Fuzuli - Su Kasidesinin Açıklaması
Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Üyelik tarihi
    27.Mart.2011
    Mesajlar
    530

    Fuzuli - Su Kasidesinin Açıklaması


    Fuzuli'nin "Su" Redifli Kasidesinin Açıklaması

    Su Kasidesi - Fuzuli

    Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
    Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su


    (Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda vermez.)

    Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
    Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su


    (Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)

    Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
    Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

    (Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir.)

    Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
    İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su


    (Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.)

    Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
    Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su


    (Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)

    Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
    Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su


    (Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki tüylere benzetemez. )

    Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n'ola
    Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su


    (Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)

    Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
    Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su


    (Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.)

    İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
    Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su


    (Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)

    Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
    Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su


    (Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, sofular da kevser istiyorlar.)

    Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
    Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su


    (Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)

    Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
    Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su


    (Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam.)

    Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölürsem dostlar
    Kûze eylen toprağum sunun anunla yâre su


    (Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla sevgiliye su sunun.)

    Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
    Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su


    (Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi (yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından)
    kurtarabilir.)

    İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
    Gül budağınun mizâcına gire kurtara su


    (Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını değiştirmesi gerekir.)

    Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
    İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr'a su


    (Su Hz. Muhammed'in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir.)

    Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
    Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su


    (İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz. Muhammed'in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.)

    Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
    Mu'cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su


    (Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su meydana çıkarmıştır.)

    Mu'cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
    Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su


    (Hz. Peygamberimiz'in mûcizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o mucizelerden), ateşe tapan kâfirlerin binlerce mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)

    Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
    Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr'a su


    (Mihnet günü Ensâr'a parmağından su verdiğini (bir mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)

    Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
    Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su


    (Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb- ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su, düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)

    Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
    El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su


    (Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan) yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)

    Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
    Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su


    (Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)

    Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
    Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su


    (Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da olsa o eşikten dönmez.)

    Zikr-i na'tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
    Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su


    (Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na'tının zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine) derman bilirler.)

    Yâ Habîballah yâ Hayre'l beşer müştakunam
    Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su


    (Ey Allah'ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)

    Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râc'da
    Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su


    (Sen o kerâmet denizisin ki mi'râc gecesinde feyzinin çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)

    Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
    Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su


    (Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner.)

    Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
    Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su


    (Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, (ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden ümitliyim.)

    Yümn-i na'tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
    Ebr-i nîsândan dönen tek lü'lü şeh-vâra su


    (Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî'nin (alelâde) sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su (damlası) gibi birer inci olmuştur.)

    Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
    Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su


    (Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su (gözyaşı) döktüğü zaman,)

    Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
    Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su


    (O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını ummaktayım.)

    -----------------------------------------------------
    SU KASİDESİ AÇIKLAMASI

    1) Ey göz, gönlümdeki ateşlere, gözyaşından su saçma, böylesine tutuşan ateşlere su çare kılmaz.

    Bu beyitte Fuzulî gönlünde aşk ve ıztırabı ateşlere, gözyaşını ise, suya benzetmiştir. Su ile ateş birbirine zıttır. Su ateşi söndürür. Fakat gönül atşi maddî değil, manevîdir. Bundan dolayı gözyaşları insanın içindeki ateşi söndürmez. Bu beyit bize Fuzulînin muztarip, duygulu bir insan olduğunu gösteriyor. Bu beyitte tekrarlanan (s, g, d, k) konsonantları (ünsüzleri) ile (o, ö, u) vokalleri (ünlüleri) bir ahenk vücuda getirmektedir.

    2) Dönen günbedin rengi mi mavidir, yoksa gözümden akan su mu onu çepçevre çevirmiştir, bilmiyorum.

    Bu beyitte geçen "âb-gûn" kelimesi hem suya benzer, hem mavi renk mânâsına gelir. Fuzulî gözyaşlarının gök kubbeyi çepçevre kuşattığını söylemekle mübalağa sanatı yapıyor, gökyüzünün renginin mavi mi, yoksa gözyaşlarından dolayı mı böyle göründüğünü bilmediğini söylemekle "tecahül-i arifane" de bulunuyor. Gökyüzü, için "günbed-i devvar" (döner kubbe) tamlamasını kullanmakla da şair, gökyüzü ile göz arasında bir münasebet kuruyor. Bu beyitte tekrarlanan (n ve g) konsonlarıyla ince ve kalın yuvarlak vokaller hususî, bir âhenk vücuda getiriyor.

    3) Kılıcının zevkinden gönlüm parça parça olsa, şaşılmaz, zira su zamanla duvarda yarıklar bırakır.

    Fuzulînin bu beyitte "zevk-i tîg-kılıcının zevki" tamlamasını kullanması psikolojik bakımdan dikkati çekicidir. Fuzulî sevgilisinin verdiği acıdan şikâyet etmez, tam tersine zevk duyar. Burada söz konusu olan kılıç sevgilinin keskin bakışıdır. Şair, senin kılıca benzeyen bakışlarının yerdiği acı bana zevk" verir fikrini "zevk-i tîg" tamlaması ile özetlemiştir. Divan şairleri bu nevi kısa, özet veya yoğun sözlerden hoşlanırlar. Onları okuyucunun çözümlemesi lâzımdır. Şair, kılıcın gönlünü çak çak (parça parça) etmesi ile suların duvarda yarıklar hâsıl etmesi arasında bir bağlantı kuruyor. Divan şairleri çok defa kılıç deyince suyu hatırlarlar. Bunun sebebi kılıcın imal edilirken su ile çelikleştirilmesidir. Bir klişe olarak kullanılan "âb-ı tîg" (kılıç suyu, kılıcın parlaklık ve keskinliği) tamlaması da onlarda su hayalini uyandırır.

    4.Yaralı gönül senin (peykân)ından korka korka bahseder. Yaralı olan suyu ihtiyatla içer.

    Bu beyitte geçen "peykân" sözü okun ucundaki demir mânâsına gelir. Bu da sevgilinin kirpiklerine tekabül eder. Sevgilinin oka benzeyen kirpikleri âşığı yaralar, yaralılar da suyu ihtiyatla içerler.

