Cümle, tümce, cümlecik, tümcecik, yüklem, devre, dönem üzerine.

Doğru Yazalım Doğru Konuşalım/ Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR

Türk Dil Kurumunca yayımlanan Türk Gramerinin Sorunları I (1995) ve II (1999) adlı kitaplar, alanla ilgili üniversite öğretim üyeleriyle yardımcılarının ve Türk dili uzmanlarının dil bilgisiyle ilgili olarak üzerinde tartıştıkları konuları içerir.

Türk dil bilgisiyle ilgi çözüm bekleyen konuların görüşülmesinin ilki 29 Mart 1994’te yapıldı. Bu ilk toplantıdan sonra dokuz toplantı daha gerçekleşti. Toplantıların birinde ben de özne konusunu ele almıştım. Konuyla ilgili olarak yayımlanmış dil bilgisi kitaplarında kaç çeşit özne olduğunu araştırmış, sayının on bire çıkarıldığını çeşitli ders kitaplarından örnekler vererek açıklamıştım. Bu konuşmamda özne sayısının abartıldığını, ayrıntılar içinde esasın kaybolduğunu da ileri sürmüştüm.

Bu geniş katılımlı, tartışmalı toplantılara Prof. Dr. Zeynep Korkmaz’ın Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi) adlı eseri yayımlandıktan sonra ara verildi. Yakında bu yararlı toplantıların tekrar yapılacağını ümit ediyorum.

Tartışmalı toplantılar için hazırladığım konulardan biri de yüklem ve çeşitleri adını taşıyor. Bu konu henüz tartışılmadı. Çalışmamın bir bölümünü burada ele almak istiyorum. Öğretmen ve öğrenci kesiminden gelen sorular üzerine konunun özellikle deyim yapısındaki yüklem bahsini burada işlemek ihtiyacı doğdu.

Yüklem bahsi dil bilgisi kitaplarında cümleyi konu alan kitaplarda, makalelerde ya eksik veya doğru yapılmamış tespitlerden oluşuyor. Esası görmeden ayrıntılara yer veren cümle bahislerini de bunlara ekleyelim. Bu eksiklikler ve olumsuzluklar yanında cümle bilgisi konusunun terimlerinde birlik kurulamamıştır. Terim kargaşası öğretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Terim seçimi kişilerin anlayışına, görüşüne, beğenisine göredir. Bu manzara karşısında çağdaş dillerdeki terim istikrarına bakıp kıskanmamak mümkün değil.

Önce konunun adı olan cümle terimine bakalım. Kimisi tümce, kimisi cümle demiş.[1]

Meful karşılığı dile yerleşen tümleç ile tümce kökteş olduğundan birbirine karıştırılabiliyor. Tümleç yanında tümce’nin tutunmamasını biraz da bu özellikte aramalıyız.

Ben, cümle terimini tercih ediyorum. Cümle’nin tümce’ye göre daha yaygın olduğu kanaatindeyim. İlk, orta ve yüksek öğretim kurumlarında genellikle cümle terimi kullanılıyor.

ÖSS-ÖYS Türkçe testlerinde de cümle, cümlecik terimlerini görüyoruz. Ders kitapları da genellikle cümle terimini kullanıyor. İzleyebildiğim kadarıyla cümle terimine eğilim daha fazladır.

Sorun tümce, cümle terimiyle sınırlı değildir. Cümle bilgisiyle ilgili daha yığınla ikili üçlü terim önerilerinin değişik kitap ve makalelerde yer aldığını görüyoruz. Cumhuriyetin ilk yıllarında, dil bilgisi kitaplarında çekim ekleri ile yapım ekleri çeşitli terimlerle adlandırılmak istenmiştir. Ahmet Cevat Emre, 1945 yılında Türk Dil Kurumu yayınları içinde çıkardığı Türk Dilbilgisi adlı eserinde çekim ekleri için belgi terimini kullanmıştır (334, 415 s.). Takı terimiyle de çekim ekleri adlandırılmıştır. Hikmet Dizdaroğlu’nun Türk Dil Kurumunca yayımlanan Tümce Bilgisi adlı kitabında da bu terim geçer. Tahsin Banguoğlu’nun Türkçenin Grameri adlı eserinde ise takı, edat demektir. Öte yandan edat terimini dilciler bağlaç yerine kullanır.

