Konu Kapatılmıştır
Toplam 3 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 3 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,503

    Olay (Vaka) Hikayeciliği-Maupassant tarzı hikaye özellikleri ve Örnekler


    Olay (Vaka) Hikayeciliği-Maupassant tarzı hikaye ve Örnekleri

    ÖYKÜ(Hikaye)

    • Yaşanmış ve yaşanması mümkün olan olayları yer ve zaman bildirerek anlatan yazı türüdür.
    • Öyküyü oluşturan unsurlar şunlardır: Anlatıcı, olay ve durum, kişi, yer ve zaman.
    • Öyküler serim, düğüm ve çözüm olmak üzere üç bölümden oluşur.
    • Olay ağırlıklı öykülere "olay öyküsü" denir. Bu tür öykülere klasik öykü denildiği gibi Maupassant tarzı öykü de denilmektedir. Bu türün edebiyatımızdaki en önemli temsilcisi Ömer Seyfettin'dir.
    • Olay hikâyesinde olay örgüsü ve kahramanların başından geçen olaylar ağır basar.
    • Kişilerin içinde bulunduğu durumu yansıtmayı amaçlayan öykülere de "durum ve kesit öyküsü" denir. Bu tür öykülere modern öykü denildiği gibi Çehov tarzı öykü de denilmektedir. Edebiyatımızdaki temsilcisi Memduh Şevket ve Sait Faik'tir.
    • Durum öykülerinde ise zaman, mekân ve kahramanın tasvirleri daha ön planda olup olay akışı geri plandadır.
    • Öykü türünün dünya edebiyatındaki ilk örneğini Boccacio, Decameron Öyküleri adlı eseriyle vermiştir.
    • Türk Edebiyatında ise Ahmet Mithat Efendi' nin Letaif-i Rivayat adlı eseri ilk hikâye örneğidir.
    • Batılı anlamda teknik açıdan olgunlaşmış ilk hikâye örneği Samipaşazade Sezai'nin Küçük Şeyler adlı hikâyesidir.
    • Hikâye türü Milli edebiyat sanatçıları ile birlikte milli ve modern bir kimlik kazanmıştır. Refik Halit Karay, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ömer Seyfettin bu türün önemli temsilcileridir.


    Hikâyeciliğin tarihsel süreci incelendiğinde karşımıza iki tür hikâye çıkmaktadır. Bu türler "olay öyküsü" ve "durum öyküsü" olarak adlandırılır.

    Olay öyküsü

    • Bu tarz öykülere "klasik vakâ'a öyküsü" de denir.
    • Bu tür öykülerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine bağlıdır.
    • Olaylar serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır.
    • Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir, düğüm bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde gi-derilir.
    • Bu teknik, Fransız sanatçı Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere "Maupassant tarzı öyküâ" de denir.
    • Türk edebiyatında bu tarz öykücülüğün en büyük temsilcisi Ömer Seyfettin'dir. Ayrıca Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Necati Cumalı, Talip Apaydın da olay türü öykücülüğünün temsilcileri arasındadır.


    Olay hikâyesi örneği:

    AND
    Küçük hocanın ağır tokadı, büyük hocanın uzun sopası ki, rast geldiği kafayı mutlaka şişirirdi. Ben, hiç dayak yeme-miştim. Belki iltimas ediyorlardı. Yalnız bir defa büyük hoca kuru ve kemikten elleriyle, yalan söylediğim için, sağ kulağımı çekmişti; o kadar hızlı çekmişti ki, ertesi günü bile yanıyordu ve kıpkırmızıydı. Hâlbuki kabahatim yoktu; doğru söylemiştim. Bahçedeki abdest fıçısının, musluğu koparılmıştı. Büyük hoca. bu kabahati yapanı arıyordu. Bu, mavi cepkenli, kırmızı kuşaklı, hasta ve zayıf bir çocuktu. Haber verdim, falakaya konacaktı. İnkâr etti. Sonra diğer bir çocuk çıktı. Kendi kopardığını, onun kabahatli olmadığını söyledi ve yere yattı. Bağıra bağıra sopa yedi. O vakit büyük hoca: "-Niçin yalan söylüyorsun, bu zavallıya iftira ediyorsun?" diye kulağıma yapıştı; yüzünü buruşturarak darıldı.

