ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİNİN TÜRK DİLİ TARİHİNDEKİ YERİ

Zeynep KORKMAZ·

1. Eski Anadolu Türkçesi veya Eski Türkiye Türkçesi diye adlandırdığımız yazı dili, bilindiği
gibi, Anadolu ve Rumeli bölgesinde ve Oğuz-Türkmen lehçesi temelinde kurulup gelişmiş olan Türk yazı
dilinin Xlll-Xv. yüzyıllar arasını kaplayan ilk dönemidir. Bugün Türkiye ve Avrupa kitaplıklarında
yüzlerce yazma eseri bulunan Eski Anadolu Türkçesi, dil yapısı bakımından özel bir değer taşıdığı gibi,
Türk dili tarihindeki yeri bakımından da bir dönüm noktası oluşturur. Çünkü XIII. Yüzyıla gelinceye
kadar Oğuz boyları, Orta Asya Türk devletlerinin siyasi ve sosyal dokusunu oluşturan etnik yapıda
önemli bir yer tuttukları halde, lehçeleri müstakil bir varlık gösterememiştir. Oğuz Türkçesinin bağımsız
bir kimliğe ulaşabilmek için geçirdiğitarihi sürecin bir özet halinde gözden geçirilmesi bile, bu önem ve
değeri kendiliğinden ortaya koyacak niteliktedir.
Oğuzcanın Eski Anadolu Türkçesinden önceki tarihi dönemi, Oğuz boylarının tarihteki yerlerine
koşut olarak başlı,ca iki alt döneme ayrılabilir. Bunlar: ~
1. Vl-Xl, yüzyıllar arasındakidönem,
2. Xl-Xlll, yüzyıllar arasındaki alt dönemlerdir.


2. Bilindiği üzere Oğuzlar, Köktürklerin tarihine paralelolarak VI. yüzyıldan beri tarih
sahnesinde varlığını duyurmuş olan büyük bir Türk kavmidir. Vl-Xl. yüzyıllar arasını kaplayan ve Türk
dili tarihinde Eski Türkçe diye adlandırılan dönemde, Oğuz boyları varlıklarını Köktürk (MS. 552-745),
Uygur (MS. 745-840) ve Karahanlı (MS. 912-1212) Türk devletlerinin coğrafyasında, siyasi bakımdan
onlara bağlı ve zaman zaman da bu devletlerin siyasi yapısını etkileyen bir etnik kololarak
sürdüregelmişlerdir.

Orhun ve Yenisey Yazıtları'ndaki kayıtlardan, Oğuzların VII. yüzyılın ilk yarısında Yenisey
bölgesindeki Barlık ırmağı yörelerinde, VII. yüzyılın ikinci yarısından sonra da Tula ırmağı boylarında ve
Ötüken yöresinde oturdukları bilinmektedir', Bunlar, Köktürklerin yerini alan Uygurlar döneminde de
Orhun ırmağı bölgesinde yaşarruşlardrr'. Karahanlılar döneminde ise, Karahanlıların batısındaki sınır
bölgesinde yer almışlardır. Bu Türk boyunun, ıx-xL. yüzyıllar arasındaki dönemde, Aral gölünün
kuzeyindeki steplerde ve Seyhun (Sirderya) ırmağının iki yakasında oturdukları tarihi ve coğrafi
kaynakların verdikleri bilgilerden anlaşılmaktadır. Bunların daha X. Yüzyılda, Sirderya (Öküz ırmağı)
boylarında ve Aral gölü kıyılarında Yenikent merkez olmak üzere bir Yabgu Devleti kurdukları da
biliniyor.

Oğuz Türkmen boylarının tarihte böyle önemli bir yerlerinin bulunmasına rağmen, bu dönemde
üğuzca kendisini bağımsız bir varlık halinde ortaya koyamamıştır. Bu durum, Türk dilinin o
yüzyıllardaki tarihi akışını yönlendiren etkenler yanında, asıl, Oğuzların bağımsız bir siyası varlık
kuramamış olmalarıyla ilgilidir. Bu dönemde meydana getirilen eserlerde, Oğuz-Türkmen lehçesi, kendi
varlığını ancak bazı beliıtiler halinde ortaya koyabilmiştir.

