Aşık Sümmani Kimdir Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği

Âşık Sümmânî Kimdir? Hayatı, Eserleri, Edebi Kişiliği

Âşık Sümmânî Kimdir?

Âşık Sümmânî Kimdir?

1860 (bazı kaynaklara göre 1862) yılında Erzurum ilinin Narman ilçesinin Samikale köyünde doğmuştur. Fakir bir ailenin çocuğu olan Sümmanî, hayatını çiftçilik ve çobanlık yaparak sürdürmüştür. Şiirleri hem sözlü hem de yazılı (cönkler) kaynaklarda yer almaktadır. Sümmanî’nin öğrenim durumu hakkında bilgimiz yoktur.

Bununla beraber şiirlerinden hareketle iyi bir öğrenim gördüğünü söyleyebiliriz. Badeli âşıklarımızdandır. Rüyasında karşılaştığı Gülperi’yi bulabilmek için Kafkasya, İran, Kırım ve Afganistan’ı gezip dolaşmıştır. Sadece Doğu Anadolu Bölgesi’nin değil bütün Türkiye’nin önde gelen âşıklarındandır.

Sağlığında hikâye tasnif etmiş ve anlatmıştır. Anlattığı hikâyelerden bazıları Sümmanî ile ilgili olarak hazırlanan kitaplarda yayımlanmıştır. Bildiği rivayet edilen hikâyeler şunlardır: Kerem ile Aslı, Latif Şah, Sevdakâr Şah, Sümmanî ve Gülperi, Tufarganlı Âşık Abbas ve Gülgez Peri.

Sümmanî, şubat 1915 tarihinde vefat etmiş olup mezarı köyündedir.

Şiirlerinden Örnekler

Not: Sümmanî’nin diğer şiirleri için sayfa altındaki rakamlara tıklayınız.

DEPREM DESTANI
Kaza-i Tortum’da oldu vukuat
Gören gözler düştü ah ü figana
Bin üç yüz dokuzda ettik rivayet
Bunu destan edip saldık her yana

Bu gama müşterek ölüler sağlar
Görenler ah edüp yürekten ağlar
Sarsıldı dereler söküldü bağlar
Her taraf boğuldu toza dumana

Budur son alamet bozuldu devran
Biçare Sümmanî eylesin figan
Tahammül yok kaza buna bir destan
Bir eser bıraka cümle cihana

Yazdılar (Ervah-ı Ezelde)

Ervah-ı ezelde levh-i kalemde
Bu benim bahtımı kara yazdılar
Bilirim güldürmez devri alemde
Bir günümü yüz bin zara yazdılar

Bulmadık şadlığın iradesini
Çekerim bu gamın ziyadesini
Herkes dosta verdi ifadesini
Bizimkini rüzigara yazdılar

Aşk benimle eyler daim kıl ü kal
Daha sabretmeye kalmadı mecal
Derdim taksimdara kıldım arzuhal
Dedi ki öz bahtın kara yazdılar

Gönül gülşenimde har oldu deyi
Hasretlik cismimde var oldu deyi
Sevdiğim sevdiğin pir oldu deyi
Erbabı garezler yare yazdılar

Dünyayı sevenler veli değildir
Canı terkedenler deli değildir
İnsanoğlu gamdan hali değildir
Her birini bir efkara yazdılar

Nedir bu sevdanın nihayetinde
Yadlar gezer yarin vilayetinde
Herkes diyarında muhabbetinde
Bilmem bizi ne civara yazdılar

Kadrimi bilmeze eyledim minnet
Derdimi artıran görmesin cennet
Sarraflar verdiler yari bin kıymet
Benim kıymetimi nere yazdılar

Döner mi kavlinden sıktı sadıklar
Dost ile dost olur bağrı yanıklar
Aşk kaydına geçti bunca aşıklar
Sümmani’yi derkenara yazdılar

(Gel) gönül elinle sana eylim nasihat

(Gel) gönül elinle sana eylim nasihat
Bu fâni dünyadan kalk yavaş yavaş
Cehdet ki doğru yola gidesin
Canını Cennet’e sal yavaş yavaş

Kara toprak için bizim zâtımız
Geçen ululara yeter hepimiz
Bir gün olur gelir cansız atımız
Tebdil tedarikin gör yavaş yavaş

Bir âşık da vatanını satanda
Garip bülbül dost bağında ötende
Hak’tan nida gelip vâdem yetende
Azrail canımı al yavaş yavaş

Der Sümmani tamam oldu muhabbet
Biz varalım siz olasız selâmet
Kalktı bu karyeden çekildi kısmet
Göründü gözüme yol yavaş yavaş.

Acep hiç mi bahar görmez

Acep hiç mi bahar görmez
Toprağı bizim bağların
Uyanmaz asla göğermez
Yaprağı bizim bağların

Her mâhta gelse bir bahar
Ne saatında gül-i zâr
Ne gül var ne bülbül ne har
Otağı bizim bağların

El bağında açılmış gül
Gülünde ötüyor bülbül
Baş göstermiş bir tek sümbül
Gam dağı bizim bağların

Cümle bağlar olmuş düzen
Bahçıvan sen bağda bezen
Büsbütün harami gezen
Yığnağı bizim bağların

Sümmani berdardan gelir
Ne gelse Settâr’dan gelir
Âb u zehri mardan gelir
Pilağı bizim bağların.

Açıldı ihya meydanı

Açıldı ihya meydanı
Gelene essalâ bu gün
Bezl-i vücut için cana
Salana essalâ bu gün

Eğer ervah eğer kalam
Eğer salat eğer selâm
Açıldı sancağı âlem
Alana esselâ bugün

Hakikat ilminin ihyası
Tecelli lûtfun kimyası
Bu bahre süren kavrası
Dalana esselâ bu gün

Kimi mahzun kimi memnun
Kimi mahrum kimi mahzun
Bu demde cura-i kanun
Çalana esselâ bu gün

Bu demdedir sahip huruç
Sümmâniyi olmasın pûç
Âdû ekberin kılıç
Çalana esselâ bu gün.

Akıl ermez şu feleğin işine

Akıl ermez şu feleğin işine
Kimi zevk-i sefa ziynet bulamaz
Kimisi düşmüştür mal telaşına
Kiminin malı çok rahat bulamaz

Kimisi okumuş kimisi yazmış
Kimi marifetli cevaplar düzmüş
Kimisi şekerli taamdan bezmiş
Kimisi bir parça nimet bulamaz

Kimisi dokumuş kimisi satmış
Kimisi anlamış zihnine yatmış
Kiminin yılkısı dağları tutmuş
Kimisi binmeye bir at bulamaz

Sümmani yanmıştır firkate nâra
Sevda onu koymaz çıksın kenara
Ona derler niçin gitmezsin yâre
Hiç demezler Hak’tan ruhsat bulamaz.

Âlemi celbeder emr-i irade

Âlemi celbeder emr-i irade
Eğleşmek olmuyor yaran elveda
Redî gama düştüm hadden ziyade
Yâr-ı garım sadık ihvan elveda

Zamanı âhire uğradı müddet
Kesildi ben için ol istirahat
Atar yandan yana dâne-i kısmet
Bezl-i can ettiğim mekân elveda

Adalette kadim gördüm Faruk’u
İkrarından evvel gördüm Sıddık’ı
Gönül talep eder hak ve hukuku
Sagîr kebir sabi sibyan elveda

Bir ben değil bütün âlem pür savaş
Kûtb-i ilâhiden Şem’a bu ateş
Hasılı akraba kavim ve kardeş
Gönül ayrı düştü yâren elveda

Arzum da kârım da ağyara karşı
Yolunda vermişim ten ile başı
Emanet silahın toprağı taşı
Hasılı vesselam her yan elveda

Sümmani gönlümün âlemde âhı
Hıfz eyle yanında Kadir ilâhı
Açıldı biz için hasretlik râhı
Gönlümde sevdiğim sır can elveda..

Bâdesiz sarhoş olmuşsun

Bâdesiz sarhoş olmuşsun
Sen hangi sevdadan gönül
Ya kime meftun olmuşsun
Haber ver künyeden gönül

Sen sana sahip danesin
Adam ol gül-i rânasın
Şahinsin sedef danesin
Doğanda anadan gönül

Gezer misin sahraları
Arar mısın Leylâ yâri
Özünde bul bir şikârı
Çekil bu sevdadan gönül

Adam olsan baht ulusun
Yâr olsan yârin gülüsün
Hangi bağın bülbülüsün
Haber ver sabâdan gönül

Teslim ol her emre inan
Hal ehlin rengine boyan
Elverir hayadan uyan
Şu fi’li fenadan gönül

Gezme dünyada beyvâna
Çalış eresin nişana
Yüzünü döndür Rahman’a
Ayrılma rızadan gönül

Memnun et sultanı hanı
Hoşnut et Gevher Kân’ı
Ara bu ezel mekânı
Sefer et dünyadan gönül

Derviş ol taşı teberi
Dolanma böyle serseri
Kaçır sen âdû ekberi
Tendeki haneden gönül

Ara Sümmani bir kârı
Dolanma ağyar diyarı
Özünde bul bu şikârı
Yâd etme sineden gönül.