Emin Nihat Bey Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Emin Nihat Bey Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Emin Nihat Bey (d. 21 Aralık 1838, Üsküdar ö. 1880, Üsküdar, 42 yaşında)

Tanzimat dönemi yazarlarındandır. Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur.

Selim İleri‘nin kaleme aldığı “Müsâmeretnâme’nin Bilinmeyen Yazarı” adlı makalesi ile Emin Nihat Bey’in yaşamına dair birçok husus netleşmiştir.

Eserleri

12 cüzden oluşan Müsâmeretnâme (1872) adlı hikâye kitabı, Batı etkisindeki Türk edebiyatının hikâye türünde ilk eseri kabul edilmektedir.

Eserde 7 hikâye vardır:

  1. Binbaşı Rıfat Bey’in Sergüzeşti
  2. Bir Osmanlı Kaptanının Bir İngiliz Kızıyla Vukû Bulan Sergüzeşti
  3. Gerdanlık Hikâyesi
  4. Kapı Kethüdâsı Behçet Efendi ile Makbule Hanımın Sergüzeşti
  5. Vasfi Bey ile Mukaddes Hanımın Sergüzeşti
  6. Faik Bey ile Nûridil Hanımın Sergüzeşti
  7. İhsan Hanım yahut Atiye Hanımla Uşşâkının Sergüzeşti.

Müsâmeretnâme’nin sadeleştirilmiş yeni baskısı Gece Hikâyeleri (Tercüman 1001 Temel Eser dizisi, 1973) adıyla çıktı.

Müsâmeretnâme’nin Bilinmeyen Yazarı

Selim İLERİ- 04/04/2009

Müsâmeretnâme

Müsâmeretnâme ilk kez Cevdet Kudret‘in Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman seçkisinde karşıma çıktı. 1960’lı yıllardı; hikâyemizi, romanımızı keşfetmek isteğiyle dolup taşardım. Fakat yayın dünyamızın olanakları kısıtlı, ilgi alanı hayli dardı.

Hele, edebiyatımızın geçmiş birikimi neredeyse göz ardı ediliyordu. Geçmiş birikimi okurla buluşturan kaynakların başında, Cevdet Kudret’in demin andığım eseri gelir. Bu seçki bizim kuşağa ışık tutmuştur.

Cevdet Kudret’ten öğrendiğime göre; Müsâmeretnâme iç içe geçmiş uzun hikâyelerden oluşuyordu. Yazarı Emin Nihat kimdi? Ne doğum tarihi, ne kesin bir ölüm tarihi. İlk yenilikçi hikâyecilerimizden olan Emin Nihat, gizler kuşanmış, sonra da unutulup gitmiş. Oysa Cevdet Kudret, ‘gece toplantıları kitabı’ anlamına gelen Müsâmeretnâme’de, Divan edebiyatı hikâyeleriyle, halk hikâyesiyle Batılı hikâyenin yan yana yol aldığını ileri sürer: Bir ‘geçiş’ dönemi eseri.

Tanpınar da, ünlü edebiyat tarihinde, Emin Nihat’tan ve eserinden söz açmak gereğini duymuştur. Ne var ki, Müsâmeretnâme yeni yazıya aktarılmamıştı. Yazarının kim olduğu bilinmediği gibi, şimdi eser de, eski yazıyı bilmeyenler için bir meçhuldü. Cevdet Kudret’in verdiği bilgilerle, değerlendirişiyle yetinmek zorundaydık.

Öykülerden birinde, -Cevdet Bey alıntılamıştı- Kâğıthane’ye ilişkin bir tasvir, on dokuzuncu yüzyılın bu çok sevilmiş gezinti yerinin daha yaz bitmeden terk edildiğine işaret ediyordu. Buna şaşıp kalmıştım. Çünkü hayalimdeki Kâğıthane, bütün yaz şenlikliydi. Emin Nihat ise mevsimin kısalığını şöyle anlatıyordu:

“Gide gide hep Kâğıthane’nin mevsimi geçip, çayırlar, çağlayanlar kurudu ve artık kimseler gelmez olup seyir günleriyle eyyam-ı adiyyenin hiç farkı kalmadı ve daha sonraları o koca derenin suları çekilip kurbağa sesleri dahi işitilmez oldu.”

