Nukut, nutuk, eleştiriyel, yazım, format, yazınbilim, bonjur, bonsuar, by by üzerine.

Doğru Yazalım Doğru Konuşalım/ Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR


Dünya Gazetesi’nin 27 Şubat 2006 tarihli nüshasının 18. sayfasında İhap Subaşı imzalı bir yazı yayımlandı. “Türkiye İş Bankası” başlığını taşıyan bu yazının ilk cümlesi şöyle başlıyor:

“Siyasi arenanın, eleştiriyel kulvarında, bu büyük ve devasa banka “halkın bankası” şu veya bu nedenle olamaz, olmaması gerekir diye düşünüyorum...”

Aslına uygun biçimde ilk cümlesini aktardığımız bu yazının sonuna doğru makale sahibi, Atatürk’ün Vasiyeti’nin metnini veriyor. Vasiyet metninin üzerinde duracağımız bölümünü yazarın yazısından olduğu gibi aşağıya aktarıyorum. Geçtiğimiz ay, basında ön sıralara geçen bu vasiyet metni daha çok Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumunun İş Bankasındaki alacakları dolayısıyla dile getirildi. Makale sahibinin vasiyetten aldığı cümleler şöyle:

“Malik olduğum bütün nutuk ve hisse senetleriyle Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne atideki şartlara, terk ve vasiyet ediyorum:

1. Nutuk ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalan*dırı*lacaktır...”

Aynı cümleleri şimdi bir de vasiyetin aslından aşağıya aktaralım:

“Malik olduğum bütün nukut ve hisse senetleri ile Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne atideki şartlarla, terk ve vasiyet ediyorum:

1. Nukut ve hisse senetleri şimdiki gibi İş Bankası tarafından nemalan*dırılacaktır.”

Vasiyet devam ediyor. Şu iki cümlede metnin aslı ile makale sahibinin vasiyetten aktardıklarını karşılaştırdım. Aradaki farklı imlaları metin üzerinde siyah dizerek gösterdim.

Makale sahibi yazısının sonunda da yorum yapıyor, düşüncelerini veriyor.

Yazıdan aynen alınmış ilgili cümleler şöyle:

“Öylesine muntazam ve kanunlara uygun hazırlanmış bir vasiyet yazımı ki herkese ders verir mahiyettedir. Tek kelimesi dahi değiştirilemez, vasiyetin, ruhuna bile dokunulamaz olduğu bir gerçek olarak ortadadır. O nedenle, CHP’nin vasiyetnamedeki yeri ve konumu açık seçik belirlenmiştir. Bu belirlenen şekle göre, hiçbir siyasi örgüt ve kurum Türkiye İş Bankası’nın ortağı olarak nemalandığı temettü aldığı bu vasiyetnameye göre mümkün değildir. Yalnız bir ayrıcalıkla, Büyük Atatürk, onu öyle sözcüklere bağlamıştır ki, CHP, İş Bankası’nda yalnız ve yalnız, temsil hakkı ile yetinecektir demiştir. Bu hisselere isabet eden temettüleri, yarı yarıya Türk Tarih ve Dil Kurumlarına bırakmıştırlar...”

Yazı şu cümle ile bitiyor:

Bu hakikatleri gözardı etmeyerek görmek, Türk bankacılığındaki yeri itibariyle, Türkiye İş Bankası’nın hakkıdır, teslim edilmesi gerekir.

Öteki cümleleri de açık olmayan bu yazıda üzerinde durulacak noktaları aşağıda ele alacağım. Önce kendime şöyle birkaç soru sorma ihtiyacı duyuyorum:

1. İnsan yazısını bitirdikten sonra bir kere de olsa okumaz mı?

2. Yazıda kullandığı bazı kelimelerin imlası doğru mu değil mi diye bir kılavuza bakmaz mı?

3. Yazıda kullanılan yeni bir terimin anlamını sözlüğe bakıp öğrenmek ihtiyacını duymaz mı?

Bunların dışında sorulacak daha başka sorular da var. Ancak insanlar kılavuza bakmayı kendilerine yediremez. Hatta yazısını bir de bir dostuna, eşine, arkadaşına, meslektaşına okutmayı gereksiz görür. Eskinin anlatımıyla bunu “zül” sayar. Oysa ben yazardan daha başka şeyler bekliyorum. Yazar, yazısını yalnızca içerdiği kelimeler açısından değil, cümlelerin kuruluşları bakımından da bir kez daha denetlemelidir.

