Uygur Türkçesi ve Özellikleri

Uygur Türkçesi ve Özellikleri

Uygur Türkçesi

UYGUR ALFABESİ

Uygur alfabesi, Soğd kökenli olup bazı değişikliklerle Türkçeye uygulanmıştır. Harf sayısı 14’tür. Bunlardan üçü ünlü, 11’i ünsüzdür. Sağdan sola doğru yazılır. Z hariç tüm harfler bitiştirilir.

Uygurların Kullandığı Alfabeler Uygurlar zamanında oluşan yeni din çevreleri peşinden yeni alfabeleri de getirmiştir.

Türkler, kabul ettikleri yeni dinlerin kutsal metinlerinin yazıldığı alfabeleri alıp dillerinin yazımına uyarlamasını bilmişlerdir.

Maniheist Türkler arasında Mani (Manihey) ve Uygur alfabesi olmak üzere iki temel alfabe kullanılmıştır. Mani alfabesi Maniheist Türkler arasında daha sonra yerini Uygur alfabesine bırakmıştır.

Budist Türklerden kalan metinlerin çoğu Soğd yazısından geliştirilen Uygur alfabesi
ile yazılmıştır. Doğrudan Soğd yazısı ile yazılmış birkaç metin dışında Brahmi ve Tibet yazısı ile yazılmış az sayıda yazma da vardır.

Uygur alfabesi, geç dönem Soğd alfabesi diye adlandırılan Soğdların işlek el yazısından (kurziv) harf eklemeleri, birleş tirmeler gibi ufak değişiklikler ile alınarak Türkçe için kullanılmış bir yazı sistemidir. Bu alfabenin uzun süre ve en çok Uygurlar tarafından kullanılmış olması, Uygur kültürünün gelişme döneminin belirleyici unsurlarından biri olması nedeniyle Uygur alfabesi denilmiştir.

Uygur alfabesinin yaygınlık kazandığına delil olarak, Kaşgarlı Mahmud’un Bağdat’ta yazıp Abbasî halifesine sunduğu Divanu Lugati’t-Türk (1072) adlı eserinde bu alfabe için kullandığı “Türk alfabesi” sözü yeterlidir.

Uygur alfabesi, Budizm ve Maniheizm dinî metinlerin, çok az olmak üzere Hıristiyanlıkla ilgili metinlerin ve dinî olmayan her türlü metnin yazımında kullanılmıştır.

Uygurca Ünlü Harfler

Uygurca Ünsüz Harfler

Uygur Alfabesinin Kullanımı

Uygur alfabesini Türkçenin yazıya geçirilmesi için ilk kullananlar Uygurlar değil, diğer Türk boylarıdır. Uygur alfabesinin Türkler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak bilin memektedir. Ancak işlek Soğd el yazısı, 7. yy’da ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, bu alfabenin 8. yy’da Doğu Türkistan’da yaşayan diğer Türklerce kullanılmaya başlandığı, 9. yy ortalarından itibaren Koço Uygur Kağanlığı’nın kurulması ile Uygurlar arasında yaygınlık kazandığı genel görüştür. Köktürk toprakları üzerinde kurulan Ötüken Uygur Kağanlığı zamanında (744-840) Uygurların Köktürk alfabesini kullanarak mezar taşı yazma geleneğini devam ettirdiklerini daha önce belirtmiştik.

Uygur alfabesi Turfan ve çevresinde 15. yy’a kadar kullanılmış, ondan sonra yerini Arap alfabesine bırakmıştır. Bu dist Uygur eserleri arasında geçen Altun Yaruk’un 1687’de yazılmış bir nüshası ve Su-çou şehrinde 1702’de yazılmış bir Budizm metni ele geçirilmiştir; yani Kansu’daki Budist Uygurlar arasında bu alfabe dinî amaçlı da olsa 18. yy’a kadar kul lanılmıştır. Budist kitabeleri Sarı Uygurlar tarafından klâsik Uygur dilinde, eski Uygur harfleriyle yazılmaya devam etmiş tir. Bu, Uygur yazısının Türkler arasında bin sene, hattâ daha fazla bir süre kültür yazısı olarak yaşamış olduğunu ispat etmektedir.