Aslında Eski Türkçe dediğimiz dönem, dil yapısında az çok farklı lehçelerin izlerini taşıyan bir
dönemdir. Oğuzların bağlı bulundukları Türk devletlerinin sınırları içinde birbirinden farklı etnik
unsurların yer almış ve bunlara ait dil özelliklerinin yer yer yazı diline yansımış olması, Köktürk
yazıtlarında olsun, meydana getirilen daha sonraki yazılı eserlerde olsun, birtakım lehçe veya ağız
ayrılıklarının doğmasına yol açmıştır. W. Radloff'un bu konudaki tespiti:' ilgi çekicidir. S. E. Malov da
Yenisey ve Orhun Yazıtları'ndaki lehçe ayrılıkları ile eski Kuzey Oğuzcanın etkisine işaret etmiştir". A.
von Gabain ise, Uygur yazıtlarında olduğu gibi, Orhun ve Yenisey Yazıılan'nda da lehçe ayrılıkları
yüzünden bir dil birliğinin bulunmadığını belirtmiş, Eski Türkçe döneminden bugüne kadarhangi kavmi'
unsurlara ait olduğu tespit edilemeyen beş ayrı lehçenin izlerinden söz etmiştir', Köktürk ve Uygur
ülkelerinde Oğuzlar da önemli bir yer tuttuklarına göre, Eski Türkçede Oğuz lehçesi ile ilgili birtakım
özelliklerin de kendini göstermesi olağandır. Nitekim bizim daha önce bu konuda yaptığımız bir
araştırma, Yenisey ve Orhun Yazıtları ile Uygurcanın n lehçesinde, genel eğilimler veya belirtiler halinde
birtakım Oğuzca özelliklerin de yer aldığım" ortaya koymuştur. Daha sonraki yüzyıllarda Karahanlı
dönemini temsil eden Anonim Kur'an Tefsiri'nde de, A. K. Borovkov Oğuzcanın etkisini tespit etmiştir?
Sonuç olarak, Eski Türkçede Oğuz-Türkmen lehçesinin izlerine rastlanmakla birlikte, bu
dönemde Oğuzca, esas itibariyle konuşma dilinden öteye geçemeyen bu yüzden de özellikleri açık seçik
belirlenemeyen sisli bir perdeyle örtülmüş bulunmaktadır.

3. Gelelim Xl-Xlll, yüzyıllar arasındaki döneme:
Oğuzlar bu dönemde Orta-Asya' daki varlıklarını daha belirgin duruma getirmişler; Yukarıda
belirttiğimiz Yabgu Devleti'nin merkezi Yenikent'e ilave olarak Haare, Cend, Sepreıı, Suğnak, Karaçuk
(Fôrabı, Barçınlig-Kent, Ecııas, Urkenı, Sırlı- Tanı gibi yeni şehirler kurarak Sirderya ırmağının iki
yakasında kısmen göçebe kısmen de yerleşik hayata geçmişlerdir. Kaşgarlı Mahmud, yerleşik yaşayışa
geçmiş olan Oğuzların yüksek kültürlü bir şehir hayatı yaşadıklarınaişaret etmiştir".
Öte yandan Xl-Xlll. yüzyıllar arasında Oğuzlarm Aral gölü kıyılarındaki steplerden güneye
Harezm ve Sirderya bölgesine sürekli göç ettikleri. Harezm yoluyla Horasan üzerinden Yakın Doğuya
uzanarak Selçuklu devletlerinin kuruluşunu hazırladıkları bilinen tarihi gerçeklerdir. Xl-Xlll. yüzyıllar
arası, aynı zamanda Oğuzların Orta-Asya' dan batıya doğru uzanan siyası etkinliklerinin güçlenme
dönemidir. Nitekim daha XI. yüzyılda büyük Selçuklu Devleti 'nin batıya yaptığı göçlerle, Oğuz nüfuzu
yalnız Sirderya, Maveraünnehir, Harezm ve Horasan bölgelerinde kalmamış; Azerbaycan üzerinden
Abbasi Devleti'nin başkenti ve büyük kültür merkezi Bağdata kadar uzanmıştır.