Türk Dil Kurumuna yalnızca imla kurallarını tespit etmek, yayımlamak görevi verilmemiş, Türk Dil Kurumunun terimlerde de birlik sağlamak görevi vardır. Bu görev bir elden yürütülmesi gerekirken yapılan yayınlarda görüleceği gibi dağınıklık, keyfî terim kullanma, terimde ve imlada inatlaşma devam ediyor.

Yüklem, nesne, tümleç, özne gibi birlik sağlanan terimler yanında birlik sağlanamayan terimler eğitim ve öğretimi zorlamaktadır.

Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük’ünde (2005) cümle terimi tercih edilmiş ve tanım bu maddede verilmiş. Bu tutum, Türkçe Sözlük’te cümle terimi tercih ediliyor, anlamına gelir. Bunun gibi Türkçe Sözlük’te tümcecik yok, cümlecik var. Ancak cümlecik terimini Türkçe Sözlük, dlb. (dil bilgisi) kısaltmasını kullanmadan “Küçük cümle” diye tanımlıyor. B. Vardar ve arkadaşları tarafından yayımlanan Dilbilim ve Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü’nde, Z. Korkmaz’ın Gramer Terimleri Sözlüğü’nde, A. Topaloğlu’nun Dil Bilgisi Terimleri Sözlüğü’nde cümlecik terimi yoktur. L. Karahan’ın Türkçede Sözdizimi adlı çalışmasında da cümlecik terimine rastlanmaz.

Dil Derneğinin çıkarmış olduğu Türkçe Sözlük ‘te (2005) tümce tanımlanmış, cümle tanımlanmamış; cümle maddesinin önüne dil bilgisi terimi olarak yalnızca “cümle” yazılmış. Burada cümle sözünün üzerine küçük bir yuvarlak işaret konmuş. Bu işaret kelimenin yabancı kökenli olduğunu göstermektedir. Tümce maddesinin altına tümcecik gelmesi beklenirken tümcecik tercih edilmemiş. Yukarıdaki kaynakların bir dil bilgisi terimi olarak kabul etmediği cümlecik terimi bu sözlükte yer bulmuştur. Cümlecik terimi madde başı yapılıp şöyle tanımlanmış:

Cümlecik a. dlb. Birleşik tümcelerde temel yargıyı bütünleyen yan tümce.

Yantümce burada ayrı, alfabe sırasındaki yancümle maddesi ise bitişik yazılmış. Yan tümce ile cümlecik terimlerinin anlamları aynı olduğuna göre yan tümce veya yan cümle de karar kılınmalıydı. Yan tümce’nin tanımına bakalım.

Dil Derneğinin 2005 yılında yayımladığı Türkçe Sözlük’te yantümce şöyle tanımlanmış:

Yantümce b. a. dilb. Çekimli bir eylemden sonra kulanılan, ki bağlacı, dilek kipi ya da koşul birleşik eylemlemiyle kurularak temel tümceye bağlanan tümce, yancümle.

Bu tanımdan bir anlam çıkarmak zor. “Çekimli bir eylemden sonra kullanılan ki bağlacı” sözlerinden bir şeyler anlaşılıyor. Biz bir örnek cümle verelim. Öyle hızlı koşuyor ki ulaşmak mümkün değil. Cümlenin bir bölümü olan öyle hızlı koşuyor çekimli fiillinden sonra ki bağlacı gelmiş. Buna göre tanımın buraya kadar olan bölümü doğru.

“Çekimli bir eylemden sonra kullanılan dilek kipi” ne demektir? Beş temel zamanın dışında kalan dilek, istek, gereklik, emirdir. Bunları temsil eden eklerse, al-sa-m, al-ayım, al-malı, al-sın örneklerinde görüldüğü gibi doğrudan fiile (eyleme) gelir; bu ekler zaman ekleri almış çekimli bir fiil üzerine gelmez. Çekimli fiil üzerine gelen -sa (-se) şart ekidir. Bu tanımlamayla Dedikleri aklına yatsa hemen harekete geçer biçiminde bir cümlenin kasdedildiğini düşünelim. Bu durumda tanımda geçen “Çekimli bir eylemden sonra kullanılan” sıfatı dilek kipi sözünün başına gelmemelidir.

Yukarıdaki tanımda geçen “koşul birleşik eylemi” terimi de koşullu birleşik eylem olsa gerek.

Bir de birleşik cümlenin tanımına bakalım. Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük’ünde (2005) birleşik kelime şöyle tanımlanmış:

Bir veya birkaç yan cümle ile bir temel cümleden kurulan cümle.