Bu kadar uzun zaman Türk kültürüne hizmet etmiş olan harfler, menşei itibariye Soğdça vesair harflerden çıkmış bir alfabe olsa dahi, Divanu Lügati’t-Türk’teki gibi “Türk yazısı” diye anılmaya hak kazanmıştır. Türk kültüründeki hayatının uzunluğu itibariyle ancak Arap harfleri Uygur harfleriyle karşılaştırılabilir.

Müslüman Türklerin yaşadığı, fakat Moğolların hâkim olduğu ülkelerde Uygur alfabesi kullanılmaya devam etmiştir. Bu, 14. yy’da başlamış ve 15. yy’da artarak devam etmiştir. Uygur yazısının 15. yy’da Osmanlı sarayında da kullanıldığı bilinmektedir. Fatih Sultan Mehmed’in Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’a karşı yaptığı başarılı seferden sonra 1473’te gönderdiği yarlık üstte Uygur, altta Arap olmak üzere iki alfabelidir. Bu yarlık, Fatih’in sarayında görevli bahşı’lardan Şeyhzade Abdürrezzak Bahşı tarafından yazılmıştır. Topkapı Müzesinde bulunan bu yarlık, Reşit Rahmeti Arat tarafından yayımlanmıştır (“Fatih Sultan Mehmed’in Yarlığı”, Türkiyat Mecmuası, C. VI, 1939, s. 285-322).

Diğer hanedanların saraylarında dahi bu gibi vesikaları büyük Moğol devleti çöktükten sonra da ara sıra Uygur harfleriyle yazmak 15-16. yüzyıllara kadar devam etmiştir. Örneğin, Altın Ordu hanlarının bazı fermanları da Uygur harfleri iledir (A. N. Kurat, Altın Ordu, Kırım ve Türkistan Hanlarına Ait Yarlık ve Bitikler, İstanbul 1940).

Uygur alfabesi, İslâmî dönem eserlerinin bazı nüshalarının yazımında da kullanılmıştır. Kutadgu Bilig‘in üç nüshasından biri olan Viyana nüshası Uygur harfleri ile yazılmış ve 1439’da Herat’ta istinsah edilmiştir. Yine Kutadgu Bilig ile aynı dönemin, yani Karahanlı döneminin eseri olan ‘Atabetü’l-Hakâyık‘ın en iyi nüshası, Uygur yazısı ile ünlü hattat Zeynü’l-‘Abidin bin Sultanbaht Cürcanî tarafından 1444’te Semerkand’da istinsah edilmiştir. Bunlar dışında Mi’rac-nâme, Tezkiretü’l-Evliyâ, Bahtiyar-nâme, Muhabbet-nâme, Letâfet-nâme, Sîrâcü’l-Kulûb gibi eserlerin nüshaları ile 15. yy Çağatay şairlerinden Lutfî ve Sekkakî’nin iki alfabe ile yazılmış şiirlerinin nüshaları vardır (O. F. Sertkaya, “Osmanlı Şairlerinin Çağatayca Yazılmış Şiirleri III. Uygur Harfleri İle Yazılmış Bazı Manzum Parçalar I”, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi XX, İstanbul 1972, s. 157-184; “Some New Documents Written in the Uigur Script in Anatolia”, Central Asiatic Journal XVIII/3, 1974, s.180-192; İslâmî Devrenin Uygur Harfli Eserlerine Toplu Bir Bakış, Bochum 1977).

Doğu Türkistan’dan İstanbul’daki Osmanlı sarayına kadar söz konusu dönem içinde, dokuz yüzyıl kullanımda olan Uygur yazısına ve Uygurcaya bağlı kalmanın asıl nedeni dindir, çünkü Türk olmasalar da Maniheist ve Budistler için Uygur hüküm darlarının dili ile ilahiler okumak ve onların dilinde kitaplar hazırlamak dinin gereği sayılmıştır.

Uygur alfabesi başka milletler tarafından da kullanılmıştır. 13. yy başlarında Moğolların resmî yazısı olmuş ve bu durum 20. yy ortalarına kadar devam etmiştir. 1204’te Cengiz Han, Tata Tonga adlı bir Uygur’u Moğollara yazı öğretmekle görevlendirmiş ve Uygur alfabesi Moğolcaya uyarlanarak öğretilmiştir.

Ayrıca Tunguz halklarından Mançular da Çin’de 1644’te hanedanlarını kurunca kendi dilleri için resmî bir alfabeyi gerekli görüp Moğol alfabesini almışlar ve bazı değişikliklerle kendilerine uyarlamışlardır. Bu şekildeki Mançu yazısı da 20. yy başlarına kadar kullanılmıştır.

UYGUR YAZI SİSTEMİ

Uygurcada Türkçenin 8 ünlüsü, Arap alfabesindeki ünlülerle söyleyecek olursak elif, vav, ye harfleri ile yazılır. Söz başı /a/ ünlüsü elif + elif (çoğunlukla tek elif); /e/ ünlüsü ise tek elif; /o/, /u/ ünlüleri elif + vav; /ö/, /ü/ ünlüleri elif + vav + ye (çoğu zaman elif + vav) ile yazılır. Köktürk alfabesinde kalın ve ince ünlüler yazıdan ayırt edilmezdi, fakat ünlüler konusundaki bu eksiklik, ünsüzler konusunda ince ve kalın ünlülerle ayrı ses işaretleriyle belirtilen ünsüzlerle giderilmişti.

Uygur alfabesi her ne kadar Soğd alfabesi kökenli ise de bazı ünlülerin gösterilmesi bakımından Soğd yazısı ile Uygur yazısı arasında fark vardır. Soğd yazısında söz içi ünlüleri çoğu kez söz başı ünlüleri gibi elif’li yazıldığı hâlde Uygur yazısında bir tür tasarrufa gidilmiş ve yuvarlak ünlüler (/o/, /ö/, /u/, /ü/) bir vav ile, /ı/, /i/ ünlüleri de sadece ye ile gösterilmiştir. Yalnız, Uygur yazısında et’öz “vücut” (et + öz) birleşik sözcüğünde, ikinci sözdeki söz başı yuvarlak ünlüsü (/ö/), elif + vav + ye ile yazılmıştır.

Uygur alfabesi aslen 14 harften ibarettir, fakat okunaklı ancak dört-beş harfi tanımlayabiliyoruz. Diğerleri hep bu dört-beş harften oluşmuştur. Bazı tek harfler o kadar çok sesi ifade eder ki bunlara müstakil harf denemez. Örneğin, tek bir harfin a, z, n, bazen r okunması gibi. /b/ ile /p/, /ç/ ile /c/, /j/ ile /z/ ve /k/ ile /g/ sesleri için sadece birer harf vardır. Kalın (art) /k/ ünsüzü, bazı yazmalarda kalın /g/ için kullanılan harfin üzerine iki nokta konulmak suretiyle ayırt edilse de buna her zaman uyulmaz, bu iki ses aynı şekilde yazılır. Yine hırıltılı /h/ ile kalın /g/ ve kalın /k/ seslerinin çoğu zaman ayırt edici şekilde yazılmadıkları görülür. /s/ ve /ş/ de aynı şekilde yazılan seslerdir. Kısacası, Uygur alfabesindeki ünsüz işaretleri Türkçe için son derece yetersizdir. Harflerin bu kadar güç okunmasına rağmen bu yazının bunca uzun zaman yaşayabilmesi, taşıdığı kültürün yüksekliğini ispat eder.

Uygur Alfabesinin Çözümü

F. W. K. Müller, kazılarda bulunan metin lerdeki Uygur alfa besini ve diğer alfabele ri çözerek 1898-1914 yılları arası Doğu Türkistan’da yapılan kazılardan elde edi len yazmaların çoğunun Türkçe, yani -o dönemin Türkçesi- Uygur Türkçesi olduğunu meydana çıkarır. Müller, Uygur harfli yazmaları Moğol yazısının yardımıy la çözmüştür, çünkü Moğollar, Uygur yazısını tâ Cengiz zamanında benimsemiş bulunuyorlardı.

Prof. Müller, bir Sanskritist, Sinolog, aynı zamanda İndo germanist ve arkeologtur. Taharca ile de meşgul olmuştur. Turfan hafriyatlarının tasnifinde onun da büyük hizmetleri vardır. Turfan ve çevresindeki kazılar Tohar, Soğd, Çin ve Sanskrit dillerine ait belgeleri de kapsı yordu. İşte, Müller bun ların hepsinden yararlanmıştır. Kısacası, Müller diğer Budist metinlerle ve bilhassa Türkçeden daha fazla işlenmiş olan Çin Budist metinlerini de bir uzman eliyle kullan mış ve Uygur alfabesiyle yazılmış Uygurca metinleri çözmede çok başarılı olmuştur.

İlk Uygurca Çalışmalar

Uygurca metinlerin ele alındığı ilk yayın, Uigurica’dır. Bu yayını gerçekleştiren kişi de Müller’dir. 1908’de Müller’in yayına hazırladığı Uigurica I ve 1911’de yayımladığı Uigurica II’de Uygurca metinlerin kenarında Çinceleri de yer almaktadır. Bunlar dil incelemeleri bakımından çok önemli eserlerdir. Bu yayınlar başlangıç döneminin araştırması olduğu için bazı transkripsiyon hataları içerse de, bugüne kadar hiçbir bakımdan önemini kaybetmemiş olan çalışmalardır. Bunların ardından 1919’da Uigurica III’ü de çıkarmış Müller’in ölümünden sonra 1931’de onun bıraktığı materyallerden A. v. Gabain Uigurica IV’ü yayımlamıştır.

Müller ile aynı yıllarda A. von Le Coq, Mani yazmaları üzerinde çalışmıştır. Le Coq, Manichaica I’i, 1911’de; Manichaica II’yi, 1919’da; Manichaica III’ü, 1922’de Prusya Akademisi yayınları arasında yayımlamıştır.

V. Bang ve öğrencisi A. von Gabain’in birlikte çıkardıkları bir başka süreli yayın daha vardır: Türkische Turfan-Texte (TTT). Bu yayının ilk altı sayısı Bang ve Gabain’e ait olup bu yayınlarda beş ayrı metin araştırması ve bir indeks bulunmaktadır (TTT I, 1929; TTT II, 1929; TTT III 1930;.TTT IV, 1930; TTT V, 1931; TTT VI, 1934). 1959’da son sayısı yani 10. sayısı çıkan bu dergi Berliner Turfantexte (BTT) adı ile devam etmiştir. Günümüzde hâla çıkan BTT’nin ilk sayısını 1971’de G. Hazai ve P. Zieme yayımlamışlardır (O. F. Sertkaya, “Turfan Metinleri ve Yapılan Yayımları”, Türkiyat Mecmuası XIX, İstanbul 1980).

Özet

Uygurları tanımlamak

Ötüken Uygur Kağanlığı (Bozkır Uygur Kağanlığı 744-840)

744 yılında Moğolistan’daki II. Köktürk Devleti, Uygurlar başta olmak üzere Karluk ve Basmılların ittifakıyla yıkılır. Yıkılan devletin yerine Uygur Kağanlığı (Ötüken Uygur Kağanlığı- 744-840) adlı başka bir Türk devleti kurulur. Bu Kağanlığın merkezi Orhun nehri üzerinde yer alan Karabalgasun’dur.