    5.Bahçıvan boşuna zahmet çekmesin, gül bahçesini suya versin, bin gül bahçesine su verse, senin yüzün gibi bir gül açılmasına imkân yoktur.

    Bu beyitte sevilen varlığın yüzü ile gül arasındaki benzeyiş dolayısıyla ikisi arasında bir mukayese yapılmıştır. Fuzulî su redifi vasıtasiyle hayali genişletiyor. Araya bahçıvanı da katıyor. Sevgili, güzellik ve başka vasıfları bakımından gülden üstündür. Şair, su vermek ile de oynuyor. Birinci mısrada "suya vermek" sözü mecazî olarak yok etmek mânâsına kullanılmıştır.

    6. Yazı yazan (hattat) kalem gibi gözlerine kara su inse de, senin yüzünün hattına benzer bir hat yazamaz.

    Bu beyitte "gubar, muharrir, hat, hâme ve kara" kelimeleri arasında tenasüb sanatı vardır. Bu kelimeler birbirleriyle ilgilidir. Hat, yazı sanatıdır. Gubar, hat sanatında bir yazı çeşididir. Şair, kalem, kara ve muharrir kelimelerini hat sanatı ile münasebeti bakımından zikrediyor. Divan şairleri sevgilinin yüzündeki ince tüyleri hatta (yazıya) benzetirler. Sevgilinin yüzünün hatları, hattatın yazdığı yazılardan çok daha güzeldir. Hattat, gözlerine kalem gibi kara su ininceye dek, yani kör oluncaya kadar yazı yazsa, senin yüzünün hattına benzer bir yazı yazamaz. Şair "okşamak" kelimesini hem benzetmek, hem yüz dolayısıyle sevmek mânâsında kullanmıştır. Kalem (hame) gibi gözüne kara su inmek sözü, mecazî olarak kör olmak mânâsına gelir.

    7.Yanağını hatırlarken kirpiklerim ıslansa bunda şaşılacak ne var? Gül yetiştirmek isterken, dikene verilen su boşa gitmez.

    Fuzulî bu beytinde gözyaşını tatlı bir alayla yumuşatıyor. Beyit, birbiriyle ilgili şu benzetmelere dayanıyor: Yanak-gül, kirpikler-diken, gözyaşı-su. Bu beyitte eskilerin "leff ü neşir" (sarma ve açma) dedikleri bir sanat vardır. Bu sanat, aralarında münasebet bulunan iki veya üç şey zikrederek karşılıklarını (benzerlerini) söylemek suretiyle yapılır.

    8.Gam günü hasta gönülden kılıcını (kirpiklerini, bakışını) esirgemek gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.

    Fuzulî, burada da ok (kılıç) -su-yaralanma mazmununa dayanıyor. Karanlık gece ile sevgilinin kara gözleri arasında da münasebet vardır.

    9.Gönül, ondan ayrı olduğun zaman, onun peykinin (oka benzeyen kirpiklerini) isteyerek, hasretini teskin etmeğe çalış. Susuzum, git bu çöl de benim için su ara.

    Kılıca olduğu gibi peykâna (ok ucuna) da su verilir. Şairin "git bu çölde benim için su ara" demesi demirin kuruluk bakımından çöle benzemesinden, demirde ve çölde gizli olarak su bulunmasından dolayıdır. Şairin asıl özlediği sevgilisinin bakışlarıdır.

    10. Ben dudağına karşı büyük bir arzu duyuyorum. Kuru sofular ise, kevser istiyorlar; böylece sarhoşa şarap, ayık insana da su hoş gelir.

    Bu beyitte dudak kırmızılığı dolayısıyle içkiye benzetilmiştir, ve sarhoşa (aşığa) uygun görülmüştür. Kevser Cennette bir havuzun adıdır. Dîvan şairleri aşk ile kendinden geçenlerle kuru sofuları karşılaştırmaktan ve aralarındaki tezadı belirtmekten hoşlanırlar. Aynı beyitte birbirine paralel olan dudak-şarap, âşık-sarhoş, kevser-su, zahid-ayık insan benzetmeleriyle Fuzulî bir leff ü neşir sanatı yapmıştır.

    11. Su, durmadan senin mahallendeki bahçeye doğru akıyor. Galiba o, hoş yürüyüşlü sevgiliye âşık.

    Fuzulînin küçük bir tablo teşkil, eden bu beyti de birtakım gizli benzetmelere dayanır. "Serv-i hoş-reftar"dan maksat uzun boylu, güzel yürüyüşlü, sevgilisidir. Sevgilinin bahçesine doğru akan su âşıktır. Dîvan şairleri sevgilinin boyu için "revan" (akıcı) sıfatını da kullanırlar. Servi kelimesi, şairde su çağrışımı uyandırmıştır.

    12. Toprak (set) olarak sevgilinin köyüne giden suyun yolunu kessem gerek. Zîra o benim rakibimdir. O köye gitmesine engel olmalıyım.

    Şair burada yine servi dolayısıyle rakibini suya benzetiyor. Toprak olmak kelimesi mecazî olarak, ölmek mânâsına gelir. Fuzulî, bu kelimeyi hem, hakikî, hem mecazî mânâda kullanıyor.

    13. Ey dostlar, eğer onun elini öpme arzusu ile ölürsem, toprağımdan bir testi yapın ve sevgiliye onunla su verin.
    Fuzulî ince bir hayale dayanan bu beytinde (s) aliterasyonu ile (u) asonansının doğurduğu âhenkten de istifade ediyor.

    14. Servi, kumrunun yalvarmalarına karşı dikbaşlılık ediyor. Su gitsin de onun eteğine sarılıp ayağına düşsün yalvarsın.

    Servi ile kumru çok defa bir arada bulundukları için birbirlerine âşık sayılırlar. Servi, güzel boylu sevgiliye, kumru yalvaran âşığa benzer. Şair, servinin uzun oluşu ile dikbaşlılık arasında bir münasebet bulunuyor. Servi ağaçlarının dibinden akan su da bir arabulucuya benzetiliyor. Şair bu beyitte servi, kumru ve suya insana has vasıflar vermek suretiyle "teşhis" ediyor ve âdeta tabiatı masallaştırıyor.