Dil Derneğinin Türkçe Sözlük (2005) yayınında ise bu terimin adı bileşik tümce’dir. Verilen tanım ise şöyledir:

Bir ya da birkaç içtümce, aratümce ya da yantümceyle bir temel tümceden kurulan tümce.

İki ya da bağlacı ile yapılmış bir tanım. Birer cümle türü olan aratümce, içtümce, yantümce sözlükte madde başı yapılırken bileşik tümce terimi bileşik maddesi içine alınış.

Bu tanım içinde geçen içtümce, aratümce, yantümce bitişik, temel tümce ayrı yazılmış. Temel tümce bir sıfat tamlamasıdır ve iki kelime de gerçek anlamındadır. Dolayısıyla ara tümce, iç tümce, yan tümce de birer sıfat tamlaması olup her kelime kendi anlamlarını korumaktadır. Bunların da temel tümce gibi ayrı yazılması gerekirdi.

Görüldüğü gibi ihtilaf, ikilik yalnızca terim seçiminde değil, kaynakların imlası da hazırlayıcıların anlayışına, tutumuna göredir. Öğrencilerin ana dilimizi yeterince kullanamadıklarının sebeplerini biraz da kaynaklarda, ders kitaplarında aramalıyız.

Bir terimi tanımlarken önce o terimin işlevini, kapsamını, özelliklerini iyi tayin etmek, terimle ilgili bilgileri sindirmiş olmak gerekir. Buna göre birleşik cümlenin tanımı şöyle olabilirdi.

Bağlaçlarla, ortak birleşik zaman ve kişi ekleriyle veya ortak bir yüklemle, ki’li, şartlı yargı bildiren birtakım yan cümlelerle bir temel cümlenin anlamca ve yapıca bütünleştirilmesi yoluyla oluşan cümle.

yüklem

Sözü dil bilgisi terimlerinin seçiminden, tanımından ve imlasından açmışken biraz da yüklem üzerinde duralım. Esasları belirledikten sonra yüklemi tanımlamaya çalışalım.

Sözlüklerde yüklemin de ana özelliklerini belirtecek doyurucu bir tanımı yapılamamıştır. Öteki terimlerde de olduğu gibi yüklemin özellikleri belirlenip sindirilmedikçe sağlıklı bir tanım yapılamaz.

Yüklemin cümlede temel öge olduğunu öncelikle belirtelim. Bunun gibi kabul görmüş, anlaşmaya varılmış esaslardan biri de başta tümleçler olmak üzere özne ve öteki kelime gruplarının yükleme göre düzenlenir olmasıdır. Bir başka özellik cümlede ögelerin değerlendirilişinin yükleme bakarak yapılmasıdır. B. Vardar ve arkadaşlarının hazırladığı Dilbilim ve Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü’nde yüklemle ilgili olarak yapılan tanımda “... hiçbir öğeye bağlı olmayan, ortadan kalkmasıyla da tümcenin yok olmasına yol açan öğe” biçiminde bir yargı vardır. Bunu yerinde bir tespit olarak değerlendirebiliriz. Burada teklif gibi ettirgen bir kavram taşıyan Arapça kökenli bir kelimeye uygun bir fiil seçiminde zorunlu olarak etmek kullanıldığını göstererek, fiilin, dolayısıyla cümlede yüklemin seçilişinde bu tür yabancı kelimelerin özellikleri etkili oluyor biçiminde bir fikir ileri sürülebilir ve bu duruma bakıp etmek fiilinin seçimi teklif’’e bağlıdır diyerek yukarıdaki yargıya karşı çıkılabilir. Yüklemin yalnızca etmek olmadığı teklif etmek biçiminde bulunduğunu ileri sürersek, yukarıdaki yargının bu durumda doğru olduğu anlaşılır. Yüklemin tanımında bulunması gereken öteki özelliklerini de şöylece sıralayabiliriz:

Yüklem fiil veya isim soylu bir kelimedir. Yüklem bir yargı bildiren kelimenin cümledeki görev adıdır. Yüklem, bir şahsa veya zamana bağlıdır. Yüklem ad soyundan veya fiil soyundan bir kelimedir. Yargıyı üzerinde taşıyan her sekiz kelime türünden biri (ad, sıfat, zamir, zarf, edat, ünlem, bağlaç, fiil) yüklem olabilir. Fiilimsi diye adlandırdığımız, mastar eki ile sıfat-fiil eklerini almış biçimler -dır (-tır) bildirme ekiyle yüklem görevinde kullanılabilir. İkilemeler de bildirme ekiyle yüklem olabilir. Bir ek veya harf bile bildirme ekiyle birlikte yüklem görevinde cümlede yer alabilir. Yeter ki bir yargı bildirsin. Tek başına bir yüklem aynı zamanda bir cümledir. Yüklem, özne, nesne, tümleç gibi cümlenin temel ögelerinden biridir. Yüklem bir kelime türü değildir. Yüklem yargı görevini üzerinde taşıyan cümlenin temel ögesidir. Belirttiğimiz bu esasları örneklemek yazının sınırlarını aşar. Bu bakımdan esasları böylece sıraladıktan sonra yüklemin tanımına geçelim.

Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük’ünde yüklem şöyle tanımlanmış:

“Cümlede oluş, iş ve hareket bildiren kelime veya kelime grubu, haber, mahmul”

Millî Eğitim Bakanlığınca yayımlanan Örneklerle Türkçe Sözlük’te verilen tanım aşağı yukarı Türkçe Sözlük’teki tanımın benzeridir:

Bir cümlede oluş, iş, hareket, hüküm bildiren kelime veya kelime grubu, haber.

Dil Derneğinin Türkçe Sözlük adlı yayınındaki tanım ise şöyledir:

Tümcede oluş, iş ve hareket bildiren sözcük ya da sözcük grubu, haber.

Bu tanımda haber kelimesinin üzerinde bir küçük yuvarlak işaret var. Bu işaret kısaltma listesine göre kelimenin yabancı olduğunu bildiriyor. Verilen bu tanım da Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük’ündeki tanımın benzeridir.

Ali Püsküllüoğlu, Arkadaş Türkçe Sözlük’te yüklemi şöyle tanımlıyor:

Tümcede iş, oluş, kılış, yargı, hareket bildiren sözcük ya da sözcük topluluğu.

Elde çeşitli sözlüklerden derlenmiş ve birbirinden aktarılmış başka tanımlar da var. Ancak görüldüğü gibi yüklemin temel özellikleri çıkarılıp doyurucu bir tanım yapılmamış; yapılan tanımlar aşağı yukarı birbirine yakındır. Yüklemin bir tek kelimeden oluşmadığını, birkaç kelimenin birlikte bir yüklem olabileceğini anlatmak için de kimisi, yüklem öbeği, kimisi yüklem grubu, kimisi sözcük topluluğu, kimisi sözcük grubu diye farklı terimler kullanmışlar. Bu sözler biraz da birbirinden aktarılan tanımlarda bir farklılık olsun düşüncesinden kaynaklanmaktadır.

Yüklem teriminin eski adı fiil idi. Osmanlı Türkçesinde cümlenin öge*le*ri*nin adları fail, meful, fiil’dir. Buna müsnet, haber de denmiştir. Tahsin Bangu*oğlu 1940 yılında yazdığı Ana Hatlarile Türk Grameri adlı kitabında bu kavramı predikat sözüyle karşılar. 1941 yılında yayımlanan İmla Kılavuzu’nde yüklem yoktur.

Ahmet Cevat Emre, 1945 yılında Türk Dilbilgisi adlı eserinde bu kavram için söylem terimini kullandı. Verdiği örnek şöyledir:

Güneş doğuyor, anlatımında güneş: özne, doğuyor: söylem rolündedir. (273. s.)

Yüklem’in doğum tarihi 1947’dir. Türk Dil Kurumunca yayımlanan Dil Bilim Terimleri Sözlüğü adlı eserde bu kavram yüklem terimiyle alınmış ve tanımlanmıştır. Yukarıda sıraladığımız tanımlar da bu esere dayanır.

Tahsin Banguoğlu 1974 yılında yayımladığı Türkçenin Grameri adlı eserinde ise yüklem terimini tercih etmiştir.

Tanımlar genel olarak “haber” kelimesiyle bitiyor. Bu sözün neden tanıma girdiği üzerinde anlaşılan pek düşünülmemiş. “haber” burada haber kipleriyle olan ilgisinden dolayı kullanılmıştır. Dilek kipleri de bir yargı bildirdiğini göz önüne alırsak, bu kiplerle kurulmuş olanları da yüklem sayıyoruz.

Yüklem’e Azerbaycan Türkçesinde haber deniyor. Haber, Türkmen ve Uygur gramerlerinde de yüklem yerine kullanılıyor. Özbekler buna kesim adını veriyorlar.

Bu genel değerlendirmeden sonra yüklemi tanımlamaya çalışalım:

Yüklem, cümlede özne, zarf tümleci, nesne gibi tümleçleri kendisine bağlayan, bunları kendisine göre düzenleyen ve böylece cümlenin kuruluşunda birinci derecede rol oynayan, isim veya fiil soyundan bir kelime, kelime grubu biçiminde çekime giren, yargı bildiren, çoğunlukla cümlenin sonunda yer alan zorunlu, temel öge.

Sözümüzün başında deyimlerden kurulu yüklemlerin değerlendirilmesinin yapılacağını belirtmiştik. Şimdi bu konuyu örneklerle aydınlatmaya çalışalım.

Halit Ziya Uşaklıgil’in Bir Ölünün Defteri (İstanbul 1941) adlı çeşitli hikâyelerden oluşan kitabından aldığımız deyimleri örnek olarak işleyelim.

Deyimler cümlede yalnızca yüklem olarak bulunmaz, öteki kelime grupları gibi cümlede özne, nesne, zarf tümleci gibi ögelerin oluşmasında da kullanılır. Deyimler birkaç kelimeden oluştuğu veya çok kez bir şeyi, bir yeri, bir kimseyi; bir şeye, bir yere, bir kimseye; bir şeyde, bir yerde, bir kimsede; bir şeyden, bir yerden, bir kimseden; bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin gibi sözlerle birlikte bulundukları ve durum ekleriyle kullanıldığı için cümlede birer kelime grubu biçiminde bulunur.

Bunların hepsini hatırda tutmak, değme babayiğidin yapacağı iş değildir. (H. Z. Uşaklıgil, Bir Ölünün Defteri, 127. s.) Bu örnek cümlede hatırda tutmak deyimdir ve cümlenin öznesi durumundadır. Bu cümlede Bunların hepsini hatırda tutmak özne grubudur.

Onun aklı başına gelinceye kadar evdekilere kim bakacak? (H. Z. Uşaklıgil, Bir Ölünün Defteri, 162. s.) Bu örnek cümlede ise aklı başına gelmek deyimdir. Bu deyim onun aklı başına gelinceye kadar zarf tümlecinde yer almıştır.

Hükûmet ne senin enişteni bırakabilir ne de onun ailesini geçindirmeyi boynuna alır. (H. Ziya Uşaklıgil, Bir Ölünün Defteri 165. s.) Bu cümlede (bir şeyi) boynuna almak deyimdir. Bu cümlede onun ailesini geçindirmeyi boynuna alır bölümü yüklem grubudur.

Gözlerini eşeğini bıraktığı yerden ayıramıyordu. (H. Z. Uşaklıgil, Bir Ölünün Defteri, 172. s.) Gözünü bir şeyden (bir yerden) ayırmamak deyimdir. Buna göre cümlenin tamamı bir yüklem grubudur. Bunun gibi soru konusu olan Kadının etekleri zil çalıyordu örneğinin tamamı da bir yüklem grubudur.

Birkaç örnek de Mahmut Yesari’nin Bir Aşk Uçurumu (İnkılap Kitabevi, İstanbul 1943) adlı romanından alalım.

Remziye’yi sever görünenler de, ağız değiştirmişlerdi. (A. Yesari, Bir Aşk Uçurumu, 282. s.) Bu cümlede ağız değiştirmek deyimdir. Ağız değiştirmişlerdi cümlenin yüklemidir.

Seninle dalga geçmiş. (M. Yesari, Bir Aşk Uçurumu, 159. s.) Bu cümlede biriyle dalga geçmek deyimdir. Cümlenin tamamı yüklem grubudur. Bizim ellerinden çekmediğimiz kalmıyor. (M. Yesari, Bir Aşk Uçurumu, 286. s.). Bir iyinin hatırı için bir kötünün kahrını çekebiliyoruz (M. Yesari, Bir Aşk Uçurumu, 284. s.) Bu cümlelerin de tamamı yüklem grubudur.

Herifin gönlünü edinceye kadar akla karayı seçtik. (A. Yesari Bir Aşk Uçurumu, 286. s.) Bu cümlede iki deyim var. Bunlardan biri birinin gönlünü etmek diğer akla karayı seçmek. Bunlardan Herifin gönlünü edinceye kadar grubu zarf tümleci, akla karayı seçtik grubu ise yüklemdir.

Bu örneklere birkaç örnek de Aka Gündüz’ün Sansaroz (İnkılap Kitabevi) adlı romanından katalım.

Yediği tokatlar yanına kâr kaldı. (Aka Gündüz, Sansaroz, 15.s.) Bu cümlede yanına kâr kalmak deyimdir. Yanına kâr kaldı cümlenin yüklem grubudur.

Şimdi müftiye gideceğim, fetva çıkarıp senden boşanacağım. (A. Gündüz, Sansaroz, 4. s.) Bu cümlede fetva çıkarmak deyimdir. Fetva çıkarıp cümlenin zarf tümlecidir.

Deyimlerle kurulu cümlelerde ögeleri tespit ederken deyimleri sağlıklı olarak bulup çıkarmak, deyim içine giren kelimeleri de deyim grubundan saymak gerekir. Bu bakımdan cümlelerde deyimleri tanımalı, deyimleri görebilmeli, deyimler hakkında bilgi sahibi olunmalıdır.

Devre, dönem
Sözlükler devre kelimesini tanımlamaz. Devre (ˆ—Ëœ) Arapça kökenlidir. Sözlüklerde tanım yerinde yalnızca dönem karşılığını bulursunuz. Teknik alanlarda özellikle elektrik ve elektronik söz konusu olduğunda sık geçen devre teriminin anlamı için de sözlüklerde tanım yerinde çevrim yazılıdır. Bu uygulamanın amacı devre kelimesinin köken olarak yabancı olduğunu belirtmek, bunun yerine yeni türetilmiş olan dönem kelimesinin yerleştirilmesini sağlamaktır. Sözlüklerdeki dönem ve çevrim kelimelerine baktığımızda tanımları bu maddelerde buluruz. Bu uygulama, 1945 yılından yayımlanan Türkçe Sözlük’ten bu yana hiç değişmeden sürüp gelmiştir. Öteki sözlükler de buna uymuş. Bu yönlendirmeye rağmen elektrik devreleri yerine elektrik çevrimleri geçememiş, karşılaşmanın ikinci devresi sözü ile devre arası terimi, karşılaşmanın ikinci dönemi ve dönem arası olmamıştır. Belli bir sürede tatilin geçirildiği ev anlamındaki devre mülk yeni bir söz olmasına rağmen bu örnekte devre yerine dönem tercih edilmemiş ve dönem mülk veya dönemli mülk gibi bir karşılık kullanılmamış. Devre ile kurulu örnekler yalnızca bunlar değildir. Kapalı devre, kısa devre, hazırlık devresi, devre kesici gibi kelimelerde devre, dönem olmamış, devreye girmek, devreden çıkmak, devreye sokmak gibi deyimler de dilde birtakım mecaz anlamlar kazanarak kalıplaşmış, yaşamaya devam etmiştir.

Devre’yi dönem ile karşılamaya çalışılırken aynı anlamda Fransızca periyot (periode) kelimesinin dile girip yerleşmesine herhangi bir tepki gösterilmemiştir. Şimdi periyot safha, süre, zaman dilimi gibi anlamlarda da kullanılmakta ve kullanım alanı genişlemektedir. Kütüphanecilik terimi olan ve aynı köke dayanan periyodik teriminin karşılığı süreli’dir. Bu terim kütüphanecilik alanında kullanılır.

Ele aldığımız kelimelerin daha pek çok örneği var. Sözlüklerin bu bakımdan tutum değiştirmesi, kelimeleri birbirine göndermeden önce anlam inceliklerini göz önüne alarak varsa, farklı anlamları belirtmesi gerekir. Bu tür kelimelerin anlamca birbirinden ayrılan mutlaka bir yan anlamı vardır. Bu bakımdan her sözlük maddesi kendi içinde anlam incelikleri bakımından değerlendirilmelidir. Bunun için de her sözlük komisyonunun mutlaka taramalar yapması, tanımları örnek cümlelere dayandırması gerekir. Batı sözlükçülüğü düzeyine ulaşabilmek için, bu safhada, öncelikle söz varlığının derlenmesine ve sistemli olarak değerlendirilmesine ihtiyaç vardır.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Korkmaz, Z., Türkiye Türkçesi Grameri: cümle

Banguoğlu, T., Türkçenin Grameri: cümle

Topaloğlu, A., Dil Bilgisi Terimleri Sözlüğü: cümle

Karahan, L., Türkçede Söz Dizimi: cümle

Cemiloğlu, İ., Cümle Bilgisi: cümle

Gencen, T., N. Dilbilgisi: tümce

Hatiboğlu, V., Türkçenin Sözdizimi: tümce

Şimşek, R., Örneklerle Türkçe Sözdizimi: tümce

Koç, N., Yeni Dilbilgisi: tümce

Kükey, M., Türkçenin Sözdizimi: tümce