İşe yüklemden başlamalı. Cümlenin yüklemi etken ise, cümlede nesnenin olup olmadığına bakmalı. Yüklem edilgense, cümlede nesne bulunmayacağını ön görmeli. Özne yüklem ilişkisi kontrol edilmeli. Cümlede geçen belirtili isim tamlamalarını özel olarak gözetmeli ve bağlantıların yapılıp yapılmadığını, tamlayan iyelik ilişkisini aramalıdır. Cümlede fiilimsiler adını verdiğimiz çeşitli yan yargıları karşılayan fiillerin olduğunu bilerek bunların da tümleçlerle uyumlu olup olmadığına bakmalıdır. Bu yeniden gözden geçiriş alışkanlık hâlini aldıktan sonra kişi, birkaç saniyede cümlesini kontrol eder ve gerekli düzeltmeleri yapar. Özellikle virgülün kullanıldığı yerleri bilerek - anlatımın açık olması bakımından - bunun yerinde kullanıp kullanmadığına bakmalıdır. Ancak bunun için bilgi, birikim, kaynak kullanma alışkanlığı gereklidir. Kişi, biraz da dil bilgisine sahip olmalı, kılavuzlardaki imla ve noktalama ile ilgili bilgilerden haberdar olmalıdır. Hatta yazar bunları tartışacak konumda bulunmalı.

Çeşitli radyolardan, televizyonlardan telefonla veya yazıyla, elektronik mektupla imla ve söyleyişle ilgili sorular gelir. Söyleyişle ilgili sorulara diyeceğim yok ama, imla ile ilgili soru sormadan önce insanların bunu elindeki sözlüklerden, imla kılavuzlarından bakıp araştırması gerekir. Bu kısa değerlendirmeden sonra yukarıya aldığımız yazıya gelelim.

Arapça kökenli nutuk ile nukut birbirine karışmış. Birinci cümlede dizgi hatası olmuş diyelim ama hemen altında gene nukut, nutuk olmuş. Hukuki bir terim olan nukut, çokluk bildiren bir kelimedir. Teklik biçimi nakit’tir ve bugün yaygın olarak kullanılır. Nukut’u ise nakitler veya paralar biçiminde karşılıyoruz. Büyük alışveriş yerlerininin gişelerinde gördüğümüz “nakit” levhası bize hesabın banka kartı ile değil, para ile ödeneceğini gösteriyor. Bu kullanımla batıdan gelen ve İngilizce adlandırması cash olan yeni bir kavramı karşılamışız. Efektif için de nakit para uygun bir karşılık olmuştur. “Para ve nakit Türkçe değildir” diyebiliriz. Bununla birlikte yüzlerce yıldan beri Türkçeye girmiş bu tür kelimelerden yapılmış türetmelere de arada bir göz yummalıyız. Hesap özeti sözündeki hesap da yabancı kökenli bir başka örnektir. Hesap özeti nerdeyse ekstre kelimesini bize unutturdu. Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının 1911 yılında ortaya attıkları “Arapça çokluk biçimleri kullanmayalım” biçimindeki uyarısı, yapıca çokluk olan yüzlerce kelimeyi ve bu arada söz konusu ettiğimiz nukut’un da dilden çıkmasını sağladı.

Nutuk kelimesine gelince Arapça kökenli olan bu sözün aslı nutk’dur. Türkçeye geçerken ünlü türemesine uğramış ve nutuk biçimini almıştır. Türk Dil Kurumunun sözlükleri, kılavuzları bunu nutuk, -tku biçiminde verir. Bu kısaltmadan kelimenin ünlü ile başlayan bir ek aldığında nutku tutulmak örneğinde olduğu gibi ikinci hecesindeki dar ünlünün düşeceğini anlarız. Bu adın dilimizde “Düzgün, kurallı, her kelimenin hakkını vererek söz söyleyen” anlamında, ikinci hecesi uzun olan natuk biçiminde bir türevi daha vardı. Ayrıca eskiden daha sık kullanılan ve ilk hecesi uzun olan “Düzgün söz söyleme yeteneği” anlamındaki natıka kelimesi de bu köktendir.

Bu arada vasiyette geçen atideki kelimesi üzerinde kısaca duralım. Arapça kökenli ati kelimesi bizde daha çok gelecek anlamıyla bilinir ve kullanılır. Türkçe sözlüklerde de kelimenin yalnızca bu anlamı verilir. Oysa bundan 60-70 yıl önce yukarıda verilen vasiyet metninde görüldüğü gibi ati kelimesinin bir anlamı da “aşağıda” idi. Hukuk metinlerinde geçen bu ikinci anlam günümüzde kullanımdan çıktığı gerekçesiyle sözlüklere alınmıyor.

Gazetede geçen yazım kelimesine gelince görüldüğü gibi bu kelimenin de “imla” karşılığı türetildiğine dikkat edilmemiştir. Yazım yerine burada “metin” kelimesi kullanmalıydı. Yazım kelimesinin yalnızca bu örnekte değil, pek çok gazetede, makalede değişik anlamlarda kullanıldığına tanık oluyoruz. Yazım bir yazışma terimidir ve bunun kullanım alanı kısıtlıdır.

Eleştiriyel

Üzerinde duracağımız bir başka kelime ise yazarın ilk cümlesinde geçen eleştiriyel kelimesidir. Cümle şöyle:

Siyasi arenanın, eleştiriyel kulvarında, bu büyük ve devasa banka “halkın bankası” şu veya bu nedenle olamaz, olmaması gerekir diye düşünüyorum.

Eleştiriyel Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük’ü ile Dil Derneğini Türkçe Sözlük’ünde bulunmamaktadır. Ali Püsküllüoğlu’nun Öz Türkçe Sözlüğü’nde de bu kelime yok. Sözlüklerde tenkidî için önerilmiş olan eleştirisel kelimesi var. Bu kavram günümüzde daha çok eleştirmeci bir gözle veya eleştirisel bir gözle (bakışla, yaklaşımla) biçiminde karşılanıyor.

Parçanın noktalamalar açısından da ele alınacak yanları var. Ancak yalnızca bu cümledeki siyasi arenanın sözünden sonra virgül konmaması gerektiğini belirterek yetinelim. Tamlayan ile tamlanan arasına virgül konmaz. Birbiriyle ilgili olan bu iki sözün bağı kesilmez.

Bırakmıştırlar örneği de bugünkü kullanımımıza göre kuruluş bakımından yanlıştır. -tır bildirme eki bu durumda kelimenin en sonunda yer almalıdır. -tır (-dır)’ın kelimenin sonunda hatta -ler çokluk ekinden sonra yer alması esas yargıyı üzerinde taşımasından kaynaklanır. Bu durumda kelime bırakmışlardır biçiminde kullanılır. Bu sıralanışında en sonda yer alan ek asıl vurgulanmak istenen ektir.

Format

Bu ara sık kullanılan kelimelerden biri de format terimidir. Format Türk Dil Kurumunun 1983 yılında hazırlamış olduğu Türkçe Sözlük’te yoktur. Format, Türkçe Sözlük’ün 1988 yılında yayımlanmış baskısında da yer almamaktadır. Mustafa Nihat Özön tarafından 1962 yılında hazırlanan Türkçede Yabancı Kelimeler Sözlüğü adlı çalışmada da format bulunmamaktadır. Anlaşılan bu kelime sözlüklere 1990’lı yıllarda girmiş. 1998 yılında Türk Dil Kurumunca yayımlanan sözlüğün bu baskısında format kelimesini bulmaktayız. Burada format bir sinema terimi olarak alınmış ve “Film veya fotoğrafta boyutlar” biçiminde tanımlanmıştır. Bu tanım, beni kelimenin Nijat Özön tarafından 1981 yılında Türk Dil Kurumunca yayımlanan Sinema Terimleri adlı kitaptan alınmış olması düşüncesine götürdü. Ancak söz konusu yayına baktığımda format kelimesinin bu yayında da yer almadığını gördüm.

Format önceleri daha çok iletişim terimi olarak dilde kullanılmaya başlandı. Günümüzdeyse format yazışmalarda, istatistik çalışmalarında, bilgisayar alanında geçiyor.

Kelime Dil Derneğinin hazırlamış olduğu Türkçe Sözlük’te Fransızca kökenli olarak gösteriliyor. Bu kelimenin imlası İngilizcede format’tır. Kelimenin Türkçeye geçişi büyük ihtimalle İngilizce yoluyla olmuştur. Yakın dönemde dile girmesi de bu düşüncemizi doğrular. Kelimenin aslı Latince formatus’tur ve form, forma gibi kelimelerle kökteştir.

Bir düzenleme için önceden hazırlanmış ölçüler, uyulması gereken boyutlar, yapılması tasarlanan iş veya yazılması düşünülen bir makale, bir senaryo için göz önünde bulundurulacak, örnek alınacak plan, bilgisayarda bir işlem için önceden hazırlanmış standart biçim, simgeler bütünü gibi anlamlarda kullandığımız format sözüne bugün herhangi bir karşılık gösterilmedi. Bu bakımdan sözlükler kelimenin anlamını yeniden ele almalıdır. Bu terimin kısa sürede formatlamak biçiminde fiili de yapıldı.

Sözlükler format kelimesini yukarıda belirttiğimiz biçimde tanımlamıyor. Dil Derneğinin 2005 tarihli sözlüğünde verilen tanım şudur:

“Herhangi bir şeklin ekrandaki boyutu”

Ali Püsküllüoğlu’nun Arkadaş Türkçe Sözlük adlı çalışmasında format bulunmamaktadır. Bu sözlükte formatlamak fiiline yer verilmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığınca yayımlanmış olan Örneklerle Türkçe Sözlük adlı eserde de format bulunmamaktadır.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda sözlük hazırlama işi başlı başına bilgi, birikim isteyen bir iş kolu hâline geldi. Sözlüğe alınacak yeni bir maddenin anlamı, okunuşu, kökeni, kelimenin türü, mecaz ve yan anlamları gibi çeşitli özelliklerini değerlendirecek uzmanlar kadrosuna ihtiyaç var. Artık eskiden olduğunu gibi önceki sözlüklere bakıp kelimeyi aktarmak ve orada verilen tanımla yetinmek dönemi kapandı. Bir yabancı sözlükten bakarak tanımı tercüme etmek ve hazırlanmakta olan sözlüğe aktarmak da sağlıklı bir yol olmaktan çıktı. Şimdi kelimenin kullanımdaki anlamlarını örneklerle tespit etmek durumuyla karşı karşıyayız. Önce bu değerlendirmeyi yapacak uzmanın söz konusu kelime hakkında bilgisi olmalıdır. Mevcut sözlüklerimiz bu gözle elden geçirildiğinde yığınla tanım eksikliği görülecektir. Bu da ancak alanında yetişmiş geniş bir tarayıcı kadrosunun kurulmasıyla sağlanacaktır.

Yazınbilim

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Süleyman Yıldız, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanlığına şu yazıyı göndermiş:

Değerli Meslektaşım,

Bölümümüz tarafından çıkarılacak olan “Dil ve Yazınbilime Türkiye katkıları” dergisine ilişkin bilgiler ekte tanıtım yazısında sunulmaktadır.

Bu bilgilerin Bölümünüzde görevli meslektaşlarımıza ulaştırılması konusunda yardımlarınızı bekler, bu vesileyle saygı ve sevgilerimi sunarım.

Uluslararası düzeyde böyle bir bilimsel derginin çıkarılması takdir edilecek bir girişimdir. Derginin amaçlarından biri “Türkçenin bilim dili olarak gelişmesine katkıda bulunmak” biçiminde verilmiş. Bu da övülmeye değer bir durum. Beni burada çıkarılacak olan derginin adı daha çok ilgilendirdi. Dergi adının Türkçe açısından değerlendirmesini yapmaktaki amacım daha sağlıklı bir ad elde etmek, başka dillere kolayca çevrilebilecek bir biçime getirmek ve ilgililerin bu konuya eğilmelerini sağlamaktır. Önce dergi adında yer alan “Katkılar” kelimesinin ilk harfi küçük yazılmış, bunun büyük olması gerektiğini belirtelim. Burada anlaşılan bir dizgi hatası olmuş.

Dergiye konan adı şöylece açabiliriz:

Dil Bilimine ve Yazın Bilimine Türkiye Katkıları.

Yazının ekinde verilen bilgilerde bu adın İngilizcesi ve Almancası da tespit edilmiş. Derginin yabancı dillerdeki adı şöyle:

Journal of Literature and Linguistics Turkey

Türkei-Beiträge zur Linguistik und Literaturwissenschaft

Türkiye sözü bir ülke adıdır. Bu, aynı zamanda coğrafi bir addır. Türkiye yerine İngiltere, Fransa Almanya koyabilir miyiz? Bu bakımdan Türkiye katkıları uygun bir adlandırma olmamıştır. Türkiye’nin bir bilim dalına katkısı ne olabilir? Anlaşıldığına göre Türkiye sözü ile burada Türk bilim adamlarının katkıları kasdediliyor. Yabancı dillere yapılan çevirilerde de Türkiye uygun düşmez.

Bugün dil bilimi veya iyelik ekini düşürüp bitişik yazanlara göre dilbilim, linguistik sözünün karşılığıdır. Bu adlandırmada dil bilime katkılar mı, yoksa dil bilimine katkılar mı daha uygun düşer? Kurallı olan ikincisidir. Öte yandan yazıda yer alan yazınbilim yani edebiyat bilimi terimi üzerinde düşünmek gerekir. “Edebiyat bilimine katkı” biraz iddialı olmuyor mu? Edebiyat araştırmaları mı edebiyat bilimi mi? Yukarıda verilen İngilizce karşılığı bize bir fikir vermektedir. Ülkemizde “Türk dili ve edebiyatı araştırmaları” sözünü içeren başka adlandırmalara bakıp bir sonuca varabiliriz. Buna göre derginin adı aşağıdaki önerilerden biri olabilir:

Dil Bilimine ve Edebiyat Araştırmalarına Katkılar

Dil Bilime ve Edebiyat Araştırmalarına Katkılar

Dil Bilime ve Edebiyata Katkılar

Türk Dil Bilimine ve Edebiyat Araştırmalarına Katkılar

Burada “Türk” sözü bir tamlayan olarak Edebiyat Araştırmalarını da kapsar. Üniversitelerimizdeki bölümlerin adlarında yazın değil, edebiyat kelimesi geçer. Konunun “sözlü edebiyat” yanı gözden kaçırılmamalıdır. Bunun yerine “sözlü yazın” uygun düşmez. Meslektaşlarımız “yazıncı” değil, “edebiyatçı”dır. Bu bakımdan kullanım sıklığı yüksek olan edebiyat sözünün tercih edilmesinden yanayım. Yazın sözünde ısrar edildiğinde yukarıdaki adlandırmalar şöyle olabilir:

Dil Bilimine ve Yazın Araştırmalarına Katkılar

Dil Bilime ve Yazın Araştırmalarına Katkılar

Dil Bilime ve Yazına Katkılar

Türk Dil Bilimine ve Yazınına Katkılar

Bir dergi çıkarmak, onun adını koymak, ilkelerini belirlemek o kadar zor değildir. Önemli olan çıkarılacak dergilerin uzun ömürlü olmasını sağlamaktır. Onu kurumlaştırmak, onu besleyecek maddi kaynakları sağlamaktır. Ülkemizde bu alan bir dergi mezarlığını dönmüştür. Birkaç sayıdan sonra kapanan, çıkarılmasına son verilen sanat, bilim dergilerini hatırlayalım. Üniversitelerin ilgili bölümleri bile büyük heveslerle yayımlamaya başladıkları dergileri yürütememiş, bir süre sonra bu dergiler çıkarılamamıştır. Bunda maddi imkânsızlıklar yanında yöneticilerin de büyük rolü olmuştur.

Adı üzerinde çalıştığımız bu dergi, umarım batı ülkelerinde yüzyıllardan beri çıkarılan dergiler gibi uzun ömürlü olur.

bonjur, bonsuar, by by

Prof. Dr. Kâzım Yetiş tarafından hazırlanan ve Türk Dil Kurumu yayınları içinde çıkan Atatürk ve Türk Dili 3-II’de Avni imzasıyla çıkmış bir yazı var. Yazının bilgileri şöyle: Hayat, 1. c., 11. nu., 11 Şubat 1927. Yazar yazısını bir yerinde şöyle diyor:

“Bugün az çok okur yazarlar birbirlerini bonjur ile selamlıyorlar. Dünyada bizden başka bir millet var mıdır ki efradı (fertleri bireyleri) birbirlerini ecnebi bir lisanla selamlasın?” (853 s.)

Bugün aradan yaklaşık 80 yıl geçti. Günaydın, iyi akşamlar, iyi geceler sözleri bonjur, bonsuar kelimelerini kullanımdan çıkardı. Fransızcadan Türkçeye geçen mersi de yavaş yavaş dilden çıkıyor. Darısı by by’a! Bir sıklık araştırması yapılsa, gencinden yaşlısına, bugün by by’ın ne kadar çok kullanıldığı görülecektir.