    "Servi", vahdeti (Tanrı) "su", peygamberi, "kumru" kulu temsil eder. Beyitte arka planda böyle bir mânâ da vardır.

    15. Gül dalı bir hile ile bülbülün kanını içmek istiyor. Su, gül dalının damarına girerek bülbülü kurtarmalıdır.

    Renk kelimesi, renkten başka şekil, suret ve hile mânâlarına da gelir. Şairin burada onu kullanması gül ve bülbülün kanı dolayısıyledir. Gül, kendisine kırmızı renk sağlamak maksadıyle bülbülün kanına girmek istiyor. Divan şiirinde gül ile bülbül arasında bir aşk münasebeti olduğundan bahsedilir. Şair bu beytinde de gül, bülbül ve suya insanî vasıflar izafe ediyor.

    16. Su temiz tabiatını âleme aydınlık (berrak) kılmış ve Hazret-i Muhammedin, yoluna girmiştir.

    Şair bu beytinde su ile Hazret-i Muhammede uyan, onun yolunda giden mümin arasında bir münasebet buluyor. Temizlik dolayısıyle İslâmiyet suya büyük önem verir. Su maddî ve manevî temizliğin sembolüdür. Suyun vasıflarından biri berrak oluşudur. İyi mümin de öyledir. Onun gönlü de su gibi aydınlık, herkese açıktır.

    17. Seyyid-i nev-i beşer (insan neyinin efendisi, Hazret-i Muhammet) seçkinlik incisinin denizidir. Onun mucizeleri kötülerin ateşi üzerine su serper.

    Burada su redifi dolayısıyle Peygamber bir seçkin inciler denizine benzetilmiştir. Onun din denizi seçkin inciler yetiştirir. O, kötülük ateşlerini söndüren bir sudur. Su ile ateş arasında tezat vardır. Burada ateş kötülüğün, su iyiliğin sembolü olarak kullanılmıştır,. Bu beyitte seyyid, ıstıfa, sepmek), (beşer, ateş-i eşrar) kelimelerinde aliterasyon vardır.Hz. Muhammed doğduğu zaman ateşperestlerin ateşleri sönmüştür. Beyitte bu mucizeye de telmih vardır.
    18. Peygamberlik gül bahçesinin canlılığını tazelemek için mermer taşı mucizinden (yaratıcılığından) su akıtmış.

    Peygamberlik gül bahçesine su verince gül tazeleniyor. Gül Peygamberimize izafe edilen bir çiçektir. Peygamberlik müessesesi onunla taze kalmış, Son peygamber olan Peygamberimizin mucizelerinden biri kara taştan su akıtmak. Bu mucize peygamberliğinin kabulü ve yeni bir gül açılması, peygamberlik bahçesinin parlaklığının tazelenmesidir.

    19. Onun mucizi âlemde öyle nihayetsiz bir hidayet denizidir ki, binlerce kâfir tapınağına (Mecusî tapınağına) o denizden hidayet ermiştir.

    Peygamber doğduğu zaman vukua gelen harikulade hadiselerden biri de sönmeyen ateşlerin sönmesi (Mecusî ateşlerinin sönmüş olması)dir. Bu hadiseye telmih eden Fuzulîye göre peygamberimizin mucizesi öyle sonsuz bir deniz imiş ki, binlerce kâfir ateşgedesindeki ateşi söndürmeğe yetmiştir.

    "Yetmiş" kelimesi hem "erişmiş" hem de "kifayet etmiş" mânâlarına gelir. Burada kifayet etmiş mânâsında tevriye!i kullanılmıştır.Ayrıca su-ateş arasında tezat vardır.

    20. Şiddet günü Ensara parmağından akıttığı suyu kim işitse, hayretle parmağını ısırır.

    Tebuk seferinde (şiddet günü) susuz kaldıkları zaman Peygamberimizin parmakları arasından oluk oluk su akmış. Bunu duyan hayretinden parmağını ısırır. Bu hadise de kullara hayret veren bir mucizedir.

    21. Dostu, yılan zehri içse, ebedî hayat suyuna döner, düşmanı su içse mutlaka yılan zehri olur.

    Peygamberin dostlarından maksat, hayatında iken, ona uyan sahabelerle, onun yolundan giden Müslümanlardır. Aynı imana sahip oluş, onlara da manevî bir güç verir ve onlar bu manevî güç ile, kötülükleri iyiliğe döndürebilirler. Buna karşılık, düşmanları için iyi şeyler böyle kötü bir mahiyet alır. Şair bu fikri, yılan zehrinin ebedî hayat suyuna veya tersine ebedî hayat suyunun zehre dönüşmesi sembolü olarak ifade ediyor. Burada tezat sanatı vardır.

    22. Abdest almak için yanağının gülüne su serpince, her damla sudan bin rahmet denizi dalgalanmıştır.

    Şair borada "gül-i ruhsar" tamlaması ile Peygamberin yanağını güle benzetmiştir. Abdest alınırken yüz yıkanır. Peygamberin yüzüne değen su, onun manevî gücü ile çoğalıyor, bir damladan bin rahmet denizi doğuyor. Damla ile deniz arasında tezat vardır. Bu tezat ve benzetme tasavvufta birlik (vahdet) ile çokluk (kesret) u belirtmek için kullanılır. Çok, birden doğar. Başlangıçta ilk Müslüman olan Hazret-i Muhammed tek idi. Daha sonra, Müslümanların sayısı yüzlerce milyonu aştı. Tanrının insanlara acıması mânâsına gelen rahmet, Türkçede mecazî olarak yağmur mânâsına da gelir. Yağmur milyonlarca damladan oluşur.

    23. Su senin ayağının toprağına erişeyim diye durmadan, ömürler boyu başını taştan taşa vurarak âvâre gezer durur.

    Her yıl, yüz binlerce Müslüman, dünyanın dört bir yanından Hacca giderler. Peygamberin mezarını ziyaret ederler. Şair, sulara da böyle kutsal bir duygu yüklüyor. Suların başını taştan taşa vurması, hem hakiki, hem mecazî mânâda kullanılmıştır. Hayat ile su arasında münasebet olduğu için şair ömür kelimesini kullanmıştır. Muttasıl kelimesi Arapça "vasl" (ulaşan, kavuşan) kökünden gelir. Bu beyitte teşhis sanatı vardır.

    24. Su ister ki, senin dergâhının toprağına zerre zerre nur salsın. Parça parça olsa bile su o dergâhtan dönmez.

    Toprak, su ve ışık zerre zerre, parça parça olurlar. Su ışığı yansıtır. Şair, su ve ışığın bu özelliklerine manevî bir mânâ da veriyor. Burada su ve ışığın zerre zerre veya pare pare olması sevginin gücünü ifade eder.

    25. Senin natını zaman zaman tekrarlamayı hata ehli derman bilir. Tıpkı sarhoşun ayılması için yüzüne su serpmesi gibi.

    Hata kelimesi yanlış ve günah mânâsına gelir. "Ehl-i hata"dan maksat, yanlış yola sapanlar, günahkârlardır. Onlar günahlarından kurtulmak için, sarhoşun ayılmak maksadıyle yüzüne su serpmesi gibi senin natını tekrarlarlar. Nat, bir şeyi medhederek anlama mânâsına gelir. Hazret-i Mu-hammedi övmek için yazılan şiirlere de nat denilir. Belli zamanlarda okunan Kuran cüzlerine ve dualara "vird" denilir.

    26. Ey Tanrının sevgilisi, ey insanların en iyisi, sana dudakları yananların su dilemeleri gibi müştakım.

    27. Şen o keramet denizisin ki, Miraç gecesi feyzinin şebnemi duran ve gezen yıldızlara su götürmüştür.

    Burada Hazret-i Muhammedin Miracına telmih vardır. Şebnem kelimesinin şebi (gece) ile Şeb-i Mîracın "şeb"i aynı mânâya gelir. Şairin iki kelime atasında münasebet kurmasının sebebi budur. Feyiz: suyun taşması, bereket demektir. Şebnem ile bahar arasında tezat vardır. Peygamberin manevî gücü o kadar kuvvetlidir ki, yeryüzünden götürdüğü şebnemi bütün yıldızlara yetecek su sağlar. Burada sudan maksat, Hazret-i Muhammedin Miraç gecesi bütün kâinata varlığı ile vermiş olduğu feyizdir.

    28. Mezarını yenileyen mimara su gerekirse, güneşin çeşmesinden her dem feyzin saf suyu iner.

    Burada güneş, dünyaya feyz ve bereket verdiği için çeşmeye, güneşten akan ışık zülâle (saf su) benzetilmiştir.

    29. Cehennem korkusu yanık gönlüme gam ateşi salmış, senin ihsan bulutunun o ateşe su serpeceğini umuyorum.

    Mânâ bakımından bütün kelimeleri birbiriyle ilgili olan bu beyitte tenasüb veya müraat-i nazîr sanatı vardır.

    30. Natının uğuru ile Fuzulînin sözleri nisan yağmurundan vücuda gelen büyük inci tanelerine benzemiştir.

    Bir efsaneye, göre istiridyeler nisan ayında denizin yüzüne çıkar, yağmur yağarken kabuğunu açar, bir iki damla alır, yeniden denizin dibine inerlermiş. Bunlar zamanla inci haline gelirmiş. Fuzulî yukarıdaki beytinde bu efsaneye telmihte bulunuyor, kendi sözlerini inciye benzetiyor.

    31. 32. Mahşer günü gaflet uykusundan uyandığımda ve hasret gözyaşlarından uykusuz gözlerim su döktüğünde (ağladığımda) umduğum odur ki, mahrum olmayayım, vaslının çeşmesi senin yüzüne teşne olan bana su versin.

    Divan şairleri umumiyetle fikirlerini bir beyitte sona erdirirler. Fuzuli burada 31. beyitle 32. beyiti birbirine bağlıyor. İki beyitte de mahşer günü bahis konusudur. O gün insanlar Tanrıya -hayatlarında yaptıkları iyi ve kötü işlerin hesabını verecekleri için büyük bir telaş ve heyecan içinde olacaklardır. O gün Hazret-i Muhammed kendisini sevenlere şefaat edecektir.
    .

  2. #2
    Üyelik tarihi
    16.Mart.2011
    Mesajlar
    1,602

    Cevap: Fuzuli - Su Kasidesinin Açıklaması


    FUZULİ-SU KASİDESİ ŞİİR İNCELEMESİ
    SU KASİDESİ ÇÖZÜMLEMESİ
    Kaynak: Bilinmiyor

    Şiir ve Zihniyet: 16. yüzyıl, klasik şiirin İran şiirinin etkisinden kurtulup ken¬di geleneğini oluşturduğu bir dönemdir. Fuzûlî ve Bakî bu yüzyılın şiirdeki zirve isimleridir. Klasik Türk şiirinin en büyük şairlerinden biri olan Fuzûlî, şiirleriyle yalnız Türk edebiyatının değil, dünya edebiyatının da klasikleri arasına girmiştir.

    Okuduğunuz şiir, hem aşk şairi olan Fuzûlî'nin hem de divan şiiri geleneğinin aşk anlayışını yansıtması bakımından önemlidir. Fuzûlî'nin işlediği aşk, daha önce Bakî'nin incelediğimiz örnek gazelinde ele aldığı beşeri aşktan farklıdır. Onun ele aldığı aşk maddi, beşeri aşktan başlayarak dinî, tasavvufi bir anlayışla yoğrulan ilâhi aşka geçen bir aşktır.. Şair bu kasidede ta-savvufi bir anlayış ve samimi bir duyguyla Allah'ın gönderdiği son peygamber olan Hz. Muhammed'e duyduğu coşkulu bir sevgi, saygıyı ve ona kavuşma arzusunu dile getirmiştir.

    Hem dinî hem din dışı mecrada yürüyen divan şiiri geleneğini, besleyen birçok kaynak arasında İslam dini, Kur'an-ı Kerim, Hz. Muhammed'in hayatı, mucizeleri ve sözleri önemli bir yer almaktadır. Metinde, Hz. Muhammed'in mucizeleri (18, 19 ve 20. beyitler), miraca yükselmesine (27. beyit) de yer verilmiştir, İslam kültürünün ve peygamber sevgisinin Türk kültürüne etkisini, dolayısıyla divan şiirine yansımasını bu şiirde baştan sona hissetmek mümkündür.

    Şiirde Peygamberi seven ve ona ulaşmaya çalışan birini temsil eden "su"; Mevlana'nın Mesnevi'sindeki "ney" gibidir, yani bir semboldür.

    Bilindiği gibi divan şiiri geleneğinde aşk, "âşık, maşuk, rakip" (seven, sevilen ve âşığın rakibi) üçlüsü etrafına şekillenir ve anla-tılır. Şiirin 12. beytinde değinilen bu aşk üçgeni, hem dönemin hem de genel ola¬rak divan şairlerinin aşka bakış açılarını yan-sıtması bakımından büyük önem taşır.

    Yukarıda anlattıklarımızı edebî eser - zihniyet bağlamında değerlendirirsek; 16. yüzyıla ait bu eserden hareketle dönemim sanat eserlerin¬de İslâmi temaların da yer aldığı sonucuna varabiliriz.

    Şiirde Ahenk: Şiirde ritim ve ahenk; geleneksel araçlar olan kafiye, redif ve aruz ölçüsüyle sağlanmıştır. Aruz ölçüsünün "fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün" kalıbının kullanıldığı şiirde "-e su" sesleri redifi, "-âr" sesleri zengin uyağı oluşturmuştur ( â = a+a). Divan şiirinde gazel kafiye düzeni dediği¬miz "aa, ba, ca, da ..." kafiye düzeni bu şiirde de kullanılmıştır.
    a........odlaresu
    a.........çâre su
    b.....bilmezem ( "-âr" —> zengin uyak)
    a....devvâresu ( "-e su" -> redif)
    c.......çâk çâk
    a......dîvâresu

    Şiire ritim katan diğer bir unsur ise bir suyun akışını andıran "Dest-bûsi arzûsiyle ger ölsem dostlar / Kûze eylen toprağum sunun anunla yâre su" dizelerindeki "z, s" seslerinin tekrarıyla oluşan aliterasyondur.

    Şir Dili: Coşku ve heyecanı dile getiren metinlerde dil genellikle "sanatsal, şiirsel, heyecana bağlı işlevde" kullanılır. Fuzûlî'nin incelediğimiz kasidesinde şiir dilini oluşturan birçok unsur vardır. Başta mazmun ve edebi sanatlar olmak üzere sözcüklerdeki zengin yan anlam da metne şiirsellik katan unsurlardan biridir.

    Fuzûlî'nin mazmun bulma ve kullanmadaki ustalığı bu şiirinde de görülmektedir. Mazmunları şiirinde bir hasırın telleri gibi örülmüş ve iç içe geçmiş bir şekilde kullanmıştır.

    Mazmunlardan bazıları şunlardır: servi, bağban, (bahçevan) gülzar (gül-bahçesi), gül-i ruhsar (gül yanaklı) bülbül, peykan (ok temreni gibi kirpik), ab-ı hayat...

    Şiirde birçok mecaz, imge ve söz sanatı kullanılmıştır:
    1. beyit:
    • Şairin gönündeki ateşin su ile söndürülmeyecek kadar çok olması; mübalağa,
    • Od (ateş) ve su (mecazen aşk ateşi ve gözyaşı) sözcükleriyle; tezat,
    • Şairin içindeki acı, ateşe benzetilmiştir. Ancak benzeyen unsur olan "acı" dizelerde geçmeyip sadece kendisine benzetilen kullanıldığı için; açık istiare,
    • Bir organ olan "göz"e kişilik verilip ona hitap edilmesi; teşhis,
    • Göze hitap edilirken "ey" ünleminin kullanılması; nida,
    • Dökülüp saçılan gözyaşları bir amaca yani gönüldeki ateşleri dindirme, söndürme sebebine yönelik akıtıldığı ifade edilerek bilinen bir gerçek, güzel bir sebebe bağlanmak suretiyle; hüsn-i talil,
    • "Göz, eşk (gözyaşı), saç(mak) ve "od, dutuşan" sözcükleri anlamca birbiriyle ilgili olduklarından; tenasüp sanatı yapılmıştır.
    2. beyit:
    • Şairin " gökyüzünün rengi su renginde midir, yoksa benim gözyaşlarını mı onu bu renge bürüdü?" ifadesiyle cevabı bilinen ve cevap beklemeden soru sorma suretiyle; istifham,
    • Gökyüzünün mavi olduğu bilindiği halde bilmezlikten gelinmesi; teca-hül-i arif,
    • Şairin, gökyüzünü kaplayarak ona rengini verecek kadar çok gözyaşı döktüğünü düşünmesiyle; mübalağa,
    • Gökyüzünün su renginde olmasının sebebi, gözyaşlarının gökkubeyi kaplaması gösterilerek; hüsn-i talil,
    • Göz, günbed, devvar sözcüklerinin yuvarlak ve dönerek hareket etme özelliğiyle; tenasüp sanatları yapılmıştır.
    3. beyit:
    • "Ey sevgili, bakışın beni öldürüyor" şeklinde günümüze uyarlanabilecek bir düşünce çeşitli söz sanatlarıyla şiirselleştirilmiştir.
    • Sevgilinin bakışı "tîg" yani kılıca benzetilmesi ancak "bakış" sözcüğünün beyitte geçmemesiyle; açık istiare,
    • Sevgilisinin kılıç gibi keskin bakışının âşığın gönlünde açtığı yaralar bir örnekle açıklanıyor: "Tıpkı akar suyun duvarda veya su yatağının kenarında yarıklar oluşturması gibi." Bir fikri ispatlamak veya güçlendirmek için atasözü, halk deyimi veya bir örneğin kullanılmasıyla irsal-ı mesel,
    • Birinci mısrada "tiğ, gönül ve çâk" sözcükleri sıralandıktan sonra ikinci mısrada bunlarla ilgili tamamlayıcı nitelikte "su, dîvar ve rahn" sözcük¬leri kullanılmıştır. Su, alakası sebebiyle tig ile kılıcın temas ettiği yer olan gönül suyun değdiği yer olan dîvar ile parça parça demek olan çak, yarık anlamına gelen rahne ile leff ü neşr (sözcükler alt alta değil de karışık bir şekilde sıralandığı için müşevveş (karışık) leff ü neşr,
    "tiğ gönül, çâk"
    "şu, dîvar, rahne"
    • Çâk" sözcüğünün birinci mısrada iki defa tekrar edilmesiyle; tekrir sanatı yapılmıştır.
    Şiirde Yapı: Bu şiirin nazım şekli kasidedir. Birim değeri beyit (ikilik), birim sayısı 32'dir. Uyak düzeni gazel uyak düzenindeki gibi "aa, ba, ca, da, ea..." şeklindedir.
    Kasidenin ilk beytine matla, son beytine makta denir. Şair, takma adını (mahlas) genellikle kasidenin sonlarına doğru söyler. Şairin mahlasının geçtiği beyte "taç beyit" denir. Kasidenin en güzel beytine "beytü'l-ka-sid" (şah beyit) adı verilir. Kaside genellikle din ve devlet büyüklerini öv¬mek amacıyla yazılır. Aruz ölçüsüyle yazılan kasidelerin birim sayısı 31 ile 99 arasında değişir.

    Kaside de ele alınan konular belli bir sıra takip edilerek bölümlere ayrılır:
    Tam bir kaside altı bölümden oluşur:
    Nesib / teşbib, girizgâh, methiye, tegazzül, fahriye, dua.
    1. Nesib ya da Teşbib: 15-20 beyitten oluşan kasidenin ilk bölümüdür. Şairler bu bölümde çeşitli betimlemeler yapar, şair-lik yeteneğini ortaya koymaya çalışırlar. Kasideler, nesib (teşbib) bölümlerindeki konuya veya kasidenin redifine göre adlandırılır:
    Kaside-i Bahariye: Bahar güzellikleri, çiçekler,
    Kaside-i sûriye: Düğün ve eğlenceler
    Kaside-i Şıtaiye: Kış mevsimi, kar,
    Kaside-i Temmuziye: Yaz mevsimi, sıcaklar,
    Kaside-i Ramazaniye: Ramazan ayı, oruç
    Kaside-i lydiye: Bir devlet büyüğünün bayramını kutlama
    Kaside-i Nevruziye: Nevruz heyecanı ve etkinliklerinden söz eden nesip bölümleridir.
    • Kimi kasidelerde rediflerine göre adlandırılır: Sünbül kasidesi, kerem kasidesi, sözüm kasidesi gibi... "Su Kasidesi" bu adlandırmaya örnektir.
    • Bazen kasidenin tüm beyitleri bir tema etrafında toplanabilir. Okuduğu¬nuz şiirin nazım şekli / kaside; peygamberlere övgü amacıyla yazıldığı için nazım türü, naat'tır.
    • Bu şiirde nesib bölmü 1-15. beyitlerdir.

    2. Girizgâh: Kasidenin yazılış amacını ortaya koyan "methiye" bölümüne geçişi belirler. Genellikle tek beyitten oluşan, methi-ye bölümünün başlayacağını belirten bölümdür.
    • Su Kasidesi'nde girizgah bölümü 16. beyittir.

    3. Methiye: Tanrı, peygamberler, din veya ve devlet büyüklerinin övüldüğü bölümdür. Beyit sayısı şairin isteğine kalmıştır. Bu bölümde sanatlı, özellikle de mübalağalı bir anlatım tercih edilir. Tarihin, mitolojinin ünlü kahramanlarına telmihte bulunulur. Kahramanlarla kasidenin sunulduğu kişi arasında benzerlikler kurulur. Bu kasidede Hz. Muhammed methedilmiş (övülmüştür). Su Kasidesi'nin methiye bölümü 17-29. beyitlerdir.

    4. Tegazzül: Genellikle methiye bölümünden sonra bir fırsat oluşturup kasideyle aynı ölçü ve uyakta söylenen gazeldir. 5-12 beyit arasında değişen bu bölümde şair; aşk, şarap gibi temaları işler. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.
    • Nitekim "Su Kasidesi"nde tegazzül bölümü yoktur.

    5. Fahriye: Şairin kendisini, şairlik yeteneğini övdüğü bölümdür. Genellikle şairin mahlasının geçtiği bu bölüme "taç bölüm" adı da verilir. Divan şairleri burada kendilerini genellikle İran edebiyatının büyük şairleriyle karşılaştırmayı yeğlemişlerdir. Su kasidesinin 30. beyti fahriye bölümüdür.

    6. Dua: Birkaç beyitten oluşur. Şair, methiye bölümünde övdüğü kişinin başarılı, uzun ömürlü ve talihinin iyi olması için iyi di-leklerde bulunur, dua eder. Su kasidenin 31-32. beyitleri dua bölümüdür.


    SU KASİDESİ BÖLÜMLERİ
    Nazım şekli: Kaside
    Nazım türü: Naat
    Birim sayısı: 32
    Birim değeri: Beyit
    Fahriye (Taç): 30. beyit
    Dua: 31-32. beyitler
    Nesib/Teşbib: 1 -15. beyitler
    Girizgah: 16. beyit
    Methiye: 17-29. beyitler
    Tegazzül: -----------

    Şiirde Tema: Fuzûlî'nin, Peygamberimiz Hz. Muhammed'e karşı beslediği derin sayı ve sevgisinin tasavvufi aşk çerçevesinde övgü dolu sözlerle dile getirilmesidir.

    Şiirde Gerçeklik ve Anlam: Şair Hazreti Peygamber'in varlığını, sahip olduğu özellikleri ve ona olan sevgisini, sanatsal gerçeklikle ifade etmiştir. Bu kasidede şair, gerçeği anlatırken, bunu edebî metin olan şiirinde hayaller, mazmunlar, söz sanatları ve çeşitli mecazlarla harmanlamış, ortaya gerçekle ilişkisi olan, ama gerçeğin aynısı olmayan bir dünya çıkarmıştır. Böylece soyut bir gerçeklik olan "aşk, sevgi" somutlaştırılarak dile getirilmiştir.

    Şiir ve Gelenek: Bu şiir; zihniyet, ahenk öğeleri, yapı, dil ve tema vb. Bakımından divan edebiyatı geleneği içinde oluşturulmuştur. Övgü konusunu işleyen bu tür şiirler, divan edebiyatı geleneği içinde kaside nazım şekli ile verilmiştir. Hemen her şairin divanında "kaside" bulunur. Yazılan kasidenin bir devlet büyüğüne sunulması ve kendisine kaside sunulan kişinin de şaire "caize" vermesi bir gelenek haline gelmiş; birçok divan şairi bu geleneği sürdürmüştür. (Caize: Şairlerin kasidelerle övdükleri büyükler tarafından kendilerine verilen bahşiş)

    Okuduğunuz şiir, Hz.Muhammed'i övdüğü için naat özelliği taşır. Klasik Türk edebiyatında naat yazma geleneği de önemli bir yer tutmaktadır.

    Sonuç olarak bu şiir, divan şiiri geleneğinin özelliklerini taşır. Bu özellik şunlardır:
    • Şiirin birim değerinin beyit olması
    • Aruz ölçüsünün kullanılması
    • Mazmun ve mecazlarla yüklü, sanatlı bir söyleyişin bulunması
    • Arapça, Farsça sözcük ve tamlamalara yer verilmesi
    • Divan şiirinin tasavvufi aşk anlayışını yansıtması
    • Naat türünün özelliklerini taşıması

    Yorum: Divan şiiri geleneği içinde din ve devlet büyüklerine övgü her dö¬nemde söz konusudur. Edebî türler şekil bakımından değişse de bu övgü geleneği günümüzde de vardır ve övgüde abartılar kaçınılmazdır.
    Sanatsal metinlerin yorum sınırları kesin çizgilerle belirlenmemiştir. Anlam birden fazla olabilir. Çok anlamlılık bu metinler için pozitif bir değerdir. Okuyucuya bu anlam modelinde sınırsız yorum yetkisi tanınmıştır.
    Sanatsal metinlere yazarın/şairin birden fazla anlam koyduğu düşünülürse, yukarıda bahsedilen anlamın bir ağaca benzetilişi modeli kabul edilebilir. Bu tür metinlerde anlam, ağacın meyvelerinin alttan üste sıralandığı gibi, üst üste istiflenmesiyle oluşmuş olabilir. Burada "yüzeysel anlam", "derin anlam" ya da "yüce anlam" söz konusudur.
    • Fuzûlî'nin okuduğunuz şiirinde de anlam katmanları vardır ve her okuyucu sahip olduğu bilgi birikimi ve kültür düzeyine göre bu derinliklere ulaşabilir, şairin sözcüklere yüklediği anlamları kendince yorumlayabilir.
    • Divan şiiri geleneği içinde başta Allah, peygamberler, halifeler, din ve devlet büyüklerine derin bir saygı ve sevgi beslenmiş, bu sevgi çeşitli sanat eserleri vasıtasıyla dile getirilmiştir. Genellikle "övgü" teması çerçevesinde gelişen bu ürünler-de zaman zaman abartılı bir üsluba yer verilmiştir.
    • Anlatım araçları, dil ve anlatımı değişse de büyükleri övme geleneği günümüzde de kendisini göstermektedir. Özelikle Peygamberimiz Hz. Muhammed'e karşı duyulan derin sevgi şiirlere yansımaktadır. Günü¬müz şairlerinden Nurullah Genc'in yazdığı ve Peygamber sevgisini konu alan "Yağmur" adlı şiir bunun bir göstergesidir.

    Metin ve Şair:
    • Oğuzların Bayat boyundan olan şairin asıl adı Mehmet'tir. Zamanın geçerli bütün bilimlerini öğrenmiş; Türkçeyi, Arapçayı, Farsçayı çok iyi kullanmıştır.
    • Bütün ömrünü Bağdat ve çevresinde geçirmiş. 1556'da çıkan bir veba salgınında Kerbelâ'da ölmüştür.
    • XVI. yüzyıl Azeri ve divan edebiyatının en güçlü gazel şairidir.
    • Şiirlerinde Azeri şivesinin özellikleri hâkimdir.
    • Alçakgönüllü ve dünya malında gözü olmayan şair, maddi yokluk içinde yaşamıştır.
    • Geniş bir tasavvuf kültürüne sahip olan Fuzûlî, bunu şiirlerinde başarıyla işlemiştir. Mutasavvıf bir şair değildir, tasavvuf onun için bir amaç değil bir araç olmuştur.
    • Leyla ile Mecnûn mesnevisinde ile ilahi aşkı işlemiştir. Aşk acısının tasavvufa göre kendisini olgunlaştıracağı anlayışla şiirlerinde aşk acısından duyduğu mutluluğu dile getirmiştir.
    • Hazreti Muhammed için yazdığı "Su Kasidesi" adlı naatı çok ünlüdür.
    • Padişaha kasideler yazmış, kendisine bağlanan 9 akçelik maaşı ala¬mayınca, ünlü "Şikâyetname" adlı eserini yazmıştır. Bu eser mektup türündedir. Mektubu, Nişancı Celâlzâde Mustafa Çelebi'ye sunmuştur.
    • Aşk acısını, çaresizliği, yalnızlığı, coşkulu bir lirizmle dile getirmiştir.
    • Gazel ve kasideleriyle de tanınmış, Türkçenin bir şiir dili olmasını istemiş, Türk dilini ustalıkla kullanmıştır.
    • Söylenmesi kolay gib görünen; ama gerçekte herkesin söylemeyeceği sehl-i mümteni sanatını örnekleyen şiirler yazmıştır.
    • Türk edebiyatının Azeri sahası şairlerinden olan Fuzûlî'nin şiirlerinde hem Azeri Türkçesinin hem de XVI. yüzyıl Türkçesinin ses ve söyleyiş özelliklerini görüyoruz. Klasik Türk edebiyatının en büyük ve en lirik şairlerinden olan Fuzûlî, Su Kasidesi ile lirik şiirin ve peygamber sevgisinin en güzel örneklerinden birini vermiştir.
    • Fuzûlî, her şeyden önce bir aşk ve ıstırap şairidir. Aşkı, hep hüzün, keder ve acı yönüyle görür. Ayrılık, dert ve üzüntüyü arar,; acı çekmekten hoşlanır. Her kavuşmanın sonunda dayanılmaz bir ayrılık olduğu için kavuşmayı istemez. Şairin gençlik hevesiyle söylediği şiirler maddi ve beşeri aşkı, ilim tahsilinden sonra yazdıkları ise tasavvufi aşkı anlatan şiirlerdir. Fuzûlî'de aşkın böyle beşeri aşktan nasıl yavaş yavaş sıyrılarak ve maddeden uzaklaşarak ilâhi, tasavvufi aşka eriştiği bu kasidesinin dışında en iyi şekilde "Leyla ve Mecnûn" mesnevisinde görülür. Leyla ile Mecnûn'un aşkları okulda maddi bir aşk olarak başlar ve eserin sonunda ilâhi bir aşk haline gelir.
    • Tasavvuf, Fuzûlî'nin şiirlerinde önemli bir yer tutar. Fakat o; Hallâc-ı Mansûr, Seyyid Nesimî, Ahmet Yesevî, Niyazi-i Mısrî, Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi tasavvufu asıl gaye edinen mutasavvıf şairler gibi değildir. O, tasavvufu sanat yönünden, ilham için uygun bir konu olarak gören bir şairdir. Öncelikle şiir ve sanatı amaçlayan sanatçı, tasavvufu bu sanatın içinde eriterek ifade eder. Kısaca Fuzûlî, önce şair sonra mutasavvıftır. Su Kasidesi'ni inceledikçe bunu görmek mümkündür.
    • Arap, Fars ve Türk dillerini çok iyi bilen zamanın geçerli bütün ilimlerini okuyan Fuzûlî, bilgin bir şairdir. Türkçe Divan'ının Mukaddime'sinde (ön sözünde) şiir hakkında düşüncelerini açıklarken şöyle der: ilimsiz şiir, temeli olmayan duvar gibidir. Nasıl ki temelsiz duvar yıkılmaya mahkûm ise ilimsiz şiir de onun gibi yok olmaya mahkûmdur." ilimden yoksun şiirlerin uzun ömürlü olmayacağını belirten Fuzûlî'nin bunu şiirlerinde uyguladığını görüyoruz. Nitekim şairin okuduğunuz kasidesinde geçen şu bilgiler bunun bir delilidir:
    1.beyit: "Anâsır-ı Erba'a" dediğimiz bütün maddeleri oluşturan dört ana maddeden (hava, toprak, su, ateş) ikisine (su, ateş) değinmiştir.
    2. beyit: Gökyüzüyle (kozmik âlem) ilgili bilgilere yer vermiştir.
    3 ve 4. beyit: Ok, mızrak, hançer ve kılıç gibi aletlerin demirinin su verilerek daha sert bir hale geldiği bilgisine sahip oldu-ğu görülmektedir.
    4. beyit: Tıp ile ilgili bilgisini yansıtmıştır. (Ayrıca şairin "Sıhhat ü Maraz" adlı eserinden de tıp ile ilgili geniş bilgi sahibi olduğunu anlıyoruz.)
    6. beyit: Hat ve hattatlıkla ilgili bilgisi olduğu anlaşılmaktadır.
    • Fuzulî, söz, fikir ve bilgi kudretini daha çok bu kasidesinde aksettirmiştir. Fuzûlî'nin yaşadığı şehir olan Bağdat ile şiir-deki sembol olan "su" arasında bir ilgi var, diyebiliriz. Günümüzde de söz konusu bölgede yaşayan insanlar için su, istenen aranan ve arzulanan en büyük nimetlerden biridir. Fuzûlî bu şiirinde, Peygamberimizin, çorak gönüllere, taşlaşmış kalplere "âb-ı hayat" sunan, insanları hidayet pınarlarına ulaştıran bir mürşit ve bir rahmet kaynağı olduğunu tasvir etmiştir.

Benzer Konular

  1. Ziya Paşa'nın Kalmadı redifli gazelinin açıklaması
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 30.Kasım.2017, 22:52
  2. "Dünya" sözcüğünün etimolojik açıklaması
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 18.Nisan.2013, 11:14
  3. Bir ağaçta gül de biter, diken de atasözünün açıklaması
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 12.Mart.2013, 20:32
  4. Çanakkale Şehitleri Şiiri Açıklaması-Günümüz Türkçesi
    Konu Sahibi refresh Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 12.Mart.2013, 20:11

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •