Sponsorlu Bağlantılar
Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Üyelik tarihi
    27.Mart.2011
    Mesajlar
    530

    Necip Fazıl Kısakürek'in Poetikası

    NECİP FAZIL' IN POETİKASI

    Osman ÖZBAHÇE

    Orhan Okay'in tespitine göre, Necip Fazil'in (1905-1983) ilk siiri, 1922 yilinda yayimlanan “Örümcek Agi”dir (Okay, 1991, 130). Necip Fazil'in siir kitaplari sunlardir: Örümcek Agi (1925), Kaldirimlar (1928), Ben ve Ötesi (1932), 101 Hadis (1951), Sonsuzluk Kervani (1955), Çile (1962), Siirlerim (1969), Esselâm (1973), Çile (1974).

    Necip Fazil'in Poetika adli metni, tam metin olarak ilk defa, 1955 yilinda yayimlanan Sonsuzluk Kervani'nda yer almistir. Bu kitap Necip Fazil'in Çile öncesi bütün siirlerini toplayan ilk kitaptir. Bu metin bu kitaptan itibaren Çile'nin bütün baskilarinda yer almistir. Poetikanin 1955 yilinda toplu siirlerle yayimlanmasi, bu metnin, Necip Fazil'in siir kisiligi olustuktan sonra kaleme alindigi anlamina gelmektedir.

    Necip Fazil'in siir görüsünü kavramada temel metin olan “Poetika”sinin yanina, 1936 yilinda çikardigi Agaç dergisindeki basyazilarini ve bu dergideki bazi deginilerini koymak, bunlari da kendisiyle yapilan söylesilerde beyan ettigi görüslerle desteklemek bence en saglam yoldur. Bu üç kaynagin islemesi gereken zemin de Necip Fazil siiridir.

    Necip Fazil'in Poetika adli metni on dört bölümden olusmaktadir. Bu bölümler sunlardir: 1. Sair. 2. Siir. 3. Siirde Usûl. 4. Siirde Gaye. 5. Siirin Unsurlari. 6. Siirde Kütük ve Nakis. 7. Siirde Sekil ve Kalip.. 8. Siirde Iç Sekil.. 9. Siir ve Cemiyet. 10. Siir ve Hayat. 11. Siir ve Din. 12. Siir ve Müspet Ilimler. 13. Siir ve Devlet. 14. Toplam.

    Necip Fazil, siiri kavrayisini izaha, sairin hayat ve siir karsisindaki konumunu tespit ederek baslamaktadir. Öncelikle karsi çiktigi husus sairin edilgenligidir. Buna mukabil sairin vasfi olarak çagirdigi ilk nitelik bilinçliliktir. Hem içinden gelenler, hem de dis tesirler söz konusu oldugunda sair, bir “suursuz âlet” (Kisakürek, 2002, 471, 496) degildir. Necip Fazil'in hem biçim meselesini açiklarken hem siirimizin tarihsel çerçevesini ortaya koymayi amaçlayan yazilarinda en çok vurguladigi, önemsedigi hususlardan birisi, sairin siirine sahsiyetini verebilmesidir. Sair hem vezin karsisinda, hem döneminin siir ortalamasinin, kliselerinin karsisinda, sahsiyetini silen edilgenligi degil, sahsiyetini öne çikaran etkinligi esas almalidir. Sahsiyetin Necip Fazil'dan sonra en çok gündeme geldigi devir, Ikinci Yeni devridir.

    Ikinci bölümün en önemli cümlesi, “Siir, Mutlak Hakikat'i arama isidir” (473) cümlesidir. Mutlak hakikat Allah'tir (474). Necip Fazil'in bu önermeler çerçevesinde telâffuz ettigi kavram da “arayis” (473) kavramidir.

    Poetikanin üçüncü bölümünde Necip Fazil siirinin temel kurallarindan biriyle karsilasiriz: Siir, somuttan soyuta gitmelidir. Bu bölümde soyutlamak vurgulanarak öncelenmektedir.

    Necip Fazil, poetikanin dördüncü bölümünde simgeyi ve siirde üslûbun önemini öne çikarmaktadir. “Siirde, ne söyledi yok, nasil söyledi vardir.” (476) kurali Necip Fazil'a göre üslûbun temel tasidir. Bölümden anlasilan husus, siirin bildirdiginin, siirin konusma tarziyla (üslûp) disipline edilmesi gerektigidir. Bu öneri, Necip Fazil'in iki konudaki hassasiyetinden dogmaktadir. Birincisi, siir, bir haberin açikça ilâni üzerine kurulmamalidir. Bu düzyazinin, dahasi bilimin metodudur. Didaktik ve politik siirlerde bu hataya düsülmektedir. Ikincisi, siir, vezin ve kafiyenin kolayligina siginmamalidir. Dis yapi düzgün bile olsa, siirin muhtevasi bossa; bir haberden yoksunsa, böyle sairler siirde ileri gidemezler; kisa sürede devre disi kalirlar. Necip Fazil, kafiye ve veznin, siiri, birtakim “âdi lâf tertipleri”nden (476) ayirdigini; ama sadece bu ayrim üzerine kurulan siirin bir sahtekarlik oldugunu belirtmektedir. Necip Fazil'da siir bu iki husus arasindaki sentezden, gerilimden dogmaktadir. Necip Fazil, siirin tasidigi özle, bu özün sunuldugu biçim arasinda, birbirini elimine etmeyen, birini öbürüyle denetleyen bir yapi kurulmasini önermektedir. Bu yapida, siiri dis yüzeyden ibaret görerek, sadece kafiye ve vezin üzerine kuran anlayisin farkinda olmadigi bir iç yapi vardir. Bu yapi siirin bütün kurallarindan bagimsiz bir sekilde olusmus kendine özgü bir canlilik tasimaktadir. Iste simge bu yapidan dogar, dogmalidir. Simgenin islevi, siirin iç yapisindaki “sirri” (476) anlami siirin dis yüzeyine tasimaktir. Burada isçilik ayri bir önem kazanmaktadir. Kendine özgü bir canlilik arz eden iç yapi olaganüstü derecede çeviktir; kolayca ele geçmez. Sairlik, “bu harikulâde çevik ve ince bünyenin heykeltirasligi”dir (477).

    Besinci bölüm siirde duygu ve düsüncenin tek baslarina ehemmiyet kazanamayacaklari hususuna ayrilmistir. Necip Fazil'a göre duygu ve düsünceler birbirlerine katismalidir. Siir, bu katisma sürecinde, taraflarin birbirlerine açildiklari mesafe üzerinde ortaya çikar. Eger siir, sadece duygu üzerine kurulursa, böyle siirlerde insanin içini bayan abartili romantizmden; sadece düsünce üzerine kurulursa, böyle siirlerde de vaazdan, nutuktan, ders vermekten kurtulunamaz ki siir bunlari amaçlamaz. Böyle siirler degersiz “birer ses”ten (478) ibarettir. Siirde düsünce duyumsanabilir olmalidir. Siirde duygu düsünceyle, düsünce duyguyla degisecektir; ama bu “tegayyür ve istihâle”de (479) düsüncenin degisimine daha çok emek verilmelidir; çünkü duygu, düsünceye nazaran degisime daha açik bir karaktere sahipken düsünce direskendir. Düsüncenin direnisini kirmak için daha çok emek sarf edilmelidir.

    Altinci bölüm besinci bölümün üzerine kurulmustur. Besinci bölümün konusu olan duygu ve düsünce siirin ana maddesidir. Buna siirin özü yahut muhtevasi denir. Bu muhtevanin sunumu, estetik ve fonetik yapisi siirin biçimini olusturur. Siir bu unsurlardan bütünlenen bir yapidir.

    Poetikanin yedinci bölümü siirde bütünlük bahsine ayrilmistir. Bütünlük, siirin iç yapisiyla dis yapisinin karsilikli olarak birbirlerinde tecelli etmelerinden olusur. Siirin iç yapisi (öz) mutlaka kendi biçimini (dis yapi) arayacaktir. Bu arayis özün, biçimi “fatihçe zaptetme”siyle (481) sonuçlanmalidir.

    Necip Fazil'a göre siirin biçimi, özün çatildigi omurgadir. Bütün gayret, öz-biçim uygunlugu dogrultusunda siirin tezahür etmesi, öze uygun biçimin bulunmasidir. Biz bu çerçevede bir siire baktigimizda, sadece biçimi yahut özü degil, siirin bütün unsurlarinin birlik arz ettigi bir bütünlügü görmeliyiz. Bu bütünlügü ortaya çikarabilmenin en temel sarti da siirde isçiligin büyük bir önem arz ettiginin farkina varmaktir. Bu itibarla, eger bir siirde kafiye ve vezin, “Ben buradayim.” diye bagirip duruyorsa, o siir siradan bir “nazimcilik” (482) örnegidir. Sair, mutlaka bir vezne (bir ölçüye) baglanan; ama ayni zamanda bu vezni asan adamdir. Bir vezne baglanan; ama veznin baglayiciligi altinda ezilen, vezni “sirtinda bir kambur” (482) veya “bir koltuk degnegi” (482) gibi tasimak zorunda kalan sairden saglam siir çikmaz. Saglam siir, vezni “ezen” (482), “ayaginin altina alip çigneyebilen” (482) “büyük usta”lardan (482) sâdir olur.

    Iste bu asamada, vezne dis geçiremedigi için vezinden vazgeçmek isin kolayina kaçmaktir. Vezin-mizan iliskisi geregi, ölçü siirde esastir. Bir ölçünün kaydindan kaçmak vezne bütünüyle teslim olmaktan ve siirini sadece vezni isletmek üzerine kurmaktan daha vahim bir durumdur. “Üstün sanatkar, sabit bir sekil ve kalip içinde her an, her siir, her misra, her kelimede eski sekil ve kalibini yenileyebilendir.” (483). Bence Necip Fazil'in siir teknigi bakimindan en temel düsüncesi budur. Necip Fazil'in daha ilk kitabinin bir yenilik arz etmesinin arkasindaki sebep budur. Necip Fazil'in siire basladigi, ilk kitabini çikardigi dönemde yazilan siir, hele ki hece siiri eskimis, artik bir sey ifade etmez olmustur. Bu ortama ayak uydurmak yerine, yepyeni bir siir davasi gütmesinin sebebi siirin teknigine, isçiligine, tazeligine verdigi önemdir. Bu durum, Necip Fazil'in siiri ayni zamanda bir teknik (biçim) olarak algiladigini göstermektedir.

    Sekizinci bölüm siirde biçim, vezin ve âhenk unsurlarina ayrilmistir. Necip Fazil'a göre serbest vezin, siirin disa ait biçimini ortadan kaldirarak, bunun yerine, siirde “iç sekli billurlastirma”yi (484) esas almaktadir. Bu tavir olumlu karsilansa da, en nihayeti, zamanla mekânin bagini koparmak cinsinden “imkânsiz” (484) bir istir. Özün dis biçim kaydi olmadan gövdelesebilmesine imkân yoktur. Dis biçim vezindir. Vezin de aruz vezni yahut hece veznidir. Aruz vezni iki sebepten dolayi tercih edilemez. Birincisi, artik onu yasatacak bir hayat, bir insan yoktur; asilip geçilmis bir kaliptir. Ikincisi, aruz vezninde âhenk yapaydir. Siirin özünü biçimin egemenligine maruz birakan bir tavir esastir. Fakat bu siirin büyük ustalari elinde bu yapayligin asildigini da görmek gerekir. Fuzulî, Bâki, Nedim, Seyh Galip bu duruma örnektir. Hece vezni, aruz veznine nazaran saire daha genis imkânlar tanimaktadir. Hece vezni yapisi geregi uzun ve kisa hecelerin harmaniyla saire, her an degisik bir aruz kalibini kullanmanin imtiyazina benzer bir imkân sunar. Bir siirde sabit bir kaliba bagli kalmak mecburiyetini ortadan kaldirir; siirin akisi içinde an be an degisen hâlet-i ruhiyemize, siirin iç yapisiyla dis yapisi arasindaki hareketli, degisken karakterli iliskiye hece vezni daha uygundur. Bu vezindeki basariya da Yunus Emre örnegi verilebilir.

    Necip Fazil serbest vezni, siirden “dis seklin”, ölçünün, kaydin atilmasi olarak algilamaktadir. Buna mukabil, sair muhakkak bir sekle bagli kalmalidir. Necip Fazil'in önerdigi sekil hece veznidir.

    Necip Fazil bu bölümde siirde kelime seçiminin önemini de vurgulamaktadir. Siirde her kelime, “içine renk renk, çizgi çizgi, yanki yanki cihanlar sigdirilmis birer esrarli billur zerreleri”dir (484). Bundan dolayi siirde kelime seçiminin, kelimeleri birbirleriyle kaynastirip bütünlestirmenin büyük bir önemi vardir.

    “Siir ve Cemiyet” baslikli dokuzuncu bölümde Necip Fazil, siiri, vizyon (ufuk) kelimesi baglaminda toplumun “rüya”si (486) olarak görmektedir. Necip Fazil'a göre bir toplumun bütün devrelerinin izlenebildigi en sahici alan siirdir. Çünkü siir “bir milletin iç mayalasmasini ifade eder.” (Kocahanoglu, 1983, 491). Yani, milletin özünün toplastigi, saklandigi, canli tutuldugu, ayaga kalktigi yerdir. Özellikle toplumsal kriz dönemlerinde siir (“cemiyetin mu'dil oluslari içinde” Kisakürek,, 2002, 486) o toplumun vücut bulmasini saglamis köklerine sahip çikan, içinde bulundugu dönemi ve durumu birinci elden yansitan, toplumun “istikbâlinden haberler getiren” (486) bir rüyadir. Bu rüyayi sair görür. Sair, toplumun zor zamanindaki “sayiklamalarini dahi zapt eder.” (486). Bu itibarla siir, toplumun “topyekûn his ve fikir hayatini” (486) inceden inceye arastiran, gözetleyen bir “rasat merkezi”dir (486). Bundan dolayi siir, bireycilik merkezinde gelisen, bireyle sinirli bir ugrasi olamaz. Biz, siirdeki “tam ve müstakil bir fert”ten (486) süzülen insanda bütün toplumu okuruz, görürüz. Bunun için, “cemiyetteki tefekkür ve tahassüs hâleti”nin (486) en kiymetli örnegi siirden yansir. Bunun için siir, toplumu, “tek fert üzerinden” (486) yansitir.

    Necip Fazil, poetikanin dokuzuncu bölümünden sonraki bes bölümde, önceki bölümdeki fikirlerini tekrarlamakla yetinmistir.

    Necip Fazil'in poetikasi, Necip Fazil'in siir karsisinda sistemli bir düsünceye sahip oldugunu göstermektedir. Çünkü Necip Fazil için siir ne bir “fantezi”, ne de geçici bir “heves”tir. “Temel”li bir ugrastir.

    Poetika, Necip Fazil'in siir bahsinde sistemli bir kurulus teklifidir. Poetikanin merkezini, siiri hem kuru fikre, hem içi bos güzellige teslim etmemek düsüncesi olusturmaktadir. Necip Fazil'a göre siir, kurali kaidesi olan bir sanattir. Siir adina ortaya konan her metin, öncelikle siirin temel kurallarini gözetmek zorundadir. Bu itibarla Necip Fazil hem kendi siirini kurmanin, hem de bir metnin neden ve nasil siir katina çikabileceginin farkindadir. Poetika her seyden önce bunu göstermektedir. Necip Fazil'in siirini, kronolojisine sâdik kalarak izledigimizde Necip Fazil'in poetikasinin, bu siirin olusum sürecini ve bir bütün olarak genel karakterini karsiladigini görmekteyiz.

    Necip Fazil'in siir görüsü bahsinde, poetikasi kadar önemli bir metin de Agaç dergisinde yazdigi basyazilardir. Necip Fazil'in, Agaç dergisindeki basyazilari poetikasinin altyapisi niteligindedir. Bu yazilar her seyden önce, Necip Fazil'in siirdeki basarisinin arkasinda siir üzerinde düsünmesinin yattigini göstermektedir. Necip Fazil'in, siire basladiginda neden buldugu ortami tekrarlamak yerine, yeni ve taze bir siir için emek vermeyi seçtigini bu yazilari okuduktan sonra daha iyi anlariz. Necip Fazil bu yazilarda, günün siirini gözeterek, bu siire, onu sagliga kavusturacak bir istikamet teklifinde bulunmaktadir. Bu teklifin, Türk siirinin onmaz, her ne hikmetse bir türlü kapanmaz, metafizik açlik olarak adlandirilabilecek derin yarasiyla yakindan bir iliskisi de vardir.

    Necip Fazil, 1939 yilinda kendisiyle yapilan bir söyleside, “Siirin gayesi bence üstün idraktir. O, mutlak hakikati arar. Siirde müzik, eda, nakis, isçilik gibi kiymetler, bütün bunlardan evvel bulunmasi icap eden bir cevhere bagli olmak, iktiza eder.” (Kocahanoglu, 1983, 476) demektedir. Bu üç cümle poetikasinin veciz bir ifadesidir.

    _______________

    KAYNAKÇA

    Kisakürek, Necip Fazil (2002). Çile, Büyük Dogu Yayinlari, (46. baski).

    Kisakürek, Necip Fazil (1932). Ben Ve Ötesi, Semih Lütfü “Suhulet” Kütüphanesi.

    Kocahanoglu, Osman Selim (1983). Türk Edebiyatinda Necip Fazil Kisakürek, Agri Yayinlari.

    Okay, M., Orhan (1991). Kültür ve Edebiyatimizdan, Akçag Yayinlari.

  2. #2
    serhatsargin Misafir

    Cevap: Necip Fazıl Kısakürek'in Poetikası

    [sıze=6]arkadaşlar 13. Poetikatı gören duyan varmı??? (şaban hoca istiyor) [/sıze][sıze=5][/sıze]

Benzer Konular

  1. Necip Fazıl Kısakürek-Meydan Şiiri
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 25.Nisan.2014, 19:48
  2. Necip Fazıl Kaldırımlar şiirini ne zaman yazdı?
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 29.Nisan.2013, 11:57
  3. Cevap: 1
    Son Mesaj : 04.Mart.2012, 12:28
  4. 1980 Kuşağı Türk Şiirinin Poetikası
    Konu Sahibi ahbar Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 29.Mayıs.2011, 18:55

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •