Edhem Pertev Paşa Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Edhem Pertev Paşa Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Hayatı

1824 yılında Erzurum’da doğdu. 1846’da Vilâyet Mektupçusu, 1847’de Sadâret Mektubî Kalemi’ne girdi. 1853’te gittiği Berlin’de iki yıl kaldı. Çeşitli mutasarrıflıklarda bulundu. Kastamonu valisi iken burada 1873’te vefat etti. Fransızca ve Almanca bilen şair İdarî görevleri yüzünden fazla eser bırakmamıştır. Çok şiir yazmışsa da evinin yanması neticesinde bu manzumelerin çok az bir kısmı ele geçirilebilmiştir. Tanzimat dönemi Türk şiirinin değişip gelişmesine Şinasi ile birlikte ilk adımları atanlardandır.

Edhem Pertev Paşa

Edhem Pertev Paşa

Eserleri

1 . Hâbnâme (1872)

2. Emirü’l- acîb fî târîhi ehli’s-sâlibi (İstanbul, tarihsiz): Joseph François Michaud’un Haçlı seferlerini anlatan eserinin tercümesidir)

3. Itlâku’l-efkârfî akdi’l- ebkâr (İstanbul Hicri 1285): Birden fazla evliliğe karşı çıkan Batıklara karşı tabiat kanunlarına dayanarak yapılan savunmayı ihtivâ eder.

4. Medh-i Sa’y u Zemm-i Betâlet, Mecmua-i Fünûn (Şaban Hicri 1281): Çalışmanın fazileti hakkında Kemâlpaşazâde’nin Arapça bir risalesinin tercümesidir.

5. Bekâ-yı Şahsîye ve Nev’iye Hizmet (Mecmua-i Fünûn, Hicri 1281): İntiharın yanlışlığı konusunda Rousseau’dan yapılan bir tercümedir.

6. Av’ave, Mecmua-i Fünûn (Hicri 1283): Kelbiyyûn mezhebinden bir filozofla Kıtmîr arasında geçen mizahî bir diyalogdur.

7. Kırmızı Bayrak, Hakayıku’l-Vekâyi (Hicri 1288): Fransa’daki komün hareketleri dolayısıyla sosyalizme yazılmış bir reddiyedir.

8. Şiirleri: Edhem Pertev Paşa’nın elde bulunan şiirleri arasında biri Rousseau, biri Voltaire, diğeri Victor Hugo’ya ait olmak üzere üç tercümesi ve Sultan Abdülaziz ve Mahmud Nedim Paşa’ya yazdığı bir kasideden başka kızına gönderdiği manzum mektup, az sayıda gazel ve tarihler vardır.

Mahmud Nedim Paşa’nın Sadarete Tayininde Yazdığı Kaside

1.Bu deli gönlümün coşkunluğu var
Zannım o yosmanın mübtelâsıdır
Yitirmiş aklımı bilmem ne arar
Aşk elinin eski budâlasıdır.

5. Öyle bir yosmadır, ki yoktur eşi,
Kim görse beğenmez o mahveşi,
Güzellik göğünün parlak güneşi,
Muhabbet ufkunun bir Ziyasıdır.

9. Cihânı beyhûde gezme serseri
Bak da cemâline anla her yeri
Hindistan’ı değer kara benleri
Âşıka eğlence Avrupa’sıdır.

13. Kurulmuş kaşları kaza kemânı,
Titretir kirpiği oku her yanı;
Katında helâldir kamunun kanı;
Bu da hilkatinin muktezâsıdır.

17. O şahin bakışla bu seyfî sözler
Pek yaman avcıdır etrâfı gözler
Gönül kuşlarından bırakmaz eser
Çün dertli ciğerler hoş gıdâsıdır.

21. Merhameti yoktur dinlemez âhı,
Bin âşık öldürür her bir nigâhı
Ecel dedikleri emr-i İlâhî
Gamzesinin kadîm âşinâsıdır.

25. Açılmış yanağı bir kudret gülü
Zâr eder görünce gönül bülbülü
Ol tâze hattına vermem sünbülü
Benefşe zülfünün bî-nevâsıdır.

29. Pek yahşidir anın şirin likâsı
Her sözü sohbeti tavr u edâsı
Zerre denli amma yoktur vefâsı
Dem ursa da kuru iddiasıdır.

33. inanma sözüne olma derbeder
Her va’di aksidir bahtıma benzer
Âşık aldatmadır yanında hüner
Yalın yüzlülerin bî-vefâsıdır.

37. Devâdır kan yutma dertli özüme,
Cilâdır ağlamak yaşlı gözüme;
Bir nazar eyleyen soluk yüzüme
Der ki: âşıkların bî-riyâsıdır.

41. Aşk odu bir yandan derdimi dağlar
Felek de bir yandan zincirim bağlar
Durmaz gözüm durmaz hemen kan ağlar
Bilmezem çektiğim ne cezâsıdır?

45. Yeni haller görüp bu eski dünya
Eylemişken halkı ye’se mübtelâ
Ansızın Hâtif’ten geldi bu nidâ
Felâket gününün intihâsıdır.

49. Çün oldu görünüp inâyet-i Hak
Mahmud Nedim Paşa nedim-i mutlak
Sâyesinde her iş bulmada revnak
Bu din ü devletin reh-nümâsıdır.

53. Parlattı cihânı nûr-ı irfânı
Yüceltti şanı sadr-ı divanı
Milletin erkânı hayr-hâhânı
Can ile yürekten asdıkasıdır.

57. Cism-i devlet buldu onunla hayat
Kalbimize geldi yeniden sebat
Aranırdı çoktan zât gibi zât
Vücûdu Tanrı’nın bir atâsıdır.

61. Her hulk-ı kerîmi hulk-ı Ahmedî
Te’yid olur elbet şer’î maksadı
Zâtıyla haysiyyet buldu mesnedi
Din ulularının müctebâsıdır.

65. Sıdk ile zamanda Sıddîk-i Ekber
Adi ü siyâsette Hazret-i Ömer
Zühd ile hayâsı Osman’a benzer
İrfân ile vaktinin Murtaza’sıdır.

69. Duyulup her yerden adâlet sesi
Tazelendi halkın şevk ü hevesi
Âcizlerin odur hep çâre-resi
Kapısı âlemin mültecâsıdır.

74. Bağışlar kalemi bizlere kuvvet
Reyiyle nizâm bulur memleket
Verilmiş kendine her türlü hikmet
Edeb meclisinin Baykara’sıdır.

78. Devr-i devletinin halka her günü
Oldu samahatle sevinç düğünü;
Bermekî denilen İran düşkünü
Bâb-ı ihsânının bir gedâsıdır.

82. Feyz-i Hakk’a olmuş o rütbe mazhar
Var ise manendi dünyada göster
Nazar-ı irfanın gören erenler
Gök kubbe altının evliyâsidir.

86. Eline geçeli keştî-yi devlet
Suyunu buldurup verdi emniyet
İçinde olanlar sâlimdir elbet
Bir geminin o kim nâ-hüdâsıdır.

90. Bahr u berr emrine oldu müsellem
Ezel-i âzâlde Allah-ı a’lem
Yed-i beyzâsına sunulan kalem
Hazret-i kelîm’in öz asâsıdır.

94. Ey Asâf-ı cihân, Hidivv-i zî-şân,
Yegâne-i devrân, ferid-i zaman,
Cenâb-ı efhâmın bireyb ü gümân,
Bahtı kutluların pîşüvâsıdır.

98. Şensin bî-keslere muin ü zahir
Ayaktan düşene yâr u dest-gir
Adlinin kuyusu ey ulu vezir
Ümid yerlerinin müntehâsıdır.

102. Güzel huylarını ey melek-sîret
Ne rütbe öğersem gelmez kanaat
Açıp duasına kıl muvâzebet
Şimdi elzem olan şey burasıdır.

106. Tevfikin bağışla ona İlâhî
Hâcetler Kâbesi ola dergâhı
İzdiyâd-ı ömrü bekâ-yı câhı
Huda’dan cümlenin iltimâsıdır.

(Hakayiku’l-Vekâyi, nr. 397,12 Şaban 1288/28 Ekim 1871.)

Şiirin Çözümlemesi

Edhem Pertev Paşa’nın elimize kalan nadir şiirlerinden biri olan bu kaside sürdürdüğü Rus yanlısı siyaset nedeniyle tarihe Nedim(of) diye geçen Mahmut Nedim Paşa’nın sadrazam olması sebebiyle kaleme alınan bir kasidedir. Klâsik kaside formu ve muhtevasından hayli uzak bu manzumede şair, birtakım yenilikleri birarada denemiştir.

İlk görünen yenilik manzumenin koşma formuyla ve hecenin 11 ’li kalıbıyla yazılmış olmasıdır. Tanzimat döneminde çeşitli şiirlerde hece vezni ile koşma, güzelleme biçimindeki formların zaman zaman kullanıldığını biliyorsak da bunun kaside formunda kullanışına ilk defa bu manzumede tesadüf etmekteyiz. Şairin koşma formunun rahatlığı içinde mısralarla âdeta oynadığı görülür.

27 kıt’alık manzume üç kısma ayrılmıştır. İlk 12 dörtlüğü şairin müptelası olduğu güzelin vasıflarını saymakla teşkil eder. Burada klâsik gazel muhtevasının bütün unsurlarıyla karşılaşmaktayız. Şair müptelası olduğu güzelin vasıfları herhangi bir ya da birkaç gazelin imge dünyasını karşılayacak zenginliktedir.

Burada özgün ve yeni olan şey şairin âdeta bir gazeli ya da Divan şiirinin imge dünyasını oluşturacak unsurları saf Türkçe söyleyişe çevirmesidir. Artık tumturaklı tamlama ve terkiplerin yerini sıradan konuşma cümleleri almıştır.

Güzellik göğünün parlak güneşi; hakikat nûrunun bir ziyasıdır; kurulmuş kaşları, kaza kemanı; merhameti yoktur, dinlemez âhı / Bin âşık öldürür her bir nigâhı gibi dizeler tamlama ve terkiplerinden arındırılmış anlamlar dizisi olarak karşımıza çıkar. Bu kanaatimize göre Türkçe şiirin gelişimi açısından gözden kaçmış bir manzumedir. Anlamı saklı tutmak kaydıyla söyleyişi Türkçe sentaks ve dize yapısına çevirmek bu devirde cesaretli adımlar ve yenilikler hanesine yazılabilecek atılımlardandır.

Manzumenin ikinci bölümü Mahmud Nedim Paşa’nın bir devlet adamı olarak vasıf ve niteliklerinin sayıldığı 13-26 dörtlük arasını içeren bölümdür. Şair;

Çün oldu görünüp inâyet-i Hak
Mahmud Nedim Paşa nedim-i mutlak
Sâyesinde her iş bulmada revnak
Bu din ü devletin reh-nümâsıdır.

dörtlüğüyle Mahmud Nedim Paşa’mn övgüsüne geçer. Buna göre, Mahmud Nedim Paşa, Tanrı’nın inayetiyle nedim-i mutlak yani sadrazam olmuştur. Onun sayesinde her iş renklenmekte ve yürümektedir. Din ve devlet kılavuzudur artık.

Şair bu dörtlükten sonra memduhunu alışık olduğumuz abartılı benzetmelerle övecektir. Mahmud Nedim Paşa’mn bilgisinin ışığı dünyayı parlatmıştır. Sadrazamlık makamını yüceltmiştir; milletin haynna çalışmaktadır. Devlet onunla hayat bulmuştur; kalbimize onun sayesinde yemden sebat gelmiştir; çoktan beri devletin başına onun gibi bir adam aramrdı; onun varlığı Tanrı’nın bir hediyesidir. Onun huyu Hz. Muhammed’in huyuna, sadakatini Hz. Ebubekir’e, adalet ve siyaseti Hz. Ömer’in adaletine, hayâsı ve takvası Hz. Osman’a, bilgisi Hz. Ali’ye benzetilir. Hüseyin Baykara, Hz. Süleyman’ın veziri Âsaf da benzetilenler kervanına katılır.

Manzume boyunca sürüp giden bu abartılı benzetmeler kaside türünün doğasında olan bir tasarruftur. Şairin özgün tarafı klâsik kasidelerin kelime dağarını kullanmakla birlikte yeni bir söyleyişe ulaşmasıdır. Bunun edebiyat tarihimiz için anlamı; Tanzimat döneminde ister bundan soma göreceğimiz edebî

mektepler biçiminde olsun, isterse bireysel denemeler yoluyla olsun artık dil ve edebiyatımızın eski biçimde sürmeyeceği gerçeğinin ortaya çıkmış olmasıdır. Namık Kemâl, Şinasi, Ziya Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Ahmet Midhat Efendi gibi dil hassasiyeti olan ediplerin yanında Edhem Pertev Paşa gibi kalem erbâbımn da Türkçe söyleyiş bakımından bir duyarlılığın sahibi olduğunu söylemek çok kolaydır. Manzume boyunca değişmeyen tek şey şiirin üslubudur. Şair aynı rahat söyleyişini övgü bölümünde de sürdürmektedir.

Kasidenin son dörtlüğü ‘dua’ bölümüdür.

Tevfikin bağışla ona İlâhî
Hâcetler Kâbesi ola dergâhı
İzdiyâd-ı ömrü bakâ-yı câhı
Huda’dan cümlenin iltimâsıdır.

Şair burada Mahmud Nedim Paşa’nın başarılı olması için Tanrı’ya dua etmektedir. Tanrı’nın ona yardım etmesi, dilekler Kâbe’si olan kapısının ömrünü uzatmasım bütün insanların Tanrı’dan beklediği bir iltimas olarak niteler. Dua kısmı geleneğe bağlı kalınarak kısa tutulur.

Edhem Pertev Paşa’nın Bir Tercümesi: Bekâ-yı Hayât

Bekâ-yı Hayât

Jean Jacques Rousseau’nun Bir Kıt’asmm Tercüme-i Manzumesidir.

Hâb-ı pür ızdırâbdır bu hayât
Doğmuşuz ölmek üzre vâ-hayfâ
Var ise zerre zerre zevkıyyât
Anı da kahr-ı dehr eder ifnâ.

Gideriz böyle cehl ü gafletle
Ka’r-ı girdâb-ı mevte hasretle
Türlü mihnetle bin meşakkatle
Mahv u güm-nâm eder bizi dünyâ

Bizse seyreyleyip bu bünyâdı
Ararız tarhına nedir bâdi
Hâlık-ı halkı sırr-ı îcâdı
Cümleyi bilmek isteriz hâlâ

Lîk bu sırr-ı mübhemin halli
Akla teysîr olunmamış belli
Âdeme acz ü gaflet ü cehli
Ettirirler hatâ içinde hatâ

Sıyrılıp rûh zulmet-i tenden
Süzülüp eyledikte azm-ı vatan
Ol zaman hallolur bu şüphe vu zan
Bilinir hâsılı nedir mânâ!

Kaynak: Ali İhsan Kolcu, Tanzimat Edebiyatı-1 (Şiir)