Sponsorlu Bağlantılar
Toplam 3 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 3 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,603

    Divan Şiirinde Aşk Anlayışı

    Divan şiirinde aşk 2 türlü işlenmiştir: Dünyevi aşk ve ilahi aşk.

    Aşk konusu ozanın dünya görüşüne koşut olarak anlam kazanırdı.(ilahi aşk) Tasavvuf yoluna giren ozan için amaç mutlak güzellik olan tanrıya kavuşmaktır. Bu da ancak maddeden sıyrılıp benliği yitirmek ve aşk (dervişlik) yoluna girmekle olur. İlahi aşk; maddi aşkla başlar: dünya üstündeki bir güzele aşık olan ozan, dünyanın güzelliklerine aşık olan ozan, bu durumu soyutlama yoluyla ilahi aşka dönüştürür ve Tanrı'nın benliğine kavuşmaya çalışır; Tanrı'da kendi benliğini eritme anlamına gelen "fenafillah" aşamasına erişince de gerçek mutluluğu bulur. Ama bu aşama ölümden sonra gerçekleşebilecektir. Divan şiirinde sevgilinin, erkek kimliğinde görülmesi, doğrudan doğruya tasavvuftan kaynaklanır. Yunan düşünürü Platon'a kadar uzanan bu yaklaşımda, en saf ve en gerçek aşk önemlidir; tensel zevkler, cinsellik söz konusu edilemez. Tensel zevkler ancak neslin devamı sağlanması açısından kadınlara duyulan aşklarda söz konusu olabilir. Bu nedenle Tanrı'nın gerçek güzelliğinin yansıdığı, gerçek aşk kaynağı genç erkekler, ilahi aşkın nesnesi olmuştur.(dünyevi aşk)

    Aşk konusu, yaşama bağlı ozanlar tarafından da dindışı bir anlayışla ele alınmış ve işlenmiştir. Yaşamdaki güzellikler ve güzelliğiyle simgeleşen kadın, divan şiirinde önemli yer tutar. Dünya nimetlerine bağlı divan edebiyatı ozanları, bu nimetlerden zevk alarak yararlanmasını bilmişlerdir. Söz konusu ozanlar için kadın tapılacak biridir: güzelliğiyle büyüler, zaman zaman ilgi gösterip zaman zaman rakipleriyle gönül eğlendirerek ağşığını üzer. Aşık sürekli bir üzüntü içinde kıvranıp durur, daha doğrusu platonik aşkın girdabında boğulacak gibi olur.

    Kaynak: Divan Edebiyatı, Şiiri, Biçim ve İçerik Özellikleri, Dönemleri, Kaynakları, Tarihsel Gelişimi

  2. #2
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,603

    Cevap: Divan Şiirinde Aşk Anlayışı

    Dünya dönmeye başladığından bu yana aşk, varolagelen en yoğun duygudur. En eski dönemlerden itibaren sözlü ve yazılı edebiyatın en çok işlediği konu aşktır.

    Aşk, Divan edebiyatının vazgeçilmez konusudur. Divan edebiyatında aşk, ıstırap ve acı doludur.
    Divan edebiyatında aşk, ilacı bulunmayan bir derttir; fakat Divan şairleri bu derde sahip oldukları için mutludurlar. 16.yy şairi Fuzuli’nin


    “Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
    Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır.”

    beyiti bu durum için verilebilecek en güzel örneklerdendir. Görüldüğü gibi, şair, içerisinde bulunduğu aşk derdinden şikâyetçi değildir; tam tersine aşk derdiyle yaşadığı için mutludur.

    Divan edebiyatında aşk, uğruna her şeyin feda edilebileceği bir değer olarak görülmektedir.
    “Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil!” dizesinde Fuzuli, “Ey gönül! Sevgili canını istemiş, vermemek olmaz.” diyerek aşkın her şeyden güçlü bir duygu olduğunu dile getirmiştir. Burada şair, sevgili (aşk) için ölümü dahi göze alır ki aşka ve aşkın yüceliğine o kadar çok inanmaktadır. Ayrıca, yine Fuzuli’nin “Leyla ile Mecnun” adlı mesnevisinde yer alan


    “Cânı cânâna vermektir kemâli âşıkın
    Vermeyen cân itiraf etmek gerek noksanına.”


    beyiti de buna örnektir. Şair, bu beyitte, sevgili uğruna can verilerek aşkın tamamlandığını, bunu yapmayanların eksiklerini kabullenmeleri gerektiğini vurgular. Bu örneklerde de görüldüğü gibi Divan edebiyatında ve Fuzuli’nin gazellerinde, aşk uğruna her şey göze alınır, bu uğurda yapılamayacak şey yoktur.

    Divan edebiyatı eserlerinde aşklar platonik, sevgili vefasız ve zalimdir. Âşık olan kişi ise her zaman bahtsızdır. “Beni candan usandırdı, cefâdan yâr usanmaz mı/ Felekler yandı ahımdan, murâdım şem’i yanmaz mı?” beyitinde Fuzuli, sevdiğinin onu canından usandırdığını, derdiyle göklerin yandığını; fakat dilek mumunun yanmadığını vurgulamaktadır. Bu alıntıda da görüldüğü gibi şair, sevgilinin eziyetlerinden ve kötü davranışlarından şikâyetçidir. Sevgili, bu durumda vefasız ve zalim; seven ise bahtsızdır. Bir başka Divan şairi olan Hayali, bir gazelinden alınan,


    “Cefâya öykünüben cevre can verir şimdi
    Vefâ vü mihr ile mu’tad gördüğün gönlüm.”


    beyitinde “Vefa ve sevgiye alışmış gönlüm, şimdi sıkıntı çekmeye öykünerek (taklit ederek) eziyet ve sıkıntı sözcüklerini anlamlı kılar, onlara can verir.” diyerek sevgilisinin zalimliğini dile getirmektedir. Bu alıntıdan da anlaşılacağı üzere, sevgili kendisini sevene sürekli acı çektirir, zalimliğini her fırsatta göstermeye çalışır.

    Divan edebiyatının bir başka önemli nazım biçimlerinden olan kasidelerde de aşk, farklı şekillerde algılanıp şiirlere konu olur. Kasidelerde daha çok, şairin, bir devlet büyüğüne ya da kendisine duyduğu hayranlık, aşk boyutunda işlenir. Şairin kendisine duyduğu aşktan bahsederken akla gelen ilk isim 17.yy Divan şairi Nef’i’dir.


    “Sözde nazir olmaz bana ger olsa âlem bir yana
    Pür-tumturak u hoş-eda ne Hâfız’ım ne muhteşem.”

    beyitinde şair, “Bütün dünya bir yana olsa, sözü benim sözümü tutacak bir şair çıkamaz/ Ben ne Hâfız’ım (döneminin en ünlü İranlı şairi) ne muhteşem şiirlerim hoş edalı ve gösterişlidir.” diyerek kendisini övmüştür ve yolla kendisine duyduğu abartılı aşkı anlatmıştır.

    Sonuç olarak, Divan edebiyatında aşk, sevilenin (âşık olunanın) zalimliği ve acı çektirme isteği; seveninse (âşığın) bahtsızlığı ve acı çekmesi üzerine kurulmuştur. Bütün bunlar, sevenin sevdiğine kavuşmasına engeldir ve bu kavuşamama durumu, aşkı daha da yüceltmiştir.

    --------------------------------------------------------------------------------
    Mahir Ünlü, Ömer Özcan. Edebiyat 1. İstanbul: İnkılap Kitap Evi, 2001.

  3. #3
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,603

    Cevap: Divan Şiirinde Aşk Anlayışı

    Divan şairlerinin aşka ilişkin kullandıkları bazı metaforlar:

    -Divan şairi aşkın has bahçesinde yaşayan kişidir. Onun için aşk, merkezdedir. En büyük divan şairlerinden biri olan Fuzuli, “aşık” olduğu söylenebilecek biri değildir. O aşkın tüm katmanlarını hayatının her evresinde yaşar; o aşka aşıktır, sevgiliye değil. Doğu ve Batı toplumlarında “aşka aşık olma” haline ilişkin kullanılan ortak metaforlar istiareler vardır. Bunlardan biri gül ile bülbüldür. Bülbülün gül karşısındaki tavrı, aşığın sevgili karşısındaki var oluşuna benzetilir. Bülbülün gül karşısında şakıması, aşığın sevgili karşısında inlemesiyle bir tutulur. Bülbülün bağrına kan oturması ise gülün renginden dolayıdır. Gülün bülbülü görmezden gelmesi ve kayıtsızlığı, melankolik kalp halini bize verir. Kalbin çeşitli oluşumları vardır ve bu oluşumlar her zaman aynı şekilde meydana gelmez. Bir zaman olur kalbin içine dünyaları sığdırırsınız, bir zaman olur kalbiniz size sığmaz olur. Divan edebiyatında kullanılan bu sembollerin kalbe yansıması aşkı çoğaltır.

    Şairlerin gül ile bülbülden başka kendilerini özdeşleştirdikleri bir diğer metafor da mum ile pervanedir. Divan şiirinin ışığı mumun başında yanar, o ışığa düşen pervane de aşığın ta kendisidir. Bu benzetme doğuya ait aşk sembollerinin başında gelen bir anlayışı temsil eder. Aşk tekildir, iki kişilik değildir ve sadece bir kişiyi ilgilendirir; seveni...

    Mum bir ışık yayar, bu ışık aşkın aydınlatılması manasına gelir. Bir şairin dediği gibi aşk ateşi önce maşuku sonra aşıkı yakar. Mum sevilendir ve etrafındaki pervane ona aşık olan kişidir. Aşkın oluşması bir bakışla yani tek bir kıvılcımla olur; işte bu kıvılcım mumun üzerindeki ateşi yakar. Daha sonra pervanenin mum etrafında dönüş süreci başlar. Tıpkı pervanenin mum ışığına giderek yakınlaşmak istemesi gibi aşık da tutkunu olduğu sevgiliye giderek daha çok yakınlaşmak ister...Ta ki mumun alevine dokunup kanadını yakıncaya kadar. Mum bu esnada kovalandıkça yakalanmak isteyen bir sevgili gibidir. Aşk, sevgili merkezli bir dönüşten ibarettir. Ne yapsanız, ne etseniz, ne okusanız ne yazsanız; yolunuz hep sevgiliye çıkar. Mumun alevinden etkilenip ona ilk dokunuşu yapan pervanenin yanan kanadı, azap içindedir. Azabın anlamı “acı, elem, ıstırap”dır ve bir diğer anlamı da “lezzet”tir. Aşığın tattığı bu acı, bir zaman sonra onun tabi hali olmaya başlar. Öyle bir nokta gelir ki pervane metaforundaki aşık, mumun alevinden aldığı şevkle iki kanadıyla ateşe sarılmak ister ve tamamıyla yanar. Bu benzetme, aşığın sevgili huzurunda can vermesi ile özdeşleşir; ve mumun bundan hiç haberi yoktur. Kaldı ki aşk, sevgili için olmaktır. Divan şairleri, “sevgili için can taşıyan aşıktır; canı için sevgili arayan ise menfaatperesttir” der.

    Alıntı

Benzer Konular

  1. Divan şiirinde mazmun örnekleri ve inceleme
    Konu Sahibi yoyo Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 29.Nisan.2015, 19:40
  2. Divan Şiirinde Âşık, Sevgili, Rakip Üçlüsü ve Ölüm
    Konu Sahibi refresh Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 11.Temmuz.2011, 14:04
  3. Divan Şiirinde Yergi Amaçlı Söz Sanatları
    Konu Sahibi edebiyatci Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 20.Mayıs.2011, 21:55
  4. Divan Şiirinde Sabâ
    Konu Sahibi refresh Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 20.Mayıs.2011, 21:49
  5. Divan şiirinde ritm arayışları
    Konu Sahibi ahbar Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 17.Nisan.2011, 18:46

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •