Dilde Kibarlık ve Kabalık

DİLDE KİBARLIK VE KABALIK

Aşağıdaki bölümlerde dillerde kibarlık ve kabalık kavramlarını irdeleyeceğiz.

Dilde Kibarlık

Grice, insanların sağduyulu bireyler olarak iletişimi etkin biçimde iletmek için işbirliği yaptığını belirtmiştir. Dilbilimde kibarlığı ilk kez araştıran Amerikalı dilbilimci Robin Lakoff (1973, 1977) Grice’tan etkilenerek kibarlık ilkeleri önermiştir. Daha sonra Leech (1983) yine Grice’tan etkilenerek kibarlık ilkelerini genişletmiş, Brown ve Levinson (1978, 1987) ise Amerikalı toplumbilimci Erving Goffman’ın yüz kavramı açısından bir kibarlık modeli önermişlerdir. En yaygın olarak kullanılan bu modelleri aşağıda açıklayacağız.

Aşağıdaki durumlarda arkadaşınıza neler söyleyebileceğiniz üzerine birkaç gözlem yapalım:

Durum: Ceyda ve bir arkadaşı çok önemli bir sınava girdiler ve Ceyda her ikisinin de sınavı kazandığını öğrendi. Bu durumda şu sözcelerden birini söylediğini var sayalım. Sizce hangileri kibar ve hangileri kaba olarak nitelendirilebilir? Neden?

a. Yaşasın! İkimiz de sınavı kazandık. Hadi bunu kutlayalım.
b. Hem sen, hem de ben sınavı kazandık. Zaten ikimiz de çok çalışmışlık. Tebrikler!
c. Hem sen, hem de ben sınavı kazandık. Oysa sen benim kadar çalışmamıştın bile. Haksızlık bu! Yoksa torpilin mi vardı?
d. Biliyor musun? Ben sınavı kazandım.

Bu sözcelerden birinin seçimi dilde kibarlık ya da kibarlık yoksunluğu ile yakından ilgilidir. Örnek (a) ve (b)’deki sözceler kibar, (c)’deki sözce ise kabadır. Bunun nedeni de ilk iki örnekte sevinci paylaşarak dayanışma gösterme, (c)’de ise arkadaşını küçümseyip, ona hakaret ederek onun öz imgesini tehdit etmektedir. Örnek (d) ise, ilk bakışta kaba gibi görünmese bile tuhaftır; çünkü konuşucu, arkadaşının da sınavı kazandığı gerçeğini bildiği halde bunu belirtmeyerek, Konuşma İlkelerinden Nicelik ilkesini çiğnemektedir. Bu da ortak sevinç paylaşma ve dayanışma anlayışına terstir. Aslında arkadaşı, Ceyda’nın sakladığı bilgiyi fark ederse, sözcesi kaba olarak bile algılanabilir. Dil kullanımındaki bu tür sözce tercihleri, kibarlık adı altında incelenir.

Kibarlık İlkeleri

Robin Lakoff (1973) dil çözümlemelerinde dilbilgisel ve anlambilimsel kuralların yanı sıra edimbilimsel kuralların da eklenmesi gerektiğini savunmuştur. Bunlar Grice’m konuşma ilkelerinden esinlenen kibarlık ilkeleridir:

a. Dil kullanımında açık ol (Grice anlamında yani dilde bulanıklığa izin verme).

b. Kibar ol

  • Karşıdakine dayatmada bulunma.
  • Seçenek tanı.
  • Dinleyicinin kendisini iyi hissetmesini sağla- arkadaşça davran

Lakoff (1975) daha sonra bunlara aşağıdakileri eklemiştir:

a. Resmiyet: Mesafeli davran.

b. Saygı: Seçenek tanı.

c. Dostluk / samimiyet: Duygudaşlık, dostluk göster.

Bu ilkelerin hepsi dinleyiciye yöneliktir ve onun kendisini iyi hissetmesini sağlamayı amaçlar.

Leech (1983) benzer şekilde Grice’m ilkelerinin uzantısı olarak daha ayrıntılı kibarlık ilkeleri önermiştir. Leech’e göre kibarlık ilkeleri kişiler arasındaki iletişimsel uyuşmazlık ya da olası kırgınlıkları ortadan kaldırarak en üst düzeyde iletişimsel uyuşmayı sağlamaktır. Leech (1983) kibarlığın ya konuşucu ya da dinleyici üzerinde bir yarar -çaba ilişkisine bağlı olduğunu belirtir. Bu anlamda kibarlık, asimetriktir.

a. Telefona cevap ver.
b. Telefona cevap vermeni istiyorum.
c. Telefona cevap verir misin?
d. Telefona cevap verebilir misin?
e. Zahmet olmazsa telefona cevap verebilir misin?

Yukarıdaki örneklerde dinleyiciden istenen işin doğrudan ifadesinden başlayarak gittikçe daha dolaylı ifadeye doğru yer alan sözceler en az kibardan en kibara doğru sıralanmıştır. Yani, Leech ve daha sonra sözünü edeceğimiz araştırmacılara göre, dolaylı dil kullanımı karşıdakine yaptırım uygulamayıp, seçenek sunması nedeniyle daha kibardır. Dilin dolaylı kullanımına aşağıda tekrar değinilecektir.

Bazı edimsözler, içsel olarak konuşucu için bazıları da dinleyici için yarar (ya da zarar) sağlayan ya da çaba gerektiren özelliğe sahiptir ve edimsözün amacı kişilerarası ilişkideki sosyal amaçla uyumlu veya uyumsuzdur. Leech (1983; 104) bu edimsözleri şu şekilde gösterir;

(1) Rekabetçi edimsözler: Edimsözün amacı sosyal amaçla rekabet halindedir: emretme, isteme, rica etme, talep etme, vs.

(2) Dost ve yakınlık edimsözleri: Edimsözün amacı sosyal amaçla örtüşür: davet etme, ikram etme, selam verme, teşekkür etme, tebrik etme, vs.

(3) İşbirlikçi edimsözler: Edimsözün amacı sosyal amaçla bağlantılı değildir: rapor verme, ilan etme, öykü anlatma, vs.

(4) Çatışmacı edimsözler: Edimsözün amacı sosyal amaçla çatışır: tehdit etme, suçlama, küfretme, azarlama, vs.

Yukarıdaki edimsözlerden (1) ve (2) numaralı olanlar kibarlıkla yakından ilgilidir. (1) numaralı edimsözler konuşucunun isteğinin gerçekleştirilmesi doğrultusunda dinleyicinin çabasını gerektirirken, (2) numaradakiler dinleyici yararı içindir. (3) numaradaki edimsözler, kibarlığa duyarlı değildir, çünkü yarar ve çaba söz konusu değildir. (4) numaralı edimsözler ise dilde kabalık ile bağlantılıdır.

