Kitap

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe – Ayşe Kulin

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe – Ayşe Kulin: Bir Atatürk Romanı

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe – Ayşe Kulin inceleme yazısında, Ayşe Kulin’in en son yayınlanan 2025 tarihli romanında Atatürk’ün insan yanını nasıl anlattığını; tema, üslup, karakter derinliği ve okur etkisi üzerinden inceliyoruz.

Kitaba Genel Bakış: Türü, Yapısı ve Konumu

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe”, 2025’te Everest Yayınları etiketiyle yayımlanmış, tür olarak klasik bir biyografiden çok kurmaca bir roman ile biyografi arasında duran, Atatürk’ün “insan” tarafını öne çıkaran bir eser. Tanıtım metinlerinde Ayşe Kulin, bu kitabı yazarken Atatürk hakkında yazılmış pek çok kitabı okuyup inceleyerek edindiği birikimi, kendi Atatürk sevgisiyle harmanladığını özellikle vurguluyor.

Bu yüzden kitap, tarihsel olayları tek tek izleyen “soğuk” bir kronoloji yerine; belgelerden beslenen, ama merkezine kalbi ve duyguları alan bir anlatı kuruyor. Okur, sayfalar ilerledikçe Çanakkale, Kurtuluş Savaşı ya da Cumhuriyet devrimleri gibi büyük başlıkları elbette hissediyor; ancak bunlar burada birer tarih dersi olarak değil, Mustafa Kemal’in iç dünyasını şekillendiren büyük dalgalar olarak karşımıza çıkıyor.

Everest Yayınları’ndan çıkmış olması ve 176 sayfalık hacmiyle roman, okunması görece kısa, fakat duygusal olarak yoğun bir metin konumunda. Kulin’in önceki eserlerini bilen okurlar için de bu kitap, yazarın tarihî figürlere ve kişisel hikâyelere bakışının yeni bir halkası gibi duruyor.

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe – Temel Konu

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe romanının esas derdinin; “büyük lider Atatürk”ten çok, “çocuk Mustafa, delikanlı Mustafa Kemal, âşık, dost, eş, boşanmış ve hasta ama her dem yalnız bir insan” portresi çizmek olduğunu görüyoruz.

Kulin, Atatürk’ü tarihin en parlak sayfalarına yerleştiren başarıları elbette yok saymıyor; ama bunları romanın başrolüne koymaktan özellikle kaçınıyor. Bunun yerine:

  • Çocukluk kırılmalarına,
  • Gençlik hayallerine ve yalnızlık anlarına,
  • Aşk ilişkilerinde yaşadığı iç çatışmalara,
  • Evliliğin, boşanmanın ve liderlik yükünün getirdiği duygusal yorgunluğa

yakın bakıyor. Bu tercih, romanı klasik “Atatürk anlatıları”ndan farklı bir yere taşıyor.

Romanın ismi olan “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe” zaten başlı başına bir atmosfer kuruyor: Kasım ayı, ulusal hafızamızda yas, hüzün ve minnetle iç içe geçmiş; özellikle 10 Kasım sabahlarına kazınmış bir zaman dilimi. Tanıtım yazılarında da vurgulandığı gibi kitap, bu Kasım hüznünü ve minnet duygusunu, sadece ulusal bir yas hâli olarak değil, bir yazarın kalbinden süzülen kişisel bir yüzleşme olarak kuruyor.

Zaman ve Mekân Kullanımı: Tarihsel Arka Plan

Ayşe Kulin’in anlatısında zaman, sadece takvim yaprakları olarak ilerlemiyor; ruhsal iniş çıkışların fonu hâline geliyor. Çocuk Mustafa’dan başlayıp, imparatorluktan Cumhuriyet’e uzanan geniş tarihsel süreçte, savaşlar, cepheler, devrimler, siyasal mücadeleler elbette var; ancak roman bunları ayrıntılı bir savaş kroniği gibi değil, Mustafa Kemal’in iç dünyasında bıraktığı izler üzerinden yansıtıyor.

Mekânlar da benzer şekilde anlatının psikolojik boyutunu güçlendiriyor. Okur, kimi zaman cephe gerisinde, kimi zaman aile hayatının içinde, kimi zamansa kalabalık bir salonun ortasında yalnız bir adamla baş başa kalıyor. Böylece tarih, törenlerde gördüğümüz resmî yüzünden sıyrılıp, daha mahrem ve kırılgan bir alan kazanıyor.