    Ağladım, ağladım; çünkü yalan söylemiyordum. Evet, musluğu koparırken gözümle görmüştüm. Akşam azadından da dayağı yiyen çocuğu tuttum:
    __ Niçin beni yalancı çıkardın, dedim. Musluğu sen koparma-mıştın.
    __ Ben koparmıştım.
    __ Hayır, sen koparmamıştın. Öbür çocuğun kopardığını ben gözümle gördüm.
    Israr etmedi, yüzüme baktı, bir an durdu ve eğer hocaya söylemeyeceğime yemin edersem saklamayacaktı, anlatacaktı. Ben hemen yemin ettim, merak ediyordum:
    __ Musluğu Ali koparmıştı, dedi, ben de biliyordum; ama o çok zayıf ve hastadır. Görüyorsun, falakaya dayanamaz. Belki ölür; daha yataktan yeni kalktı. __ Ama sen niçin onun yerine dayak yedin?
    __ Niçin olacak, onunla ant içtik; o bugün hasta, ben iyi ve kuvvetliyim. Onu kurtardım işte!
    __ İyi anlamadım, tekrar sordum:
    __ And ne?
    __ Bilmiyor musun?
    __ Bilmiyorum.
    O vakit güldü ve benden uzaklaşarak cevap verdi:
    __ Birbirimizin kanlarını içeriz; buna ant içmek derler. Ant içenler kan kardeşi olurlar. Birbirlerine ölünceye kadar yardım ederler, imdada koşarlar.Sonra dikkat ettim, mektepte pek çok çocuk birbirleriyle ant içmişlerdi; kan kardeşi idiler. Bir gün bu yeni öğrendiğim âdetin nasıl yapıldığını gördüm.

    Tatil günleri bizim evin bahçesine, bütün komşu çocukları toplanırdı. Akşama kadar birlikte oynardık. Arkamızdaki evlerin sahibi Hacı Budakların benim kadar bir çocukları vardı ki, en çok adı hoşuma giderdi: Mistik... 0,hepimizden kuvvetliydi. Sanki adı gibi her tarafı yuvarlaktı; başı, kolları, bacakları vücudu... Hatta elleri... Bütün çocukları güreşte yenerdi. Yazın, her cuma sabah büyük bir deste söğüt dalı getirirdi. Bu dallardan kendimize atlar yapar, cirit oynar, yarışa çıkardık. Yarışta da hepimizi geçerdi. Onu hiçbirimiz tutamazdık! İşte yine böyle bir cuma günü Mistik, söğüt dallarıyla geldi. Ben en uzununu kendime ayırdım.
    Kendi atımı yapıyordum. Mıstık'la diğer çocuklar sıralarını bekliyorlardı. Nasıl oldu, farkına varamadım, söğüdün kabuğu birden yarıldı, Arasından kayan çakı, sol elimin şahadet parmağını kesti. Sulu kırmızı bir kan akmağa başladı. O saatte aklıma bir şey geldi; ant içmek... Parmağımın acısını unuttum! Mistik'a:
    __ Haydi, dedim hazır elim kesildi. Kan kardeş olalım. Sen de kes...
    Tereddüt etti. Siyah gözlerini yere dikerek büyük, yuvarlak başını salladı.

    __ Olur, mu ya? Ant için kol kesmek lâzım...
    __ Canım, ne zararı var? Diye ısrar ettim, kan değil mi? Hepsi bir. Ha koldan, ha parmaktan... Haydi, haydi... Razı oldu. Elimden aldığı çakı ile kolunu, hatta biraz de-rince kesti, kan o kadar koyu idi ki, akmıyor bir damla, halinde kabarıyor, büyüyordu. Parmağımın kanı ile karıştırdık. Evvelâ ben emdim. Bu tuzlu sıcak bir şeydi. Sonra da benim parmağımı, emdi.Bilmiyorum aradan ne kadar zaman geçti. Belki altı ay, belki bir yıl. Mıstık'la kan kardeşi olduğumuzu âdeta unutmuştum. Gene birlikte oynuyor, mektepten eve birlikte dönüyorduk. Bir gün hava pek sıcaktı. Büyük hoca bizi yarım azad etti. Tıpkı perşembe günü gibi... Mıstık'la sokağın tozları içinde yavaş yavaş yürüyorduk.

    Büyük, geniş bir yoldan geçiyorduk. Kenarda, yıkılmış bir duvarın temelleri vardı. Birdenbire karşıdan iri, kara, bir köpek çıktı. Koşarak geliyordu. Arkasından, birkaç adam kalın sopalarla kovalıyorlardı. Bize: "-Kaçınız, kaçınız; ısıracak!" diye bağırdılar. Korktuk, şaşırdık. Öyle kaldık. Evvelâ ben biraz kendimi toparlayarak: "-Aman kaçalım!.." dedim. Gözleri ateş gibi parlayan köpek bize yetişmişti. O vakit Mistik: "-Sen arkama saklan!" diye haykırdı. Önüme geçti. Köpek, onun üzerine hücum etti. İlkin hızla birbirlerine çarptılar. Sonra tıpkı güreşir gibi boğaz boğaza geldiler. Köpek de ayağa kalkmıştı. Biraz söyle savaştıktan sonra ikisi de yere yuvarlandılar. Bu muharebe bana pek uzun geldi. Titriyordum. Sopalı amcalar, yetiştiler. Köpeğe kollarının bütün kuvvetiyle birkaç tane indirdiler. Mistik kurtuldu. Zavallının kollarından, burnun-dan kan akıyordu. Köpek, kuyruğunu bacaklarının arası-na sıkıştırmış, ağzı yerde dörtnala kaçtı. Mistik: "-Bir şey yok... Acımıyor... Biraz çizildi..." diyordu. Evine götürdüler, ben de hemen evimize koştum. Ertesi günü Mistik mektebe gelmemişti. Daha ertesi günü yine gelmedi. Anneme Hacı Budaklara gidip Mistik'ı görmemizi söyledim. Hastaymış yavrum, dedi. İnşallah iyi olunca gene oynarsınız, şimdi rahatsız etmek ayıptırOndan sonra ben, her sabah Mistik'ı iyileşmiş bulacağım ümidiyle gittim. Fakat heyhat! O hiç gelmedi. Köpek kudurmuş...

    Ömer Seyfettin


  2. #2
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,503

    Post Cevap: Olay (Vaka) Hikayeciliği-Maupassant tarzı hikaye özellikleri ve Örnekler

    Olay Öyküsü

    Olay, korku ve gerilim yaşatma öğesi olarak kullanılır. Öykü giriş (serim), gelişme (düğüm), sonuç (çözüm) bağlamı içinde gelişir. Bu öykü türünde olay-zaman bağlantısı da düzenlidir.


    Olay öyküsünün kurucusu Guy De Maupassant. Ayrıca Ernest Hemingway, Truman Capote önemli temsilcileridir.
    Bizde;



    Olayın akışı zaman öğesi arasında düzenli olarak serim, düğüm, çözüm bölümleriyle işlenir demiştik. Öyküde gerilim aşama aşama gelişir, zaman zaman gevşer sonra çözüme ulaşır. Ömer Seyfettin'in Diyet adlı öyküsü buna örnektir. Olağanüstü olay, olağanüstü kişilik iç içedir. Koca Ali'nin kula kul olmayan davranışı...


    Olay öykü yazarımız Ömer Seyfettin, Amerikalı kısa öykü yazarı Edgar Allan Poe'nın yaptığı gibi olayı korku ve gerilim öğesi olarak kullanmıştır. Edgar Allan Poe, "Usher Konağı'nın Çöküşü' adlı öyküsünde ölümün kol gezdiği ailenin yok oluşunu anlatır. Öyküde Roderick Usher, mektupla anlatıcıyı çağırır. Roderick'in kız karderdeşi Madeline'nin ölümü Roderick'in akıl salığını bozar. Gizem, çift kişilik, gizemli sayrılık, şizofreni, paranoyak hastalığı Poe'nın dikkat çektiği konulardır.


    Öyküde anlatıcı kim? Kendisi mi? Kendisinin de ölümlerle tanışık olma -annesini küçük yaşta, eşini erken, saygı duyduğu üvey annesini yitirişi- mistik bir saygı yanında ölümün gerçekliğini de kabullenir, ölümün dayatması karşısında oluşan öyküleriyle bunu kanıtlamıştır.


    Edgar Allan Poe'nun öykülerinde söylencelerle gerçekler bir aradadır. Usher Konağı'nın çöküşü kendi yaşamanı anlatmaktadır sanki. 19. yüzyıl Amerikasında gelişen ekonomiyle insanların artan hırsından, açgözlülüğünden rahatsızdır. Ülkesinde sanat geleneğinin olmayışı gizemli olana yöneltir yazarı. Maddi dünyadan soyutlanır, hayal gücüne sığınır. Kimi öykülerinde mantığın geçerli olduğu gözlenirken kimi öykülerinde hayaletlere, ruhlara rastlanır.


    Edgar Allan Poe öykülerinde insanın karanlık tarafını gösterme yürekliliğiyle ölümsüzlüğünü korumaya yönelir. Türk Dili Dergisi'nin Mart-Nisan 2013 sayısında (155. sayı) Gökhan Çağlayan'ın Sessizlik adlı çevirisi Edgar Allan Poe'nın özelliklerini doğrulayan örnek bir öykü olarak sunulmuş. Yazar, çağın bireyinin çıkmazını, açmazını anlatır. Çevirmen, Türkçeyi özenle seçici bir anlayışla kullanmış. Örneğin, renk-boyama, fırtına-deliyel, nilüfer-suecesi vb. sözcüklerle Türkçeye olan katkısını sürdürmüştür.


    Düşlemsel (Fantastik) kurguda J.K. Powling'in, Harry Poter dizileri, J.R.R. Tolkein'in Yüzüklerin Efendisi örnekliliğini sürdürüyor. Bizim yazınımızda, günümüzde M.İhsan Tatri'nin, Yitik öyküler, Tülin Kaplan'ın Nehir Senfonisi; Sadık Yemni'nin Sınav Ortağı, Zihin İşgalciler, Bahadır İçel'in Başka Öyküler adlı yapıtları sıralanabilir.


    Günümüzde kendinden çokça söz ettiren usta öykücümüz Osman Şahin'in ilk öyküsü Kırmızı Yel'i, bir babanın boş inançlar uğruna kızını nasıl kurban ettiğini, yıllar önce sarsılarak okumuştum. Yine son yapıtlarından ölüm Oyunları okunmaya değer olay öykülerini içermektedir. Toroslar, yörükler, töre, şiddet, kapalı cinsellik masalsı öğelerle öykülerinin yapıtaşları oluyor. Farklı sonlarla biten üç öyküsü ayrı bir özellik taşıyor. Ölüm Oyunları, Osman Şahin'e 2003 Yunus Nadi Ödülü'nü Deniz Topçu'yla paylaştırır.


    Kaynakça: Türkay KORKMAZ, Türk Dili Dergisi, Sayı 158

  3. #3
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,503

    Cevap: Olay (Vaka) Hikayeciliği-Maupassant tarzı hikaye özellikleri ve Örnekler

    Bir "Olay" Öyküsü Örneği-2

    087956'nın SIFIRI (Yazarı: Tarık Buğra)

    Fatih taraflarında -amca derim- bir uzak akrabam oturur. Hali vakti yerindedir. Üstelik bir radyosu, küçücük, bebek yastığı gibi bir kedisi ve on altı, on yedi yaşlarında da bir kızı vardır: Kumral saçlı, taptaze, kadife tenli, iri, yeşil gözlü, canlı, cana yakın bir şey. Adı da İclal

    Bana gelince, ben işte böyle, yirmi üç yaşımda, bütün varlığı ve avuntusu sık saçlar, sağlam dişler ve kırmızı bol, kocaman düğümlü kravatı olan, pansiyoner bir tıp talebesiyim. Akraba canlısıyım; bu yüzden de sık sık amcamlara taşınırım.