XI. yüzyıl sonlarında Kaşgarlı Mahmud'un Divaııu Lügat-it Türk'te Oğuzlara ve Oğuzcaya
ağırlıklı bir yer vermiş olması, hiç şüphe yok ki, Oğuzların bu dönemde, Orta-Asya ve Batı Türk
dünyasında oynadıkları etkin rolle ilgilidir. Gerçekten de Oğuz Türkçesi üzerindeki ilk somut
bilgilerimiz, Kaşgarlı Mahmud'un Oğuzca için ayırdığı bölümde verdiği bilgilere veya yer yer yaptığı
açıklamalara dayanıyor. Bu bilgilerden, Oğuzca'run XI. yüzyıl sonlarında, VI. yüzyıldan beri coğrafi ve
siyası ayrılıklara rağmen tek bir kol halinde süregelen ve o dönemde KarahanIı (Hakaniye) Türkçesi diye
adlandırılan ortak yazı dilinden hangi noktalarda ayrılmış olduğunu, bazı belirsizliklere rağmen ana
çizgileriyle az çok kestirebiliyoruz", Ancak unutmamak gerekir ki, XI. yüzyıl sonunda Oğuzca genel
olarak herhalde genelolarak yine konuşma dilinin sınırlarını aşamamış bir lehçe durumundadır.

4. Oğuzcanın geçirdiği ikinci tarihi gelişme süreci Xll-Xlll. yüzyılları kapsayan dönemdir. Bu
yüzyıllarla ilgili tarihi kaynakların Oğuzlar hakkında verdiği bilgiler ve bugün elimizde bulunan, yazılış
tarihleri kesin olarak bilinmese de dil yapıları bakımından bu döneme sokulabilecek olan eser/er,
Oğuzcanın XII, XIII yüzyıllarda Karahanlı yazı dilinden Oğuzca temelinde bir yazı diline doğru bir yol
alma (yani Oğuzcaya canlılık kazandırma) mücadelesi verdiğini ortaya koymaktadır. Yazılış alanları
Harezm ve Anadolu arasına giren Behcetü'l-hadaik, Ali'nin Kıssa-i Yusuf'u, Kitab-ı Güzide, Kuduri
Tercümesi, Kiıabu 'l-ferai; gibi eserlerin dili ile Kaşgarlı 'nın Oğuzca için verdiği özellikler birbiri ile
karşılaştınhnca, durumun genellikle ortaklık göstermesi, Oğuzcanın "Olga bolga dili" denilen karışık dilli
eserler yoluyla bir yazı dili oluşturma mücadelesine girdiğini açıklayıcı niteliktedir. Bu konuda elbette
farklı yorumlar da söz konusudur. Bu nitelikteki eserlerde görülen Oğuzca dışı Doğu Türkçesine özgü
özelliklerin. bir geçiş sürecinin gereği olarak Oğuzcanın normatif özellikleri olduğunu kabul eden
görüşler de vardır. Kabul etmeyen ve bunları kişisel ağız yapısına bağlayanlar da... Bu konudaki farklı
görüşlerin tartışması bir yazımızda özelolarak ele alındığı içinlü burada konunun ayrıntısına girmeyi
gereksiz buluyoruz. Yalnız belirtmek istediğimiz husus, yine bu ikinci dönemde de Oğuzcanın dil yapısı
bakımından daha kendine özgü kişiliğini bulamamış olmasıdır.
5. Üçüncü dönem, Oğuzların Orta-Asya'dan uzak bir coğrafi bölgede, yani Anadolu'da bağımsız
bir devlet kurduktan sorıra (M. S. 1077), XIII. yüzyıl sonlarından başlayarak oluşturdukları Eski Anadolu
Türkçesi dönemidir. Bu dönemde Oğuzların eski ortak yazı dilinden uzak kalmaları ve Anadolu'ya XIXIII.
yüzyıllar arasında sürekli Oğuz göçlerinin yapılmış olması, Oğuzcanın yazı dili haline gelişinde
önemli birer etkendir. Ancak, bu dönemin oturmuş, standart bir yazı dili durumuna gelmesi de elbette
kolayolmamıştır. Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Devletlerinde din dili; medrese dili; bilim dili ve
dış yazışmalar dili olarak Arapçanın, edebiyat ve divan dili olarak da Farsçanın yürürlükte olması.
Türkçenin hakim duruma geçebilmesini hayli güçleştirmiş ve geciktirmiştir. Bu yüzden Selçuklular
devrinde Türkçe yalnız halka seslenen basit içerikli ve dini nitelikte eserlerin dili olabilrniştir; dolayısıyla
Arap ve Fars dillerine karşı büyük bir mücadele vermek zorunda kalınmıştır. Öte yandan, halkın konuşma
dili olan Oğuzcanın bir yazı diline dönüştürülmesi de elbette kolayolmamıştır. Ortak İslam medeniyetinin
ve Anadoludaki yeni yaşayış düzeninin gerekli kıldığı dil malzemesi, ister istemez yer yer Arapça ve
Farsçadan yararlanmayı ve yerli dillerdeki bazı yabancı kelimeleri Türkçeleştirmeyi de gerekli kılmıştır.
Ne var ki. Selçuklu Devletinin yıkılması ile kurulan Anadolu beylikleri dönemi (1277-1450), Anadolu'da
Oğuz-Türkmen lehçesi temelinde bağımsız bir yazı dilinin oluşmasını kolaylaştırmış ve hızlandırmıştır.
Beylikler dönemi Türkçesinin ana özelliği, Arapça ve Farsçaya karşı Türkçeyi hakim kılma
mücadelesinde toplanır. Gerçi XIII. yüzyıl Orta-Asya'sındaki siyası sosyal kaynaşmaların doğurduğu
sonuçlar, Türk dilini aıtık tek bir kol halinde yol almaktan çıkarıp yeni yazı dillerinin oluşmasına elverişli
bir ortam hazırlamıştır. Ancak, yeni yazı dillerinin oluşmasını ve Türk dilinin birkaç ana kola ayrılmasını
sağlayan bu tarihi süreç dışında Anadolu Beylikleri'nin başında bulunan ve o yüzyıl Anadolu' sunun
siyası' sosyal ve kültürel temsilciliklerini yapan Türkmen beylerindeki bilinçli tutumun ve kendi ana
dillerine verdikleri değerin büyük payı vardır. Karamanoğlu Mehmet Bey'in H. 676 (M. 1277) yılında
divan işlerinde yalnız Türkçe kullanılmasını emretmiş olması, bu genel tutumun bir göstergesidir.
Nitekim, Anadolu'nun en batı kesimlerinden başlayarak ta Erzurum' a kadar uzanan bölgelerinde ve bütünbeylik merkezlerinde etkin birer kültür ortamı oluşmuştur. Böylece Aydın, Kütahya, Bursa, İzmir,
Balıkesir, Konya, Niğde, Ladik, Kastamonu, Sinop, Sivas, Kırşehir ve daha sonra Edirne gibi
merkezlerde telif ve tercüme yoluyla günümüze kadar uzanabilmiş manzum ve mensur, dini, tarihi, edebi,destanı, felsefi, tıbbi nitelikte büyük çapta yüzlerce eser ortaya konabilmiştir. Bütün bu gelişmelerle XV.yüzyılortalarında, Eski Anadolu Türkçesi, artık genel çizgileri ile o günün ihtiyaçlarını karşılayabilen bir bilim ve sanat dili düzeyine yükselmiş bulunuyordu. Böylece; Oğuz Türkçesi, VI. yüzyıldan XIII. yüzyılsonlarına kadar uzanan birbirinden farklı iki sürecin oluşturduğu belirsizlikten ve tarihin sisli perdesi altında eriyip kaybolmaktan kurtularak Doğu Türkçesi'nden ayrı, kendine özgü şekil ve işlev dallanmalarına uğramış zengin dil yapısı ile dil tarihindeki özel yerini alabilmiştir.

6. Eski Anadolu Türkçesinin bir yazı dili halinde kuruluşunun dil tarihi açısından ortaya koyd uğ u
öteki sonuçları da şu noktalarda özetleyebiliriz:
1. Eski Anadolu Türkçesinin bağımsız ve zengin bir yazı dili haline gelişi. Oğuz-Türkmen
kolunun daha sonraki dallanmalarına da çığır açmış; bu yazı dilinin. zamana ve yeni kültür şaıtlarına
bağlı değişme ve gelişme dönemlerinden geçerek oluşturduğu Osmanlı Türkçesi. Kırım Osrnanlıcası,
Türkiye Türkçesi. Azerbaycan Türkçesi ve Gagavuzca gibi kolları içine alan Güney-Batı Türk lehçeleri
grubuna sağlam bir temel vazifesi görmüştür .
2. Bu yazı dilinin kurulması ile. Oğuz Türkçesinin ses bilgisi. şekil bilgisi ve söz varlığı
açısından Eski Türkçe ile ortaklaşan yanları dışında. özellikle klasik Doğu Türkçesinden büyük ölçüde
ayrılmış olan özellikleri bütün ayrıntıları ile gün ışığına çıkmıştır.
3. Bu dönemde ortaya konan yüzlerce eser ve bunların Eski Anadolu Türkçesine özgü dil
yapıları. Türk dili alanına bir zenginlik katmıştır. Türk dilinin öteki kollarında görülmeyen veya seyrek
rastlanan gramer şekilleri. konuşma dili kanalıyla yazı diline aktarılmıştır. Ses ve şekil bilgisinin kendine
özgü birçok özelliği, bu bağlamda yablakz-yavlak "pek, fena. kötü", tabışkarc-ıavşcuı. aruvaıı "temizirn",
açavuz "açalım" örneklerindeki b>v değişmesi; Türkiye Türkçesinin bugünkü -lyor hfil kipini oluşturan
alayorur, geçeyorur örneklerindeki -a yaru-r tasvir fiili; boyın viriipdiir, sarmaştıpdurur örneklerindeki
geçmiş zaman kipi. bulısaram. uçısar, salısar örneklerindeki -lsAr gelecek zaman eki, yiyesi gün , göresi
gö z, dogacak vakı, karınacak nesne örneklerindeki -Asl, -AcAk gelecek zaman sıfat-fiilleri ile bunları n
çekimli fiil türleri; -Ic/ık, -IncAk, -lcAgAz gibi zarf-fiil ekleri ve bunlara katılacak daha başka nice
özellikler, dil hazinesine ilk kez Eski Anadolu Türkçesi kanalıyla kazandırılmış olan şekiller , yeni gramer
biçimleridir.
4. Anadolu'ya 24 Oğuz boyundan 23'ünün gelmiş olması, bunlar dışında Kıpçak vb. öteki bazı
Türk etnik unsurlarının da yer alışı. gerek Oğuz boyları, gerek Oğuzların öteki un surları arasında birtak ı m ağız ayrılıklarının bulunması ister istemez etkisini yazı dilinde de göstermiştir . Anadolu Beylikleri
döneminde her beylik bölgesinde bir kültür merkezinin filizlenmesi ve yazılı eserlerin dili ile konuşma
dili arasında bir ayrım gözetilmemesi, Eski Anadolu Türkçesini oluşturan normatif ve standart ölçüler
yanında , bunun dışına taşan birtakım ağız ayrılıklarının da bulunmasına yol açmıştır. Bugün bu döneme
giren eserlerin çeşitli yönlerden incelenmesi bu durumu açıkça ortaya koymaktadır.

Eski Anadolu Türkçesinde konuşma ve yazı dilinde var olan bu farklılıklar , zamanın yol aç t ığı
bazı değişmelerle veya olduğu gibi günümüz Anadolu ağızlarına kadar uzanagelrni ştir. Bugün Anadolu
ağızlarının zengin yapısında yer ,alan çeşitli özelliklerin temelinde yine Eski Anadolu Türkçesi
yatmaktadır. Dolayısıyla, Eski Anadolu Türkçesi, Anadolu ve Rumeli ağızlarının oluşmasında da temel
vazifesi görmüştür; tarihi diyalektoloji çalışmalarının da yolunu açmıştır. Gerçi bugün Eski Anadolu
Türkçesi üzerinde, daha. toparlayıcı ve sınıflandırıcı çalışmalar yapılmış değildir. Onun için o dönemdeki
Oğuz boylarını temsil eden kaç temel ağız yapısının bulunduğu bilinmemektedir. Bu yüzden de Anadolu
ağızlarının tarihi devirle olan bağlantısını aydınlatıcı bilgilere sahip değiliz" . Bu nitelikteki çalışmalar bir
kaçı geçmeyecek kadar azdır. Yalnız şu var ki, bu alandaki toparlayıcı bilgiler ortaya konduktan sonra,
Eski Anadolu Türkçesi ile Anadolu ve Rumeli ağızları arasında bir köprü kurulabilecek ve tarihi
diyalektoloji araştırmalarından verimli sonuçlar elde edilebilecektir.