Nusayrilik
Toplam 4 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 4 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Nusayrilik

  1. #1
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,582

    Nusayrilik


    Nusayriler (Arap Alevileri) (Arapça: النصيرية al Nusayrīya ya da العلوية al-‘Alawīya), Suriye'nin Lazkiye, Banyas ve Tartus (طرطوس) illerinde ve Hatay, Adana ve Mersin'de yerleşmiş dini etnik gruptur.

    Suriye yönetimindeki Esedlerin de mensubu olduğu Nusayriler, Suriye'de sayıca azınlık (Suriye'nin toplam nüfusunun %14'ü) olmalarına rağmen iktidardadırlar.

    Adana ve Mersin'de yaşayan yerel halk tarafından Fellah (çiftçi) olarak adlandırılan Arap halkıyla etnik köken ve dini inanç bakımından ilgileri bulunmamaktadır.

    Adana ve Mersin'deki Arapların kökeni üzerine iki ayrı görüş vardır:

    Kavalalı Mehmet Ali Paşa döneminde 19. yy başında Mısır'ın Anadolu'ya saldırısından sonra Mısır ordusundaki askerlerin bir bölümünün dönmeyip Anadolu'da kaldığı ilk önermedir.

    Ancak daha kuvvetli olan erken Hıristiyanlık döneminde zaten burada olmaları ve daha sonra yaklaşık İS. 7. - 8. yüzyılda bölgenin İslam-Arap ordusunun istilasına uğramasıyla Arapların yerleşmesi şeklindedir.[kaynak belirtilmeli]

    Berberi kökenli oldukları kesinlikle iddia edilemez; çünkü Berberiler zaten sadece Cezayir'de yaşar, Mısır'da yaşamazlar.

    Fellah olarak adlandırılmalarının da sebebi Çukurova'da sadece tarım yapmalarıdır,[kaynak belirtilmeli] fellah=çiftçi demektir.

    Bölgedeki Türkmenler onlar için "kesinlikle hizmetçi değil sadece Arab oğlu" anlamında "Arab uşağı" tabirini kullanırlar.

    Antakya ve İskenderun Nusayri Arapları ve Sünni Arapları bölgenin yerli meskûnlarıdır ve erken dönemlerden beri burada ikamet ederler.

    Adana ve Mersin'deki Arap Alevilerinin de gerçek Nusayri kökenli olduklarını öğrenebilmek için Osmanlı döneminin vilayet müfettişlerinden Emin Galib Et-Tavil'in Nusayriler adlı kitabına bakılması yeterlidir.

    Nusayri halkı, kendini adlandırma konusunda çeşitlilik gösterir.

    Mezhebin kurucusu Muhammed ibn-i Nusayr'in isminden türeyen Nusayri sözcüğünün kendileri için kullanılmasını istemediklerinden Türkiye'de genelde Arap Alevisi denir.[kaynak belirtilmeli]

    Mezhebin kurucusu Muhammed ibn-i Nusayr'in isminden türeyen Nusayri tanımlaması kullanılmaktadır.

    11. İmam Hasan El Askeri'nin öğrencisi Muhammed bin Nusayr'ı (ö. 883) otorite kabul ettikleri için bu adı alırlar. Ancak Nusayriler bu ismi kendileri için asla kullanmazlar


    Dünya genelinde yaşayan Nusayrilerin büyük kısmı Suriye'dedir.

    Dünya genelinde yaşayan Nusayriler; Suriye, Lübnan ve Türkiye'dedir.

    Ancak Dünya'nın farklı bölgelerinde de özellikle Almanya ve Fransa'da da Nusayriler yaşamaktadır.

    Nusayrilerin Hatay ilin genel nüfusu içindeki oranı ise il merkezdeki oranın altındadır (%50'a yakın).


    Ana dilleri Arapça'dır. Suriye'deki Gebel ve Ansari'ye bağlı Süryani / Lübnan lehçesi.

    Yaşlı nesil hâlâ Arapça konuşmaktadır. (Andrews, 1992: 215)

    Türkiye'de ise Hatay'ın katılmasından (1939) sonra doğmuş olan daha genç nesil tarafından Türkçe konuşulmaktadır.

    Bugün Arapça ile Türkçe’nin bir karışımı konuşulur. (Andrews, 1992: 216)



    İsmailiyye, Dürzîlik, Hıristiyanlık ve Suriye'nin yerel inançların birleştirildiği düşünülmektedir.

    Sadece kendilerinin Ehl-i Beyt inancında olduğunu söylerler. Anadolu Aleviliği ve Caferiyye Şiiliğine itikadi yönden kesinlikle benzememektedir.

    Nusayriler, hayvanların ve kadınların ruhlarının var olmadığına inanırlar.[kaynak belirtilmeli] Bu sebeple Nusayrilerin itikadi inanışları erkeklerden oluşan topluluk içindeki sırlardan ibarettir.[kaynak belirtilmeli]

    Nusayrilere göre Kur'an'ın iki manası vardır. Gizliliği anlayamayanlar için zahiri (yani yüzünden okunan mana) geçerlidir. Ancak Nusayriler, İsmailiyye öğretisi gereği bâtıni tevillere göre hareket ederler.

    Dolayısıyla Kuran-ı Kerim'e bir Sünni ya da Şii din adamının hiçbir zaman yükleyemeyeceği manaları verebilirler.

    İçki haram değildir, sadece erkekler için söz konusu olan reenkarnasyon dinin temel inancını oluşturur, namaz şekillerle değil sadece dua ile kılınır gibi anlamları Kur'an'dan çıkardıklarını söylerler.

    Allah'ın bazen insan sıfatıyla ortaya çıktığına ve onun en son Dünya'ya geldiği zamanki sıfatının İmam Ali olduğuna inanırlar.

    Nusayriler, insanlık tarihinin yedi kademesini gerçekleştiren "Sâmet" (susan)'i "Nâtık" (konuşan)'ın üstünde tutarak Ali'yi "Sâmet", Muhammed'i "Nâtık" ve sahabelerden Selman-ı Farısi'yi "kapı" olarak tanırlar. Bunların baş harfleri Ayn ع, Mim م ve Sin س‎ i önemserler. Ayrıca bu üçlü Ay, Güneş ve gökyüzü olarak da bilinir.

    Reenkarnasyon inancına sahip olup önceki hayatta sevap kazananların, insan olarak ve kötülükleri işleyenlerin ise hayvan olarak tekrar Dünya'ya geleceğine inanırlar.

    Nusayrilere göre Cennet ve Cehennem bu Dünya'dadır, yedi defa Nusayri inancıyla Dünya'ya gelen bir inançlı Nusayri gökyüzünde yıldız olarak mutlak iyiliğe (rahmete) kavuşacaktır.