    Bu ziyaretlerimden birisinde ve yılbaşından bir hafta kadar önceydi; söz döndü, dolaştı, şans meselesine geldi. Ben;

    - Hiç şansım yoktur benim" dedim. Iclâl;

    - "Benim de" dedi.

    Şanssızlığımız bize dünyanın en tatlı şeyini, sitemle karışık övünmeyi veriyordu. Ve bu, tabiatiyle, yengeye vız geliyordu. O;

    - "Ne biliyorsunuz denediniz mi?" diye sordu ve; "Ortaklaşa bir bilet alın yılbaşı için" dedi.

    Ben, lâf olsun diye, hakkınız var der demez, Iclâl'in öbür odaya fırlayıp yepyeni bir on liralıkla dönmesi bir oldu.

    Ve biz, daha sonra, amca yatmaya çekilince, büyük ikramiye ile neler yapılabileceğini uzun uzun konuştuk: Ben, iç hastalıktan ihtisasından ve bir röntgen makinesinden söz ediyordum; Iclâl ise, küçük bir bahçe, üç oda, bir mutfak, havagazı ve banyodan dem vuruyordu. Ne tatlı şey!

    Amma bunun için bir on lira da benim katmam gerekti. Oysa ayın bilmem şu kadarıydı, kırmızı renkli havile kağıdının gelmesine daha uzun, upuzun günler vardı. Ve zavallı pansiyoner talebe için aşçı borca işliyordu.

    On lirayı nereden bulmalı?

    Borç arkadaştan alınır; ama, gel gör ki, arkadaşların en kabadayısı, kahvemizin garsonuna takmaya başlamamış olan!

    Adam sende, diyorum. Bu derde daha çok katlanmakta.. ve yoktan yere artırmakta ne mâna var? Alrımbr yarım bilet ve; "İşte senin payın" diye, veririm iki yüz elli bin lirayı, olur biter.

    Hem bu işi hemen, yarın yapmalı; Iclâlciğin yepyeni ve cana yakın on lirasına, sevgiliden gelen ilk resme bakar gibi bakıp bakıp da içimin eridiği yetmezmiş gibi, bir de bu sıkıntıyı artırmakta ne mâna var sanki?

    Ertesi günü, hemen, bir yarım bilet alınacaktı, ama...

    Ayın yirmi dokuzu demeden, o yepyeni, o sevgiliden ge-ten ilk resme benzeyen on liralık da, birtakım hesaplar ve umutlarla gitti.

    Bunlarla beraber ben hâlâ avutabiliyordum kendimi: Şimdi artık, kırmızı renkli havâle kâğıdı gelene kadar amcalara gidilmeyecek, sonra da Iclâlciğe; "Biletimize amorti çıktı, al on lira" diye sırıtılacak!

    Tut ki, borç almışım!

    Ama benim kalleş, benim gaddar şansım bu kadarcık dürüstlüğe olsun imkân bırakır mı?

    Yılın son günü pis ve uğursuz bir havada Bayezit Meydanı'nda, havuzun etrafında, bir arkadaşla, bomboş ceplerle ve ezik ve yenik ve toplum tarafından horlanmış., dolaşırken.. bilime, politikaya, sanata, hele hele paraya, yâni ekonomik kaderlere dair felsefeler yürütürken., bu şans bende iken başka ne olsun? Iclâl'le ve annesiyle burun buruna geliverdik.

    Çarşıdan dönüyorlarmış. Şey almışlar.. Sonra şey de almışlar...

    Niçin onlara uğramıyormuşum ve;

    - "Biletimizin numarası kaç?"

    Hey ya Rabbi! beride bilime dair, politikaya dair, sanata dair, alınyazısına dair bunca muamma durup dururken başka bir şey kalmadı da, biletimizin numarası mı dert oldu? Salladım bir rakam:

    -"87956."

    Ve Iclâl, söylediğim numarayı, önemle saygıyla, ciddiyetle yazdı, sonra da bu işin bana verdiği azap yetmezmiş gibi;

    - "Hadi bize gidelim; çekilişi radyodan dinleriz., değil mi anne?" dedi.

    Artık annesi de ısrar ediyordu. Ben son bir umutla, arkadaşıma baktım. Ama nerede? O budala, tabii Iclâl gibi bir kızın karşısında olduğu için, dişlerimi gıcırdatan bir centilmenlikle çekip gitti. Arkasından "Hey budala, beni işkenceye götürüyorlar; arkadaşlık bu mudur, kurtarsana" diye bağırmak istiyordum. Bağıramadım elbette.

    Yolda 87956'nm her rakamı bir çekiç olmuş, ta beynimin içine vurup duruyordu:

    Alınyazım bu benim işte, şansım bu. Yüzbinlerce sayının içinde, sanki başkası yokmuş gibi 87956 dedirtecek bana tabii!

    87956!..

    Ne ahenk., ne kompozisyon., ne mimâri! Beş yüz bin lira buna çıkmayacak da gidip elin budala, şapşal rakamlarına mı çıkacak?

    Birdenbire ve can havliyle, Iclâl'e;

    - "Kaç yazdın numarayı?" diye soruyorum.

    O çoktan ezberlemiş bile :

    -"87956."

    - "Yanlış" diyorum.

    - "Neden? Sen öyle demedin mi?"

    - "Hayır. "

    - "Aaa.. vallahi 87956 dedin., hâla kulağımda. "

    Haklı kızcağız; unutulur mu hiç? Bir mısra gibi ahenkli lanet! Ama ne olursa olsun diretmek, bu korkunç surette çekici rakamı değiştirmek, sonuna bir on üç, evet, on üç takmak lâzım. Boş ama... dirensem "çıkar da bak bakalım bilete" diyebilir. Alınyazısı değiştirilemez ki!

    Evde Iclâl; "Sahi, biletin numarası 87956 değil mi?" diye sordu. Artık her şey vız geliyordu bana :

    - "Yok canım; mahsus söyledim onu... seni kızdırayım diye. Elbette 87956. Bundan daha güzel olur mu ki, 87956 olmasın" dedim.

    Ve radyo kazanan numaralan okumaya başladı:

    Bin lira, beş bin lira, on bin lira kazananlar! Arada sırada kalbim hoplamakla beraber, bu küçük şanslardan korkmuyorum ve eceli bekler gibi, beş yüz bin lirayı bekliyorum ben : Bana o çarpacak, buna, Iclâl kadar ben de eminim.

    Sonunda sıra bizim beş yüz bin liraya geldi. Spiker bir yığın mavaldan sonra:

    - "Evet muhterem dinleyiciler., evet, evet., işte tarihi an. Şimdi sizlere yılın rakamından birler hönesini söylüyorum: Altı!.."

    Ve kimsenin akıl edemeyeceği gevezeliklere devam ediyor:

    - "Şimdi onlar hânesindeki sayıyı, yâni sondan bir önceki sayıyı söylüyorum: Beşi Demek ki, beş yüz bin lirayı alacak biletin sonu 56 oluyor. Elli altı dedim de aklıma geldi: Galatasaray'da bir arkadaşımız vardı; 56 Ali. Muzip, zeki, cin gibi bir çocuktu 56 Ali. 56 Ali bir gün..."

    Şu spiker de aman ne hoşsohbet şey öyle!

    - "Yüzler dokuz? Şimdi biletin sonu 956 etti. Aziz dinleyiciler, İnşallah 956yılını da böyle sağlıkla, mutlulukla...!

    Idil'le göz göze geliyoruz:

    Yeşil ve tertemiz, taptaze gözlerde üç oda, bir mutfak, banyo dairesi, havagazı, bahçe, bahçede çamlar, çamların ardında masmavi deniz... off Allahım... ne spiker!

