Ebubekir Eroğlu

Ebubekir Eroğlu Kimdir? Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

Ebubekir Eroğlu ( d. 25 Ocak 1950, Yeşilyurt/Malatya) Yazar, şair.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu (1975). Diriliş dergisinde yayımlanan şiirleriyle edebiyat dünyasında tanınmaya başlayan Eroğlu, Eyüp Onart ve Süha Kalaycı gibi müstearlar (takma isimler) kullanmıştır. Şiirleri genellikle mistik edebiyat bağlamında değerlendirilmektedir.

Bir dönem Yönelişler adlı bir derginin kuruculuğunu üstlenmiştir. Kayıpların Şarkısı adlı eseri meşhurdur ve bu eser 1985 yılında TYB Şiir Ödülü’ne layık görülmüştür.

“Modern Türk Şiirinin Doğası” adı ile kaleme aldığı deneme de yine 1994 yılında TYB Deneme Ödülü’ne layık görülmüştür.

Sanatçı birçok şiirini Berzah adlı eserinde bir araya getirmiştir.

Ebubekir Eroğlu

Ebubekir Eroğlu’nun Eserleri

Şiir:

  • Kuşluk Saatleri (Yenisanat Yayını, 1974)
  • Kayıpların Şarkısı (Bürde Yayını, 1984)
  • Yirmidört Şiir (İz Yayıncılık, 1991)
  • Şahitsiz Vakitler (YKY, 1998)
  • Berzah-Toplu şiirler (YKY, 2001)
  • Sınır Taşı (YKY, 2006)
  • Sesli Harfler (YKY, 2011)
  • İçkale (YKY, 2015)
  • Bentler (YKY, Ocak 2017)

Deneme-İnceleme:

  • Sezai Karakoç’un Şiiri (Bürde Yayını, 1981)
  • Yenileme Bilinci (Nehir Yayınevi, 1988).
  • Sevap Defteri (İz Yayıncılık, 1992)
  • Modern Türk Şiirinin Doğası (YKY, 1993)
  • Sabit ve Değişken (İz Yayıncılık, 1994)
  • Muğlak Ölçekli Harita (İz Yayıcılık, 1997)
  • Kelimeler Çınladıkça (İnsan Yayınevi, 1997)
  • Hayat Mükemmel Değil (İnsan Yayınevi, 2000)
  • Salınımlar (Sufi Kitap, 2005)
  • Çalkantı ve Dalga (Timaş Yayınevi, 2008)
  • Geçmişin İçindeki Geçmiş (YKY, 2013)
  • Şi’r-i Kadim Üstüne deneme

Derleme-Sadeleştirme:

Şiirlerinden Örnekler

CESARET

yenilmek mesele değil
ilham eder bir daha denemeyi
balta yemiş bir ağacın
sürgün vermesi gibi

tekrar yöneliyoruz imkansızın günün
yo kimsenin çünkü zaferi
mümkünlere bakıp değer mi deme
arzuyla dengeliyoruz vazgeçişi

BULUŞMA

bu toprağı boş kalır sanma
eksilmez arzuyla iz sürenlerin
kimi gitti kimi gelecek

yol bilmese yordam bilmese
saf yürekle kapıya erenlerin
kimi gitti kimi gelecek

yerleşip otele pencereden bakınca
gördüğünden iğrenenlerin
kimi gitti kimi gelecek

işaretler karışmış diye burada
bakışıyla aynayı silenlerin
kimi gitti kimi gelecek

tanışıp mahşeri karmaşayla
bugünden sarsılan yüreklerin
kimi gitti kimi gelecek

özetlenip menkıbesi yazılsa
koca bir destana dönenlerin
kimi gitti kimi gelecek

ister oku adını ister okuma
bir kere kayda girenlerin
kimi gitti kimi gelecek

ya sayısı dersen bir şey diyemem
hafızada sayısız yer edenlerin
kimi gitti kimi gelecek

senden öncekine bunu söyledim
duyacağı aynı söz yarınkilerin:
kimi gitti kimi gelecek.

ALDI BELİĞ

başa çıkması çetin, bağlı olanın
gücü de yetmez ki çözülüp ayrılmaya
sen, düşünü kurduğum sıcak buluşma!
bir de düşte kalmayan, yürek inciten
soğukluk verici fikir olmasa!

çekip gitmeyenden bir türlü
ve aldırışsız kalandan
kolay bir yolu yok uzak durmanın
vazgeçip her şeyden bir köşeyi seçmek de güç
kaçmak tanıdıklardan, sebepsiz uzaklaşmak
yalanlarla doluyken etraf, düşmanca
ve rast geldikçe, canı kendine çeken
gözlere özürler sıralayarak
yalın bir öpücüğe yaklaşmak da güç
dolaşmak şöyle kalsın kıyılarda
gözlerden ırak
mümkün müdür uzletin baş köşesi
ortalığa serpilip dökülmüş âşıklara
ve geçmek için teklifsiz, yârin bucağına
arşınlayacak bir yolu bulmak da güç.

ALDI FEHİM

baktım dünya sahnesine
metnindeki cümlelere
dizgisi yanlış

acısı gerçek insanların
üstelik az da anlatılmamış
ama “biri birşey yapsa” diyen temenniler
çözümsüz simgeler olarak kalmış
büyük acılar tel tel çözülmekteyken
doğru nüktelere giren büyük üzüntülerin
dileği yanlış

düzenini bu çağın boyladı gitti
binlerce adab erkan sahibi
açılmış olmaz mıydı bugüne değin
olmasa bir kalıba sokulmuş gizeminin
kurgusu yanlış

bilen bildi doğrusu
yorumları gizlice yalanla doldu
uyku her koldan hücumla bölünürken
rahatça uyanışı kalmadı istiharenin
olmada gittikçe şehrin pîrinin
rüyası yanlış

gözlerinden sevgiliye bağlanıp
tutkusuna yenilmiş aşk hastasına
isa hazretleri gelse ne yapsın
böylesine tıbbî müstahzaratın
devası yanlış

anlam dünyasına yakın duranın
şiirsiz ortamda olur mu hiç benzeri
kavrayışı ve kaleme alışında
boş konuşmaya alışmış olanların
sanısı yanlış.

BİR ANA AİT SESLER

med ve cezir denizlerini ikiye böldü
kırlangıçlar çığlık savurdular
bense sevmek suçlarını bir yana ittim
ummadığım anlaşamadığım noktalara seğirttim
denizin ezgin ve bezgin türküleri
sesleri alan sonra duran zamandı önlerinde
raksa ve çiçeğe düşkün çocuklar gördüm
böyle çocuklar gördüm
denizin kandilleri umurunda
belli bir anın sesleriyle
aşklarını güçlendirirken
ya da
raksa ve çiçeğe düşkün çocuklar gördüm
denizin morunda morun cümbüşünde unutulmuş
bir âna ait sesleri kaydederken

HÜZNÜN ANLAYIŞI

tut ki bir yalnızım ben
tut da kurtulayım bu soğuk bahçeden
hızla geçti günün arzuları
hızla geçti gecenin dinmeyen anıları
sabır taşını ikiye böldüm
geçtim binbir acıdan umuttan

ayışığına muhtacız dedim dinlemediniz
duaya muhtacız selâma muhtacız
muhtacız bahara bahar sabahına

tut ki bir yalnızım ben
esintine muhtacım ey ulu rüzgâr
bana bir sır gerek şafak vaktinden
hatırama başdönmesi

hüznün anlayışını isterim
ey hüzün anlayışını isterim
badısabanın sabahla dostluğunu
badısabanın sabahla savaşını isterim
ey badısaba ekmeğini aşını isterim

isterim hızla geçen arzuyu
bu dansın çağrısı beni bulur beni arar.

Bir Yorum Ekle