Bu açıdan bakıldığında kitap, “tarihsel arka planlı psikolojik roman” olarak okunmaya çok uygun. Tarihsel doğrularla birebir örtüşme iddiası taşımayan, ama tarih duygusunu güçlü biçimde hissettiren bir kurgu söz konusu.

Anlatıcı ve Üslup: Ayşe Kulin’in Bakış Açısı

Ayşe Kulin’i okuyanların bildiği bir özellik var: Sade ama içe işleyen bir dil. “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe”de de benzer bir üslup tercihi karşımıza çıkıyor. Tanıtım metinlerinden ve ilk eleştiri yazılarından anlaşıldığı kadarıyla, Kulin bu romanda daha çok:

  • İçten, zaman zaman mektupvari, okurla konuşur gibi bir anlatım,
  • Yer yer lirikleşen, duygusal yoğunluğu yükselten cümleler,
  • Tarihi uzaklaştırmayan, ama onu insanileştiren bir ton

kullanıyor.

Klasik tarih kitaplarında görmeye alıştığımız resmî ve mesafeli dil burada yerini, “benim Atatürk’üm” tadında, öznel ama saygılı bir dile bırakıyor. Bu, bazı okurlar için çok çarpıcı ve yakın hissettiren bir yaklaşımken; “tamamen nesnel bir tarih anlatısı” arayanlar için zayıf bir nokta gibi görülebilir. İnceleme yaparken bu ayrımı unutmamak gerekiyor.

Karakter İnşası: Mustafa Kemal’in Psikolojik Derinliği

Eserin belki de en önemli artısı, Mustafa Kemal’in psikolojik derinliğine odaklanması. Tanıtım metninde özellikle, onun “çocuk, delikanlı, âşık, evli, boşanmış, hasta ama her daim yalnız bir adam” olarak anlatılmak istendiği söyleniyor.

Bu çerçevede:

  • Yalnızlık: Arttv ve Edebiyat Haber yazılarında da vurgulanan “kalabalıklar içindeki görkemli yalnızlık” motifi, romanın karakter inşasında kilit bir rol oynuyor.
  • Duygusal Yük: Liderliğin getirdiği sorumluluk, aşk hayatındaki iniş çıkışlar, ailesiyle olan mesafeli ama derin ilişkiler; hepsi, Mustafa Kemal’in iç sesini daha anlaşılır kılıyor.
  • İnsanlaşan Lider: Okur, “her şeyi başarmış kusursuz bir kahraman” yerine, hata yapabilen, pişmanlıklar yaşayan, sevinen, kırılan bir karakterle karşılaşıyor.

Bu yaklaşım, Atatürk’e saygısızlık etmekten ziyade, onu “ulaşılmaz bir ikon” konumundan çıkarıp, “anlaşılabilir bir insan” hâline getirme çabası olarak okunabilir.

Yan Karakterler ve İlişki Ağları

Romanın merkezinde her ne kadar Mustafa Kemal olsa da, onun etrafındaki insanlar da en az olaylar kadar önemli. Tanıtım ve tanıtım yazılarından anladığımız kadarıyla, kitapta:

  • Aile üyeleri,
  • Aşk ilişkileri,
  • Dostları ve yakın çalışma arkadaşları

üzerinden örülen bir ilişki ağı mevcut.

Bu yan karakterler, sadece tarihsel figür olarak sahneye girip çıkmıyor; Mustafa Kemal’in ruh hâlini, kararlarını, duygusal dünyasını yansıtan aynalar gibi işliyor. Kulin, böylece “tek başına büyük adam” anlatısını kırıp, ilişkiler üzerinden örgülenmiş bir karakter portresi kuruyor.

Temalar: Sevgi, Yalnızlık, Minnet ve Hafıza

Eserin ana temalarını kabaca şöyle sıralayabiliriz:

  1. Sevgi ve Minnet:
    Bu kitap, yazarın kendi sözleriyle “yüreğindeki Atatürk sevgisiyle harmanladığı” bir metin. Dolayısıyla satır aralarında, bir yazarın liderine duyduğu sevgi, hayranlık ve minnet hissediliyor.
  2. Yalnızlık:
    Büyük sorumluluklar, sık sık büyük yalnızlıklar getirir. Kulin, “kalabalıklar içindeki yalnızlık” temasını öne çıkararak, Atatürk’ün insani kırılma noktalarına odaklanıyor.
  3. Ulusal Hafıza:
    Kasım ayı vurgusu, aslında Cumhuriyet’in kolektif hafızasına bir gönderme. Roman, bir yandan Mustafa Kemal’in kişisel tarihini anlatırken, bir yandan da bir ulusun ortak yas ve minnet duygusunu edebî biçimde hatırlatıyor.

Bu temalar, kitabı benzerlerinden ayıran unsurlar.

Kurgu ile Gerçek Arasındaki Çizgi

Tanıtım yazıları, kitabın tarihsel belgelerden ve onu anlatan eserlerden ilham aldığını ama sonuçta bir kurmaca metin olduğunu açıkça belirtiyor.

Bu şu anlama geliyor:

  • Kitap, tarihsel gerçekleri tamamen yeniden yazmıyor;
  • Ancak, seçici bir biçimde bazı olaylara daha fazla, bazılarına daha az yer veriyor;
  • Olayların yorumlanışı, Kulin’in yazar bakışı ve duygusal süzgecinden geçiyor.

Dolayısıyla okur, bu eseri okurken “tarih kitabı” beklentisiyle değil; “tarihle beslenen bir roman” beklentisiyle yaklaşmalı. Bu ayrımı yapanlar için kitap, hem bilgi verici hem de duygusal olarak zengin bir deneyim sunma potansiyeline sahip.

Duygusal Etki ve Okur Deneyimi

Kasım ayı, 10 Kasım ve Atatürk’ün kaybı, Türkiye’de çoğu insan için zaten duygusal bir tetikleyici. Romanın adı bile bu duyguyu çağırırken, Kulin’in içten anlatımı, okurun kalbinde bir “yakınlık” hissi yaratmayı hedefliyor.

İlk okur yorumları ve puanlamalar (örneğin Vikitap’taki erken puanlamalar) da kitabın olumlu ve merak uyandırıcı bir ilk izlenim bıraktığını gösteriyor. 176 sayfalık hacmi, kısa sürede okunabilir olmasına rağmen, tematik ağırlığı sayesinde uzun süre akılda kalacak bir okuma deneyimi vaat ediyor.

Aylardan Kasım Günlerden Perşembe – Güçlü ve Zayıf Yanlar

Güçlü Yanlar

  • Atatürk’ün insan yanına odaklanması: Bu, Türkiye’de hâlâ az işlenmiş bir alan.
  • Duygusal ve içten anlatım: Okurla güçlü bir bağ kurma potansiyeli taşıyor.
  • Tarih ve edebiyatı buluşturan yapı: Tarihi seven ama ağır tarih kitaplarından çekinen okurlar için ideal bir köprü.

Olası Zayıf Yanlar

  • “Belge yığını” bekleyen okur için yetersiz olabilir: Tamamen akademik, dipnotlu ve analitik bir biyografi arayanlar için, kurmaca yönü ağır basan bu metin hayal kırıklığı yaratabilir.
  • Öznel bakışın yoğunluğu: Kulin’in Atatürk’e duyduğu sevgi ve hayranlık, bazı eleştirmenlerce fazlaca “yücelten” bir ton olarak okunabilir; bu da daha mesafeli okumayı tercih edenler için zorlayıcı olabilir.

Yine de, Aylardan Kasım Günlerden Perşembe – Ayşe Kulin inceleme yapılırken, kitabın zaten açıkça “yazarın Atatürk’e bakışı” olduğunu beyan ettiğini unutmamak gerekiyor; yani metnin öznel oluşu, bilinçli bir tercih.

Kulin’in Eserleri Arasında Kitabın Yeri

Ayşe Kulin, kariyeri boyunca tarih, toplum ve birey eksenli birçok eser kaleme aldı. “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe”, bu çizginin devamı niteliğinde; ancak doğrudan Atatürk’ün iç dünyasına odaklanması bakımından özel bir yerde duruyor.

Önceki eserlerindeki gibi, yine:

  • Bireysel hikâyelerden yola çıkan,
  • Toplumsal ve tarihsel arka planı ihmal etmeyen,
  • Duygu yoğunluğu güçlü bir anlatım

görüyoruz. Farkı ise, bu kez söz konusu kişinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri olması ve buna eşlik eden ulusal hafıza yükü.

Hedef Okur ve Okuma Önerileri

Kimler Bu Romanı Çok Sevebilir?

  • Atatürk’ü sadece tarih kitaplarının soğuk diliyle değil, insani yönleriyle de tanımak isteyenler,
  • Klasik tarih kitabı okumakta zorlanıp, roman formunda tarihsel anlatıları sevenler,
  • Ayşe Kulin’in anlatım tarzını daha önce sevmiş olan okurlar,
  • Kasım aylarında Atatürk’ü anarken, duygusal bir okuma deneyimi yaşamak isteyenler.

Kimler İçin Beklenti Yönetimi Gerekebilir?

  • Ayrıntılı, akademik ve belgeli bir Atatürk biyografisi arayanlar,
  • Öznel bakıştan ziyade, tamamen “mesafeli” metinleri tercih edenler,
  • Kurmaca ile gerçek arasındaki çizginin fazla bulanık olmasından hoşlanmayanlar.

Bu nedenle, kitaba başlamadan önce zihinde “Bu, bir araştırma kitabı değil; duygusal ağırlığı olan edebî bir Atatürk anlatısı” çerçevesi kurulursa, okuma deneyimi daha sağlıklı olur.

Okur ve Eleştirmen Tepkileri (İlk İzlenimler)

Kitap çok yeni olduğu için geniş akademik inceleme ve eleştiriler henüz birikmiş değil; ancak:

  • Çevrimiçi kitap sitelerindeki ilk puanlamalar ve kısa yorumlar,
  • Haber sitelerindeki “Ayın kitabı” ve tanıtım yazıları

genel olarak üç noktada birleşiyor:

  1. Kitabın, Atatürk’ü duygusal yönden daha “yakın” hissettirdiği;
  2. Anlatımın akıcı ve anlaşılır olduğu;
  3. Romanın özellikle Atatürk’e özel ilgi duyan okurların kütüphanesinde önemli bir yer edinebileceği.

Zamanla, daha derinlikli akademik incelemeler ve kapsamlı eleştiriler de ortaya çıktıkça, eserin Türk edebiyatı içindeki konumu daha net çizilecektir.

Sık Sorulan Sorular

  1. “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe” bir roman mı, biyografi mi?

Tam anlamıyla klasik bir biyografi değil; belgelerden ve Atatürk hakkında yazılmış eserlerden beslenen, ama kurmaca bir dille yazılmış roman olarak değerlendirilebilir.

  1. Kitapta Atatürk’ün hangi yönü öne çıkıyor?

Vurgu, “İyi Asker ve Kurucu Devlet Adamı” kimliğinden çok, çocuk, delikanlı, dost, âşık, eş, boşanmış ve yalnız bir insan oluşu üzerine.

  1. Tarihsel bilgi öğrenmek için uygun mu?

Tarihsel arka plan güçlü biçimde hissediliyor; ancak kitap, ayrıntılı bir tarih kitabı gibi tasarlanmamış. Tarihi anlamak için iyi bir duygusal eşlikçi, ama tek kaynak olacak bir araştırma eseri değil.

  1. Dili ağır mı, herkes okuyabilir mi?

Ayşe Kulin’in bilinen sade, akıcı ve duygusal üslubu burada da geçerli. Orta düzeyde okuma deneyimi olan herkesin rahatça okuyabileceği bir metin.

  1. Kitabı ne tür okurlara önerirsiniz?

Atatürk’e ilgi duyan, onu daha insanî yönleriyle tanımak isteyen, tarihî atmosferi sevip roman formunu tercih eden; ayrıca Ayşe Kulin’in anlatımını seven tüm okurlara rahatlıkla önerilebilir.

Sonuç: Atatürk’ü “İnsan” Hâliyle Hatırlatan Bir Roman

Özetle Ayşe Kulin, bu kitapta tarihsel bir figürü tahtından indirmeden, onu kalbimize biraz daha yaklaştırmaya çalışıyor. Atatürk’ü zaferleriyle, nutuklarıyla, anıtlardaki heybetiyle değil; yalnızlığı, kırılganlığı, sevinçleri, aşkları ve iç dünyasıyla ele alıyor.

Roman, Kasım ayının hüzünlü atmosferini, Cumhuriyet’in kolektif hafızasını ve bir yazarın Atatürk’e duyduğu sevgi ve minneti, edebî bir potada eritiyor. Bu yönüyle:

  • Kuru bir tarih kitabı değil,
  • Sıradan bir aşk romanı hiç değil,
  • Atatürk’ü “insan” hâliyle hatırlamak isteyenler için duygusal ve düşündürücü bir okuma daveti.

Daha teknik, akademik bir Atatürk araştırması arıyorsan, yanında mutlaka bir tarih çalışmasıyla birlikte okuman iyi olur; ama edebiyat aracılığıyla Atatürk’e yaklaşmak istiyorsan, bu kitap kütüphanende özel bir yer açabilecek türden. 

Ayşe Kulin ile Röportaj

Gazeteci Özlem Gürses’in “BANA BAŞTAN ANLAT” adlı Youtube Kanalında 23 Kasım 2025 Tarihinde Yayınlan Ayşe Kulin ile Yapılan Röportaj’dan Kesitler:

(Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=aWuxQK-IVEE)

Bugünkü nesiller Atatürk’ü çok iyi tanısın istiyorum; çünkü Atatürk’te, mükemmele yakın bir insanın pek çok özelliğini görecekler: fedakâr, terbiyeli, merhametli… Merhametli derken de şunu kastediyorum: Sekiz tane manevi çocuğu var. Bu çocukları “aman ne güzel kızlar, oğlanlar” diye almıyor. Her biri yoksul ailelerin çocukları, savaş bölgelerinden toplanmışlar. Manevi evladı olarak geçmeyenler de var, onlara kadar girmedim artık. Bir kısmını annesinin evine getiriyor, onlar orada büyüyor. Ama sonuçta “evladım” dediği sekiz çocuğuna mirasını bırakmış; hatta daha küçük olup evlenme çağına gelmemiş olanlar için çeyizlerini bile düşünmüş.

Kız çocuklarını özellikle önemsiyor. Daha çok kız çocuğunu manevi evlat edinmesinin sebebi, onları okutmak istemesi. Çünkü aileler kızlarını okutmaya pek istekli değil. Hâlâ da öyle… Ben de kız çocuklarını okula gönderebilmek için elime geçen her kazanımı, kendi kitap gelirlerimin dışında Çağdaş Yaşam’a aktarıyorum. _ __“Kardelenler”i yazdınız mesela. O hikâyeleri birinci ağızdan dinledim, tanık oldum. “Kardelenler” ismi de onlara benim bulduğum bir isimdir. Özellikle doğuda, gerçekten bu çağdaş yaşamın kızları onlar. Ailelere para verildiğinde kızlarını okula gönderiyorlar, göndermeyenler de var tabii, “asla okutmayacağım” diyenlere yapacak bir şey yok. Ama para karşılığında gönderenler, o parayla kızlarının botunu alıyor. Kar altında, zor coğrafyalarda gidip gelecek, onun için bot alıyor, sırtına palto alıyor, defterini, kalemini, yol parasını karşılıyor ki çocuk okula gidebilsin.

O kadar çok kız kazandırıldı ki bu ülkeye… Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli noktalarına geldiler; kaymakam oldular, doktor oldular, hâkim oldular, rektör oldular, bilim insanı oldular, sahne sanatçısı oldular… Her alanda parladılar. Oysa bu çocuklar belki de hiçbir şey olamayacaklardı. Bu bile, sadece kadınların Mustafa Kemal’i sevmesi için başlı başına çok önemli bir sebep. Bir de tabii bize çok erken bir dönemde seçme ve seçilme hakkı tanıdı. Mustafa Kemal bunu yaptığında, İsviçre’de, İtalya’da kadınlar henüz oy bile veremiyordu.

Bugün içine düştüğümüz bu iklimin bir gün tam olarak anlaşılacağını düşünüyor muyum? Açıkçası hayır, şu anki iklim bizden daha güçlü. Çünkü para ve imkânlar, bizim gibi düşünmeyen insanların elinde. Onlar bizden kesinlikle daha güçlüler; televizyon kanalları daha fazla, medyada daha etkililer. Ama bir gün insanların bunu anlayacağını umuyorum. Kadınlar da yavaş yavaş bu gidişin iyi bir gidiş olmadığını görmeye başladılar.

Yazmaya devam ediyorum. Bir tane kitabım kaldı zaten, “Benim de bir atımlık kurşunum kaldı” diyeyim. Niye böyle düşünüyorum? Çünkü yaşlandım artık, 84 yaşındayım. Yorgunum, bazı şeyleri unutabiliyorum. Daha “bunak” kıvamına gelmiş değilim ama oraya da gidiliyor tabii, beyin de yaşlanıyor. O yüzden şimdi “bir bunağın hatıra defterini” yazacağım. Yazarken çok eğleneceğimi düşünüyorum. Ailemde çok bunak gördüm çünkü, çok yaşlı insan vardı; onların çok komik hikâyeleri var. Mesela “Veda”da, kafasına oturağı geçirip “Marie Antoinette oldum” diye merdivenden inen bir büyükanne var. Gerçek bir hikâyedir bu. Kafa gidiyor bir yerden sonra, gidebiliyor.

___Kendi hikâyesine bu kadar güzel uyumlanabilen, kendisiyle ilgili bu kadar açık ve dürüst olabilen çok az insan vardır. Yazar olmak biraz da bunu gerektiriyor galiba. Cesaretli olmayı gerektiriyor.

Ben kendi zamanıma göre cesur bir yazardım. Kendi sosyal hayatımın içinde ne varsa ve neyin dikkat çekmesini istiyorsam, yazdım. Çünkü şöyle düşünüyorum: Yazarların, sorunlara karşı duyarlılık yaratmak gibi bir görevleri de var. Mecbur değiller elbette, ama bir yerde bir sorun varsa onu işaret etmekte, bir romanın içinde, bir hikâyenin içinde işleyerek dikkat çekmekte fayda görüyorum.

___Genç kadınlara, özellikle de günümüzün kadınlarına üç şey söylemek isteseniz, neler olurdu?

Birincisi, eğitimlerine mutlaka önem versinler. Eğitim, her şeyin temelidir. İkincisi, severek evlensinler ama erken evlenmesinler. Bu, benim yaptığım hatadır. Biz 18’e gelince “reşit olduk, büyüdük, ergenlik bitti” sanıyoruz. Bence ergenlik 20’lerin sonuna doğru anca bitiyor. Gençliğin verdiği delilik 30’larda yavaş yavaş geçmeye başlıyor, hayatın gerçeklerini daha net görmeye başlıyorsunuz. 17–18 yaşında, 20 yaşında seçtiğiniz eşle mutsuz olma ihtimaliniz çok yüksek, çünkü daha kendinizi tanımıyorsunuz.

___Aşka da ayrıca bir parantez var mı?

Mesela ben diyorum ki: Mustafa Kemal, o kitaptaki karısına gerçekten âşık olsaydı, belki boşanma olmazdı. O evlilik daha çok model bir evlilikti, yanında büyük bir aşk yoktu. Aşk başka bir şey… Aşk, birçok ayıbı örtebiliyor. Sevgi, alışkanlık, aşk; bunlar aynı şeyler değil elbette ama güçlü bir sevgi, bazı eksikleri tolere etmeyi sağlayabiliyor. Ben Atatürk’ün eşini çok beğenerek evlendiğini düşünüyorum ama âşık olduğunu sanmıyorum. Kadının ona âşık olduğuna eminim; çünkü Mustafa Kemal hem çok yakışıklı hem çok karizmatik. Ona âşık olmamak mümkün değil. Eğer aşk da olsaydı arada, belki o “topuklarıyla hızlı yürüdüğü” anları affedebilecek kıvama gelirdi, boşanma olmazdı. Gene de, onun yokluğunu hissettiğini düşünüyorum. Özetle: Aşk yaşayın, aşktan korkmayın ama evlilik kararı için 20’lerin sonunu bekleyin, evlatlarım.

___Üçüncü olarak da finansal bağımsızlık herhalde…

Herkes benim kadar cesur olamayabilir bu konuda ama benim için şarttı. Hiçbir kocamdan nafaka almadım. Engin’le beraber yaşarken, yardımcının maaşından tutun, oturduğumuz evin parasına kadar her şeyi ortak ödedik; yarısını ben, yarısını o verdi. Aidatı bile bölüştük. Bu, kendimi özgür hissetmem için önemliydi. Kendime saygı duyulmasını da istedim; “Ben sana bakıyorum, sen bana muhtaçsın” olsun istemedim. Kadının kendi ayakları üzerinde durması, bir erkeğe muhtaç olmadığını göstermesi gerektiğine inanıyorum. O zaman daha çok saygı görüyorsunuz.

___Son kitabınız ise Everest Yayınları’ndan çıktı: Aylardan Kasım, Günlerden Perşembe.

Bu kitapta okuyacaklarınızı, onun hakkında yazılmış pek çok kitabı okuyup inceleyerek edindiğim birikimi, yüreğimdeki Atatürk sevgisiyle harmanlayarak yazdım. İstedim ki okurlarımı bu kitapta, “iyi asker ve kurucu devlet adamı Atatürk’ün değil; çocuk Mustafa’nın, delikanlı Mustafa Kemal’in; dost, âşık, evli, boşanmış ve en sonunda hasta ama her dem yalnız bir adamın iç dünyasına götüreyim. Hatalarım olduysa, o beni kocaman yüreğiyle umarım bağışlar.

Başa dön tuşu