İkinci Köktürk devleti yıkılmadan önce Uygurlar doğuda Selenga ırmağı ve batıda Kobdo şehri ile sınırlandırılmış olan yerlerde otururlardı. Basmıl ve Karlukla müttefikleri idi. Basmıllar Beş-Balık civarında, Karluklar ise Balkaş gölünün doğusunda oturuyorlardı. Karlukların 751 yılında yapılan Talas savaşında Orta Asya’nın Çin egemenliğine girmesini istemeyen Karluk ve Yağma Türkleri, Arapların yanına geçmişler ve savaşı Arapların kazanmasını sağlamışlardı. Talas Savaşı’nda Çin’in mağlup olması, Türk, Çin, İslâm ve dünya tarihiyle medeniyetinde çok önemli etkiler bıraktı. Çinliler Talas yenilgisinden sonra 20. yüzyıla kadar, Tanrı Dağları’nın (Tiyenşan) batısına geçemediler.

Karluklar, Talas zaferinden on beş yıl sonra, 766 tarihinde, Tanrı Dağları batısında ve Çu Irmağı boylarında Karahanlı Devleti adında müstakil bir Türk devleti kurdular. Türkler, Müslümanlarla tanışıp, İslâm dinini yakından tanıma imkânına kavuştular. Orta Asya’daki binlerce Türk, İslâm medeniyetine girdi. Uygurların ilk hükümdarları olan Köl Bilge artık eski unvanı olan “ilteber”le yetinmeyip kendisine “hakan” unvanı vermiş; bu durumu çok geçmeden Çin’e de kabul ettirmiştir. Buna karşılık Çin ile olan ilişki, II. Köktürk Devleti zamanın dakinin tam aksine olarak, başlangıçtan beri iyi idi. Zaten Uygur-Çin dostluğunu pekiştiren olay Köktürklerin Çinlilere olan düş manlıkları olmuştu.

İlk Uygur hükümdarının oğlu Bilge Kağan (Çince adı: Mo-yen-ço), Çinli ve Soğdu mimarları 758 yılında Bay-Balık (zengin şehir) şehrinin kurulması için görevlendirmişti. Çin sarayında 755-763 sıralarında büyük karışıklıklar olmuştur. Sarayından kovulmuş olan Çin hükümdarı, kendi memleketinin güneybatıdaki komşusu olan ve eskiden barbar saydığı Uygurlardan yardım istemek mecburiyetinde kalmıştı. Bu fırsatı değerlendiren Uygur kağanı Bögü (Moğ-yü), 762’de Çin’in başkenti Ch’ang-an’ı fethederek Çin hükümdarına iade etmiştir. Bögü Kağan, şehri kuşatması sırasında birkaç Manici Soğdu ziyaret etmiştir. Bu Soğdlar Uygur kağanı üzerinde büyük etki bırakmıştır. Bunun sonucunda, Bögü Kağan yapmış olduğu Çin seferinin ardından Mani dinini resmen kabul etmiştir.

Karabalgasun’un iktidar mücadelesi ve isyanlara maruz kalması ve başta Tibetliler, Kırgızlar ve Çinlilerin dıştan baskıları sonucu zayıf düşen Ötüken Uygur Kağanlığı’nı 840’ta tarihe gömülmüştür.

Koço Uygur Kağanlığı (840-1250)

Kuzeydeki Kırgızlardan gelen bu yıkımdan sonra Uygurlar, Ötüken’i terk ederek daha önce ticaret nedeniyle yabancısı olmadıkları güneye, Tarım havzasına yerleşmişler ve burada merkezi Koço olan yeni bir devlet kurmuşlardır. Moğol zamanına kadar süren Koço Uygur Kağanlığı (840-1250) hiçbir döneminde güçlü bir imparatorluk olmamışsa da tarihte üstlendikleri rol, kültür alanındaki başarıları olmuştur.

Uzun zamandır Tibet baskısı altında yaşayan Çin imparatoru, dengeleyici güç olarak tasarladığı bu devleti -kendisine bağlı olması koşuluyla da olsa- hemen tanıdı ve Uygurların Tarım havzasının öteki ucuna (Kaşgar’a) kadar yayılmasına ses çıkarmadı.

Mani dini ilk Uygur Kağanlığı’nın çöküşüyle rağbetten düşmüş, Koço’da Budizmden sonra ikinci din olmuştur. Taspar’dan sonraki Köktürk Kağanları da Budizmin koruyucuları olup yayılması için gerekli gayreti göstermişlerdir. I. Köktürk dönemi Budizmin hayat alanı olarak adeta bütün Türk yurdunu seçmiştir. Kısacası Uygurların Budizmle tanışmaları, Manizheizmle tanış malarından öncedir. Hatta Uygurlar, 1209’da Cengiz Devletine dahil olunca Moğolları da Budizme alıştırmışlardır.

II. Uygur Devleti, Cengiz dönemine kadar yaşar. Cengiz istilası sırasında binlerce yıllık kültür eserleri ve sulama tesisatı yıkılmış, binlerce yıllık çalışma sayesinde meydana getirilmiş olan mamur vahalar daralmıştı.

Uygur Alfabesini Açıklamak

Maniheist Türkler arasında Mani (Manihey) ve Uygur alfabesi olmak üzere iki temel alfabe kullanılmıştır. Mani alfabesi Maniheist Türkler arasında daha sonra yerini Uygur alfabesine bırakmıştır.

Uygur alfabesi, Budizm ve Maniheizm dinî metinlerin, çok az olmak üzere Hıristiyanlıkla ilgili metinlerin ve dinî olmayan her türlü metnin yazımında kullanılmıştır. Uygur alfabesinin Türkler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak işlek Soğd el yazısı, 7. yy’da ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, bu alfabenin 8. yy’da Doğu Türkistan’da yaşayan diğer Türklerce kullanılmaya başlandığı, 9. yy ortalarından itibaren Koço Uygur Kağanlığı’nın kurulması ile Uygurlar arasında yaygınlık kazandığı genel görüştür.

Uygur alfabesi, Turfan ve çevresinde 15. yy’a kadar kullanılmış ondan sonra yerini Arap alfabesine bırakmıştır. Kansu’daki Budist Uygurlar arasında bu alfabe dinî amaçlı da olsa 18. yy’a kadar kullanılmıştır. Budist kitabeleri Sarı Uygurlar tarafından klâsik Uygur dilinde, eski Uygur harfleriyle yazılmaya devam etmiştir. Bu, Uygur yazısının Türkler arasında bin sene, hattâ daha fazla bir süre kültür yazısı olarak yaşamış olduğunu ispat etmektedir. Uygur yazısının 15. yy’da Osmanlı sarayında da kullanıldığı bilinir. Uygur alfabesi, İslâmî dönem eserlerinin bazı nüshalarının yazımında da kullanılmıştır. Kutadgu Bilig’in üç nüshasından biri olan Viyana nüshası Uygur harfleri ile yazılmıştır. Doğu Türkistan’dan İstanbul’daki Osmanlı sarayına kadar, söz konusu dönem içinde, dokuz yüzyıl kullanımda olan Uygur yazısına ve Uygurcaya bağlı kalmanın asıl nedeni dindir.

Uygur alfabesi, başka milletler tarafından da kullanılmıştır. 13. yy başlarında Moğolların resmî yazısı olmuş ve bu durum 20. yy ortalarına kadar devam etmiştir. Ayrıca Tunguz halklarından Mançular da Çin’de 1644’te hanedanlarını kurunca kendi dilleri için resmî bir alfabeyi gerekli görüp Moğol alfabesini almışlar ve bazı değişikliklerle kendilerine uyarlamışlardır.

Kaynak: UYGUR TÜRKÇESİ/ Prof. Dr. Aysu ATA, Anadolu Üniversitesi

Ayrıca bakınız ⇒ Uygur Dönemi Türk Edebiyatı

Ayrıca bakınız ⇒

Türkçenin Tarihi Gelişimi

Türk Dili

Benzer İçerikler:

İlginizi Çekebilir:
Kapalı
Başa dön tuşu