Gece Hikâyeleri – Emin Nihat Bey

Müsâmeretnâme için Tercüman 1001 Temel Eser dizisini bekleyecekmişim. M. İsmet Uzun’un sadeleştirmesiyle, Emin Nihat’ın eseri Gece Hikâyeleri adı altında yayımlanacaktı. Boccacio‘nun Decameron’uyla benzeş teknikte kaleme getirilmiş yedi öykü, yedi anlatı elbette ilgimi çekti. Emin Nihat, bence, Ahmet Mithat Efendi‘nin Letâif-i Rivayat’ından farklı bir çizgide arıyordu hikâyeyi. Eskiyle yeni arasında gelgitler, zaman zaman, ‘atak’ bir tutumla yeniye açılıyordu.

2003’te Özgür Yayınları, Sabahattin Çağın ve Fazıl Gökçek’in çevrim yazısıyla Müsâmeretnâme’nin özgün metnini yayımladı. Bu çaba için hep yazmak istedim. Bir türlü olmadı. Günlerin hayhuyunda Emin Nihat ve Müsâmeretnâme belirsizleşti. Zaten, günün modalarına, dayatmalarına yenik düşmüş okurun da Emin Nihat’a ayıracak zamanı yoktu…

Bu kış mı, geçen sonbahar mı, arkadaşım Merih Ünalan, Emin Nihat diye bir yazarı tanıyıp tanımadığımı sordu. Emin Nihat’ı ve eserini, büyük-büyükbabası Ahmet Arif Paşa’nın çevrimyazısını yaptırttıkları güncesinden, hatıratından öğrenmiş. Emin Nihat Bey, Hazine-i Hassa Emlâk-ı Hümâyûn Başmühendisi Ahmet Arif Paşa’nın babasıymış. Söylemem yersiz: Çok heyecanlandım.

Ahmet Arif Paşa, yarı günce yarı hatırat, defterinde, “Sual: İsim, Şöhret” diye yazdıktan sonra, “Cevap” diyor, babasını anlatırken: “Emin Nihad Bey (asıl adı Mehmed Emin olup, Nihad kalem mahlasıdır). Şöhreti: Yazıcıefendizâde. Diğer şöhreti: Mâbeyinci.” Devam ediyor: “Sual: Tarih-i veladet ve mevlidi / Cevap: 4 Şevval 254. Üsküdar, Tunusbağı.”

Ahmet Arif Paşa, babasının on dört yaşında devlet hizmetine girdiğini anlatıyor. Eğitimi, bölük pörçük kalmış. “Cennetmekân Sultan Gâzi Abdülmecid Han”ın hizmetinde başlayan görevler, “Cennetâşiyan Sultan Aziz Hazretleri” devrinde de sürmüş. Padişahlardan nişan almış; “ecnebî nişanı” yokmuş. “Lehulhamd hakkında bir şikâyet vâki bulmamış ve taht-ı muhakemeye” hiç alınmamış. Maaşı inip çıkmış, dönemin iktisadî bunalımları sebebiyle. Şu bilgiyi de alıntılamalıyım:

“Türkçe kitabet eder. Müsâmerenâme isimli bir eseri mevcut olup bazı sergüzeşt-i havidir.”

4 Şevval 254’te doğan Emin Nihat Bey, oğlunun anılarında, usul usul hayat kazanıyor, ne tuhaftır ki, ölüme yol alırken. Ahmet Arif Paşa, babasının ölümünü ince ayrıntıya yer vererek anlatmış.

1296 tarihinde ölen Müsâmeretnâme yazarı, “Peder merhum”, hayatı boyunca “daimî bir öksürük ile” boğuşmuş. “Kendisi” çok gençken, bir selâmlık gününde, hava çok sıcakmış, “teşrif-i şahaneye müntaziren birkaç saat mezkûr havanın tesiri altında kalmış”. Bekleyiş sırasında, “hararetin sevkiyle beş kuruşluk” dondurma yemiş ve o günden sonra “işbu daimî öksürüğü kazanmış”. Zaten zayıf bünyeliymiş. Ayrıca, anlaşıldığı kadarıyla, tutkulu bir yaradılış: Geceyarılarına kadar çalışmalar, titiz “tabiatı ile” kendini yiyip bitirmeler… Derken, edebiyat tarihimize ışık tutacak şu sahne!:

“… Üsküdar’da geceleri sabahlara kadar işgal-i zihin ve fikr ederek yazı yazmakla…” / “… terk-i hal ü rahat ile çalışmış ve yedi hikâye on iki ciltten ibaret olup Müsâmeretnâme nam eserini…”

Emin Nihat Bey, yaşamı boyunca pençesinden kurtulamadığı öksürük yüzünden, geceleri uyuyamaz olmuş. “Vefatından takriben on altı sene mukaddem gece uykusu için afyon” kullanımına “başlayıp, bir hayli müddet sonra terk eylemiş ise de sonradan yine kloridsat dö morfin şeklinde hap alarak ve ara sıra terk ederek birkaç kereler de kodein almış ise de her haptan da fayda görmemiştir.” Çaresiz kalış saltanatını kurmuştur artık. Tekrar morfin, “kübid tâbir olunan katran suyu”, “iposülfid dö su” şurubu; gelgelelim öksürük dinmez. O kadar ki, gıda alımı bile başlı başına bir sorun olur.

Emin Nihat Bey başlangıçta “yumuşak pişmiş pilav ve bir parça sebze” yiyebilirken, “sonra pilavı da hazmedemez olur”. “Pişmiş süt ile az pirzola ve ara sıra Kıbrıs-broş-köksu ve malaka şarabı”, sindirime yararlı olur umuduyla; derken hepsi “göğsünü” sıkar. Kızıltoprak’ta hava değişimine gidilir. (On öykü olarak duyurulmuş Müsâmeretnâme tam bu dönemde yedi öyküyle paldır küldür noktalanır.) Tek gıda artık et suyu!

Hekimler, “çiğ etin suyunu sıkıp” içmesini salık verirler. “Hususî mengene satın alınmış ise de bu âlet çabuk” bozulur; eşi Hatice Hanımefendi, “etleri ateşte az kızartıp suyunu el ile sıkmak suretiyle et suyu” sağlamaya çalışır. “Vefatına kadar bu şekilde devam” edilmiş. “Çünkü bu tedbir ile hiçbir açlık hissetmeden hayatını devam ettirebilmiş”. Emin Nihat Bey hepi topu kırk iki yaşında ölür…

Hekimler, bilhassa Vahid Bey, “bir aralık yağsız etten köfte şeklinde ve küçük parçalar halinde yutmakta tecrübe” olunmasını isterler; Müsâmeretnâme yazarı yutamaz. Sindirim git git durağanlaşır. Ceviz yaprağı özü işe yaramaz. Yeniden morfin! “Çünkü hem uyku uyuyamadı hem de öksürük ziyade olup göğsünün sıktığı cihetle morfine devama mecbur oldu.”

Morfin “fevkalâde hararet” vermektedir. “Gaz limonatası” kullanılır. İşe yaramaz. Hekimlerin “konsulto”ları son bir çare olarak, “nargile içindeki sıcak suya iki dirhemden az terementin (terementin?) ruhu ilâvesi”dir. Nargile içen emin Nihat on dakika kadar rahat nefes alabilir, sonra boğularak öksürür. “Hâsılı hangi tabibe müracaat” olunsa, yeni bir yıkım!..

Başta Cevdet Kudret, Müsâmeretnâme’yi bize ulaştıranlar, böylesi bir ölüm tablosunu bilselerdi, diye düşündüm. Âdeta Emile Zola‘dan sayfalar. Ve Tanpınar, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi’nde kim bilir ne müthiş satırlarla dile getirirdi…

Merih Ünalan dostumun annesinin büyükbabası Ahmet Arif Paşa, içli bir yazıklanışla noktalıyor, babası Emin Nihat’ın ölümünü:

“Nihayet ecel-i bîamanın elinden kurtulmak mümkün olmayıp, …” ailesini keder içinde bırakarak, hasretlere koyarak, vefat etmiş. Allah’ın rahmeti üstünden eksik olmasın…

Edebiyat tarihimizin önemli bir sayfasını kazandırdığı için Merih’e ve ailesine teşekkür ediyorum.

Selim İLERİ – 04/04/2009

Bir Yorum Ekle