Metin ve Şair

Metin ve Şair

Metin ve Şair

Bütün sanat eserleri gibi şiir de bir sanatçının ürünüdür. Her eserle onun yaratıcısı arasında az ya da çok bir ilişki olabileceğini farz edersek, bir şairin kültürel birikiminin, sanat zevkinin, dünya görüşünün, mizacının, tecrübelerinin herhangi bir şekilde onun şiirine de yansıyabileceğini söyleyebiliriz.

Şairin hayatı ve sanat anlayışı hakkında bilgi sahibi olmamız, bize o şiiri yorumlamada bir fayda sağlayabilir; ama şiirin her mısrasıyla o şairin yaşam serüveni arasında bağ kurmaya çalışmamız da şiiri yorumlamamızı ve o şiirden sanat zevki almamızı engelleyebilir.

TOPRAK

Dost dost diye nicesine sarıldım,
Benim sadık yârım kara topraktır.
Beyhude dolandım boşa yoruldum,
Benim sadık yârim kara topraktır.

Nice güzellere bağlandım kaldım,
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum.
Her türlü isteğim topraktan aldım,
Benim sadık yârim kara topraktır.

SEMAi

Bana kara diyen dilber,
Gözlerin kara değil mi?
Yüzünü sevdiren gelin,
Kaşların kara değil mi?

Beni kara diye yerme,
Mevlâm yaratmış hor görme,
Ala göze siyah sürme,
Çekilir kara değil mi?

İllerde konup göçerler,
Lâle sünbülü biçerler,
Ağalar beyler içerler,
Kahve de kara değil mi?

ŞARKI

Bir safâ bahşedelim gel şu dil-i na-şade
Gidelim serv-i revanım yürü Sa’da-bad’e

İşte üç çifte kayık iskelede amade
Gidelim serv-i revanım yürü Sa’da-bad’e

Gülelim oynayalım kâm alalım dünyadan
Ma-i Tesnim içelim çeşme-i Nev-peydadan

Görülem ab-ı hayat çıktığın ejderhadan
Gidelim servi revanım yürü Sa’d-abad’e

Günümüz Türkçesiyle:

Gel şu üzüntülü gönüle bir safa bağışlayalım,
Yürü servi boylum Sa’d-abad’a gidelim.

İşte üç çifte kürekle çekilen kayık hazır, bizi bekliyor,
Yürü servi boylum Sa’d-abad’a gidelim.

Gülelim oynayalım dünyadan mutluluk alalım,
Nev-payda adlı çeşmeden Tesnim suyunu içelim,

Ejderha biçimindeki musluklardan,
ab-ı hayatın (ölümsüzlük suyunun) aktığını görelim,
Yürü servi boylum Sa’d-abad’a gidelim.

Toprak şiirinde, geçimini topraktan sağlayan bir çiftçi şairin toprakla ilgili gözlemleri izlenimleri dile getirilmektedir. Şiirde kara toprak, sadık yar olarak nitelendirilmektedir. Şair pek çok güzele bağlanmış kalmıştır; ama onlardan ne bir vefa ne de bir fayda bulmuştur. Her türlü isteğini topraktan almıştır. Bu yönüyle toprak insanların rızkını veren, yaşamını sürdürmeye vasıta olan bir varlıktır.

  • Şiirin nazım birimi dörtlüktür.
  • Ulusal ölçümüz olan hece ölçüsüyle söylenmiştir.
  • Hecenin 11’li kalıbı kullanılmıştır. Uyak düzeni abab, cccb’dir.
  • Saz eşliğinde beste ile söylenmiştir.
  • Yukarıda sözü edilen ozan Aşık Veysel‘dir.

İkinci şiirde şair kendisini “kara (esmer tenli)” olduğu için beğenmeyen sevgiliye sesleniyor. Ona “kara”nın güzellerdeki niteliklerini hatırlatıyor. Şairi beğenmeyen sevgilinin kaşları, gözleri de karadır. Ela göze çekilen sürme, ağalar ve beylerin içtikleri kahve vb. hepsi karadır.

  • Şiirin nazım birimi dörtlüktür.
  • Ulusal ölçümüz olan hece ölçüsüyle söylenmiştir.
  • Hecenin 8’li kalıbı kullanılmıştır.
  • Dili sade ve anlatımı doğaldır.
  • Saz eşliğinde söylendiği, göçer bir şaire ait olduğu anlaşılmaktadır.
  • Bu şairin Karacaoğlan olduğunu tahmin ettiniz değil mi?

Şarkıda geçen Sa’d-abad III. Ahmet zamanında, Lâle Devrinde (1718-1730) İstanbul’da Kâğıthane’ye verilen isimdir. Aynı zamanda Kâğıthane’deki eğlence yerlerinden birinin adıdır. Serv-i revan, yürüyen servi demektir. Mecaz olarak salınarak yürüyen, boyu posu, endamı serviye benzeyen güzel demektir. Şarkıda Lâle Devrindeki eğlencelerden biri anlatılmaktadır.

  • Dili ağırdır; Arapça, Farsça pekçok sözcük kullanılmıştır.
  • Nazım birimi dörtlüktür.
  • Uyak düzeni koşmaya benzer abab, cccb’dir.
  • Besteyle söylenir.
  • Ölçüsü aruzdur.
  • Yukarıdaki açıklamalardan sözü edilen kişinin Lâle Devrinin ünlü şairlerinden Nedim olduğu anlaşılmaktadır.

Siz de aşağıda yer alan edebî metinlerin şairlerini bulmaya çalışınız.

HASRET

Şimdi tarlalarda güneş vardır
Karlar donmuştur otların uçlarında
Artık akşamları dinlenemem
Başım avuçlarımda

İçi korku dolu kış gecesi
Hiç yatağın yok mu sıcak!
Dağları dolduran kır çiçeği
Hangi rüzgârlar seni koklayacak!

İSTANBUL’U DİNLİYORUM

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı:
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda.
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı…

GAZEL

Mest-i nazım kim büyüttü böyle bi-perva seni
Kim yetiştirdi bu güne servden bâlâ seni

Buydan hoş rengden pakizedir nazik tenin
Beslemiş koynunda guya kim gül-i rana seni

Güllü diba giydin amma korkarım âzâr eder
Nâzeninim saye-i hâr-ı gül-i dibâ seni

Bir elinde gül bir elde cam geldin sakiyâ
Kangısın alsam gülü yahud ki camı yâ seni

SEN VE BEN

İçme, ilk yudumda zehirler seni
Bahtın kadehine döktüğü şarap
Her akşam koynunda uyutur beni
Her sabah alnımdan öper ıstırap

Sen, yirmi yaşınla bir baharsın ki
Gölgende neş’enin rüzgârı eser
Düşünen alnımda benim her çizgi
Baharı olmayan bir kışa benzer

Sana ufuklar “Gell” diye bağırır
Ellerinde çiçek ve haykırarak
Seni gür sesiyle hayat çağırır
Beni de çiğneyip geçtiğin toprak

Başa dön tuşu