    - "...79561.."

    Amca da, yenge de... hattâ kedi bile... şöyle bir doğruldular. Ve, Iclâl rüyalaşmış, Iclâl ballaşmış, bana gülümsüyor : Ev... sonra Abant'a, hattâ Finlandiya'ya gidilebilir her sene...

    Ve spiker...esprili, hoşsohbet, radyofonik spiker, kahrolası spiker...

    Söyle artık şu sekiz'i de bitsin bu işkence!

    Ama neden onu bekleyecekmişim sanki? Amca, yenge, kedi... hepsi, her şey vız gelir bana; ama Iclâl'i bir an önce, yanm saniye olsun, önce, kaderi çizilmiş bir hayat için bir başka hayat kadar sürükleyici ümitten çekip kurtarmalıyım. Bu ümit şu spikerin gevezelikleri boyunca sürüp büsbütün yıkıcı olmamalı: "Erenköy'deki köşk... çamlar... mavi ufuk... Abant... bunlann hepsi lâf... hepsi lâf' diye bağırmalıyım.

    Ama geciktim ve spiker... sekiz'i de söyledi. Bitkin, yıkılmış ve nâmütenahi melûl bir sesle;

    - "Çıktı, değil mi?" diye inledim.

    Kime sorduğumu bilmiyordum. Dünya bomboştu. Bu buz renkli ve sınırsız boşluğun kilometrelerce, kilometrelerce ötesinde, çam ağaçlanna, hattâ çamlann altındaki bir çift şezlonga varıncaya kadar belli olan bir köşk görünüyor, başka hiçbir şey görünmüyordu. Amcam, bir asır sonra;

    - "İnşallah" dedi.

    Ona boş gözlerle, aptal aptal baktım. Açıkladı:

    - "Yüz binler rakamı sıfır çıkarsa..."

    Birden bire kendime geldim ve;

    - "Çıkmayacak" diye bağırdım. Fazla bağırmış olmalıydım; yenge;

    - "Ne oluyorsun öyle?" dedi. Amca da;

    - "Neden?" diye sordu.

    Hüzünle;

    - "Çünkü" dedim, "büyü bozuldu."

    Üçü birden;

    - "Ne büyüsü?" dediler. Aynı derin üzüntü ile;

    - "Kedi" dedim, "Kedi minderden kalktı ve kapıya doğru gitti."

    Gülümsemeye bile vakit bulamadılar ve spikerlerin en sevimlisi son rakamı da söyledi: Bilmem kaçmış!

    Buzlar dağılmıştı artık. Ama Iclâl bir parça üzgündü. Ve ben, içimdeki ferahlıktan hiç değilse yarısını ona vermeden yapamazdım. Bir hamlede yanına gittim; iradeye dair, çalışmaya ve hak etmeye dair bir uzun nutuk çektim ve nutkun bal gibi aşk ilânı olduğunu -sonralara doğru- değil yenge, değil amca, hattâ Iclâl bile, hattâ hattâ ben bile anladım.

    Tarık BUĞRA

Benzer Konular

  1. Durum (kesit) Hikayeciliği-Çehov tarzı hikaye özellikleri ve Örnekler
    Konu Sahibi refresh Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 09.Kasım.2017, 17:29
  2. Araba Sevdası Romanında Olay Örgüsü
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 30.Kasım.2013, 14:56
  3. Hikaye (öykü) türleri, çeşitleri, özellikleri
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 14.Nisan.2013, 22:01
  4. Tarihî olay, çağ ve dönem adları büyük harfle başlar
    Konu Sahibi refresh Forum Bir İmlâ (Yazım) Kuralı Ekle
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 21.Nisan.2012, 17:13
  5. Olay Örgüsü nedir? Olay Zinciri nedir?
    Konu Sahibi refresh Forum Türk Dili ve Edebiyatı Terimleri Sözlüğü
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 07.Temmuz.2011, 13:38

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Var
  •