    Dinin şekillendiricisi olarak ashabdan Selman-ı Farisi kabul edilir. Din, temelinin ne zaman ortaya çıktığı belli olmayan bir sır üzerine şekillenir. Arap alfabesindeki üç harfle simgelenen sır, genel halk tarafından dahi bilinmez. Bu sırrı bilmek için ermek, "eve giden yola" gitmek gerekir. Bu sırrın yanı sıra, ibadet de gizlilik içinde yapılır.

    Hatay bölgesinde eski çağda yaygın bir "sır dini" olan Mithras öğretisinden günümüze ulaştığı düşünülebilecek bir saklı öğreti üzerine inanç biçimlenmiştir.

    Nusayriler, namazlarını kılmak için bir camide toplanırlar.[kaynak belirtilmeli] Burası, günümüz anlamıyla bir cami de olabilir, bir türbe de, hatta birinin evi dahi olabilir.[kaynak belirtilmeli] "Namaz" Sünni ya da Şia anlayışındaki namazla ilgisizdir.[kaynak belirtilmeli] Soyla babadan oğula geçen "şeyh"lerin önderliğinde erkeklerin toplanıp dua ettikleri bir törendir.[kaynak belirtilmeli] Secde ya da rükû gibi namaz biçimleri bulunmaz. "Namaz" için camide toplanma şartı da yoktur.[kaynak belirtilmeli] Namaz kılınacak yer bir ev ya da temiz olan herhangi bir yer olabilir.


    Kaynaklar
    Andrews, Alford Peter, Türkiye'de Etnik Gruplar, (Çev. Mustafa Küpüşoğlu), 1. basım, Ant Yayınları, İstanbul, 1999. Sertel, Ergin, Dini ve Etnik Kimlikleriyle Nusayriler, 1. baskı, Ütopya Yayınevi, Ankara, 2005.

    Nusayriler - Vikipedi

  2. #2
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,582

    Cevap: Nusayrilik


    NUSAYRILIK

    Çogunlugu Suriye'de yasayan asiri bir Siî-Batinî firkasi. Bunlara günümüzde Numeyrîler ismi de verilmektedir. Nusayrî isminin ise geçmiste kalan bir isim oldugunu ve firka kurucusuna nisbeten bu ismin verildigini ileri sürerler. Firkanin ismini, kurucusu olan Muhammed b. Nusayr en-Nemiri'ye (270/883) nisbeten aldigi bilinmektedir. Zaten itikadi firkalarin hemen hemen bir çogunun kurucularina nisbeten tanindiklari ve buna uygun isim aldiklari bilinen ve sik rastlanan bir durumdur.

    Batinî karakterli firkalarda ortak olarak görülen husus, bunlarin genel olarak çift hayatlari olmasidir. Yani birisi, kendi içlerinde ve çevrelerinde yasadiklari ve yasattiklari hayat seyri, digeri de toplum içinde yasamalari itibariyle toplumsal hayatlaridir. Iste Nusayrilik de genel anlamda bu özellikleri tasimakla birlikte, batinî firkalar arasinda, önemli eserlerinden bir kismi elde edilebilmis ve dolayisiyla görüslerine vakif olunabilmis firkalardan birisi olma özelligini tasimaktadir.

    Nusayriligin kurucusu Ibn Nusayr, Siî-Imamiyyenin onuncu imami Ali en-Nakî'nin hayatinda onun tarafindan gönderilmis bir peygamber oldugunu iddia ediyor; onun hakkinda asiri görüsler ileri sürerek tenasuhtan söz ediyordu. Onun ilahligini söylüyor ve haramlari helal kiliyordu. Bir rivayete göre de, Ibn Nusayr, Imamiyye'nin onbirinci imami Hasan el-Askeri'nin (260-873) "bab"i oldugunu ileri sürmüs ve onun vefatiyla da oglu Muhammed b. el-Hasan'in mehdiligini kabul etmistir (E.Ruhi Figlali, Çagimizda Itikadi Islam Mezhebleri, s. 143, en-Nevbahtî, Firakus-Sî'a, nsr. M.Sadik, Necef 1936, s. 193).

    Genellikle Suriye bölgesinde yayilmis bulunan Nusayriler, Karmatilerin 291 (903) yilinda Suriye'yi ele geçirmesi üzerine, bir kismi Suriye'de kalirken bir diger kismi ise, Antakya civarina çekildiler. Özellikle Nusayrilik Hamdanilerin Suriye'ye egemen olmasiyla bu dönemde büyük bir güç kazandilar. Zira Hamdani emirleri bu mezhebe girmis ve yayginlasmasi için ugrasmislardir. Selçuklular döneminde Malazgirt savasini (463/1071) takiben de Nusayriler Antakya'yi ele geçirmislerdi. Franklarin 492 (1098) yilinda bölgeyi isgal etmeleri üzerine bir süre onlarin hakimiyetleri altinda kaldilar. Haçli seferleri esnasinda Haçli ordularina yardim etmis ve müslümanlarin aleyhinde Hristiyanlara destek olmuslardi. Bundan dolayi Selahaddin Eyyubî tarafindan cezalandirilmislardir. Ayni sekilde Memluklular aleyhinde Mogollara yardim ettikleri için Memluklu Sultani Baybars'tan da baski gönnüslerdi. Nusayriler, bölgede sirasiyla hüküm süren, Selahaddin Eyyubi, Haçlilar, Ismaililer ve Mogollar'dan sonra Yavuz Sultan Selim'in 922 (1516) yilindaki Mercidabik Zaferi ile Suriye'yi ele geçirmesi ile daha sonraki devirlerde de ayni bölgede varliklarini sürdürürler. Nusayrilerin hemen hemen her devirde ve özellikle Osmanli Döneminde varliklarini sürdürmelerindeki en önemli faktör, Osmanli Devletinin, hükmü altindaki bölgelerde her inanç ve irktan olan kavimlere gösterdigi müsamaha anlayisi ve tavri gösterilmektedir. Zira, Osmanli Devleti, bu tavrini devletin baglayici ve birlestirici bir felsefesi olarak telakki etmekte idi. Zaman zaman Osmanlilara karsi isyan etmelerine ragmen II. Abdülhamid onlari resmen bir mezheb olarak kabul etmisti.

    Bugün Suriye'de çesitli bölgelerde, Hatay, Tarsus, Adana, Firat boylari ve Lübnan'da yaygin olarak yerlesmis bulunan Nusayrilerin sayisi bir kisim arastirmacilara göre yaklasik 325-400 bin kisi civarindadir (L.Massignon, "Nusayriler" Maddesi, I.A.) Bir kisim arastirmacilara göre ise, yalniz Hatay Bölgesi'nde yaklasik yüz kirk dokuz bin Nusayri bulunmaktadir (Ahmet Turan, Les Nusayris de Turquie dans la Religion d'Hatay, Doctorat de III e cylcle Paris 1973, s. 21).

    Diger bir çok itikadî firkada oldugu gibi Nusayrilik de kendi arasinda çesitli firkalara ayrilmistir. Bunlar genel olarak dört kola ayrilmislardir ki, bunlar; Haydariyye, Simaliyye (veya Semsiyye) Kilaziyye (veya Kameriyye) ve Gaybiyye'dir. Ancak bunlar, esas itibariyle, Simafiyye ve Kibliyye olmak üzere iki ana kol halinde yayginlik kazanmislardir.

    Nusayrilerin itikadi görüslerine gelince:

    Bunlarin görüsleri kismen Islâm'dan kaynaklanmis olsa da agirlikli olarak batini tevillere dayanmakta ve hatta zaman zaman hristiyan kültürünün etkisi görülmektedir. Hüseyin b. Hamdân el-Hasibî'nin (346 veya 358/957 veya 968) Kitâbül-Mecmû'u ile önce nusayri iken daha sonra hristiyan olan Adanali Süleyman Efendi'nin Kitâbul-Bakürati's-Süleymaniyye fi Kesfi Esrâri'd-Diyânâti'n-Nusayriyye isimli eserleri Nusayriligin itikadi ile ilgili önemli bilgiler ihtiva ederler.

    Bir çok itikadi firkada gördügümüz gibi, firkalarin görüslerini temel bazi hususlar teskil etmekte ve diger görüsler bu görüsün etrafinda odaklanmaktadir. Nusayrilerin görüslerinin temelini de Hz. Alinin ilahlastirilmasi teskil etmektedir. Bundan dolayi Nusayriler Sia firkalari arasinda gulat kismindan telakki edilmektedir. Bu firkanin bütün kollarina göre Hz. Ali mabudtur, tanridir. Yüce Allah için sayilan sifat ve özellikler Hz. Ali için sayilmaktadir. O nurun nurudur, ilahi zati itibariyle gizlidir. O manadir. Görünüste imam olmasina ragmen, batini cihetiyle O, Allah'tir. Buna göre onlarin sehadet kelimesi "Ben Ali'den baska ilah bulunmadigina sehadet ederim "seklindedir.

    Bu anlayisa göre Ali, Tanridir. Kendi ruhundan Muhammed'i, O da Selman-i Farisî'yi yaratmistir. Ali "mana", Muhammed "isim", Selman ise "bab"dir. Bu üçlü A(ayn), M (Mim) ve S (Sin) sembolleriyle ifade edilir. Bu üçlü sembolize sistemi Süleyman Hasbi tarafindan Hristiyanliktaki "Baba-Ogul-Ruhul-Kudüs" sistemiyle açiklanir. Ayrica Selman'dan sonra bes tane de eytam vardir ki, bunlar; Mikdad b. el-Esved (Tabiat olaylari ve zelzeleyi yürütür), Ebû Zerril-Gifâril-Gifâri (Yildizlarin hareketini idare eder), Abdullah b. Revâha (Canlilarin hayatlariyla ugrasir), Osman b. Maz'un (Rizik ve hastaliklarla ugrasir) ve Kanber b. Kadân ed-Devrî (Ruhlari cesetlere gönderir). Bu bes eytam, ayni zamanda bes büyük yildizdir.

    Tenasüh ve ruh göçüne inanirlar. Onlara göre, insanlar ilk kez semâvî varliklar olarak yaratilmislar; fakat düsüslerinin bir sonucu olarak bu günkü sekillerini kabullenmek zorunda kalmislardir. Sürekli tenasüh ve ruh göçü, insanlarin tekrar semavi varliklara dönmesiyle son bulacaktir. Yine Hz. Ali (r.a)'in yildizlarin prensi oldugunu ve günes veya ay ile cisimlenmis bulunduguna inanirlar.

    Kendileri Ali'nin uluhiyyetine inanmak ve onun yüceliginin nimetine ermek serefine ulasan kisilerdir. Aliye inanan Nusayrilerin ruhla, hareket yoluyla yildizlar haline dönüserek nurlar alemine yükselir. Nusayri olmayanlarin ruhlari ise, hayvan cesetlerine girer. Onlara göre kadinlarin ruhlari yoktur. Seytanlar insanlarin günahlarindan, kadinlar da seytanlarin günahlarindan yaratilmislardir. Bu bakimdan kadinlara onlarin mezheblerinin sirlari açiklanmaz. Bu taassuplarindan ötürü Fâtima'nin ismini kullanmayip, metinlerinde bu kelimenin müzekkeri olan Fâtir'i kullanmayi tercih ederler. Ayrica onlara göre, diger halifelerle birlikte bir kisim sahabe ile Muaviye, Yezid ve Haccac da seytanin sembolleridir ve lanetlidirler.

    Tanri olarak kabul ettikleri Ali'nin bulundugu yer konusunda iki gruba ayrilirlar. Haydariler'e göre Ali, göktedir. Günes Muhammed'i, ay da Selman'i temsil eder. Ali güneste oturmaktadir. Bu yüzden bunlara "Semsiler" de denilmektedir. Ikinci kol olan Kilaziler'e göre ise Ali'nin yeri ay'dir. Bu yüzden bunlara da "Kameriler" ismi verilmektedir.

    Onlara göre sarap, uluhiyyetin sembolüdür. Bundan dolayi sarabi ve sarabin asli olan üzüm asmalarini asiri bir sekilde yüceltirler.

    Islamin bes sarti ise söyle bir tevil esasina göre anlasilir:

    1. Sehadet: Nusayrilige giriste yukarida sözü edilen sehadet kelimesi tekrar edilir. Sonra da "Nusayri dininden, Cundebî görüsünden, Cunbulanî tarikatindan, Hasibî akidesinden, Cillî inancindan, Meymunî fikhindan olduguma sehadet ederim" seklindeki söz söylenir.

    2. Namaz: Namaz sesle yapilan bir ibadet olup, sadece duadir. Namazin basinda "Ali, Muhammed ve Selman'i yüceltiriz" demek, namazi eda etmek olarak anlasilir. Namaz Ali'ye açilan bir kalbin niyazi olarak anlasildigindan ferdi yapilir, ancak, bayram ve mukaddes günlerde cemaat hafinde de yapilabilmektedir. Namazdan önce abdest alinmaz. Namazin sartlari bestir:

    a) Bes seçkini bilmek, Bunlar; Muhammed, Fâtir, Hasan, Hüseyin ve Muhsin'dir.

    b) Gülmeden ve konusmadan dua etmek,

    c) Namazi, Abbasi rengi oldugu için siyah takkesiz kilmak,

    d) Ibadeti baskalari görmeden gizli yapmak,

    el Namazi, "Ey Yüce, Büyük ve Arilarin Efendisi Ali, bize merhamet et" diyerek bitirmek.

