Dil Üzerine

DİL ÜZERİNE

İnsanı diğer canlı varlıklardan ayıran en temel özelliklerden birisi, onun konuşma/konuşabilme yeteneğidir. Konuşma yeteneği, insanın sosyal bir varlık olmasının en doğal ve bir o kadar da zarurî sonucudur. Hemcinsleriyle bir arada yaşayan/yaşamak zorunda olan insan, bu birlikteliğini -en alt düzeyde bile olsa- sürdürebilmek için diğer insanlarla iletişim kurmak mecburiyetindedir. İşte bu mecburiyet, onun konuşma yeteneğini ortaya çıkarır ve hem kendisinin hem de sosyal hayatın gelişmesine hizmet eder. Dil, böyle bir mecburiyet ve böyle bir yeteneğin ürünüdür. Bu açıdan dil, diğer insanlarla ilişki kurabilmemizin en yaygın, en kesin, en açık, en sağlam ve en sağlıklı yoludur.

Bu gerçek bize, dilin bir “iletişim aracı” olduğu gerçeğini açık bir biçimde hatırlatmış olur. Dilin temel varlık sebebi, insanlar arası iletişimi sağlamaktır. En basitinden en karmaşığına, en soyutundan en somutuna, en önemlisinden en önemsizine kadar her türlü dertlerimizi, sıkıntılarımızı, isteklerimizi, arzularımızı, düşüncelerimizi, ümitlerimizi, hayallerimizi, tepkilerimizi karşımızdaki insan veya insanlara dil vasıtasıyla anlatırız. Elbette ki, onlar da bize aynı yolla ulaşırlar.

Bununla birlikte dil, sadece basit bir iletişim vasıtası değildir ve bu dar çerçeveye hapsedilemez. Onun, bunun dışında bireysel ve toplumsal pek çok işlevi daha vardır. Bunların başında da insanın hem bireysel hem de sosyal bakımdan gelişmesinin temel dinamiklerinden birisi olması gelir. Bir başka ifadeyle dil, bizim “insan olma” noktasındaki kimlik ve kişiliğimizi inşa eden aslî değerlerin başında yer alır. Unutmamak gerekir ki insan, dille varlıkları tanır, dille düşünür, dille inanır, dille dua eder, dille hayal kurar, dille rüya görür ve kendisini dille ifade eder. şarkılarını, türkülerini, efsanelerini, menkıbelerini, masallarını, ninnilerini dille söyler; arzularını, isteklerini, düşüncelerini, fikirlerini, hayallerini, rüyalarını, ümitlerini, nefretlerini, isyanlarını dille anlatır. Dilin olmadığı bir ortamda bunlardan bahsedilemez.

Dilin birey açısından bir başka önemli yanı, mensubu bulunduğu ve dilini konuştuğu milletin kültürel değerlerinden biri olmasıdır. Birey, ancak dil vasıtasıyla milleti ve milletinin yüzyılların ötesinden taşıyageldiği kültürü ile iletişim kurabilir. Daha annesinin kucağında iken kulağına fısıldanan ismi ve ninnilerle başlayan bu iletişim, bir ömür boyu sürer. İnsan, kimlik ve kişiliğini de böyle bir iletişim süreci içinde şekillendirir. Onun içindir ki dil, birey ile millet arasında kurulması kaçınılmaz olan iletişimin en sağlam ve en sağlıklı köprüsüdür.

Dilin millet hayatındaki daha önemli işlevi; kültürün aynası, koruyucusu, taşıyıcısı ve ifade vasıtası olmasıdır. Her dil, kendini konuşan milletin, yüzyıllar içinde ortaklaşa yarattığı sosyal ve millî bir kurumdur. Dolayısıyla dilde, kendini var eden milletin mantığı, düşünce tarzı ve yaratıcılığı saklıdır. Daha açık bir ifadeyle, her dilin sahip olduğu anlam, ses, yapı ve mantık dokusu, o dili konuşan millete aittir. Yüzyıllar boyunca bu dili işleyen, geliştirip zenginleştiren millet, kendi tarihini ve kimliğini diline yükler. Çoğu zaman değişik sayılardaki seslerden teşekkül etmiş basit anlamlı birlikler olarak gördüğümüz kelimeler, gerçekte o kelimelere hayat veren milletin kültür atomcuklarıdır. Her birinin içinde de o milletin kültürüne ait değerler saklıdır. Zevklerimiz, ihtiraslarımız, hüzünlerimiz, sevinçlerimiz, ideallerimiz, inançlarımız, dünya görüşümüz ve hayatımız, zamanla kelimelerin anlam, duygu, çağrışım ve ses dünyasına siner.

Kısacası dil; bireyin kendini ifade etmesini sağlayan, çevresi ve milletiyle iletişim kurmasını gerçekleştiren; bir adım sonra da toplumları millet kılan en temel kültür değeridir. Bunun da ötesinde dil, milletin kültürünün kendinde yansıdığı bir ayna, kültürün kendinde saklandığı ve korunduğu bir mahfaza, kültürün ifade vasıtası ve geniş kitlelere taşınması veya gelecek nesillere aktarılmasında en sağlam ve sağlıklı bir köprüdür.

Bu bölümde son olarak Mustafa Kemal Atatürk, Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Yahya Kemal Beyatlı ve Mehmet Kaplan’nın aşağıdaki cümlelerinde veciz biçimde vurgulanan, dilin millet hayatındaki önemini dikkatlerinize sunalım.

Atatürk: “Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişâfında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin.” (Kocatürk 1999: 149)

Ömer Seyfettin: “Milletimiz nasıl Türklük, vatanımız nasıl Türkiye ise lisanımız da Türkçedir. Türkçe bizim manevî ve mukaddes vatanımızdır. Manevî vatanın istiklâli, kuvveti resmî ve millî vatanımızın istiklâlinden daha mühimdir. Çünkü vatanını kaybeden bir millet eğer lisanına ve edebiyatına hâkim kalırsa mahvolmaz, yaşar ve yine bir gün gelir siyasî istiklâlini kazanır, düşmanlarından intikamını alır. Fakat bir millet lisanını bozar, kaybederse, hatta siyasî hâkimiyeti bâkî kalsa bile tarihten silinir.” (Seyfettin 2001: 216)

Ali Canip Yöntem: “Milletleri tutan taştan, topraktan, çelikten yapılmış kaleler değildir; zengin bir dil ve bu dilin üstünde yükselmiş yine zengin bir edebiyattır; öyle ki asırlarca evvel istiklâlini kaybeden nice milletler vardır ki vatanlarının üstünde esen istiklâl kasırgaları onların kökünü kazıyamamış ve bir gün yine meydana çıkmışlardır; çünkü o milletler mazide zengin edebiyatla tetevvüc etmiş zengin lisanlarını muhafaza etmişlerdir ve çünkü milliyetle lisan birdir.” (Yöntem 1995: 329)

Yahya Kemal Beyatlı: “Bizi ezelden ebede kadar bir millet halinde koruyan, birbirimize bağlayan bu Türkçedir, bu bağ, öyle metîn bir bağdır ki vatanın hudutları koptuğu zaman bile kopmaz, hudutlar aşırı yine bizi birbirimize bağlı tutar; Türkçenin çekilmediği yerler vatandır, ancak çekildiği yerler vatanlıktan çıkar, vatanın kendi gövde ve ruhu Türkçedir.” (Beyatlı 1984: 84)

Mehmet Kaplan: “Türkiye’nin en mühim kültür davası, hiç şüphesiz, dil davasıdır. O, bütün davaların başında gelir. Onu halletmedikçe, kültürle alâkalı diğer meseleleri halletmeye imkân yoktur.” (Kaplan 1988: 66)

Yüzyıllar içinde hayatın hemen her alanında kullanıla kullanıla gelişip zenginleşen dilin birçok farklı kullanımı söz konusudur. Bunlar:
• Sözlü Dil/Konuşma Dili
• Yazılı Dil/Yazı Dili
• Manzum Dil
• Mensur Dil
• Günlük Dil
• Edebiyat Dili
• Bilim Dili

Kaynak: Prof.Dr. İsmail ÇETİŞLİ, Cumhuriyet Devri Türk Nesri