Kimdir?

Necip Fazıl’ın Gerçek Yüzü

Necip Fazıl’ın Gerçek Yüzü

Necip Fazıl’ın Gerçek Yüzü

Giriş: Necip Fazıl’ın “gerçek yüzü” hangisi?

Necip Fazıl Kısakürek, gerçek adıyla Ahmet Necip Kısakürek (1904-1983), Türk edebiyatının yalnızca önemli şairlerinden biri değildir. O aynı zamanda güçlü bir polemikçi, etkili bir yayıncı, siyasi bir fikir adamı ve geniş kitleleri etkileyen bir ideologdur.

Bu nedenle Necip Fazıl’ı yalnızca şiirleriyle değerlendirmek de yalnızca siyasi yazıları üzerinden mahkûm etmek de eksik kalır. Onu anlamak için şiiri, özel hayatı, dinî dönüşümü, siyasal dili, iktidar ilişkileri ve kurmak istediği devlet modelini birlikte ele almak gerekir.

Prof. Dr. Mustafa Öztürk’ün ilgili videosu tam da bu noktadan hareket eder. Öztürk, Necip Fazıl’ı dokunulmaz bir “üstat” figürü olarak değil; sözleri, davranışları, siyasi ilişkileri ve çelişkileriyle birlikte incelenmesi gereken tarihî bir şahsiyet olarak ele alır.

Bu yazıda videodaki öne çıkan ifadeler doğrudan aktarılmış, ancak her sözün kime ait olduğu özellikle belirtilmiştir.

Videoda doğrudan aktarılan temel sözler

Zaman Sözü aktarılan kişi Birebir ifade Bağlam
06.38 Kadir Mısıroğlu’nun Mustafa Öztürk tarafından aktarılan tanıklığı “Bu çeyrek asırlık zaman diliminde Necip Fazıl’ın alnının bir kere secdeye vardığını görmedim.” Necip Fazıl’ın dinî yaşayışı üzerine kişisel tanıklık
28.58 Kadir Mısıroğlu’nun Mustafa Öztürk tarafından aktarılan değerlendirmesi “Korkunç bir benlik.” Necip Fazıl’ın karakterine dair öznel niteleme
16.06 Mustafa Öztürk “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.” Söylem ile hayat arasındaki çelişkiye yönelik eleştiri
01.09.24 Necip Fazıl’ın 1943 tarihli yazısından aktarılan ifade “Atatürk bir gün dirilecektir.” Necip Fazıl’ın Atatürk’e ilişkin erken dönem tutumu

Bu ifadelerin her biri aynı ağırlıkta ve aynı türde değildir. “Secde” cümlesi, Kadir Mısıroğlu’na ait kişisel bir tanıklık olarak aktarılır. “Korkunç bir benlik” ifadesi de akademik bir tespit değil, kişisel bir karakter yorumudur.

Buna karşılık Atatürk’le ilgili ifade, Necip Fazıl’ın 1943’te yayımlanan bir yazısından aktarılmış tarihî bir metin parçasıdır. Dolayısıyla Necip Fazıl’ın farklı dönemlerdeki tutumlarını birbirinden ayırmak gerekir.

Not: “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.” deyiminin anlamı:

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu”, bir kişinin söylediği sözler ile yaptığı davranışların veya sergilediği iki durumun birbiriyle tamamen çeliştiğini, uyuşmadığını belirtmek için kullanılan popüler bir deyimidir. Genellikle sözünde durmayan, tutarsız hareket eden insanları eleştirmek ve şaşkınlığı ifade etmek için söylenir.

Önce hakkını teslim etmek: Necip Fazıl büyük bir şairdir

Necip Fazıl hakkında eleştirel konuşmak, onun edebî değerini yok saymayı gerektirmez.

Türk Dili ve Edebiyatı sitesindeki Necip Fazıl Kısakürek sayfasında şairin başlıca eserleri bir arada verilmektedir. Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi, Çile ve Bir Adam Yaratmak, onun edebî mirasının temel halkalarıdır.