    Namazin sayisi yine bestir ve bes masuma tahsis edilmistir. Namazda Mekke'ye dönmek sart degildir. Ögleye kadar günesin dogus yönüne, ögleden sonra ise batiya dogru yönelinir.

    3. Oruç: Oruç, Resulullah'in babasi Abdullah b. Abdulmuttalib'in sessizligini temsil eder. Buna göre Ramazan Abdullah, Kur'an Hz. Muhammed'dir. Ramazan günleri ise, Nusayrilerin kutsal kisilerini temsil eder.

    4. Zekat: Zekatin manasi dini ögrenmek ve aktarmaktir. Her aile malî sartlarina göre, seyhe para vermek zorundadir. Bu zekat yerine geçer.

    5. Ziyaretler: Ziyaret yerleri çok önemlidir. Buralar beyaza boyanir ve ayni zamanda ibadet yerleridir. Ziyaret yerleri ya su kenarlarinda ya da agaçlik yerlerdedir. Bu anlayislari eski Fenikelilerden kalan bir inançtir.

    Nusayrilerde, seyhler tabir edilen din islerini organize eden dört ayri sinif vardir ki, bunlar onlara göre büyük önem arzetmektedir.

    Bunlari da sirasiyla söyle siralayabiliriz;

    A- Büyük Seyh: Ali'nin yeryüzündeki gölgesi durumunda olup, genis ve büyük bir otoritesi vardir. Insanüstü gücü bulunduguna inanilir, bu yüzden büyük itibar görür. Vazifesi, seyh ve imam adaylarini seçmektir. Her bölgede ancak bir büyük seyh bulunur.

    B- Seyh: Cemaatin manevi önderleri durumunda bulunan seyhlerin sayilari çoktur ve atalarinin melekler olduguna inanilir. Melekler onlara hulul etmistir. Ahiret aleminde sefaat hakkina sahiptirler. Merasim ve ziyaretleri idare edip, hastalara dua ederler, onlardan izinsiz doktora bile gidilmez. En güzel ve zengin kizlarla evlenirler ve evleri herkese açiktir. Seyh olabilmek için seyh ailesinden gelmek sart oldugu gibi genis bir kültüre de sahip olmak zorunludur.

    C- Nüvvab: Bir nevi seyh yardimcisi durumundadirlar. Seyh olabilmeleri büyük seyhin kararina baglidir. Bunun için genis bir tecrübeden geçmesi gereklidir, seyh olabilecegi kanaati olusugunda bir baska bölgeye seyh olarak atanir.

    D- Imam: Daha alt tabakadan görevlilerdir.

    Nusayrilige giris bir kaç merhaleden olusmaktadir. Kadinlar bu mezhebe giremezler. Erkekler ise mezhebe girmekle yükümlüdürler. Giris için, esas sart ana-babanin Nusayri olmasidir. Erkek, sagligi yerinde, 8-10 yasindan büyük ve ölümle karsi karsiya kalsa bile sir saklayabilecek kabiliyet ve olgunlukta olmak da Nusayrilige giris için gerekli sartlardandir.

    Nusayrilige giris genel olarak üç merhaleden olusmaktadir.

    Sirasiyla bu merhaleleri görmeye çalisalim;

    Birinci merhale: Mezhebe girecek yasa gelen çocugu babasi, güvendigi bir nusayriye götürür ve ona tavassut etmesini ister. O sahis onun manevi babasi haline gelerek onu iyice tanir. Çocugun durumu hakkinda sahitler ve seyhin huzurunda teminat alinir, çocuk eger sir verirse öldürülür. Daha sonra o kisi çocugun egitimini saglar. Müslümanlarin gözünde iyi bir müslüman intibasi birakmak için namaz kilip, oruç tutmasina özen göstermesi istenir. Zira bu safhada o çocuk bir nevi ilk imtihandan geçmektedir.

    Bu ön hazirlik safhasindan sonra çocuk, "Mesveret Cemiyeti" adi verilen bir toplantiya alinir ki, bu toplanti seyhin veya ileri gelen bir nusayrinin evinde yapilir. Çocuk içeri alinir ve nefsini alçaltma, itaatkâr olmanin bir nisanesi olarak, seyhin ve orada bulunanlarin ayakkabilarini basina koyar. Uluhiyyet sembolü olan bir kadeh sarabi içtikten sonra, o, "Abdu'n-Nur" (Nurun kulu) adini alir. Bu arada a(ayin), m(mim), s(sin) harfleri, manalari anlatilmadan bir mühür seklinde tekrar ettirilir, tekrar el ve ayaklar öpülür. Sonunda da bu merasimin ay, gün ve senesi kaydedilir.

    Ikinci merhale: Ilk merhaleden kirk gün sonra yapilan bu toplantinin adi "Melik Cemiyeti"dir. Çok zengin ve görkemli bir toplantidir. Nakib, çocuga tekrar bir kadeh içki sunar ve a(ayin), m(mim), s(sin) harflerinin sirrini ögreterek bunlari her gün 500 defa tekrar etmesini emreder. Bu arada "Kitâbül-Mecmu" dan da bazi bölümler kendisine ögretilir.

    Üçüncü merhale: Bu ikinciden daha görkemlidir. Nusayrilige giren çocuk eger ileri gelen bir aileden veya seyh ailesinden birisi ise ikinciden yedi ay, eger halkdan birisi ise dokuz ay sonra icra edilir. Genis bir salonda yapilan bu merasim bir hayli kurallara baglidir. Salonda ortada büyük seyhi temsilen bir imam oturur, saginda nakib, solunda ise necîb vardir. Bu sekil ayni zamanda a(ayin), m(mim), s(sin) harflerini yani Ali, Muhammed ve Selman üçlüsünü temsil etmektedir. Nakibin saginda da havarileri temsilen on iki kisi bulunur. Necibin solunda ise yirmi dört kisi yer almaktadir. Bu kisiler Kitabul-Mecmu'un bes defa tekrar edildigine sahitlik ederler. Merasimin basinda imam tekrar, sir saklayacagina dair söz ister, havariler de onun sözüne sahitlik ederler. Bu sirada on iki havari önlerindeki on iki bardaktan birer yudum içki alirlar, aday da alir ve böylece uluhiyyete erilmis olur.

    Nusayrilere göre kutsal kabul edilen bayram ve merasimler sunlardir:

    1. Fitr (Ramazan) 2. Adhâ (Kurban) 3. Gadîr (18 Zilhicce; Hz. Peygamberin Hz. Ali'yi imam tayin ettigine inanilan gün) 4. Mubahale (21 Zilhicce, Necranli Hristiyanlarla Hz. Muhammed arasindaki lânetlesme olayi) 5. Firas (29 Zilhicce; Hz. Peygamberin Medine'ye hicret ettigi gece Hz. Ali'nin O'nun yatagina yatmasi) 6. Asüre (10 Muharrem; Nusayrilere göre Hz. Hüseyin, Kerbela'da ölmemis, Hz. Isa gibi göge çekilmistir). 7. 9 Rebiulevvel (Hz. Ömer'in sehid edildigi gün) 8. 15 Saban (Selman'in ölümü) 9. Nevruz ve Mihrican bayramlari 10. 24/25 Aralik gecesi Hz. Isa'nin dogumu ve "son yemek" ayini.

