de aynıdır. Dolayısıyla burada bir mütevâzi seci vardır. Ayrıca “revî sesinden önceki ses de aynıdır ve bu ses benzeşmesi iltizâmı meydana getirmektedir. “Dil” ile “ehl” sözcüklerinde ise sadece fâsıla sonlarının aynı olması dolayısıyla mutarraf seci vardır. İkinci cümlede ise bunun aksi olarak “cûş” ile “hurûş”ta ve “şeydâ” ile “deryâ”da seci vardır.

“İlâhî! Her ne kadar cehd idüp zâhirüm ma’mûr idersem, bâtınum vîrân. Zâhirde her ne kadar sana kul isem içimde hevâ sultân.” Sinan Paşa

“Vîrân” ile “sultân” arasında revi benzerliği olduğu için seci vardır. “Zâhir” ile “bâtın” arasında ise son ses (=revî)ler arasında ses benzerliği olmasa bile bu iki sözcüğün vezinleri aynı olduğu için müvâzene vardır.

“İlâhî! Gönül gözini hikmet ravzasınun envâr-ı ezhârı ile münevver kıl ve cân dimâgını ma’rifet bostanlarınun nesîm-i eshârı ile mu’attar kıl.” Sinan Paşa

İlk cümledeki “hikmet” ile “ma’rifet” arasında seci vardır. Yine ilk cümledeki “ezhâr” ve “münevver” ile alt cümledeki karşılıkları olan “eshâr’ ve “mu’attar” kelimeleri arasında ise hem revî hem vezin uyumu olduğundan murassa seci vardır. “Envâr”ın bu ibaredeki secili sözcükler içinde gösterilmemesi fâsılada yer almamış olmasındandır.

“İlâhî! İman binasını şöyle muhkem eyle ki sarsar-ı vesvese-i şeytândan mü-tezelzil olmaya ve İslâm kâ’idesini şöyle müstahkem eyle ki mancınîk-i İblîs-i fettândan bir zerre mütehalhil olmaya.” (Sinan Paşa)

Bu ibarede “muhkem” yerine “müstahdem”, yahut “müstahkem” yerine “mülhem, münzam” gibi aynı vezinde sözcükler kullanılmış olsaydı diğer secileri de göz önünde tutarak buradaki secilerin hepsini birden murassa seci adı altında toplayabilirdik. “Muhkem” ile “müstahkem” arasında mutarraf seci, “şeytân” ile “fettân” ve “mütezelzil” ile “mütehalhil” sözleri arasında son sesleri ve vezinleri aynı olduğu için murassa seci vardır.

Zülfün mu’attar hâlün mu’anber
La’lün mukarrer şehd-i mükerrer (İbni Kemal)

İlk mısradaki “mu’attar” ve “mu’anber” kelimeleri ile bunların karşılıkları olan alt mısradaki “mukarrer” ve “mükerrer” kelimelerinin son harfleri ve vezinleri aynı olduğu için beyitte tarsî’ bulunduğunu söyleyebiliriz.

Her gün hayâl-i çihre-i dil-berden ağların
Her dün melâl-i turre-i dil-berden ağların (Emrî)

Bu beyitteki tarsî, yukarıdaki örnektekinden daha başarılıdır. “Her gün hayal-i çihre . . .” ile “Her dün melâl-i turre . . .” ibarelerindeki sözcükler arasında hem re-vî hem de vezin uyumu vardır.

Yûsuf’daki hüsn ü cemâl Ya’kub’daki hüzn ü melâl
Geh bedr olam gâhî hilâl gökde mâh-ı tâbân benem (Yunus Emre)

İlk mısradaki “hüsn” ile “hüzn” ve aynı mısradaki “cemâl” ile “melâl” arasında revî ve vezin uyumu vardır. Buradaki seci karşılıklı kelimeler arasında olduğu için beyitte tarsî’ vardır.