TDV İslâm Ansiklopedisi de Necip Fazıl’ın hece şiirine estetik ve metafizik bir derinlik kazandırdığını belirtir. Şairin şiirlerinde korku, yalnızlık, ölüm, bunalım, kader ve metafizik arayış önemli yer tutar. TDV’nin Necip Fazıl maddesi, onun Cumhuriyet dönemi Türk şiirindeki yerini özellikle estetik ve psikolojik yönleriyle değerlendirir.

Mustafa Öztürk de videosunda Necip Fazıl’ın şiir gücünü bütünüyle reddetmez. Onun asıl itirazı, şiir alanındaki başarının Necip Fazıl’ın siyasi ve ahlaki tutumlarını eleştiriden muaf hâle getirilmesinedir.

Bu ayrım önemlidir:

  • Necip Fazıl’ın büyük bir şair olması mümkündür.
  • Aynı kişinin tartışmalı siyasi görüşleri bulunabilir.
  • Güçlü şiirler yazmak, yazarı her konuda haklı hâle getirmez.
  • Bir ideolojiyi eleştirmek de şairin bütün eserlerini değersizleştirmez.

Dolayısıyla Necip Fazıl’ı değerlendirirken edebiyat ile siyasal kişiliği birbirine karıştırmamak gerekir.

1930’ların Necip Fazıl’ı: Sert laiklik savunusu

Mustafa Öztürk’ün anlatısında dikkat çekici noktalardan biri, Necip Fazıl’ın 1930’ların başındaki diliyle sonraki dönemlerdeki dili arasındaki farktır.

Necip Fazıl, Menemen Olayı ve Kubilay’ın öldürülmesi üzerine yazılarında irticaya karşı oldukça sert bir dil kullanmıştır. Necip Fazıl’ın Kubilay hakkında kaleme aldığı yazının, 1933’te yayımlanan Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil adlı kitabına alındığı bilgisi de kaynaklarda yer almaktadır. Bu konuda Cumhuriyet’te yayımlanan kaynak metne bakılabilir.

Mustafa Öztürk ayrıca Necip Fazıl’ın 1930’ların başında İslamlık, softalık ve toplumsal ilerleme hakkında bugün “İslamcı” kimlikle bağdaştırılması zor ifadeler kullandığını hatırlatır. Bu ifadeler, Necip Fazıl’ın düşüncesinin baştan sona değişmez bir çizgi izlemediğini gösterir.

Burada önemli olan, Necip Fazıl’ı “başından beri aynı fikirde olan değişmez bir ideolog” şeklinde sunmanın tarihî gerçeklikle tam olarak örtüşmemesidir.

Abdülhakim Arvâsî ve dinî dönüşüm

Necip Fazıl’ın hayatındaki en önemli kırılma noktalarından biri, Abdülhakim Arvâsî ile tanışmasıdır.

TDV’ye göre Necip Fazıl, Arvâsî ile karşılaşmasından sonra sanat anlayışında ve eserlerinde dinî-mistik eğilimi belirgin biçimde artırmıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi, bu karşılaşmanın Necip Fazıl’ın şiir ve düşünce dünyasında önemli bir değişim meydana getirdiğini belirtir.

Ancak Mustafa Öztürk’ün yorumu burada daha farklıdır. Öztürk, Necip Fazıl’ın Arvâsî ile tanışmasından sonra dinî bir dil geliştirdiğini; fakat geçmişteki bohem hayatın, kumar alışkanlığının ve kişisel zaafların bir anda ortadan kalkmadığını savunur.

Bu noktada iki ayrı değerlendirme alanı ortaya çıkar:

  1. Necip Fazıl’ın sanatında dinî ve tasavvufî bir dönüşüm gerçekleşmiştir.
  2. Bu dönüşümün gündelik hayata ne ölçüde yansıdığı ayrıca tartışılmalıdır.

Bir insanın fikir değiştirmesi mümkündür. Fakat bu değişim, geçmiş hayatın bütün izlerini otomatik olarak silmez.