    Onlar bayramlarda özellikle uluhiyyetin saglanmasi için sarap içer ve buhur yakarlar. Onlara göre bu hareket bir uluhiyyet göstergesidir. Zira sarap kutsaldir.

    Nusayriler, burada görüldügü üzere, kendilerince kutsal kabul ettikleri bir takim bayram ve merasimlere çok baglidirlar ve bunlari dikkatlice icra ederler. Zira bir çok batil firkada görüldügü gibi, onlar kendi otorite ve agirliklarini ancak bu sekildeki resmi ve görkemli merasimlerle ve mensuplari huzurundaki söz vermelerle saglamaktadirlar. Yani bunun ancak ve ancak kollektif suurla saglanabilecegi kanaatindedirler. Kollektif suur, bir bakima oldukça önemli ve zaman zaman da kullanilmasi lüzumludur. Ancak, bunun bir taassup ve hedef seklinde kullanilmasi yanlis kanaat ve izlenimlere götürmektedir. Islâmda da bir takim merasim ve kollektif suura götüren vesileler vardir, fakat bunlarin hiç birisinde esas itibariyle bir asirilik gözlenmedigi gibi daima itidal tavsiye ve tasvib edilmistir. Ayrica akil ve mantik ölçüleri hiç bir sekil ve surette ihmal edilmemistir. Önemli olan da budur ve bu tür merasimlere taassup ve ifrat-tefritin karismamasidir. Ve bu tür merasimlerin hiç bir sekilde hedef ve amaç olarak görülmemesidir.

    Nusayrilerin buraya kadar anlatilan inanis, davranis, hal ve hareketleri dikkatlice izlenip gözönüne alindiginda, bu mezhebin söz konusu bölgelerde zaman süreci içinde hüküm süren eski dinler ve inanislardan, özellikle totemcilikten, Sabiîlik'ten, Mecusîlikten, Musevilik ve Hristiyanliktan ve ilkel inanislardan oldukça büyük oranda etkilendigini görmek ve müsahede etmek mümkündür. Bu inanis biçimi ve tezahürleri ayni zamanda bâtinilik perdesi ile de örtülerek bir gizlilik içinde, takdim edilmistir. Zira, sözü edilen tutarsiz görüs ve inanç biçimleri ancak bu sekilde idame ettirilebilmistir. Dikkat edilirse mezhebe ilk girenden, ilk alinan söz, sir saklama hususudur.

    Su ana kadar inançlarini özetlemeye çalistigimiz Nusayriler, aslinda inançlarini son derece gizli tutarlar. Öyle ki, büyük bir çogunlugu inançlarin tamami ve sirlari hakkinda bilgi sahibi olamazlar. Bu, ancak seçkin bir zümreye aittir. Ögretiler uzun bir üyelige kabul süreci içinde ögretilir. Bu, ancak uygun görülen 19 yasina basmis erkekler için baslar. Sirlarini, baskalarina açma korkusuyla kadinlara ögretmedikleri gibi, kadinlar ayinlere de katilamazlar. Üyelige kabul töreni masonlarin üyelige kabul törenlerine sasirtici bir biçimde benzemektedir.

    Nusayrilere Fransiz isgalcileri Eylül 1920'de Alevî ismini verdiler. Böylece Hz. Ali (r.a)'nin ismini kullanarak Islami yikmak daha kolay olacakti. Dolayisiyla o günden bu güne Alevî ismiyle çagrilmayi tercih ettiler. Iran'daki Bahâiler ve Pakistan'daki Kadiyâniler gibi Nusayriler de emperyalistlerin çikarlari dogrultusunda kendilerine düsen rolü layikiyle oynamislar ve bu gün Suriye'de bu rollerini oynamaya devam etmektedirler.

    Bu gün Suriye bu insanlar tarafindan idare edilmekte olup, tarih boyunca Müslümanlari devamli katletmislerdir. Sadece 1982 yilinda Hama sehrinde gerçeklestirdikleri katliamda otuz bin sivil insan sehit olmustur.

    Sonuç olarak; gerçekte bir mezhep gibi görünmesine ragmen Nusayrilik, ne Hristiyanlikla, ne Yahudilikle, ne de Islam ile ilgisi olmayan; gerek inanç, gerekse ibadet yöntemleriyle ayri bir din olarak ortaya çikmaktadir. Bunlarin kâfir, müsrik, mülhid olduklarinda bütün Ehl-i sünnet ve Sia ulemasi ittifak etmistir. Hatta Ibn Teymiyye, bunlarin kestiklerinin yenilemeyecegini, kadinlarinin nikâh edilemeyecegini söyledikten sonra; mürted olduklarindan Cizye ödemekle hayat hakkina sahip olamayacaklarini bildirmektedir.

    Nusayrilik bu tepkiyi görmesine ragmen bir ara Lübnan'daki Imamiye mezhebi mensuplari tarafindan Siî bir mezhep olarak kabul edildi. Nusayrîler Suriye halkinin dörtte biri olmalarina ragmen 1971'den beri ülke yönetimine hakim olmuslardir. Böylelikle yirmi yildir bütün ülke diktatör hafiz Esad tarafindan baski altinda tutulmaktadir.

    Abdürrahim GÜZEL

  3. #3
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,582

    Cevap: Nusayrilik


    NUSAYRİLİK'te Sır Tutmak Kutsaldır

    "Zamanı geldiğinde her üye sınavdan geçirilir. Cemaate ilgili sırları saklayacağına ilişkin defalarca yemin ettirilir."

    Araştırmacı Gül Atmaca'nın Cumhuriyet için hazırladığı "Nusayrilik" yazı dizisi..

    İbadet ve törenlerde gizlilik

    Nusayriler, Kuran-ı Kerim’in zaman içinde farklı yorumları yapıldığını söyleseler de “Allah’ın sözleriyle yazılmış olduğu” için emirlerine uyulması gerektiğine inanırlar. İnan Keser, “Arap Aleviliği” adlı kitabında da Nusayrilerin Kuran-ı Kerim’e bakışlarında diğer bir farklılıktan daha bahsediyor: Kuran-ı Kerim’de bulunan söz, ayet, ve surelerin görünen anlamları dikkate alınarak hüküm çıkartılamaz; bunların görünmeyen-gizli (batın) anlamları vardır.

    Keser şöyle devam ediyor: "Nusayri din adamları Kuran-Kerim’de bulunan sure ve ayetleri kendi inançları ekseninde yorumlayarak hüküm çıkartmakta ve aynı şekilde kendi inançlarına yine Kuran-ı Kerim’den deliller gösterilmektedir. Bu yorumları yaparken sıkça kullandıkları yöntem ise kökenleri Gnostik dinlere ve özellikle de Pythagoras’ın fikirlerine dayanan, Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam kaynaklı bir çok mezhebin sıkça kullandığı ‘ebced sistemi’dir."

    Nusayrilerin kutsal kitabı

    Nusayrilerin ikinci kutsal kitapları ise Kitab-ül Mecmu'dur. Nusayrilere ait yazılı metinler arasında en iyi bilinen kitap olan Kitab-ül Mecmu, bu dine mensup her fert tarafından bilinmektedir. Said al Mamun ibn-al Kasım at Tabarani (öl.1034-35) tarafından yazılan, daha sonra El Hüseyin bin Hamdan el-Hasibi tarafından yeniden düzenlenen ve onaltı sureden oluşan Kitab-ül Mecmu dini merasimleri ve bayramları içerir.

    Kitab-ül Mecmu, tarihsel süreç içinde gelişen sosyal, tarihsel ve kültürel değişimlerden etkilenerek şekillenmiştir. Hatta Ebu Said'in Kuran-Kerim de de yer alan 12 bayramın anlamı, oluş biçimi, yapılacak dualara ilgili yazdıklarına daha sonra başka bilgiler eklendiği ileri sürülmekte. Kitap, ilk defa Nusayri dininden dönen biri olan Süleyman el-Adani tarafından Hıristiyanların desteğiyle 1863 yılında Beyrut’ta yayınlandı. Araştırmam boyunca bu meselenin gerçekten de "sır" olma özelliğini taşıdığını hissettim. Nusayriler arasında kuşaktan kuşağa geçen ancak dışarıdan olanların kolay kolay çözemeyeceği bir sır...

    Faik Bulut’un, “Nusayriler/Bin Yemin” başlıklı yazısından: “... İbadetlerini, törenlerini, geleneklerini gizlilik içinde yürüttüler. Sır tutmayı zorunlu ve kutsal saydılar. Zamanı geldiğinde topluluğun her üyesini sınavdan geçirdiler, mihenk taşına vurdular ve ‘cemaate ilişkin sırları saklayacağına, kurallara, ahlak ve öğretiye uyacağına’ dair defalarca yemin ettirdiler...” Gerçekten de Nusayrilik yoluna girişin belli evreleri ve eğitim aşamaları vardır.

    40 günlük sınama

    Yola talib olan kişi, kırk günlük, yedi veya dokuz aylık melik (sınama) dönemlerinde sonra yapılan giriş törenlerinde, en az on iki kişilik kefil (şahid) göstermek suretiyle, İmam huzurunda kutsal görevlerini yerine getireceğine, yol ilke ve kurallarına ters düşmeyeceğine dair ikrar (söz) verir. Nusayrilik’te Em-i Seyyid adıyla anılan Din Amcası, Nusayri yoluna girmek isteyen tâlibe, yolun inceliği, adap, erkan ve kuralları hakkında bilgi verir. Tâlibe el veren ve yola girmesini sağlayan Em-i Seyyid kurumu, bir anlamda sosyal ve dinsel bir akrabalık bağıdır.

    Nusayri törenlerinde de, Kırklar meclisine izafeten adab ve erkân kuralları içerisinde bir kadeh (nakfe) dem sıredilir (içilir). Bu dem, bâtıni anlamda vahdet sırrına ermenin, ölümsüzlüğün, Tanrısal aşkın bir sembolüdür. Nusayri törenlerinde genellikle On İki İmam adına buhur yakılır (kuddas al-bahur, kuddas al-tib, kuddas al-ezan gibi kutsama gelenekleri yerine getirilir).

    Din amcalığı kurumu

    Dine girmek isteyen kişinin anne ve babası mutlaka Nusayri dinine mensup olmalıdır. Yüzyıllar boyu zulüm gören Nusayrilerin dine girişte böyle bir kriter koymalarının ana nedeni dinlerinin açığa çıkmamasını sağlama çabasıdır. Dine girmek isteyen kişide aranan ikinci özellik ise adayın erkek olmasıdır. Dine girecek olan kişide aranan diğer bir özellik, kişinin ruh sağlığının yerinde olmasıdır. Nusayrilerde dini bilgilerin yeni nesillere aktarılması ve bu yolla devamlılığının sağlanması kendilerine özgü bir kurum olan “din amcalığı kurumu” ile gerçekleştirilir. Bu kurum birçok özelliğiyle Katolik Hıristiyanlık içinde varolan “compadrazgo” yani vaftiz babalığı kurumu ile yakın benzerlikler içindedir. Nusayriler, “Em-i Seyyid” ya da din amcası Nusayrilerde dini öğreten kişi anlamında kullanılmaktadır.

    Güneş ve Ay'a göre ayrılan mezhepler

    Nusayriler, tahminen 15.yüzyılın ortalarında Haydari ve Kilezi diye iki mezhebe ayrıldılar. Haydari mezhebine (daha çok İçel, Adana, Hatay’da yaşıyorlar) mensup olanlar “Şemsiler-Güneşçiler” olarak ta biliniyor. Kilezi ya da Kilazi mezhebine (Hatay’ın güneyi ve Suriye’de çoğunlukta) mensup olanlar ise “Kamerciler-Aycılar” olarak adlandırılıyor. Ayrıldıkları nokta ise inanç önderlerinin mekanı olarak Ay’ı, Güneş’i ya da gökyüzünü kabul etmeleri.

    Bu arada, her ne kadar bazı Nusayriler dile getirmek istemedilerse de gök cisimlerini kutsal kabul ettiklerini gözlemlemek zor değil. Antakyalı meslektaşım Mehmet Ali Solak'a bunu sorduğumda aldığım yanıt şöyle oldu: " Şamanizmden etkilenmediğimizi söylersek yalan söylemiş oluruz...Bizde Ay’ın parmakla gösterilmesi günahtır... 'Aaa ne kadar güzel! Bak Ay çıkmış' deyip Ay’ı parmakla gösterecek olursanız daha sonra parmağınızı ısırıyorsunuz..."

    Gökcisimlerinin önemi

    İnan Keser'e göre kimi büyülerin Ay’ın belirli dönemlerinde yapılması, görüştüğü birçok Nusayri’nin (özellikle de kırsal alanda yaşayanlar ve yaşlılar) insanoğlunun Ay’a ayak bastığına inanmamaları, Ay’a ait resimlerin dünyada çekilmiş sahte resimler olduğunu söylemeleri ve bu konuyla ilgili sorular yönelttiğinde verdikleri tepkilerin kızgınlığa dönüşmesi, Nusayrilerin bu gök cisimlerine verdikleri önemin bir kanıtı.

    Bu iki mezhep arasında ibadet ederken de farklılıklar var; Haydariler ve Kilezilerin, ibadet sırasında ellerini göğsünde kavuştururken parmakları farklı duruyor. Namaz kılarken, kutsal kitapları Kitab-ül Mecmu’nun sekizinci suresi “İşara”yı okurken, Kilezi mezhebinden olanların parmakları, Arapçadaki “Ayn” harfi gibi duruyor. Bu, sadece Ali Ebû Talib’i değil aynı zamanda Ay’ın hilal durumundaki görünümüne benzemesi nedeniyle Ay’ı simgeler. Dolaylı olarak bu hareket Allah’ı simgelemektedir. Din adamlarına gelince Kilezi din adamları ya hiç sakal bırakmaz ya da kısa düzeltilmiş sakal bırakırlar, Haydari din adamları ise uzun sakallarıyla dikkat çekerler.

    Nusayri dini de insanlara ödül ve ceza ikilisi üzerine kurulmuş bir öteki hayat inancı sunar. Ancak diğer dinlerin birçoğundan farklı olarak Nusayrilikte cezalandırma başka bir hayatta fakat bu dünyada gerçekleşen bir süreçtir. Bu, yeniden doğuş inancının da temelini oluşturur. Diğer bir deyişle, Nusayri toplumunda rastlanan ve ortodoks İslam anlayışından önemi bir farklılığa işaret eden bir başka önemli nokta da reenkarnasyon (yeniden doğuş) inancıdır.

    Bu inançlarına göre insanlar Tanrı tarafından günahlarından arınmak ve cezalandırılmak için öldükten sonra bir çok defalar başka bedenlerle tekrar doğarlar. Günahları çok olan “daha kötü bir bedende-örneğin bir hayvan bedeninde ” dünyaya gelir. Düşme kesinlikle cansız yönde olmaz. Yani insanlar asla cansız maddelere dönüşmezler.

    Yeniden doğuş inancı

    Cenaze törenlerinde yeniden doğuş inancından dolayı töreni yöneten Şeyh ölmüş kişiye, “yeni yaşantısında zina yapmamasını, haram yememesini, iyi bir hayat sürüp iyi bir Nusayri olmasını” nasihat eder. Çünkü ölüm, aslında yeni bir hayatın başlangıcı, yeni bir doğuşun gerçekleşmesi için zaruri olan bir durumdan öte bir şey değildir.Yaşanılan, bulunulan mekândan ve önceki akrabadan uzak bir yeniden dünyaya gelme, kolay gözükmez.Ölen akrabalar, sürekli yeni doğan bebeklerle yeniden dünyaya gelir. Bu, Hz. Ali'den başlayarak ebediyete doğru oluşan, atalarla durmadan yenilenen açık uçlu bir süreç gibidir.

    Yeniden doğuş inancının kökeni antik Yunan'a kadar gider. Pythagoras’tan etkilenmiş olan Platon, insan ruhunun ölümsüz olduğunu savunur, beden öldükten sonra da değişik bedenlerde ruhun ölümsüzlüğünü sürdürdüğünü ileri sürer.

    Anadolu Aleviliği ile farkları

    Dr. İsmail Engin'in "Hatay Nusayrilerinde Din ve Dini Algılayış" adlı çalışmasında, benzerlikler ve farklılıklar şöyle sıralanmış:

    Anadolu Aleviliğinin inanç rituellerinde Buyruk; Nusayrilerde, doğrudan Kuran- ı Kerim esastır. Ayinlerde Anadolu Aleviliğinde kadın-erkek beraberken, Nusayrilerde ayrıdır, ayin erkekler tarafından yapılır. Öte yandan Anadolu Aleviliğinde ayinin çarkları olan hizmetler (oniki hizmet) ile müzik-saz ve semah, ritueli oluştururken, bunlara Nusayrilerde rastlanmamaktadır.

    Dini lider Nusayrilerde şeyh, Anadolu Alevilerde dededir. Şeyhlik ve dedelik soydan gelir, soya dayalıdır. Alevilerin dedeleri, genelde Hacı Bektaş Veli'yi pir olarak tanır. Nusayri şeyhlerinin soyu ise, 4. İmam Zeyne'l-âbidîn'e (659-713); Alevi dedelerinin soy zinciri de genelde 4. İmam'dan başlayarak 8. İmam Ali er-Rızâ'ya (765-818) kadar dayandırılmaktadır.

    Ayine ceme denir

    Her ikisinin teolojisi İslam teolojisine dayanmakla birlikte, Nusayriliğin teolojisi, Anadolu Aleviliğine göre daha güçlüdür. Alevilikte Şamanizmle bezenmiş Hacı Bektaş mitolojisi, Nusayrilikte ise, Hz. Ali'yi merkez alan İslami mitoloji daha belirgindir.

    Hatay Alevîleri arasında, ayine Ceme denilir. Ayinler, senenin değişik tarihlerinde tekrarlanır ve genelde kutsal kabul edilen ziyarette gerçekleştirilir. Ayinde Anadolu Alevliğinde görülen ve ayinin temel unsurlarını oluşturan, semah ve oniki hizmet yoktur ve ona sadece erkekler katılır; kadınlar katıl(a)maz. Ayinde, güzel kokulu Reyhan ve Bakhur bitkisi bulundurulur.

    Ayinde beş kişi görevlidir ve onlar olmadan ayin yürütülmez. Görevliler, şeyh, sağ kolu, sol kolu, ayak yardımcısı ve davet sahibidir.

    Ayinin önemli bir kısmında, Kuranıkerim'den ayetler, Hz. Ali'den öğütler, şeyh tarafından okunur. Ehlibeyt-Oniki İmam ve Kerbela zikredilir. Saz yoktur; ancak şiir vardır. Şeyhlerin yazdığı özel şiirler, mersiyeler (ağıtlar) dillendirilir. Burada Hz. Ali'ye methiyeler düzülür. Ayin dili, şiirler de dahil olmak üzere baştan sona Arapçadır. Ayin Fâtiha suresiyle son aşamaya getirilir. Fâtiha suresiyle birlikte, herkes Oniki İmamın adını okur, anar. Bunu yemek izler.