Leech, altı adet kibarlık ilkesi önermiştir:

Nezaket ilkesi
(a) Dinleyicinin çabasını azalt
(b) Dinleyiciye yararı arttır.

Cömertlik İlkesi
(a) Kendine yararı azalt.
(b) Kendi çabanı arttır.

Övgü İlkesi
(a) Dinleyiciye eleştiriyi azalt.
(b) Dinleyiciye övgüyü arttır.

Tevazu İlkesi
(a) Kendine övgüyü azalt.
(b) Kendine eleştiriyi arttır.

Uyuşum İlkesi
(a) Diğeri ile arandaki görüş ayrılıklarını azalt.
(b) Diğeri ile arandaki görüş uyuşumunu arttır.

Duygudaşlık İlkesi
(a) Diğeri ile arandaki karşıt duyguları azalt.
(b) Diğeri ile arandaki duygudaşlığı arttır.

Cömertlik ilkesi, kendine yararı azaltıp, dinleyiciye yararı arttırmaya ilişkindir. Bunu aşağıdaki örneklerle açıklayabiliriz:

Kibarlık İlkeleri /Örnekler/ Yorumlar

Nezaket Üst ilkesi:

  • Beni eve götür. ⇒ Karşıdakinin çabasını kendi yararını arttırdığı için kibar bir sözce değildir.

Cömertlik İlkesi:

  • Bana arabanı verebilirsin. ⇒ Karşıdakinin çabası kendi yararını arttırdığı için kibar bir sözce değildir.
  • Bize yemeğe buyurun. ⇒ Kendi çabanı arttırıp karşıdakinin yararını arttırdığı için kibar bir sözcedir.
  • Size yemeğe gelmeliyim. ⇒ Kendi yararını arttırıp karşıdakinin çabasını arttırdığı için kibar bir sözce değildir.

Övgü İlkesi:

  • Daha dikkatli olmalısın. ⇒ Karşıdakini eleştirdiği için kibar bir sözce değildir.
  • Harika bir kek yapmışsın. ⇒ Karşıdakini övdüğü için kibar bir sözcedir.

Tevazu İlkesi:

  • Lütfen bu minik hediyeyi anı olarak kabul edin. ⇒ Tevazu gösterdiği için kibar bir sözcedir,
  • Lütfen bu müthiş harika hediyeyi anı olarak kabul edin.  ⇒ Tevazu göstermediği için kibar bir sözce değildir.

Tevazu ilkesi bazı kültürlerde diğerlerine göre daha fazla vurgulanan bir ilkedir. Örneğin, Japonlar sürekli olarak kendilerini ve sahip olduklarını küçümseyerek tevazu ve kibarlık gösterirler. Hatta bir sürü nefis yemekle dolu bir masada bile konuklarına “sofrada bir şey yok ama lütfen buyurun” diye masadaki nefis yemeklerin varlığını bile inkâr edebilirler (Leech, 1983:136). Tevazu ilkesi Türk kültürünün de önemli bir parçasıdır. Türkçede “Naçizane”, “Estağfurullah” gibi belirteçler ve “bendeniz” gibi adıllar tevazu göstergesi olarak kullanılan bazı sözcüklerdir.

Uyuşum İlkesi:
A: Seren ne kadar güzel şarkı
B: Ne demezsin?

(B), (A) ile aynı duyguları paylaşmadığını söylüyor, değil mi? gösterdiği için sözcesi kibar değildir.

Bazı kültürlerde Uyuşum İlkesi, Tevazu ilkesinden daha önemlidir. Örneğin, Amerikan kültüründe karşıdakiyle uyuşmamazlık kibar olmayan bir tavırdır:

A: Harika bir kıyafetin var.
B1; Çok teşekkürler. Ben de çok beğeniyorum.
B2: Yok canım, zaten ben onu yıllar önce almıştım. Üstelik pek de güzel değil.

(B1) sözcesi, uyuşum ilkesi doğrultusunda aynı görüşte olmayı kapsar ve tevazu gösteren (B2) sözcesine göre Amerikan kültüründe daha kibar olarak kabul gören bir sözcedir. Japon kültüründe olduğu gibi, diğer bazı kültürler ise, tevazu ilkesi doğrultusundaki (B2) sözcesini daha kibar olarak değerlendirebilirler.

Duygudaşlık İlkesi:

  • (Üzgün birisine) Sen hiç çalışmadığın için sınıfta kalmayı hak etmiştin. ⇒ Duygudaşlık göstermeyen sözce kibar değildir.
  • Bu kadar üzülme. Bir dahaki se fer mutlaka sınavı başarırsın. ⇒ Duygudaşlık ve teselli gösteren bu sözceler kibardır.

Aşağıda en yaygın olarak kullanılan bir başka kibarlık modeli Brown ve Levinson’ın (1987) kibarlık kuramını açıklayacağız.

Yüz Kavramı ve Kibarlık Stratejileri

Brown ve Levinson’ın (1978, 1987) geliştirdiği kibarlık stratejileri, kişinin yüz adı verilen öz imgesini koruma amacıyla kullanılır. Yüz kavramı ilk kez Amerikalı toplumbilimci Erving Goffman (1967) tarafından önerilmiştir. İngilizcedeki karşıtıyla face (yüz) sözcüğü, lose (kaybetmek) eylemiyle birlikte kullanıldığında lose face (itibarını kaybetmek) anlamına gelir ve itibar anlamı buradaki yüz terimiyle de yakından ilişkilidir. Goffman’a göre yüz, iletişimde konuşucunun, topluma karşı kendi olumlu sosyal imgesini sunma ve bu öz imgeyi koruma çabasıdır.

Türkçede yüz akı, yüz kızartıcı, yüzkarası, yüzü yere gelmek, yüzü olmamak, yüzüne bakamamak, gerçek yüzünü görmek ve hatta yüzsüz gibi deyimler kişinin toplum içindeki imgesi, toplumdaki itibarı ve kendini sunuşu ya da başkalarınca algılanışı anlamlarını içerir. Benzer şekilde Ukosakul (2003) Tayland dilinde naa (yüz) sözcüğünün kişinin toplumsal ruhsal yönü, onuru, saygınlığı ve duygularıyla yakından bağlantılı olduğunu bulmuştur: ikiyüzlü bir insan, yüzü gülerken içi kan ağlamak, vs. gibi.

Teknik terim olarak yüz soyut bir kavramdır ve iki boyutu vardır:

Olumlu yüz: Kişinin toplum tarafından, en azından bazı bireyler tarafından onaylanma, hoşlanma, kabul görme ve onlarla sosyal ilişki kurma isteği ya da toplumun yüz akı olan birey olma isteği.

Olumsuz yüz: Diğerlerince zorlanmama, ya da başka bir ifadeyle bir kişiyi, yüzünün tutmayacağı bir eyleme zorlanmaması, güç duruma sokulmaması, özerk olma, saygı gösterilme, vs. isteğidir.

Öyleyse, soyut yüz kavramına göre kişinin dilsel kibarlığı da dâhil olmak üzere davranışlarını yöneten birbirine ters iki etki vardır:

(a) Kişinin toplumda kabul görme ve başkalarıyla bağlantılı olma, bağlanma isteği (Olumlu yüz)

(b) Kişinin özerk bir birey olma ve saygı gösterilme isteği. (Olumsuz yüz)

Brown ve Levinson (1987:13) olumlu ve olumsuz yüzün evrensel bir insan özelliği olduğunu savunurlar. Ancak bununla bağlantılı unsurlar kültürden kültüre değişebilir; Hangi davranışlar yüz tehdit edicidir, hangi insanlar yüz korumaya yönelirler, kişisel ilişkiler ne şekilde düzenlenir, vs. gibi sorular kültüre bağlı değişiklik gösterebilir.

Brown ve Levinson’a göre insanlar arası iletişimin güdüsü bu yüzü korumaktır. Olumlu yüz, bir kişinin başkalarının kendi hakkında olumlu ve iyi düşüncelere sahip olmaları yönündeki çabası; olumsuz yüz ise özerklik alanını korumaya yönelik başkaları ile arasına mesafe koyma ve üzerinde hiç kimsenin baskı oluşturmaması için elinden geleni yapma gayretidir. İletişimde konuşucular, bir yandan kendi yüzlerini öte yandan da dinleyicinin yüzünü korumak için denge oluşturmaya çalışırlar; çünkü iletişim olumlu yüze karşı yüz tehdit edici unsurlar içerir. Kibarlık stratejileri, konuşucuların bir yandan yüz tehdit edici unsurları savuşturmak ve bir yandan da olumlu yüzlerini korumak arasındaki denge çabası sonucu ortaya çıkan stratejilerdir. Kişilerin imgelerini korumaya yönelik bu çabalar da yüz çatışması olarak bilinir. İnsanlar yüzlerini koruyabilir, aşağılanabilir, mahcup olabilir ya da teknik bir ifadeyle yüzlerini kaybedebilirler. Öyleyse yüz kavramının duygusal bir boyutu vardır. Yüz çok kırılgan duygusal bir boyut olduğuna göre insanların kırıcı olmamak amacıyla birbirlerinin yüzlerini koruma konusunda işbirliği yaptıkları varsayılır. (Brown ve Levinson, 1987:61) Yukarıda, Leech’in bazı edim-sözlerin olası kibarlık içerip içermediğinden söz ettiğini görmüştük. Öte yandan Brown ve Levinson’a göre bazı eylemler, yüz tehdit edici, diğerleri yüz koruyucu ya da arttırıcı niteliktedir.

Diğerinin olumsuz yüzünü tehdit eden eylemler:

  • Dinleyiciye bir işi yapması ya da yapmaması konusunda baskı  oluşturan eylemler,
  • Emir ve ricalar,
  • Dinleyiciye bir işi yapma konusunda hatırlatmalar,
  • Tehdit, uyarı ve bir işin yapılmaması sonucu cezai yaptırımlar

Dinleyicinin olumlu yüzünü tehdit eden eylemler:

  • Şikayet etme, eleştirme, diğerinin fikrine karşı çıkma, tabu olan konularda konuşma, kişilik, inanç, sahip oldukları ve değerlerine karşı nefret gösterme.

Konuşucunun olumsuz yüzünü tehdit edebilecek eylemler:

  • Teşekkür etme, isteksizce söz vermek zorunda kalma.

Konuşucunun olumlu yüzünü tehdit edebilecek eylemler:

  • Özür dileme, iltifatları kabul etme, itiraf etme .

Yukarıda da gördüğümüz gibi bazı edimsözler içkin özelliklerinden dolayı yüz tehdit edici niteliktedir. Brown ve Levinson’a (1987: 69) göre ussal varlıklar olan insanlar diğerleriyle çatışmaya engel olmak amacıyla çaba harcarlar.

Kayıtlı ve kayıtsız olanlar arasındaki fark şudur: Kayıt dışı edimler açıkça dile getirilmez. Örneğin:

Eyvah, eyvah! Bankaya gitmeyi unutmuşum. Yanımda hiç para yok.

Yukarıdaki sözceleri söyleyen kişinin niyeti ona borç verilmesini sağlamak olabilir. Ancak bunun açıkça dile getirilmemesi, edimin kayıt dışı olduğunu göstermektedir. Öte yandan şöyle bir konuşma söz konusu olabilirdi:

A: Bana biraz borç versene!
B: Bu kaçıncı kardeşim. Sana tam on sekiz kez borç verdim. Yeter artık, başının çaresine baksana.
A: !!!

Burada (A)’nın sözcesi doğrudan kayıtlıdır. Ancak bu doğrudan kayıtlı sözce, (B)’nin sözcesindeki gibi bir meydan okumaya yani bir başka yüz tehdit edici edime yol açabilir. Böylesine yüz tehdit edici yani utandırıcı bir edimle karşı kaşıya gelmemek için dolaylı ifadeler kullanarak kayıt dışı strateji benimsenebilir. Kayıtsız edimde, konuşucu için her zaman bir kaçış söz konusu olabilir; niyetini gizleyebilir hatta yadsıyabilir:

A: Eyvah, eyvah! Bankaya gitmeyi unutmuşum. Yanımda hiç para yok.
B: Bu kaçıncı kardeşim. Sana tam on sekiz kez borç verdim. Yeter artık, başının çaresine baksana.
A: Ben senden borç istemedim ki…

Öyleyse konuşucular, kimi kez konuşmalarını açıkça dile getirmek yerine bunu örtük olarak ifade etmeyi tercih ederler. Genel olarak birisine cinsel çekim duyduğunu dile getirme, romantik bir ilişki kurma önerisi, rüşvet teklifi, kibar rica gibi söz eylemler hep örtük olarak dile getirilir. Bunun nedeni de yüz tehdit edici bir edimin dinleyicinin üzerinde olumsuz bir tepkiye yol açarak onun tarafından derhal reddedilme olasılığıdır. Dolayısıyla dinleyici yüz tehdit eden bir edim karşısında istenmedik bir tepki göstererek konuşucuyu mahcup edebilir. Bu da konuşucu ile dinleyici arasında duygusal bir çatışma ve uyuşmazlığa yol açabilir. Bunun ötesinde kişiler arası ilişkinin tamamen bozulmasına neden olabilir. Ancak sözce örtük olduğu zaman konuşucu tarafından “yanlış anlaşıldığı” bahanesiyle tamamen geri adım atılabilir. Öte yandan sözce doğrudan dile getirildiğinde bu geri adım atma eylemi mümkün olmayacaktır. Aşağıda bazı kayıt-dışı strateji örnekleri yer almaktadır:

a. Memur Bey, bu cezayı çözmek için bir öneriniz var mı? (Örtük rüşvet teklifi)

b. Çok hoş bir çocuğunuz var. Eğer kaybolursa çok yazık olur. (Gizli tehdit)

c. Keşke biri beni havaalanına bıraksa! (Örtük rica)

Böylesine belirsiz, açık olmayan konuşma, Grice’m Tarz ilkesine aykırı görünmektedir. Yine de neredeyse evrensel olarak tüm dillerde gözlenmektedir (Pinker ve diğ., 2008:833) Pinker ve diğerlerine göre insan dilini yöneten iki unsur işbirliği ve çatışmadır. Çatışma olasılığı yüksek olan durumlarda dolaylı, örtük dil kullanılır. Emir kipinde kullanılan bir sözce konuşucunun üstünlük tasladığı, tevazu göstermediği anlamında anlaşılır. Bunlar, Brown ve Levinson’ın sözünü ettiği kayıt dışı edimler grubundadır.

Öte yandan, bir edimi en açık biçimde lafı dolandırmadan ve doğrudan gerçekleştirmek kayıtlı doğrudan edimdir:

Bu mektubu postaneye götür.

Eğer dinleyicinin yüzü tehdit edilmeyecekse ya da bu konuşucu bunu umursamıyorsa son derece dolaysız veya buyruk veren sözceler seçilebilir. Bu, kişiler arası rollerin getirdiği güce de bağlı olarak değişir. Örneğin, anne-baba ve çocuk ilişkisinde anne-baba, müdür ve posta işlerine bakan görevli ilişkisinde, müdür daha güçlü toplumsal role sahiptir. Bu durumda toplumsal güç rolüne sahip kişiler kayıtlı doğrudan edim gerçekleştirebilirler.

Yumuşatılmış kayıtlı stratejiler ise diğer kişinin yüzüne saygı gösteren edimlerdir. Bu durumda diğer kişinin yüzünü tehdit etmemek amacıyla sözceleri lütfen, zahmet olmazsa gibi belirteçlerle yumuşatarak, rica sorusu gibi dilsel araçlar kullanabiliriz.

Yumuşatılmış kayıtlı edimler ikiye ayrılır: Olumlu kibarlık ve olumsuz kibarlık.

Olumlu kibarlık, dinleyicinin acısını paylaşmak, dayanışma, paylaşma ve ortak yönleri vurgulamak, iyimser tavır göstermek için söylenen sözler olumlu kibarlık stratejileridir. Yakınlık, dostluk, arkadaşlık ve dayanışma gösteren ‘Ayşeciğim, tatlım, canım, güzelim, hey yakışıklı, aslan kardeşim, vs. gibi hitap şekilleri ile dinleyicinin hoşlanacağını düşündüğümüz sözcükleri kullanarak paylaşım sağlamaktır. Olumlu kibarlık, aile bireyleri arasında, yakın arkadaşlarla birlikteyken kullanılır çünkü olumlu kibarlık yakınlık göstergesidir. Olumlu kibarlık, aynı camiadan olmaktır; senin neyin varsa benim, benim neyin varsa senindir. Olumlu kibarlık yakınlık göstergesidir.

Öte yandan olumsuz kibarlık mesafe ve resmiyet göstergesidir. Olumsuz kibarlık stratejileri dolaylı dil kullanımını ve saygı dolu hitap ifadelerini içerir. Diğer kişiye baskı uygulamaktan kaçınmak, ona seçenekler sunmak, olası yüz tehdit edici edimlere özür dileyerek başlamak, vs. olumsuz kibarlık stratejileridir: Siz, Doktor Hanım gibi hitap tarzları olumsuz kibarlık stratejilerine örnek oluşturur.

Kibarlık stratejilerini belirleyen sosyo-kültürel bağlam unsurları şunlardır:

  • Konuşucu ve dinleyici arasındaki ilişkinin mesafesi,
  • konuşucu ve dinleyicinin sosyal rollerine dayalı görece güçleri,
  • içinde bulundukları kültürün diğer kişiye ne oranda baskı ya da üsteleme yapmaya izin verdiği.

Konuşucuların birbirlerine hitap biçimleri, sen/siz gibi adıl kullanımları ikisinin arasındaki toplumsal rol gücüne, yaş ve mesafeye bağlıdır. Sen kullanımı olumlu kibarlık, yakınlık belirtirken, siz kullanımı olumsuz kibarlık, yani diğer kişinin özerkliğine saygıyı ifade eder. Benzer şekilde, bir kişiye adıyla hitap etmek olumlu kibarlık olarak görülebilirken, Hanımefendi/Beyefendi, Ayşe Hanım, Ahmet Bey, vs. gibi hitap tarzları olumsuz kibarlık belirtir.

Dolaylı dil kullanmak da dinleyicinin üzerindeki yükümlülüğü kaldırarak ona kararında seçim olasılığı sunduğu için daha kibar olarak algılanır. Bir başka deyişle, diğer kişinin özerkliğine, seçim yapma fırsatına saygı gösterilmektedir. Blum-Kulka (1985) hem İngilizce ve hem de İbranicede dolaylı söz eylemlerin daha kibar olarak algılandığını göstermiştir. Bu da olumsuz kibarlık stratejisidir.

Brown ve Levinson bu beş stratejinin evrensel olduğunu iddia ederler ancak bu iddianın birey odaklı ve özerkliğine düşkün Batı toplumlarının dışındaki kültürlerde geçerli olmadığını savunan araştırmacılar da vardır. Örneğin daha grup odaklı toplumlarda dolaysızlık her zaman kaba olarak yorumlanmayabilir (Blum-Kulka, 1997).

