Gün Olur Asra Bedel – Cengiz Aytmatov

Gün Olur Asra Bedel Roman Özeti- Cengiz Aytmatov

Gün Olur Asra Bedel – Cengiz Aytmatov

Gün Olur Asra Bedel, yazar Cengiz Aytmatov‘un kaleme aldığı 1980 yılında yayınlanan roman. Roman, Sovyetler Birliği döneminde yaşanan sosyal ve kültürel sorunların bir özeleştirisidir.

Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel (=Gün Uzar Yüzyıl Olur) Romanı, mankurtlaşma ile geleneklerini koruma arasındaki insanların hikâyesidir.

Mankurtlaştırma Nedir?

“Bir dış gücün içerideki egemen sınıfla işbirliği yaparak ülkenin eğitim ve kültür politikalarını milletin aleyhine değiştirerek, ulusal kimliğinden uzaklaştırma, kendi toplumuna ve kültürüne yabancılaştırma, bilinçsizleştirme ve sömürüye açık hale getirme, sonra da yardım ediyormuş kanaati yaratarak toplumun zihnini yeniden kurgulayıp sömürgecilerin zihinsel kölesi durumuna getirmek için milleti kendi değerlerine düşman etmeyi anlatan sosyokültürel bir kavramdır.” (Wikipedia)

Gün Olur Asra Bedel, geçmişin efsaneleriyle geleceğin bilim kurgusunun harmanladığı özel bir teknikle yazılmıştır.

Her şey, bir devenin sırtında, cenaze konvoyunun en önünde giden Yedigey’in bilincinde oluşur ve gelişir. Romanın ilerleyen sayfalarında, anlatılanların, bu yolculuk boyunca tahayyül edilenlerin ürünü olduğu ortaya çıkar.

Gün Olur Asra Bedel Roman Özeti

Yedigey, can dostu Kazgangap’ın naaşım vefa borcunu ödemek üzere küçük bir cenaze konvoyuyla Ana Beyit’e götürmektedir. Ancak, destan kahramanı Nayman Ana’nın mezarının bulunduğu Ana Beyit’te, Sovyet yönetimince bir uzay üssü kurulmuştur. Nayman Ana, mankurt olan oğlunu kurtarmaya çalışan, umut ve korku arasında yaşayan bir Kırgız anasıdır. Romanda geçmiş ile şu an, gerçekler ile destanlar iç içedir.

Juan Juanlar, Sarı Özek bozkırında yaşayan Naymanların topraklarını istilâ eder. Tutsak aldıkları Nayman gençlerinin kafalarına yaş deve derisinden bir başlık geçirirler. Güneş altında kurumaya ve daralmaya başlayan deri, esirlere korkunç acılar verir. Tutsaklar bu işkencenin sonunda ya ölürler ya da mankurtlaşırlar; yani belleklerini ve bilinçlerini yitirirler. Juan Juanlar, tutsakların anılarını belleklerinden silmekte, insanlığın bilincini yok etmekte başarılı bir topluluktur. Mankurtlaşan tutsak artık efendisinden başkasını tanımaz. Ne anasını, ne babasını, ne de bir başka şeyi hatırlar. Ağzı var, dili yoktur artık; itaatsizliği hiç düşünmeyen tek varlıktır yeryüzünde.

Yedigey’in Kazgangap’ı gömmek istediği yer, Nayman Ana’nın mezarı artık uzay üssüdür. Romanda yerleşik sistemin değerlerini simgeleyen Kazgangap’ın oğlu Sabitcan ise babasının cenazesine dahi zorla gelmiştir; herhangi bir sorun çıkmadan bir an önce törenin bitmesini ve şehre dönmeyi istemektedir. Üsse yaklaşan cenaze konvoyunu durduran nöbetçiler, buranın askerî bölge olduğunu söyleyerek cenaze konvoyunun Ana Beyit’e girmesine izin vermek istemezler. Tartışma sürerken Nöbetçi subay gelir. Nöbetçi subay Kırgız kökenli bir delikanlıdır. Kendi halkından bir muhatapla karşılaşan Yedigey sorunu çözeceği inancıyla konuyu açıklamaya başlar. Nöbetçi subayın cevabı çok kısa ve çarpıcıdır: “Yoldaş, Rusça konuş.” Yedigey afallayarak niçin Kırgızca konuşmadığını sorar. Kırgız subay görevde olduğunu, görevde iken Kırgızca konuşamayacağı cevabını verir. Konvoy çaresizlik içinde, kutsal topraklardan uzaklaşır.

Yedigey cenazeyi başka bir yere gömer; ancak Kırgız geleneklerini, tam olarak bilmeden ve uygulayamadan gömmek onu çok rahatsız etmiştir.