Subjektif, objektif, nesnel, öznel, ayırbuyur, alımlayıcı, verimleyici, vermişin, problem üzerine.

Doğru Yazalım Doğru Konuşalım/ Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR

Cumhuriyet döneminde Osmanlıca kelimelere karşılık olarak önerilen kelimelerden biri öznel diğeri nesnel’dir. Daha çok birer felsefe terimi olarak kullanılan bu iki kelimeden öznel’in eski karşılığı enfüsi, nesnel’in eski karşılığı ise afaki’dir. Bunlardan afaki kelimesinin her üç hecesi de uzundur ve k sesi önündeki ince ünlünün etkisinde kalmadan kalın söylenir.

Bu yeni türetmelerden nesnel, nesne’den, öznel ise özne’den türetilmiş birer sıfattır. Nesne eski Anadolu metinlerinde sıkça geçen ve dört beş yüz yıldan beri bilinen bir kelimedir. Özne ise Cumhuriyet döneminde öz kökü esas alınarak ve nesne’ye benzetilerek kurulmuş yeni bir kelimedir. İkisine de birer l eklenerek bu kelimeler sıfat yapılmış ve bu ek ensüfi ile afaki kelimelerindeki nispet eki i’nin yerine kullanılmıştır. Arapça kökenli enfüsi ile afaki muhtemelen Tanzimat’tan sonraki bir tarihte dile girmiş, Fransızcadan geçen subjektif ile objektif’e karşılık olarak kullanılmıştır. Cumhuriyetin ilanından önce çıkmış Türkçe sözlüklerde subjektif ve objektif kelimelerini bulabiliyoruz. Anlaşılan bu iki doğu kökenli kelime (enfüsi, afaki) ile onların karşılıkları olan batı kökenli kelimeler (subjektif, objektif) Cumhuriyet döneminde gündeme gelmiş ve bunlar öznel ve nesnel kelimeleriyle karşılanmıştır.

F. Develioğlu’nun Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lugat adlı sözlüğünde enfüsi kelimesi yukarıda belirttiğimizin aksine nesnel’e karşılık olarak gösterilmiş. Develioğlu, nesnel’i bir de afaki’ye karşılık olarak vermiş. Nijat Özön’ün Büyük Dil Kılavazu adlı çalışmasında enfüsi için gösterdiği karşılık öznel, afaki için nesnel’dir. Subjektif maddesinde ise bunun enfüsi ile olan bağını kurmamış, enfüsi’yi burada subjektif’e karşılık olarak göstermiştir. Nesnel maddesinde ise, bunun karşılıkları olan afaki ve objektif’i vererek birbiriyle ilgilendirmiştir. Kullanımdaki öteki sözlüklerde bu bakımdan bir düzen bulunmamakta, kimi sözlük yazarları da afaki ve enfüsi’yi eskimiş bulup eserlerine almamaktadır.

Türk Dil Kurumunca yayımlanan Türkçe Sözlük’te pek dikkat çekmeyen bir kısaltma var. Dilde eskimiş kelimelerin önüne madde başlarında esk. kısaltması konur. Burada ele aldığımız afaki ile enfüsi kelimelerinin önüne böyle bir işaret konulmamıştır. Bu durumdan söz konusu kelimelerin eskimediği anlamı çıkıyor. Metinleri tarayıp bir sıklık araştırması yapmadım ama nefis (nefs) ile kökteş olan enfüsi’nin artık eskimiş olduğunu söyleyebilirim. Afaki ise bugün hâla kullanımdadır.