Farklı Kültürlerde Kibarlık

Dilbilimciler, 1970’lerden beri dilde kibarlığı araştırarak belli bir yol kat etmişlerdir. Kibarlık modelleri geliştirerek, kültürler arası kibarlık stratejilerini irdelemişlerdir. Teknolojik ve diğer gelişmeler kültürlerarası iletişimi kolaylaştırdığına göre diğer toplumlardaki dilbilimsel kibarlık normlarını da anlamak önem kazanmıştır. Burada kısaca kültürler arası bağlam ve kibarlıkta diğer boyutlardan söz edilecektir.

Goffman (1967) kibarlık söz konusu olduğunda bedava ve bedava olmayan mallardan söz eder. Örneğin restoranda tuz kullanımı herkes içindir ve bedavadır. “ Tuzu uzatır mısın?” demek yüz tehdit edici değilken, birisinin arabasını istemek yüz tehdit edici bir edimdir. Ancak paylaşımın değerli olarak görüldüğü bazı toplumlarda birisinin arabasını istemek başka toplumlardaki kadar yüz tehdit edici sayılmayabilir.

Sosyo-kültürel bağlam yüz tehdidi ve kibarlık ölçütü olarak ortaya çıkar. İngiltere’de bir kişinin maaşı, medeni durumu ve çocuğunun olup olmadığının sorulması kabalık olarak karşılanırken Türkiye’de öyle algılanmayabilir. Wolfson (1989) Amerikalıların “Bir gün bir araya gelelim.” gibi sözceleri sıkça sarf ettiklerini ve bunu yaparken sadece kibar davrandıklarını bunun ciddi bir davet olmadığını sonradan anlayan yabancıların hayal kırıklığına uğrayarak Amerikalıları samimiyetsiz bulduğunu yazar. Wolfson’un verisini oluşturan kayıtlarında ancak zaman ve yer belirlendiğinde gerçek davet olduğu görülmüştür.

Wierzbicka’ya göre Anglo-Amerikan kültürü kişisel bağımsızlığa önem verirken diğer toplumlar daha toplumcu dayanışmaya önem verirler. Bireysellik ölçütlerinde Türkiye 37, Yunanistan 35, İngiltere 89, Amerika Birleşik Devletleri 91 olarak hesaplanmıştır (Bayraktaroğlu: 2001: 6, Hoppe, (1998)’den alıntı). Bu da Türk ve Yunan toplumlarında toplumsal dayanışmanın bireyselciliğe göre daha yaygın olduğunun göstergesidir. Dolayısıyla, birbirlerini daha yakın ilişkiler içinde gören toplum bireyleri olduğu için, Bayraktaroğlu’na göre öğüt vermek Türkçede İngilizcede olduğu kadar olumsuz algılanmaz. Ancak sosyal mesafe olduğu durumda bu saygısızlık olarak addedilir. Bireysel toplumlarda öğüt vermek üstünlük taslamak olarak yorumlanabilir. Türkiyede öğüt vermek; birisinin sorununu çözmek, ona destek olmak ve yardım etmek olarak algılanır. Benzer şekilde. Yunan toplumunda uzak mesafe koyanlar kibar olarak kabul edilmezler; kibirli olarak görünürler (Sifianou1992:22). İngilizler bireyselliğe, kişisel dokulmazlıklara daha fazla önem verirken (olumsuz yüz) Yunanlılar daha çok dayanışma, toplumsal kabul gibi yönlere ağırlık verirler (olumlu yüz). Sifianou’ya göre Yunanlılar için kibarlık yakınlık, sıcaklık, arkadaşlık, dayanışma göstermektir.

Türkçede “yenge, teyze, amca, dayı, abi, vs. gibi kullanımlar da yakınlık belirtisi olarak görülerek olumlu kibarlık olarak algılanabilir. “Evli misiniz?”, “Çocuğunuz var mı?” gibi sorular özel hayata müdahale olarak algılanmayabilir. Brown ve Levinson’un kuramında doğrudanlık kabalık olarak algılanabilirken. Zeyrek (2001) ve içindeki kaynakçalarda söz edilen yurt dışına göçmüş olan bir ailenin konuşmalarında olumsuz kibarlık öğelerine rastlanmaması ailedeki dayanışma olarak da yorumlanabilir. Cömertlik, bir kibarlık stratejisi olarak Türkçede de görülür. Türkiye’de konuğunuza ikram ettiklerini yemesi doğrultusunda ısrar bekleyen insanlar vardır. Defalarca ısrar edilmeden ikram edilenleri yemeyen konuklar kibarlık ettiklerine inanırlar.

Dolayısıyla aşağıdaki bazı sözceler, konuğunuza verdiğiniz değeri göstermesi nedeniyle olumlu kibarlık olarak algılanabilir:

a. Ne olur
b. Allah Aşkına!
c. Küserim bak…

Bu sözceler daha bireysel toplumlardaki konuşucular tarafından yaptırım arttıran sözceler olarak görülebilir. Oysa Türkçede cömertlik, dayanışma, yakınlık belirtisi olarak kullanılır (Zeyrek, 2001:53).

İspanyol kültüründe de dinleyici ile olumlu ilişki kurmak için aradaki mesafe hoş görülmez. Olumlu kibarlık aracılığıyla diğer kişinin onaylandığı ve grup içine kabul edildiği vurgulanır. Kişi kendi fikirlerini açıkça belirtir; çünkü grup tarafından birey olarak onaylanmış ve grubun bir parçası olarak kabul görmüştür. Bu durumda olumlu ve olumsuz yüz birbirine zıt kavramlar olarak görülmez. İspanyolcada güçlü bir biçimde fikirlerinizi savunmanız özerkliğinizin belirtisi olarak kabul edilir ve onaylanır.

Giritliler cömertlikte o kadar ileri giderler ki birisi onların her hangi bir eşyasını övdüğü zaman onu o kişiye hediye ederler ve bu hediyeyi kabul etmemek kabalık olarak görülür (Durrell 1978, Sifianou, 1992: 28).

Blum-Kulka’ya (1982:31) göre İsrailliler, doğruluk ilkesine kibarlık ilkelerinden daha fazla önem verirler, İbranicede reddetme söz eylemi doğrudan “hayır” sözcüğüyle ifade edilir. Bu da İsraillilerin kaba olarak tanınmasına neden olabilir. İbranicede açık sözlü olmak diğerlerini kırmama eğiliminden daha baskındır (Blum-Kulka, 1992). Kochman (1981), Afrikalı Amerikalılar arasında tevazünün kibarlık göstergesi olmadığından söz etmiştir. Onlara göre bir kişinin olumlu yanlarını görmesi çok doğal ve samimidir; bunların kibarlık uğruna yadsınmasına gerek yoktur. Meşhur Afrikalı Amerikalı bir boksör olan Muhammed Ali’nin kitabının başlığı “En büyük benim”dir. Oysa Japon kültüründe tevazu çok önemlidir ve bunun örneklerini yukarıda görmüştük. Mizutani’ye (1987) göre Japon kültüründe başkalarını övmek bile çok bilmişlik ve kibirlilik olarak algılanır.

Avusturya’da, İngiltere’de olduğu gibi bir kişinin mali durumu ve siyasal görüşünden söz etmek kabalık olarak görülürken, erotik konulardan söz açmak eskiden olduğu kadar kaba bir davranış olarak görülmemektedir (Haumann ve diğ. 2005: 82).

Avusturya’da Almancadaki du / Sie (sen/siz) ayrımının uygunsuz kullanımı da yüz tehdit edici bir unsur olarak görülür. Kendisine du (sen) diye hitap eden birine “Askerlik arkadaşı değiliz, değil mi?” diye yanıt vermek yadırgatıcı değildir. Ancak son zamanlarda genç kuşak arasında ilk adla ve sen adılıyla hitap güncellik kazanmaktadır ve “sen”den “siz”e geçiş kesinlikle kaba ortak kabul edilir. (Haumann ve dig, 2005: 87)

Norveç dilinde “lütfen” gibi kibarlık belirten bir belirteç, sen/siz ayrımı, hanımefendi, beyefendi gibi hitap sözcükleri olmamasına karşın, Norveççede çok fazla sayıda ve abartılı şekilde teşekkür etme alışkanlığı vardır. Örneğin, ev sahibine “yemek için binlerce kez teşekkür ederim” demek kibar bir davranıştır.

Leech (1983:136) Japon kültüründe övgü karşısında tevazu ilkesinin uyuşum ilkesinden daha önemli olduğunu belirtir. Oysa, Amerikan kültüründe uyuşum ilkesi kibarlığın önemli bir göstergesidir.

Dilde kibarlık da dilin kendisi gibi durağan değildir ve yıllar içinde değişim gösterir. Örneğin, Lakoff (2005) 1990’lardan ve özellikle 11 Eylül 2001 tarihinden sonra Amerikan toplumundaki kibarlık anlayışının değiştiğini, cinsel tabu olan sözcüklerin artık televizyonda alenen dile getirildiğini belirtmektedir. Bunun yanı sıra televizyonda şiddet gösterilerinin arttığından ve siyasilerin kazanma gayretlerinde aşırı eleştiri ve rakibini itibarsızlaştırarak öne geçme çabalarından söz etmektedir. Son zamanlarda küfürlü sözlerin arttığını, artık herkesin herkes yanında küfrettiğini ileri sürmektedir. Özellikle hayatın çok hızlı geçtiği kalabalık New York City’de küfürlü dil kullanımının yaygınlaştığı gözlenmiştir. Ayrıca, Amerikan Başkanı Clinton’a yıllar öncesinde başkanlara hitap edildiği gibi Sayın Başkan yerine, kısaca Bill diye hitap edilmesinden söz etmektedir. Lakoff a göre Amerikan toplumunda yakınlık ve kibarlık algılaması değişmektedir. Ayrıca, medyanın rating savaşları ve internet medyası daha az dikkatli olunmasına yol açmaktadır. Lakoff (2005) Amerikan toplumunda dilde kibarlık anlamında 1990’lardan beri büyük bir değişim yaşandığını iddia etmektedir.

Görüldüğü gibi dilde kibarlığın ifadesi kültürden kültüre ve hatta aynı kültürün içinde zamanla değişiklik göstermektedir. Dilde kibarlık çalışmaları, anadili öğretiminde, yabancı dil öğretiminde, kültürler arası iletişimde, kişiler arası çatışmalarda çözüm bulma konularında çalışmalara ışık tutmuş ve hem kişiler arası hem de kültürler arası iletişimin daha iyi anlaşılmasında önemli bir rol üstlenmiştir.

Dilde Kabalık

İlk kez Robin Lakoff’un (1973)’teki çalışmasıyla başlayan dilde kibarlık olgusu konusunda daha sonra binlerce akademik çalışma yapılmıştır. Öte yandan dilde kabalık göreceli olarak çok daha az çalışılmış bir konudur (Watts 2003, Locher ve Bousfield, 2008). Dilde kabalık konusunu araştıran araştırmacılar, kabalığı anlamadan kibarlık kuramının eksik kalacağını ve tam olarak anlaşılamayacağını savunurlar.

Kişilerarası iletişim dinamikleri konusundaki araştırmalar dilde kibarlık kavramı kadar kaba söylemin de önemli bir etken olduğunu göstermiştir (Locher ve Bouns-field 2008:2 ve içindeki kaynakça). Dilde kabalık kavramını çalışan araştırmacıların amacı kibarlık kuramına rakip bir kuram önermek değil onu tamamlayacak bir çerçeve sağlamaktır (Culpeper ve diğerleri, 2003: 1546). Leech’in (1983:105) kaba edimsözlerin yalnızca sıra dışı dilsel davranış olduğunu belirtmesine rağmen askeri eğitimde (Culpeper, 1996), mahkemede (Lakoff, 1989), parlamentoda (Harris, 2001 İngiltere parlamentosunda) ve bazı radyo ve televizyon tartışma programlarında kaba söylemin neredeyse tek iletişim yöntemi olduğu gözlenmiştir. Tüm bu durumlarda kibarlık kuramı dili çözümlemeye yeterli olamamaktadır. Culpeper (1996) askeri eğitim söyleminde yoğun kaba dil kullanımı bulmuştur. Bu tür söylemde kabalığın çok yoğun olarak bulunmasının nedeni komutan ve askerler arasındaki statü eşitsizliği, askerlerin sıkı disiplin kuralları, zorlu askeri eğitimin gerektirdiği felsefedir. Mahkeme salonlarında savcının sanığa kaba davranması da kurumsal boyutta kabul edilebilir bir davranıştır. Mahkeme salonları en çok kişiler arası çıkar çatışmaları, suçlamalar ve uyuşmazlığın olduğu yerlerdir (Harris, 2001). Defalarca soru sorma, aynı soruyu farklı biçimlerde sorma, suçlama, alay, tehdit, imalar, vs. yoğun olarak bulunabilir. Hakimin savcı ve avukatlara göre konumsal gücü yanı sıra savcının da tanık ve sanıklara karşı konumsal gücü kaba dil kullanımına uygun bir ortam sağlayabilir.

Kibarlık ya da kabalık konuşucunun karşısındakinin yüzünü koruma ya da onu tehdit etme amacıyla yaptığı kasıtlı tercihtir. Elbette insanlar farkında olmadan da kabalık yapabilirler. Ancak kabalık çalışmaları, kasıtlı kaba dil kullanımına yöneliktir. Konuşucular, kasıtlı olarak kötü niyetle hakaret etme niyetiyle dil kullanabilirler. Bunun yanı sıra farkında olmadan söylenen sözler kaba davranış olarak görülebilir. Örneğin, öğrencisine yardım etmek isteyen bir öğretmen eğer onu eleştirirse, öğrenci kırılabilir ancak bu davranışta bir kasıt yoktur. Bir diğeri ise gaf olarak adlandırabilecek ve konuşucunun aslında iyi niyetle söylediği ama sonuçta yüz tehdit edici olabilen sözcelerdir.

Örneğin:

Suna: Merhaba Meral Hanım. Sanırım yanınızdaki beyefendi babanız.
Meral: Hayır, eşim.

Yukarıdaki örnekte Meral ve eşinin yüzleri tehdit edilmiştir. Ancak kasıtlı bir hareket olmadığı için araştırmacılar bu tür gafları çoğunlukla kaba dil kullanımı olarak ele almazlar. Kaba dil; sözel şiddet içeren, karşısındaki kişiyi kasıtlı olarak kırmayı ve incitmeyi hedefleyen dil olarak tanımlanabilir. Culpeper ve diğ., (2003), Lachenicht’in (1980) yüz tehdit edici, şiddet içeren dili Brown ve Levinson’ın (1987) kibarlık kuramının bir uzantısı olarak şu şekilde sınıflandırdığını gösterirler:

a) Kayıt dışı: Bulanık anlamlı hakaretler, imalar, ipuçları ve ince alay. Bu stratejiler, hakareti yapan kişinin aslında masum olduğu iddiasına başvurabilmesine ve bundan dolayı sorumlu tutulmaktan her an kaçınmasına olanak sağlar.

b) Doğrudan kayıtlı: Burada yüz tehdit edici söz eylemler ve dayatmalar kullanılır. “Konuşma!”, “İşine bak!”, gibi. Bu Brown ve Levinson’m kibarlık kuramındaki doğrudan kayıtlı ulamının kabalıktaki kullanımıdır.

c) Olumlu yüze saldırı: Karşıdaki kişinin onaylanmadığı, ona saygı duyulmadığı, gruptan dışlandığı, söylediklerinin dinlenmediği durumlar ve böyle hareketler.

d) Olumsuz yüze saldırı: Kişinin olumsuz yüzündeki yaptırıma maruz kalmak istememesine yönelik, özgürlüğünü kısıtlayıcı, toplumsal konumuna ve saygınlığına yönelik sözel şiddet. (Lachenicht, 1980: 619, Culpeper ve diğ, içinde, 2003: 1553).

Culpeper (1996), Brown ve Levinson’m (1987) modeline paralel olarak kabalık stratejileri önerir. Karşıdaki kişinin yüzünü korumak yerine yüze saldırı söz konusudur.

1. Doğrudan kayıtlı kabalık: Kişinin yüzüne dil aracılığıyla doğrudan yapılan saldırıdır. Burada yüz tehdit edici söz eylemler ve dayatmalar kullamlır. “Konuşma!”, “İşine bak!”,

2. Olumlu yüze yapılan saldırı: Kişinin olumlu yüzüne yapılan saldırıyı içerir. Ona istenmediğini, kabul görmediğini, ve onun bir etkinlikten dışlandığım, ilgisizliği, vs. gösteren sözler, tabu sözcüklerin kullanımı, küfretme, ad takmalar, kasıtlı olarak bulanık anlamlı, anlaşılmayan dil kullanımı, diğerinin huzurunu kaçırıcı nitelikteki söylemler, vs. “Ne yaptığın umurumda bile değil!”, “ Cehenneme git!”, “Sen ne zaman doğru dürüst bir iş yaptın ki?”, gibi.

3. Olumsuz yüze yapılan saldırı: Kişinin olumsuz yüzüne yapılan sözel şiddeti içerir. Korkutmak, azarlamak, dalga geçmek, küçümsemek, itibarsızlaştıran sözler kullanmak, diğer kişinin kişisel alanına saldırı, vs. “Sen bu işten ne anlarsın?”, gibi.

4. Sözde kibarlık: Samimi olmayan, alay etmek amacıyla kullanılan strateji “Ne kadar akıllısın!’, “Aman ne kadar iyisin” diyerek tam tersini kast etme gibi.

5. Kibarlık uygulamamak: Kibar sözlerin beklendiği durumlarda sessiz kalınmasıdır. Örneğin, bir kişiye hediye verildiğinde teşekkür etmesi beklenir; bu durumda teşekkür edilmediğinde kasten kaba davrandığı görüşü söz konusu olabilir.

Culpeper (2005) bu modele bir üst strateji daha eklemiştir:

Kayıt dışı Kabalık: Sezdirim aracılığıyla dalga geçerek söylenen tersinin kast edildiği sözceler.

Dilde Kibarlık/kabalık söylem türleriyle yakından ilişkilidir. Kabalık toplumdaki kişinin gücü ya da güç gösterisi ile yakından bağlantılıdır (Harris, 2011). Culpeper (2005:44) dolaylı kaba dil kullanımının doğrudan kayıtsız kaba dil kullanımından daha kırıcı olduğunu belirtmektedir. Dilde kabalık konuşucunun sahip olduğu toplumsal roldeki güç ile ya da bu gücüne karşı koyma amacıyla uygulanır.

Bunun yanı sıra İngiltere kaynaklı olan ve bir süre Türkiye’de de yayınlanan Zayıf Halka adlı televizyon bilgi yarışmasında programın formatı gereği sunucunun kullandığı kaba dil Culpeper (2005) tarafından incelenmiştir. Sunucu, yarışmacıların sözlerini keserek onlara “Bu benim programım; sorulan ben sorarım.” gibi sözler söyleyerek onlara söz hakkı tanımaz. Yarışmacılara karşı “Korkaksınız, değil mi?” gibi sözceler kullanarak olumlu yüzlerine saldırır. Bu program sonuçta bir eğlence programı olmasına rağmen ve güç mücadelesi söz konusu olmadığına göre Culpeper eğlencede kabalığın işlevinin güç sağlama isteğinden farklı bir güdü ile açıklamak gerektiğini belirtir. Programın popüler olmasını şu etkenlerle açıklar:

1) İçsel keyif: Meyers’in (2001) de belirttiği gibi bazı medya programlarındaki kaba dil kullanımı, insanda bulunan olası şiddet duygularına hitap ederek izleyicide bir heyecan yaratır. Sözel dövüş heyecan yaratıcı etkiye sahiptir.

2) Röntgencilik keyfi: Bazı radyo ve televizyon programları, karşılıklı sürtüşmeleriyle araba yarışları, güreş gibi insanların eğlenmesine neden olabilir. Renkli tartışmalar, karşıdakini sözcelerle incitme bu programlarda bir kural olmuştur (Richardson and Meinhof 1999, Culpeper 2005 içinde). Bu da insanların başkalarının hayatlarını, tartışmalarını gizlice izleme zevki verir.

3) İzleyicinin üstünlüğü: Bergson (1911, Culpepper 2005 içinde) gibi üstünlük kuramı çalışan araştırmacılar, insanların kendisinden daha zayıf durumda olduğunu görmekten keyif aldığını belirtir. Eflatun ve Aristo’ya kadar uzanan bir görüşe göre, insanlar kendilerinin üstün konum ve başarılarından ya da başkalarının kötü durum ve başarısızlıklarından zevk alırlar. Böylece kendilerini alkışlama fırsatı bulurlar.

4) İzleyicinin güvende olduğu duygusu: Başkaları denizde fırtına ile boğuşurken kıyıda bunu izlemek, o durumda olmadığınıza sevinerek bundan keyif duymaktır. Eğlence programlarında da izleyici kaba dile maruz kalmayan kişi olduğu için kendini güvende hisseder. (Culpeper, 2005;45)

Ancak eğlence dünyası dışında dildeki kabalığın karşıdaki kişiye göre gerçek ya da algılanması istenen toplumsal, cinsel, konumsal güç üstünlüğü ya da üstünlüğü kabul ettirme nedeniyle kullanıldığı araştırmacılar arasında kabul görmüştür.

Bousfield (2008), kabalık stratejilerinin yerine kabalık taktikleri olarak adlandırdığı iki taktik kullanıldığını belirtir; “Aşağılamak, küçümsemek, alay etmek” ve “Tabu dil kullanmak” taktikleri. Aşağıda, kısaca Pinker’ın (2007) tabu sözcükleri ve küfre ilişkin görüşlerini aktaracağız.

Tabu Sözcükler ve Küfür

Dil, duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra aynı zamanda duygu ifade eden bir araçtır. İnsanlar neden bazı sözcüklerden olumsuz olarak etkilenir? İnsanların vücut salgıları ve cinsellikle ilgili küfür olarak adlandırılan bazı sözleri kırıcı ve yaralayıcı bulurlar.

Steven Pinker (2007) küfretmenin nörobiliminden söz ederken şunları söyler: Tabu sözcükler beynin sağ yarıküresinde olumsuz duygular uyandıran bölgelerini etkinleştirir. Tabu sözcükler dile getirildiğinde çağrıştırdığı tüm olumsuz duygularla birlikte otomatik olarak algılanır. Küfretmek, karşıdaki kişide olumsuz duygular uyandırmak için dili bir silah olarak kullanmaktır. Tabu olarak addedilen kavramlar olumsuz duyguları tetikler. Tabu sözcükler bir kültürden diğerine değişiklik gösterse de her kültürde aşağıdaki konulara ilişkin sözcükler tabuyu oluşturur:

Doğa üstü yer, varlık ve güçler: İnsanlar birebir tanık olmadıkları bilemedikleri doğa üstü yer, güç ve varlıklardan korku duyarlar. (Cehenneme git…)

Vücut salgıları ve vücut organları: Vücut salgılarının olumsuz olarak algılanması bunların pis olması, parazit içerebilmesi ve bulaşıcı hastalık yaymasına bağlı olarak insanda nefret ve tiksinti uyandırmasından kaynaklanır.

• Hastalık ve Ölüm: Bu iki kavram da insanda korku ve olumsuz duygular uyandıran iki kavramdır. Almanya’da konuşulan eski İbranicede (Yidiş) bir insana bela okumak amacıyla: “Cholerya!” (kolera ol) denebilir. Türkçede ise birisine “Geber” diyerek ona ilişkin olumsuz duygularımızı dile getirebiliriz. Çağımızın hastalığı olan kanser sözcüğünün tabu olduğunu ve “kötü hastalık”, “uzun süren bir hastalık” gibi kavramlarla yumuşatılmaya çalışıldığını, ölümün “hakkın rahmetine kavuşmak”, “birisini kaybetmek” gibi yumuşatarak dile getirildiğini biliyoruz.

• Farklı topluluklara ilişkin önyargı, nefret ve aşağılama gösteren sözcükler:Gavur”, “Rum çocuğu”, vs. 2003’te Amerika’nın Irak savaşı sırasında Irak’a asker göndermeyi reddeden Fransızlara o dönemin A.B.D. başkanı olan Bush’un yandaşlarının “peynir yiyen teslimiyetçi maymunlar” sözleri ırkçı ve kaba bir yakıştırmadır (Bousfield, 2008:128).

Pinker (2007) insanların neden diğerlerinde olumsuz duygular uyandırmak istediği sorusunu şu şekilde açıklamaktadır:

Küfrederken, bir şeyin ne kadar iğrenç olduğunun düşünülmesini isteyebilirler: “Çok b…tan bir iş”, gibi. Kasten birisini kırmak, karşıdaki kişiye göz dağı vermek, onu korkutup aşağılamak için, karşıdaki kişiyi şok etmek için, dikkatlerini çekmek için kaba dil ve tabu sözcükler kullanabilirler. Ayrıca insanlar, ruhsal açıdan rahatlamak ve duygusal baskılardan kurtulmak için küfredebilirler.

İnsanlar da kökenlerinde bulunan özellikler doğrultusunda ve diğer memeli hayvanlar gibi tehlike karşısında saldırganı korkutmak için ani kızgın sesler çıkarabilirler. Saldırganı korkutmak ve olumsuz duygular uyandırmak için tabu kullanılabilir. Trafikte sizi zorlayan bir sürücüye bağırıp küfretmek tehlike karşısında tepki göstermeye ilişkin bir örnek olabilir. Pinker’ın, Erving Goffman’a atfettiği bir görüşe göre insanlar kontrol edemedikleri güçlü duyguları iletmek için de kaba ve tabu dil kullanırlar.

Doç. Dr. Ümit Deniz TURAN, Genel Dilbilim-II, (Ünite 6), Anadolu Üniversitesi Yay.2013