“Korkunç bir benlik”: Kişilik ve temsil meselesi

Mustafa Öztürk’ün videosunda Kadir Mısıroğlu’na atfedilen “korkunç bir benlik” nitelemesi, Necip Fazıl’ın kişiliği üzerine yapılan en sert değerlendirmelerden biridir.

Bu söz, akademik bir karakter analizi değildir. Kadir Mısıroğlu’nun uzun süreli tanışıklığa dayalı kişisel kanaatidir. Bu nedenle sözün tarihî belge gibi değil, bir tanıklık ve yorum olarak değerlendirilmesi gerekir.

Öztürk’ün asıl vurgusu ise Necip Fazıl’ın sıradan bir vatandaş olmadığıdır. Necip Fazıl, İslam adına konuşan, gençliğe yön vermek isteyen, siyasi ve ahlaki bir temsil iddiası taşıyan bir figürdür. Böyle bir temsil iddiası, kişinin sözleriyle hayatı arasındaki ilişkinin sorgulanmasını doğal hâle getirir.

Öztürk, özellikle kadın, aile, tesettür ve toplumdaki kadın rolü üzerine yazılanlarla Büyük Doğu çevresindeki uygulamalar arasında çelişkiler bulunduğunu savunur. Bu eleştirisini “buna perhiz, buna lahana turşusu” sözüyle özetler.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Eleştiri, özel hayatı teşhir etmek amacıyla yapılmamalıdır. Ancak bir kişi kendisini topluma ahlaki ve dinî bir rehber olarak sunuyorsa, kamuya açık söylemiyle yaşam biçimi arasındaki ilişki tartışılabilir.

Paris yılları, bohem hayat ve kumar

Necip Fazıl’ın Paris yılları, hayatının en tartışmalı dönemlerinden biridir.

TDV, Necip Fazıl’ın devlet bursuyla Paris’e gittiğini; ancak düzenli bir öğrenci hayatı sürdürmek yerine eğlenceye ve bohem yaşama yöneldiğini belirtir. Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü’nde de Paris yılları, kumar alışkanlığı ve sonrasındaki hayatı ayrıntılı biçimde ele alınır.

Mustafa Öztürk’ün anlatısında kumar, Necip Fazıl’ın hayatındaki geçici bir eğlence değil, uzun süre devam eden ciddi bir alışkanlık olarak sunulur. Öztürk, devlet bursunun kumar masalarında tüketildiğini ve Necip Fazıl’ın Paris’te maddi açıdan zor duruma düştüğünü ileri sürer.

Bu anlatının bir bölümü Necip Fazıl’ın kendi hatıralarına, bir bölümü de yakın çevresinin aktardığı anılara dayanmaktadır. Bu sebeple her ayrıntıyı kesinleşmiş tarihî gerçek gibi sunmamak gerekir.

Bununla birlikte Necip Fazıl’ın kumar temasına eserlerinde de yer verdiği bilinmektedir. TDV, yazarın kumar ve kumarbaz tipi etrafında gelişen hikâyeler kaleme aldığını belirtir. Bu durum, kumar meselesinin Necip Fazıl’ın edebî dünyasında da önemli bir yer tuttuğunu gösterir.

Atatürk ve CHP karşısında değişen tutum

Necip Fazıl’ın Atatürk ve Cumhuriyet Halk Partisi karşısındaki tutumu, onun fikir dünyasındaki değişimleri gösteren en önemli örneklerden biridir.

Mustafa Öztürk’ün aktardığı kronolojiye göre Necip Fazıl, 1938’de Atatürk’ün ölümü üzerine övgü dolu ifadeler kullanmış; 1943’te ise Atatürk’ün yeniden dirileceğini savunan bir yazı kaleme almıştır. Bu yazının başlığı, yukarıda birebir aktarıldığı gibi, Atatürk bir gün dirilecektir şeklindedir.

Bu ifadeler Mustafa Öztürk’ün kronolojik alıntı derlemesinde yer almaktadır.

