Hayat ve Kelimeler

HAYAT VE KELİMELER

Yaşı kırka geldiği gün, hayatının anlamını bir türlü öğrenemediğini fark eden yazıcı “Mademki böyle olmuyor.” de di, “Ben de başka bir yol tutarak hayatımın anlamını çözerim, hayatımın ve böylece hayatın anlamını.”

Bütün görevlerinden istifa etti. Bütün dostlarından, ailesinden ve çocuklarından ayrıldı. Var olan neyi varsa hepsini sattı. Bir tek kitapları kaldı geriye. Yeni kitaplar aldı ve yeni defterler.

Bir oda tuttu kentin varoşlarında. Kapısını kapattı kendi üzerine, simsiyah perdeleri sımsıkı örttü. Sadece bir adam, sabahları geliyor, gerekli ne varsa bırakıp gidiyordu.

“Şimdiye kadar bütün öğrendiklerim” dedi yazıcı, “Hayata dair, hiçbir şeyi anlamama yetmedi. Öyleyse onları unutmalıyım. Unutarak ve yeniden başlamalıyım.”

Gözlerini yumdu ve bildiği ne varsa hepsini unuttu. Hiçbir şey kalmadı geriye.

Kalın bir defter çekti önüne. “Hayatın anlamı” diye yazdı başlık sahifesine, altına da ha küçük harflerle ekledi: “Yani benim hayatımın.” Defteri bir tarafa itiverdi. Kitaplığın önüne gitti bu kez. Kocaman, meşin ciltli bir kitap aldı: Dünyadaki Bütün Çiçekler. Koca sahifeleri teker teker çevirdi, okudu, bitirdi. Sonra aklında ne kaldıysa kendi defterine geçirdi. Ardından bir başka kitap çekti önüne: Dünyadaki Bütün Hayvanlar. Onu da okuyup aklında kalanları defterine geçirdi.

İnsanların Hâlleri’ni okudu, gülmeye dalr, ağlamaya dair, aşka ve sevmeye dair ne varsa hepsini öğrendi. Gelmiş geçmiş bütün insanların yaşamlarını okudu. Gelmiş geçmiş bütün öğretileri. Yazılmış ne varsa kitaplara geçirilmiş, okudu ve kendi defterine geçirdi.

Kelimeler çok hoş göründü gözüne. Hepsi dedi ne kadar anlamlı, hepsinin içi ne kadar dolu. Hepsi bana hayatı ne kadar çok kuvvetle öğretiyor. Gözleriyle, giderek elleriyle kelimeleri okşamaya koyuldu. Kelebek yazdı sevgiyle harflerini teker teker sevdi. Yıldız yazdı, hilal yazdı, dağ lalesi yazdı. Gökyüzü yazdı, “Hayatım!” dedi, “İşte bunlar benim!”

Yazıcı, bütün kitapları ve ansiklopedileri bitirince sıra lügatlere geldi. Elli bin kelimelik, yüz bin kelimelik, mecazlar ve deyimlerle genişletilmiş birçok kelimelik. Hepsini baştan sona ezberledi, hepsinin karşılığını geçirdi defterine. “Z” hanesindeki son kelimeyi de ezberleyip defterine geçirdikten sonra tahta karyolasına uzandı, çizgili battaniyesinin üzerine.

Bir derin nefes aldı. “Ne kadar zaman geçti kim bilir?” dedi, “Ama bu kez tamam, artık hayatı öğrenmiş olmalıyım. Ben ki bütün kitapları okudum, bütün lügatleri hatmettim. Ben ki bütün kelimeleri ezberledim, artık hayatın anlamını bilmediğimi kim iddia edebilir? Değilmi ki hayatı kelimeler yapıyor, değilmi ki hayat kelimelerden çıkıyor?”

Böylece yazıcı, hayatının yani bütün hayatların anlamını öğrendiğine kani olarak simsiyah perdeleri açtı geriye. Parlak bir güneş ışığı doldu içeri. Gözleri acıdı, “Bu da ne!” diye söylendi. Dışarı çıktı. Bir kelebek kalktı kapı önündeki dağ lalesinin üzerinden. “Ne hoş çiçek!” diye düşündü, “Ve ne hoş bir uçuş, acaba isimleri ne?” Fakat zihnini ne ka dar zorladıysa da ne dağ lalesini tanıyabildi ne kelebeği. “Bunlar” dedi “Mutlaka öğrendiğim kelimeler arasında yoktu.”

Fakat akşama kadar yol boyunca gezinip de hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi tanıyamayınca hele akşam olup da üzerindeki lacivert ve sonsuz boşlukta asılı duran ışık toplarını hayranlıkla seyredince, bir portakal dilimine benzeyen aydınlığı anlamaya çalışınca içtenlikle ve hiçbirisinin ismini bir türlü bilemeyince içi acıdı. “Yazık!” dedi, “Kelimelerle hayat uymuyor demek birbirine. Kim bilir bunlardan her birine ad olan kelimeyi kaç kez öğrendim, kaç kez geçirdim defterime. Kim bilir kelebek bunlardan hangisidir, hangisidir dağ lalesi, hangisi yıldızdır ve hangisidir adı hilal olan?”

Gerisin geri odasına döndü. Bütün kitaplarını ve defterlerini fırlatıp attı bir köşeye. “Ben” dedi. “Hayatın kelimelerden çıkarılabileceğini zannetmiştim. Oysa karşıladıkları nesneyi bile göstermiyorlar. Demek kelimeler hayattan çıkıyor, hayat kelimelerden değil.”

Tahta karyolasına uzandı, çizgili battaniyesinin üzerine. Sonra ansızın yerinden kalktı, dışarı fırladı. Karşısına ilk çıkan adama, hayatında bir tek kitap okuduğu bile ümit edilemeyecek bir adama, “Bayım!” dedi, “Bana gösterir misiniz, kelebek bunlardan hangisidir ve hangisidir dağ lalesi olan?” Adam “Ha!” diye kabaca cevapladı, “Şu gördüğünüz dağ lalesidir, onun üzerinden havalanan çiçek de kelebek.”

Nazan BEKİROĞLU – Mor Mürekkep