Bu arada kendimize şöyle bir soru sorabiliriz: Acaba afaki kelimesini kullananlar bunun Türkçe karşılığının nesnel, batıdan gelen karşılığının ise objekektif olduğunun farkındalar mı? Bu üçlü kullanıma dikkat edip Türkçe*sini tercihte bir özen gösterirler mi? Kanaatime göre aynı kavramı karşılayan ve bu üç ayrı dilden gelen kelime arasında bir bağ kurmak pek akla gelmez. Bugün nesnel, öznel daha çok felsefe dalında ve eğitim alanında bir terim olarak kullanılır. Afaki ve nesnel’den çok kullanımda olan, yaygın söz objektif’tir. Aynı durum enfüsi, öznel ve subjektif için de geçerlidir. Toplumda genel olarak bu kavramları anlatan sözlerden batı kökenli olanları seçiliyor. Bundan önceki yazılarımda da örneklerini verdiğim hakikat, gerçek, realite; katliam, soykırım, jenosit; nesil, kuşak, jenerasyon; mutabakat, uzlaşım, konsensüs gibi daha pek çok kelimenin ne Osmanlıcasına ne de türetilmiş Türkçe karşılığına itibar var, aydınlarımızın eğilimi bunların batı kökenli olanlarını kullanma yönündedir. Aslında bu durum biraz da sözlüklerdeki eksikliklerden ve yetersizliklerden kaynaklanmaktadır. Söz konusu kelimeler arasında gönderme yapılmalıdır. Nesnel kelimesi sözlükte tanımlanırken bunun afaki ve objektif biçiminde karşılıklarının da olduğu belirtilmeli, birbirleriyle ilgilendirilmeli, aralarındaki anlamları da gözeterek bir bağ kurulmalıdır. Aynı işlem öznel, enfüsi, subjektif üçlüsüne de uygulanmalı, hatta nesnel’in zıddı veya karşıtının öznel, objektif’in karşıtının subjektif, afaki’nin karşıtının enfüsi olduğu düzenli olarak sözlüklerde yer almalıdır. Sözlükler maalesef bu bakımdan yetersizdir. Bu tür bütün kelimeler gözden geçirilip değerlendirilmeli, zıt anlamlar gösterilmelidir. Aralarındaki anlam incelikleri numaralandırıp örnek cümlelere bağlanarak işlenmelidir. Belki o zaman sözlüklere bakan aydınlarımız bu durumu görüp bu tür kelimelerin batı kökenli biçimlerine değil, Türkçe biçimlerine yönelirler.

Birbirinin karşıtı olan kelimeleri tespit etmek o kadar da kolay değildir. Bunun için önce birtakım ölçütler, ilkeler belirlenmelidir. Türk dili alanında doktora çalışması yapmaya hazırlanan gençlerimizden biri sözlüklerdeki bu karşıt kelimeleri tez konusu olarak alıp işleyebilir. Böyle bir çalışma Türk söz*lük*çülüğüne katkı sağlar.

Bu sözlerle ilgili açıklamalarımızı noktalamadan önce subjektif kelimesinin ilk ünlüsü üzerinde de kısaca duralım. Dil Derneğinin sözlüğünde sübjektif, Türk Dil Kurumunun sözlüğünde ise subjektif. İmladaki bu ikilik sürüp gelmektedir. Söz konusu kelimenin dilimize öteki türevleri de geçmiştir. Bunları Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük’ü subjektif, subjektivist, subjektivite, subjektivizm biçiminde alırken, Dil Derneğinin sözlüğünde sübjektif, sübjectivist, sübjektivite, sübjektivizm biçimleri tercih edilmiştir.

ayırbuyur
İki emir kipindeki fiilden oluşan ayırbuyur, sözlü ve yazılı basında kullanılıyor. Çeşitli konferanslarda, televizyon programlarında konuşmacılar, bu sözü bir ülkeyi önce parçala, böl sonra onları güçsüz bırak, böylece buyruğun altına al ve yönet anlamında kullanıyor. Bu kavramı bazen de bölyönet sözüyle karşılayanlar da var. Türkçe Sözlük’te bu iki kelime yer almamış. Bunlardan ayırbuyur biçimi bölyönet’e göre daha şiirsel. Heceler arasında yakın seslilik, bir tür uyak, ahenk var.