Daha sonraki yıllarda ise Necip Fazıl’ın CHP ve Atatürk karşıtı dili sertleşmiştir. Büyük Doğu, CHP iktidarına, modernleşme politikalarına, Köy Enstitülerine ve laiklik uygulamalarına karşı yoğun bir muhalefet yürütmüştür.

Öte yandan TDV’nin verdiği bilgiye göre Necip Fazıl’ın Sabır Taşı adlı eseri, 1940’ta Cumhuriyet Halk Partisi’nin düzenlediği bir tiyatro yarışmasında birincilik kazanmıştır. Bu bilgi, Necip Fazıl’ın Cumhuriyet kurumlarıyla ilişkisinin baştan itibaren mutlak bir düşmanlık biçiminde olmadığını göstermektedir.

Buradaki temel mesele, fikir değiştirmek değildir. Fikir değiştirmek her düşünürün hayatında görülebilir. Asıl mesele, değişen tutumların daha sonra mutlak doğrular gibi sunulmasıdır.

Menderes, Büyük Doğu ve örtülü ödenek

Necip Fazıl’ın Adnan Menderes’le ilişkisi, “dava” ile iktidar arasındaki ilişkiyi anlamak bakımından son derece önemlidir.

Yassıada’daki örtülü ödenek davasına ilişkin belgeleri inceleyen akademik bir çalışmada, Necip Fazıl’ın örtülü ödenekten para aldığını kabul ettiği; toplam miktarın ise yaklaşık 140-147 bin lira arasında tartışıldığı aktarılır. Necip Fazıl, bu parayı kişisel bir çıkar için değil, milliyetçi ve mukaddesatçı bir idealin savunulması amacıyla aldığını belirtmiştir.

Bu konuda DergiPark’ta yayımlanan akademik çalışmaya bakılabilir.

Aynı çalışmada Necip Fazıl’ın Menderes’e farklı tarihlerde para, yardım ve dergi desteği talep eden mektuplar yazdığı da belgeler üzerinden gösterilir. Mustafa Öztürk’ün videosunda bu mektuplar, Necip Fazıl’ın iktidarla kurduğu ilişkinin duygusal ve ideolojik olduğu kadar maddi bir boyut da taşıdığını göstermek amacıyla kullanılır.

Buradan “Necip Fazıl’ın bütün yazıları parayla yazılmıştır” sonucu çıkarılamaz. Fakat şu gerçek de görmezden gelinemez:

Kendini bağımsız bir fikir ve dava adamı olarak sunan bir yazarın, iktidardan düzenli ve yüksek miktarlarda maddi destek alması ciddi bir etik tartışma doğurur.

Necip Fazıl’ın örtülü ödenek savunması, parayı hangi amaçla aldığı üzerine kuruludur. Ancak amaç ile yöntem arasındaki fark, bu ilişkiyi tartışmalı olmaktan çıkarmaz.

Büyük Doğu ve siyasal İslam’ın fikrî zemini

Büyük Doğu, Necip Fazıl’ın yalnızca edebî yazılar yayımladığı bir dergi değildir. TDV’ye göre dergi; siyasi, fikrî, edebî ve dinî yazıları bir arada yayımlamış, farklı dönemlerde kapatılmış, toplatılmış ve takibata uğramıştır.

Bu nedenle Büyük Doğu, Türkiye’deki muhafazakâr ve İslamcı düşüncenin oluşumunda etkili bir yayın organı olarak değerlendirilmelidir.

Mustafa Öztürk’ün temel iddiası da burada ortaya çıkar: Necip Fazıl, yalnızca kendi döneminin yazarı değildir. Onun yazıları, konferansları ve Büyük Doğu çevresi, daha sonraki siyasi kadroların düşünce dünyasını etkilemiştir.

Bu etkinin boyutları farklı biçimlerde tartışılabilir. Ancak Necip Fazıl’ın sonraki kuşaklar üzerindeki etkisini yok saymak mümkün değildir.

Başyücelik Devleti: Eleştirdiği modelin başka biçimi mi?

Necip Fazıl’ın siyasi düşüncesinin merkezinde Başyücelik Devleti adı verilen devlet tasarımı bulunur.

Mustafa Öztürk, bu modeli tepeden inmeci, merkeziyetçi, müdahaleci ve otoriter bir yapı olarak değerlendirir. Öztürk’e göre Necip Fazıl, Cumhuriyet’in jakoben ve merkezî uygulamalarını eleştirirken, kendi ideal devlet tasarımında benzer biçimde yukarıdan aşağıya işleyen bir düzen önermektedir.

Bu değerlendirme, Necip Fazıl’ın siyasi düşüncesine yönelik önemli bir eleştiridir. Çünkü bir düşünürün karşı çıktığı yöntemi farklı bir ideolojik içerikle yeniden üretmesi mümkündür.

Başyücelik Devleti, uygulanmış bir anayasal sistem değil, Necip Fazıl’ın teorik ve ideolojik tasarısıdır. Bu nedenle değerlendirme yapılırken “gerçekleşmiş bir rejim” ile “önerilmiş bir devlet modeli” arasındaki fark korunmalıdır.

Yine de bu model, Necip Fazıl’ın özgürlük, çoğulculuk, devlet otoritesi ve birey ilişkisine nasıl baktığını anlamak açısından önem taşır.

Erbakan, Türkeş, 1980 ve sonraki siyasi miras

Mustafa Öztürk’ün anlatısında Necip Fazıl’ın siyasi ilişkileri yalnızca Menderes’le sınırlı değildir.

Öztürk, Necip Fazıl’ın 1960 sonrasında antikomünist ve anti-sosyalist çizgisini güçlendirdiğini; CHP’ye, İsmet İnönü’ye ve Bülent Ecevit’e karşı sert bir dil kullandığını belirtir.

1970’li yıllarda Necip Fazıl’ın Erbakan ve MSP çevresiyle ilişkisi gerilmiş; daha sonra milliyetçi çevrelerle ve Alparslan Türkeş’le yakınlaşma görülmüştür. Bu süreç, Necip Fazıl’ın İslamcı ve milliyetçi gençliği aynı siyasal zeminde buluşturma arzusuyla ilişkilendirilir.

Öztürk’e göre Necip Fazıl’ın 1980 darbesine yönelik olumlu yaklaşımı da onun otoriter ve militarist devlet anlayışını görünür kılar. Bu görüş, Necip Fazıl’ın demokrasiye ve siyasal çoğulculuğa bakışının ayrıca sorgulanması gerektiğini ortaya koyar.

Ancak burada da tarihî nedensellik konusunda ölçülü davranmak gerekir. Günümüz siyasetinin bütün yönlerini yalnızca Necip Fazıl’ın fikirleriyle açıklamak mümkün değildir. Fakat onun düşüncelerinin belirli siyasi çevreler üzerindeki etkisi de inkâr edilemez.

Peki Necip Fazıl’ın gerçek yüzü nedir?

Necip Fazıl’ın tek bir yüzü yoktur. Onu daha doğru anlamak için farklı yönlerini birlikte değerlendirmek gerekir.

Büyük bir şair

Hece şiirine yeni bir estetik kazandırmış, metafizik ve psikolojik derinliği yüksek şiirler yazmıştır. Kaldırımlar, Çile ve Bir Adam Yaratmak, Türk edebiyatındaki kalıcı yerini açıklamaya yeter.

Güçlü bir polemikçi

Necip Fazıl’ın dili etkili, çarpıcı ve akılda kalıcıdır. Fakat bu dil zaman zaman eleştiri sınırlarını aşan suçlamalara ve ağır nitelemelere dönüşmüştür. TDV de onun siyasi ve fikrî yazılarında tenkit sınırlarını aşan ifadelere yer verdiğini belirtir.

Kendini merkeze alan bir şahsiyet

Kadir Mısıroğlu’na atfedilen “korkunç bir benlik” değerlendirmesi, Necip Fazıl’ın kişiliği üzerine yapılan sert yorumların başında gelir. Bu ifade kesin bir hüküm değil, fakat onun çevresinde oluşan şahsiyet algısının önemli bir göstergesidir.

Dinî ve siyasi bir temsil iddiası taşıyan kişi

Necip Fazıl, yalnızca şiir yazan bir sanatçı olarak kalmamış; gençliğe, topluma ve devlete yön vermek isteyen bir fikir adamı olmuştur. Bu nedenle sözleriyle hayatı arasındaki ilişki sorgulanabilir.

İktidarlarla ilişki kuran siyasal aktör

Menderes’le ilişkisi, örtülü ödenek belgeleri ve farklı dönemlerde değişen siyasi tutumları, Necip Fazıl’ın yalnızca muhalif bir fikir adamı olmadığını; iktidarlarla ilişki kuran aktif bir siyasi aktör olduğunu göstermektedir.

Sonuç: Necip Fazıl’ı putlaştırmadan okumak

Necip Fazıl Kısakürek’i anlamanın yolu onu ne bütünüyle yüceltmekten ne de bütünüyle yok saymaktan geçer.

Onun şiirindeki estetik gücü kabul edebilir, fakat siyasi fikirlerini eleştirebiliriz. Büyük Doğu’nun tarihî etkisini teslim edebilir, fakat derginin sert ve dışlayıcı dilini sorgulayabiliriz. Necip Fazıl’ın dinî dönüşümünü önemseyebilir, fakat bu dönüşümün hayatına ne ölçüde yansıdığını tartışabiliriz.

Gerçek yüz, bu farklı parçaların tamamıdır:

  • Şairdir.
  • Polemikçidir.
  • İdeologdur.
  • Yayıncıdır.
  • Siyasi aktördür.
  • Etkili fakat tartışmalı bir fikir adamıdır.

Necip Fazıl’ı eleştirmek, onun şiirlerini reddetmek değildir. Necip Fazıl’ı okumak da onun bütün fikirlerini benimsemek anlamına gelmez.

Asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, edebî hayranlıkla tarihî eleştiriyi aynı anda sürdürebilmektir.

Sıkça Sorulan Sorular

Necip Fazıl sadece bir şair midir?

Hayır. Necip Fazıl; şair, tiyatro yazarı, yayıncı, polemikçi ve siyasi fikir adamıdır. Edebî kimliği kadar siyasi ve ideolojik etkisiyle de önem taşır.

Mustafa Öztürk Necip Fazıl’ı neden eleştirmektedir?

Mustafa Öztürk, Necip Fazıl’ın şiir gücünü bütünüyle reddetmez. Eleştirisini daha çok onun siyasi dili, özel hayat ile kamuya sunduğu ahlaki model arasındaki çelişkiler, iktidar ilişkileri ve otoriter devlet anlayışı üzerinde yoğunlaştırır.

Necip Fazıl Atatürk’ü desteklemiş midir?

Necip Fazıl’ın Atatürk ve Cumhuriyet hakkındaki tutumu dönemlere göre değişmiştir. 1938 ve 1943’te Atatürk hakkında olumlu ifadeler kullanmış, sonraki yıllarda ise sert Atatürk ve CHP karşıtı bir dil geliştirmiştir.

Necip Fazıl Menderes’ten para almış mıdır?

Yassıada’daki örtülü ödenek belgelerine dayanan çalışmalarda Necip Fazıl’ın örtülü ödenekten para aldığını kabul ettiği aktarılmaktadır. Toplam miktar yaklaşık 140-147 bin lira olarak tartışılmıştır. Necip Fazıl ise bu parayı bir idealin desteklenmesi amacıyla aldığını savunmuştur.

Necip Fazıl okunmalı mıdır?

Evet. Ancak şiirleri, hatıraları, siyasi yazıları ve ideolojik eserleri birbirinden ayrılarak okunmalıdır. Edebî değer ile siyasi görüş aynı ölçütlerle değerlendirilmemelidir.

Kaynakça ve ileri okumalar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu