Şiir Tahlili: Visal-Necip Fazıl Kısakürek

Hakikat bilgisi bir ‘’sır’’dır. Bu sır benliğinden kurtulmayanlar için ‘’açılmaya çalışıldıkça örtünen’’ bir sırdır. Yalnızca tasavvuf yoluna intisab etmiş olanlar bu sırra erebilirler. Çünkü onlar bu yolda kendi benliklerinden soyunmuş, kendi benliklerini unutmuş kimselerdir. Şair’e göre kişinin sırra erebilmesi, ancak ‘’benliğinden kaçıp kurtulması’’ şartına bağlıdır. Böyle kimseler dünyadan ve dünyevi şeylerden elini eteğini çekmiş olup yalnız Allah’la meşgul olan kimselerdir. Onlar benliğinden kaçabilen ve nefsiyle mücadelede galip gelebilen insanlardır.

İmam Gazalî, ‘’tasavvufun bazı şartları’’nı açıkladığı eserinde şöyle buyurmaktadır: ‘’Bu şartı yerine getiren temiz fıtrat sahibi mutasavvıf, şeyhinden aldığı bereket sayesinde büyük cihada (Cihad-ı Ekber’e) ve Allah’ı zikretmeye koyulur. Büyük cihad, içe dönük manevi düşünceden, Allah’ı zikretmek de insanın yaptığı ve yapmaktan kaçındığı her şeyde kendisini Allah’ın huzurunda hissetmesinden ibarettir. Bunlar yanında mutasavvıf zihnini devamlı olarak yüce alem üzerine yoğunlaştırmalıdır. Böylelikle tarikat yolundaki dereceleri konak konak aşarak en son dereceye yükselir. Bu mertebe, fani varlık sınırını aştığı için, oraya ulaşan kimse ilahi ve Rabbani bir mahiyet kazanır. İşte gerçek anlamda sufi böyle kimseye denir.’’14

‘’Hatıra küpü, devril, sen de ey hayal, gömül! Sonu gelmez visalin gayrından vazgeç, gönül!’’

Şair de tıpkı yukarıda sözü edilen mutasavvıflar gibi hakikate ulaşabilmek için dünyaya ait olan heva ve heveslerden kurtulması lazım geldiğini bilmekte ve bunun neticesinde de kendi kendine ve kendi gönlüne seslenmektedir.

‘’Hatıra küpü’’ şairin aklını temsil etmektedir. Şair ‘’hatıra küpü, devril’’ diyerek hakikat yolunun yolcusunun vasıtasının akıl olamayacağını ifade etmektedir. Şairin ‘’hatıra küpü’’ ile birlikte ‘’hayal’’e de ‘’gömül’’ diye seslenmesi, yine dünyevi olana itimat edilmemesi gereğinin bir tezkiridir. Çünkü insan hayatı süresi içerisinde, ‘’hatıralar’’ geriye dönük, ‘’hayaller’’ise ileriye dönük arzu ve isteklerdir.

Şair ‘’gönül’’e, kendi gönlüne seslenerek, onun ‘’bütün bu geçici arzu ve isteklerden vazgeçmesini’’ istemekte ve gönlünün asıl meftun olması gereken şeyin ‘’sonu gelmez visal’’, ‘’sonsuz kavuşmak arzusu’’, ‘’mutlak hakikate ulaşmak isteği’’ olması lazım geldiğini belirtmektedir.

‘’O visal, can sendeyken canını etmek feda; Elveda toprak, güneş, anne ve yar elveda!’’

Bu mısralarda, şairin, bir önceki bölümde kendi gönlüne ‘’sonu gelmez visalin gayrından vazgeç, gönül!’’ diye seslenirken kullandığı ‘’visal’’ kelimesinin özellikleri zikredilmektedir. Buna göre ‘’visal’’, ‘’can sendeyken canını etmek feda’’ biçiminde vasıflandırılmaktadır.

Yaşıyorken ‘’canını feda etmek’’ sonsuz bir teslimiyet halinin ifadesidir. Böylesine bir teslimiyet içerisindeki bir insanın gönlünde de Allah’tan gayrısı elbette bulunmaz. Mutlak teslimiyete doğru yönelmiş olan insanın yine dünyevi şeylerden temizlemesi gerekir. Tasavvufta bu, ‘’terk’’ yani verâ´olarak isimlendirilmektedir.

14 İmam Gazali, ‘’El-Munkizü Mine’d Dalâl’’ Kayıhan Yay. İst. 1990, s. 259 (Hazırlayan ve şerh eden Abdulhalim Mahmud; Mütercim, Salih Uçan)0

‘’Yahya b. Muâz, şöyle der: ‘Verâ´ın iki şekli vardır: Zahiri verâ, Allah Teâlâ’nın rızasından başka bir şeyin seni harekete geçirmemesidir; Bâtınî verâ, kalbine Allah Teâlâ’dan başka bir şeyin girmemesidir.’’15

Bu noktada şair, hakikati arama yolunda yürüyen bir insan olarak, ‘’toprağa, güneşe, anneye ve sevgiliye’’ veda etmekte, kalbinde yalnızca Allah’a yer bırakmaktadır.

Bunu Necip Fazıl’ın bir başka şiiriyle ifade edecek olursak; ‘’Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez; Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez.’’16

Necip Fazıl’ın ‘’Visal’’ adlı şiiri görüldüğü üzere, son derece derin tasavvufi ve felsefi çıkarımlar yapılabilecek, oldukça geniş manalar taşıyan bir şiirdir.

Tamamen İslam düşüncesi ve tasavvufla alakalı olan bu şiirin anlamıyla ilgili söylenecek daha çok söz vardır. Ancak, konu öyle bir konudur ki, nasıl deniz suyu içen birinin içtikçe susuzluğu gitmez çoğalırsa, tasavvufla ilgili söz söyleyen birinin de söyledikçe sözü, bitmez çoğalır.

Necip Fazıl’ın bütün şiirlerinde rastlanan, onun ‘’ilahi nizam’’ fikrinden kaynaklı biçimsel bir ‘’düzen’’ kaygısı bu şiirinde de görülmektedir.

7+7 (14’lü) Hece ölçüsüyle yazılmış olan şiir, biçimsel mükemmellikle fikri derinliğin bir arada bulunduğu en güzel örneklerden biridir.

15  Abdulkerim Kuşeyrî, ‘’ Kuşeyrî Risâlesi’’, Dergah Yay. İst. 1991, s. 248 (Hazırlayan, Süleyman Uludağ)

16  Necip Fazıl Kısakürek, ‘’Çile’’ Bütün Şiirleri, YKY, İst. 2005, s. 139 (‘’Geçilmez’’ adlı şiirinden iktibas…)