Tuz Koktu
“Tuz koktu” Deyiminin Anlamı

“Tuz koktu” deyimi, normalde bozulmaması, çürümemesi beklenen kişi ya da kurumların yozlaştığını, bozulduğunu; düzenin, ahlâkın ya da adaletin temelinden sarsıldığını anlatır. Tuz bozulmaz; eğer “tuz kokmuşsa” artık en sağlam şey bile çürümüştür—yani ipin ucu kaçmıştır.
Bu deyimin kökeni, halk arasında “tuz gibi dayanıklı bir şeyin bile kokması” benzetmesine dayanır; çünkü tuz, doğası gereği kolay kolay bozulmayan, hatta yiyecekleri koruyan bir maddedir. Eğer tuz bile kokuyorsa, artık çürüme en üst düzeye ulaşmış demektir.
TDK Güncel Türkçe Sözlükte: Tuz koktu, bir olaydaki olumsuzluğu gidermesi gereken unsurun da o olumsuzluğa karıştığını anlatmak için kullanılan bir söz.
Tuz koktu deyimi ne zaman, nerede kullanılır?
- Denetlemesi gerekenlerin kendisi yanlış yapıyorsa,
- Kuralları koyanlar kuralları çiğniyorsa,
- Yolsuzluk, torpil, kayırma olağanlaşmışsa,
- “Artık utanma, çekinme kalmadı” duygusu oluştuysa,
- Kurumlar ve sistemler: Yolsuzluk, adaletsizlik ayyuka çıktıysa,
- İlişkiler/ekipler: Güven, disiplin ve kurallar tamamen çöktüyse. İş birliği yerini çıkar çatışmasına/kişisel faydaya bırakmışsa,.
- Ahlaksızlık ya da yolsuzluk artmışsa,
- Otorite ya da denetleme zâfiyetleri yaşanıyorsa,
- Devleti yönetenler; ülkenin, halkın önceliklerine değil de kendi kişisel hırslarına ve menfaatlerine odaklanmışlarsa…
Kısa örnekler
- İhale komisyonu rüşvetten yakalandı.
- Disiplin kurulu haksızlığı görmezden geldi.
- Sahte diplomalı müdür terfi etti.
- Hakemler kulüp yöneticileriyle tatilde.
- Sınavı hazırlayan merkez sızıntıyı gizledi.
- Öğretmen, yaptığı sınavın cevaplarını sınav anında öğrencilere verdi…
Yakın anlamlı sözler / çağrışımlar
- Balık baştan kokar (bozulmanın tepeden/yöneticilerden başladığını vurgular)
Yozlaşma Nedir?
Yozlaşma, bireylerin ya da toplumların zamanla ahlaki, kültürel ya da toplumsal değerlerinden uzaklaşarak bozulması, çürümesi anlamına gelir. Genellikle olumsuz bir değişimi ve değer kaybını ifade eder.
Yozlaşma şu alanlarda görülebilir:
- Ahlaki yozlaşma: Doğru ile yanlışın ayırt edilememesi, rüşvet, yalan, çıkarcılık gibi davranışların yaygınlaşması.
- Toplumsal yozlaşma: Dayanışma, güven, adalet gibi ortak toplumsal değerlerin zayıflaması.
- Kültürel yozlaşma: Gelenek, dil, sanat gibi kültürel ögelerin anlamını yitirip yüzeyselleşmesi ya da başka kültürler karşısında kimlik kaybı yaşanması.
- Siyasal yozlaşma: Gücün kötüye kullanılması, liyakatsizlik, adaletsizlik gibi durumlarla devlet düzeninin bozulması.
Kısacası yozlaşma, toplumun veya bireyin özünden, temel değerlerinden saparak çürümeye başlamasıdır.
Tuz koktu deyimi, kınama ve çaresizlik tonu taşır; çoğu zaman toplumsal/kurumsal çürüme için kullanılır, bireysel küçük hatalar için pek kullanılmaz.
Su Çürüdü – Ahmet Telli
1
Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta. Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan havayla ışıkta… (Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?) Bütün belleğimdekileri yok ettim. Elektrikli bir aygıyla yaktım, jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül edip savurdum. Adımdan gayrısını bilmiyorum.
2
Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü. Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu. Şaklayan kırbaç gibi… Acı duvarını aşan bu sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf’tum belki. Ama durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri, peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar, soruyorlar, soruyorlar… Adımdan gayrısını bilmiyorum.
3
İki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi? Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla, dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu. Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi… Adımdan gayrısını bilmiyorum.
4
Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim… Sanki bir kadının memelerini hiç okşamamış, sıcaklığını duymamış. Ellerim… Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. Ne beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara… Cüzzamlının, vebalının bir rengi vardır. İrinin bir rengi… Ölünün bile bir rengi vardır; ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın… Adımdan gayrısını bilmiyorum.
5
Kıllı, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık. Soyumun neye benzediğini unuttum. “İnsana benziyorlardı” diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun halkasında insanlık… Adımdan gayrısını bilmiyorum.
6
Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. Belki çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca. Çamur gibi bir yağmur damlası… Ama toprak, bu damlayla çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu damlayla yeşertecek… Genzim yanıyor. İnce bir kan şeridi sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah… Adımdan gayrısını bilmiyorum.
7
Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür sakındığım ve her gün ancak bir kere dudaklarımı değdirdiğim… Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya dokunuşu… Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba kesilmesi bir an için.) Her gün ancak bir kere değdiriyorum dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, bütün vantuzlarını birden uzatmasın diye… Bataklıktaki suyun da bir su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi artık. Küstü, öldürdü kendini su…
Su çürüdü…
Adımdan gayrısını bilmiyorum.
Ahmet Telli: Kalbim Unut Bu Şiiri