    Hızır ve Aziz George benzerliği

    Alevi Kimliği kitabında Tord Olsson'un ise Suriye Alevilerinin Hızır inancıyla ilgili ilginç izlenimleri var: "... Özellikle dağlarda yaşayan insanlar arasındaki yaygın bir inanış da, zaman zaman insan kılığına girip bir kurtarıcı olarak ortaya çıkan, su ve tarımın yeşil tanrısı Hızır ile ilgiliydi. Bazı Aleviler bana, Aleviler topraklarında 365 tane Hızır türbesi olduğunu söylediler. Çiftçiler kadar biraz eğitim görmüş insanlar da bu sevilen figür hakkında konuşmaktan çok hoşlanıyorlardı. Tanıdığım bir adam, koluna dövmeyle Hızır’ın adını yazdırmıştı. Hızır’la ilgili rivayetler çok çeşitli, zengin ve nüanslarla doludur. Hızır, Suriye kiliselerinde çok önemli bir aziz olan ejderha avcısı St. George (Aziz Corc) ve de Ali ibn Ebi Tâlib ile bazı çok önemli ortak özellikleri paylaşmaktadır. Hızır, Ali ibn Ebi Tâlib gibi kılıç kuşanmıştır ve onun gibi Alevilerin dini şiirlerine girmiştir; bu şiirlerde Mar Cercis (St. George) diye anılır..."

    Farklı dinlerden bayram günleri

    Nusayrilerde çok sayıda bayram var. Gülçiçek’in çalışmasında yer alan bayramlardan özellikle dinler arası etkileşimi gösterenleri aldık.

    Gadir Bayramı, Hz. Muhammed’in veda hacı dönüşünde Gadir Hum denilen yerde (18 zilhicce) son veda hutbesinde Allah’ın emrine uyarak Ali’yi vasi (veli) tayin ettiği gündür. Bu bayram, Kurban bayramından sonraki sekizinci güne denk gelir. Bu bayramda dinî ayinler düzenlenir; lokmalar pişirilip dağıtılır; yoksullar giydirilir, düşkünlere, fakirlere, yetim ve hastalara yardım edilir.

    Aşura, 10 Muharrem Kerbelâ matemidir.

    18 Ocak, Aziz Barbara günüdür.

    19 Ocak; Velâdet-i İsa, Hz. İsa’nın doğumunun ilân edildiği gündür.

    15 Şâban, Selman-ı Pâk’ın ölüm günüdür.

    21 Mart ve 4 Nisan tarihlerinde Nevruz bayramı kutlanır.

    25 Mayıs (Rumi takvimine göre), Hz. Muhammed’in ölüm günüdür.

    14 Temmuz (Rumi takvimine göre), Hz. Muhammed’in Mekke’den Medineye göç ettiği gündür.

    4 Ağustos (Rumi), Ermiş Elia’nın gökyüzüne çıktığı gündür.

    24 Eylül, Seydi Bayramı (Hz. Meryem’in Arsuz dağlarından çıkıp gelen Seydi suyunda yıkandığı gün).

    6 Kasım, Hz. Ali’nin, Hz. Muhammed’in kızı Fatıma-tü’l Zehra Betül’le evlendiği gündür.

    2 Rebüyülevvel (Hicri), Hz. Muhammed’in doğum günüdür.

    7 Rebüyülsâni (Hicri), Hz. Ali’nin doğum günüdür.

    26 Receb (Hicri), Mi’râc gecesidir.

    8 Şaban (Hicri), 12. İmam Muhammmed Mehdi’nin doğumu.

    24 Şaban, insanların Firavun’un zulmünden kurtuluşu (Firavun’un ölümü).

    29 Şaban, Hz. Yusuf’un, babası Yakup’la buluştuğu gündür.

    8 Ramazan, 6. İmam Cafer-i Sâdık’ın doğum günüdür.

    10 Zilhice, Kurban bayramıdır.

    Ziyaretler ve Hızır inancı

    Alevîler için ziyaret, gündelik ve dini hayatın kesiştiği bir yer, kutsal bir mekândır. Ziyaret, her yerde, her yerleşim biriminde ya da ona yakın bir yerde vardır. Ziyarete sadece özel günlerde gidilmez. İnsanlar rüyalarında Hızır'ı gördükleri zaman ziyarete giderler, adak adarlar. Bir yerin ziyaret olması için, kutsal bir mezarın, yatırın bulunması şart değildir. Güzel, iyi ve oturulacak bir yer, dağ-su başı, yeşil bir alan, ağaçlık olması yeterlidir. Bu yer zamanla kutsanmakta, yatır bezenmekte ve bir anlamda doğa kültü ile atalar kültü iç içe girmekte-geçmektedir.

    Ziyaret, mutlaka geceleri aydınlatılmaktadır. Eskiden kandil yakılırmış; günümüzde elektrik. Ziyaretin içinde Oniki İmamların adlarının zikredildiği yazılar; Bakhur bitkisi ve onun yakıldığı buhurdanlar; Kuran-ı Kerim mutlaka vardır. Hemen her ziyarette davet verilir. Davetlilere ve herkese yemek dağıtılır. Tanınmış ziyaretlerde mutlaka bir aşevi bulunur.

    Bölgede yaygın olan ziyaretlerin başında Hızır İlyas’a ait olan ziyaretler gelmektedir. Hızır Aleyhisselâm, Hıdır, Hızır Nebi, Hızır İlyas gibi isimlerle çağrılan Hızır, halk inançlarına göre âb-ı hayat (bengisu) içerek ölmezlik sırrına ermiş; darda kalanların, yardım dileyenlerin carına (yardımına) yetişen; iyi haber muştulayan; bereket ve bolluk getiren ak sakallı, nur yüzlü, boz atlı bir ermiş, bir nebi ve bir peygamberdir. Hıdır El-Bahir (Hızır İlyas), Samandağ’dadır. Hıdırellez’in (Hızır İlyas), Arsuz/İskenderun ve Hatay’ın birçok ilçe ve köylerinde ziyaretleri ve makamları bulunmaktadır. Hızır inancı ve kültü sadece Nusayriler arasında değil Anadolu’da oldukça yaygındır. Bu nedenle de Anadolu’ nun her köşesinde Hızır’a ait bir ziyarete rastlayabiliriz.

    17.08.2006

    KAYNAK: http://www.aktifhaber.com/read_news.php?nID=79924

  4. #4
    Üyelik tarihi
    07.Ekim.2018
    Mesajlar
    1

    Cevap: Nusayrilik


    Tarih boyunca biz Aleviler hakkında çok şey yazıldı ve halen de yazılmakta... Yazılanların çoğu Alevi olmayan kişilerin kaleminden çıktı. Yani Alevi olmayan bu yazarlar bazı kaynaklardan öğrendiklerini ve ya bazı kimselerden duyduklarını referans alarak Alevileri anlatmaya çalıştı...
    İnsanlar bu yazıları okuduklarında ya da duyduklarında farklı tanıdı Alevileri, kimileri belki de kin duydu Alevilere.

    Halbuki, farklı inançlardan olan insanlar Alevileri doğru şekilde tanırsa söz konusu yargılar ortadan kalkacaktır.
    Bu nedenle bizi bizden başkası anlatamaz. Bir İslami inanca da başka açıdan bakmak doğru değil... Bir itikadı, en iyi ve en doğru itikat sahipleri anlatabilir.

    Artık yeter diyoruz ve bizi başkalarının anlatmasını istemiyoruz.

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •