Hızır Kimdir?
Hızır Kimdir?
Türk Kültüründe ve Türk Edebiyatında Hızır

Halk inanışında ölümsüz olduğuna, zorda kalanların yardımına yetiştiğine, bereket ve bolluk getirdiğine inanılan efsanevi bir kişidir. Pek çok kişi Hızır’ı peygamber kabul eder; bu yüzden “Hızır aleyhisselam”, “Hazır nebî”, “Hızır peygamber” gibi adlarla anılır. “Hızır gibi yetişmek”, “Hızır’ın eli değmiş”, “Kul bunalmayınca Hızır yetişmez” gibi deyim ve atasözleri de bu inancın halk kültüründeki yansımalarıdır. Rivayete göre Hızır’ın ölümsüzlüğü, âb-ı hayatı bulup içmesine bağlanır.
Hızır’ın adı Kur’an’da açıkça geçmez. Ancak Kehf Sûresi’nde (18.), Musa peygamberin “Allah’ın kendisine katından bilgi verdiği kul” ile karşılaşması ve bu kulun Musa’yı birtakım olaylarla sınaması anlatılır. Hadislerde bu kişinin Hızır olduğuna dair bilgiler yer alır. “Hızır” kelimesi ise bir ad olmaktan çok bir sıfat olarak değerlendirilir; “yeşil, yeşillik” anlamına geldiği belirtilir. Sünnî İslam âlimlerinin bir kısmına göre Hızır, Musa döneminde yaşamış ve vefat etmiştir.
Hızır’ın kimliği ve etrafında oluşan anlatılar hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Genel kanaat, Hızır’a dair efsanevi çerçevenin; Sümerlerin Gılgamış Destanı, İskender-i Zülkarneyn anlatıları ve Tevrat’taki İlyas peygamber etrafındaki rivayetlerle birleşerek şekillendiği yönündedir. Nitekim bu anlatıların ortak temaları Hızır hikâyelerinde de görülür: Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine ölümsüz Utnapiştim’i arar; amacı “hayat otu”nun sırrına ulaşmaktır. İskender, karanlıklar ülkesinde âb-ı hayatı arar. İlyas’la yolculuğa çıkan haham Yeşua ben Levi anlatısında ise, tıpkı Kehf Sûresi’ndeki “bilgili kul” gibi bir sınama motifi dikkat çeker. Ancak bütün efsanelerde olduğu gibi, Hızır’ın “gerçek kimliği” üzerine yorumlar kesinlikten çok görece bir nitelik taşır. Önemli olan, destan ve dinsel inanışların iç içe geçerek mitolojik bir kahraman oluşturması; bu mitin de geçmişten günümüze halk kültüründe canlılığını korumasıdır.
Halk kültüründe Hızır’la ilgili inanışlar son derece zengindir. Bunlar içinde en yaygın olanı Hıdırellez geleneğidir. “Hıdırellez” adı, Hızır–İlyas birleşmesinin halk dilindeki biçimi olarak değerlendirilir. Yaygın inanışa göre Hızır ile İlyas iki kardeş ya da iki yakın dosttur; ikisinin de ölümsüzlüğe eriştiğine ve yılda bir kez buluştuklarına inanılır. Rûz-ı Hızır (yeşillik günü) diye de anılan bu gün, yazın başlangıcı sayılır. Rumî takvimde 23 Nisan’a denk gelen Hızır günü, günümüz takvimine göre 6 Mayıstır. İnanca göre Hızır ile İlyas o gün buluşur; doğa canlanır, yeşillik artar, bitkiler yeniden dirilir.
Pertev Naili Boratav, Hızır’ı şöyle anlatır:
“Hızır tasavvuf ve tarikat ehlince de büyük ehemmiyeti hâiz bir şahsiyettir. Yesevî menakıbnamesine göre, Ahmet Yesevî küçüklüğünden itibaren, Hızır’ın delâletine mazhar olmuştur. Ahmet Yesevî’nin mürid ve halifelerinden Süleyman Ata’nın da ağzına tükürmek suretiyle hikmetler söyleme kabiliyetini ona Hızır bahşetmiş, Hakim lakabını da o vermiş…
Bektaşi ve Alevi şairlerinin şiirlerinde de, Hızır’ın bu zümreler büyüklerinin ve ermişlerinin dostu, musâhibi, yoldaşı sayıldığına işaretler mevcuttur. Bazılarında Hızır, Ali ile bir arada, yardımı istenen tabiatüstü, kudsî bir kuvvet olarak zikredilir. Bektaşi meydanında, on iki azizi temsil eden on iki posttan birinin (mihmandar postu) sahibi Hızır sayılır. Alevi gülbanklarında ‘Hızır yoldaşın ola’ şeklinde Hızır da anılır.
Türk halk destanları, hikâyeleri ve masalları an’anesinde Hızır’ın başka çeşitten rolleri de vardır: Kahramanın hâmisidir; kahramana musahiplik eder, hayır duada bulunur ve onların her muratlarının olmasını sağlar; darda kalan kahramana yetişip, onu bulunduğu müşkül vaziyetlerden kurtarır; eli ile sırtını sıvazladığı kahramana yenilmezlik tılsımı sağlamış olur…
Masallarda Hızır’ı, darda kalanlara, iyilere yardımcı, kötülere ceza veren bir atlı veya derviş olarak buluruz. Birçok masalda Hızır’ın bu hususiyetlerini taşıyan, tabiatüstü kuvvetlere haiz yardımcı ve iyiliksever bir şahıs belirirse de, Hızır adı ile anılmaz, bazan bir derviş diye adlanır…”

Zümre-tarikat edebiyatındaki şiirlerde Hızır bütün bu anılan özellikleriyle karşımıza çıkar:
Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalır derler
Meğer Hızır İlyas ola âb-ı hayat içmiş gibi (Yunus Emre)Hızr ile İlyas bizim yoldaşımızdır
Ne zerrece günden ne hod soydanız (Abdal Musa)Bin bir adı vardır bir adı Hızır
Her nerde çağırsan orada hazır
Ali padişahtır Muhammed vezir
Bu fermanı yazan Ali değil mi (Pir Sultan Abdal)Dileyin Mevladan misafir gele
Yavan yaşık demen yüzünüz güle
Büyük küçük onu hep Hızır bile
Mihman kardaş safa geldin merhaba (Kul Himmet)Deryalar nazırı boz atlı Hızır
Her nerede çağırsam orda hazır
Pirim padişahtır mürşidim vezir
Üç tuğ çeker paşası var gönlümün (Veli)
Hızır, Divan edebiyatında âb-ı hayat (ölümsüzlük suyu) dolayısıyla geçer. İskender ile âb-ı hayatı aramaya çıkışları, ölümsüzlük suyunu Hızır’ın bulup içmesi mesnevilere konu olur. Ayrıca âb-ı hayat’ın yürek ferahlığı olarak yorumlanması, sevgilinin dudağının cana can katması dolayısıyla âb-ı hayata benzetilmesi, sevgilinin yüzündeki ayva tüylerinin yeni bitme nedeniyle su kıyısındaki yeşillik’le bir tutulması Hızır mazmununun kullanılmasına yol açar.
Örnekler:
Teşne-dil olsa Hızır âb-ı hayâta ne aceb
Dem-i İsâ lebiçün çeşme-i hayvân dökülür (Şeyhî)Cevr oduna yaktın beni bari sakın ey
Hızr-hat Yeşil donun kararmasın uğrama dûd-ı âhıma (Ahmet Paşa)Her kimün âlemde mıkdârıncadur tab’ınde meyi
Men leb-i cânânumu Hızr Ab-ı Hayvânın sever (Fuzulî)Zulmet-i hecr içre aşk âb-ı hayâtın
Hızr-veş Nûş edüben câvidân olmak dilersen âşık ol (Vasfi)Var iken lâ’l-i lebin gayri temenna eylemem
Hızr eğer sunsa peyâpey âb-ı hayvanı bana (Nabi)Bu nâz ü bu nigâh-ı tegâfül ki sende var
Hızr olsa âşıkın sebeb-i terk-i cân olur (Nef’i)Ey Hızr-ı fütâdegân söyle
Bu sırrı idüp iyân söyle
Ol sen bana tercemân söyle
Ketm etme yegân yegân söyle
Gâm defterinin tamâmı yok mu (Şeyh Galip)