Türkçede kelime yapım yolları çeşitlidir. Genel olarak yapım ekleriyle isimlerden veya fiillerden kelime türetilir. İki kelimenin birleştirilmesiyle de yeni kelimeler türetilmiştir. Kelime yapım yollarından biri de emir kipindeki iki fiilin bir araya getirilmesi ve bu yolla bir kavramın karşılanmasıdır. Bununla ilgili dilimizde epeyce kelime türetilmiştir. Çekyat (çekmek, yatmak), tutkal (tutmak, kalmak), yapboz (yapmak, bozmak) bunlardan birkaçıdır. Montaj karşılığı olarak takyap sözünü de hatırlatalım. Böyle bir biçim elde edildikten sonra onların türevleri de bu biçime dayanılarak karşılanabilir. Örnek olarak montajcı kolaylıkla takyapçı oluverir. Bunlara benzeyen bir başka kelime ise ilelebet karşılığı olarak önerilmiş sürgit’tir. Türkçe Sözlük’te de yer almış olan bu kelime günümüzde nadir kullanılıyor. Köşe yazarları gazetelerinde bu kelimeyi birkaç kez kullansa, devlet adamlarımız konuşmalarında bunlara yer verse, söz konusu kelimeler kullanıma girer, canlanır, sözlük sayfaları arasında kalmaz.

Bakgör örneğinde olduğu gibi bazen de bu iki fiilden yapılmış kelimeler mağaza adlarında kullanıldı. Üzülerek belirtmek gerekir ki yabancı kelimeler bütün bu Türkçe adlandırmaları silip attı.

İş, oluş, hareket bildiren eylem adlarından somut ve soyut adlar yapmaya yarayan bu kelime türetme yoluna Türk Dil Kurumunun Yabancı Kelimelere Karşılık Bulma Kurulunda da başvuruldu. Selfservis (İng. Self-service) yerine kullanılan seçal yapıca doğru kullanıma hazır bir karşılıktır. Türkçe Sözlük bu kelimeyi maddeleri arasına almış ve tanımlamıştır. Bize düşen görev bunları zaman zaman dile getirip topluma duyurmaktır. Sözlüğe selfservis de alınmıştır. Ancak bu kelime eğik yazı ile yazılmış. Bununla kelimenin yabancı olduğu, yapıca Türkçeye uygun düşmediği ve Türkçe karşılığının seçal olduğu bildirilmiş. Sözlükteki bu inceliği bilmeyen bazı kimseler, neden selfservis biçimi sözlüğe alınmış diye eleştirirler. Sözlüklerdeki bu teknik bilgileri sık sık anlatmamız, okullarda bunları öğretmemiz gerekir.

Resim sanatıyla ilgili bir tür teknik anlamına gelen kolaj, kanal değiştirmeye yarayan alet anlamında zaping, şirketler arası bilgi alışverişi anlamında benchmarking, bir tür spor dalı anlamında roller brade için öneriliş olan kesyap, geçgeç, bilsat, kaykaç son yıllarda Türk Dil Kurumunda Yabancı Kelimelere Karşılık Bulma Kurulunda önerilmiş iki emir kipinden oluşan karşılıklardan birkaçıdır. Her biri birer emek ürünü olan bu tür kelimeler ilgi görmüyor. Bunları alay konusu yapıp gazete sütunlarında Genel Ağ’da mizah aracı yapanlar da var. Herhâlde diliyle alay eden, onu filmlerde dizilerde espri aracı olarak kullanan bizden başka dünyada kimse yoktur.

Bir yandan yabancı kelimelerin Türkçeye akınından şikâyet ediliyor bir yandan da karşılık bulmada bir çaba gösterilmiyor. Bulunan karşılıklar da beğenilmiyor. Artık ulusça bu konuda ciddi olarak iş birliği yapmak, bilinçlenmek zorundayız.

alımlayıcı, verimleyici

Gazetelerde, çeşitli konularda yazı yazanlar, özellikle gazete eklerinde kültürel konuları işleyenler, kitap tanıtmaları yapanlar sözlüklerde yer almayan yeni kelimeler kullanıyorlar. Örnek olarak M. Sadık Aslankara “Yazarın bir verimleyen olarak portresi” adlı yazısında alımlayıcı ve verimleyici kelimelerini kullanıyor (Cumhuriyet, 27 Nisan 2006). Bu tür kelimeleri yazarlar kendileri yaratıyorlar. Dikkatlice ve tekrar tekrar okunduğunda kullandıkları bu yeni türetmelerden aşağıda aktardığım cümlelerine bakıp bir anlam çıkarmak mümkün oluyor.

“Diyelim alımlayıcı olarak okuru eğitip yetiştirdik... Düzenlenen yaratıcı yazarlık kurslarının yaygınlığına bakılırsa bu yolda başarılı olunduğu, kurslara katılanların yazarlığı enikonu öğrenip verimleyici kimliği ile üretime koyulduğu düşünülebilir pekâlâ.”

Cümlelerden “okuduğunu anlama niteliklerine sahip okuyucu”, “düşünceleri gereği gibi verebilme niteliklerine sahip yazar” anlamları çıkarılabiliyor.

M. S. Aslankara’nın bir başka cümlesinde hemence kelimesi geçiyor. “... kazın ayağının hiç de böyle olmadığı anlaşılıyor hemence” sözlüklerde hemence de yok. Denebilir ki hemencecik var da hemence neden olmasın?

Onların bir üslup, sanatsal bir anlatım yaratmak amacıyla kullandıkları bu yeni kelimeler kişisel olduğu için dikkat çekmiyor, başkaları tarafından kullanılmıyor böylece sözlüklere de giremiyor. Türkçe kökenli bu yeni türetmelere karşılık batı kökenli yeni bir kelime duyulur duyulmaz çok geçmeden yaygınlaşmaya başlıyor. Örnek olarak Hadi Uluengin’in Hürriyet’in 6 Nisan 2006 günkü nüshasında kullandığı etnisite kelimesini verelim. Bu da sözlüklerde yok. Anlamı kullanıldığı cümlelerden çıkarmak da zor. Irk ve milliyet olarak bir gruba bağlı olma durumu diye kısaca tanımlayabileceğimiz bu kelime Latince etnos Yunanca ethnikos kelimelerinden türetilmiştir. Bu kelimeye aynı gün Sabah gazetesinde de rastladım. Gözlemlerime göre yazarlardan biri böyle bir kelimeye yazısında yer verdi mi çok geçmeden diğerleri de o kelimeyi kullanıyor. Bazen de yazar böyle bir kelimeye kendince bir anlam veriyor. Bu tür gelişmeler sürerken bir yandan da gazetelerde okeylemek gibi kelimelerin neden Türkçe Sözlük’e alındığını eleştiren yazılar çıkıyor. Eminim bu tür eleştiriler kaynağa bakılmadan ağızdan ağıza dolaşan eleştiriler. Türkçe Sözlük, okeylemek kelimesini maddeleri arasına almış ama karşısına bk., kısaltmasını koyarak okuru bu kelimenin Türkçesine onaylamak fiiline göndermiştir. Okeylemek banka işlemlerinde, uçak bileti satılan bürolarda kullanıyor. Aslını, güdülen maksadı araştırmadan kolayca yermekten insanlar zevk alıyor. Beyaz peynir eskiden bitişik yazılırdı; (bk. Türkçe Sözlük, TDK, 7. baskı 1983) 1989’da yayımlanan kılavuzda, sözlükte ayrı yazılınca eleştiriler başladı ve bu arada “Bunlar ayakkabıyı da ayrı yazdırıyorlar” diye haber yaydılar. Oysa ayakkabı kelimesi sözlüklerde, kılavuzlarda hiçbir zaman ayrı yazılmadı.

Bir kısaltmadan (Old Kinderhook), doğmuş olan okey batı toplumlarında O ve K harfleriyle OK biçiminde kısaltılarak kullanılır. Bunun bizde kullanılan ve adı okey işareti olan biçimi de var. Bir bilginin kontrol edildiğini, doğrulandığını göstermek amacıyla bu işaret kullanılır. Gene batı kökenli bir kelime olan çek etmek de bu amaçla kullanılır. Türkçede bir okey kelimesi daha var. Çeşitli malzemelerle oynanan oyunun adı da okey’dir. Dile çek kelimesinin girişi yüzyılı buldu. Çek’ten karşılıksız çek, hediye çeki, açık çek gibi yeni kelimeler türetildi. Çek dile girdikten sonra çek etmek biçiminin önünü almak herhâlde mümkün olmayacak. Toplum olarak da bu konularda bilinçli olmadığımız için yabancı kelimelerin dile girmesini engelleyemiyoruz.

Kimseye neden sözlüklere girmemiş kelimeleri yazılarınızda kullanıyorsunuz diyemeyeceğimiz gibi köşe yazarına da neden bu yabancı kelimeyi yazınızda kullanıyorsunuz diye hesap soramayız. Aynı şey yazarın kullandığı kişisel Türkçe kelimeler için de geçerlidir. Bildiğim kadarıyla gazetelerde artık eskisi gibi düzelticiler, imladan, dilden anlayan özel görevliler yok. Yazılar gözden geçirilmiyor. Sorumluluk yazı sahibine bırakılmış. Yazı sahibi titiz olmalı.

Yazar kelime türetebilir, bunu başta Falih Rıfkı Atay, Nurullah Ataç olmak üzere başka yazarlar da yapmışlardır. Ancak yazar, okuyucu da düşünmelidir. Okuyucular tarafından yazılanların anlaşılması isteniyorsa, kullanılan yeni Türkçe türetmelerin ayraç içinde ya batı dillerindeki veya Osmanlıcadaki karşılığı verilir. Nurullah Ataç’ın yazıları buna örnektir. Yazar, yazısında yer verdiği Türkçe bir kelimenin ne anlama geldiğini, hangi kelimenin yerine kullanıldığını dipnot ile de açıklayabilir.

vermişin, problem

Gittiğim konferanslarda anlatılanlar arasında ilgi çekici bulduğum düşünceleri not etmek için elimde bir parça kâğıt bulundururum. Hemen her konuşmada not ettiklerimin arasında birkaç söyleyiş hatası veya ölçünlü dilde bulunmayan kullanımlar vardır. Bu ayki yazımı bu örneklerden ikisini vererek bitireyim.

Belirsiz geçmiş zamanın Türkiye Türkçesindeki çekimi vermişim, vermişsin, vermiş, vermişiz, vermişsiniz, vermişler biçimindedir. Bu çekimde zaman eki -miş, kişi ekleri ise -im, -sin, -iz, -siniz’dir. İkinci tekil kişinin çekiminde kişi eki -in değil -sin’dir. -n eki, ver-di-n örneğinde olduğu gibi belirli geçmiş zamanın ikinci tekil kişi ekidir. Bölge ağızlarının etkisiyle Bir de bunu kendine mal etmişin, Tutup başkana göndermişin, İzin vermişin örneklerinde görüldüğü gibi daha çok kınama içerikli anlatımlarda bu kullanıma rastlıyoruz.

Yaygın söyleyiş hatalarından biri de problem kelimesinde görülmektedir. Bir matematik terimi olan problem’i günlük dilde de kullanıyoruz. Ancak bu durumda sorun’u tercih ediyoruz. Dilimizde bu anlamda bir de mesele kelimesi var. Onun da söylenişinde hata yapılmaz. Ama problem çok kez porblem biçiminde kullanılıyor. Konuşmanın başından sonuna kadar defalarca geçen porblem belki bazı dinleyicileri rahatsız etmiyor. Ancak konuşmacının yer yer porblem, porblemler biçiminde kelimeyi telaffuz edişi, üzerinde durduğu ilgi çekici düşünceleri gölgeliyor.

Genel olarak Türkçe kelimelerin söylenişinde hata yapılmıyor. Yapılan hatalar daha çok Türkçedeki batı ve özellikle doğu kökenli kelimelerdedir.