Sabah, öğle, ikindi, akşam, gece, yatsı, redif, akredite etmek, öz değerlendirme üzerine.

Güneşin doğuşundan batışına ve tekrar doğuşuna kadar geçen yirmi dört saatlik süreye gün diyoruz. Türkçe Sözlük, kelimenin bu temel anlamını “Yer yuvarlağının kendi ekseni etrafında bir kez dönmesiyle geçen 24 saatlik süre.” biçiminde tanımlamıştır. Bu süre taşıdığı özellikler bakımından kendi içinde sabah, öğle, ikindi, akşam, gece, yatsı diye bölümlere ayrılmış ve ayrı ayrı adlandırılmıştır. Sabah’ı Arapçadan almışız. Akşam’ın kökeni hakkında çeşitli yorumlar vardır ve dil bilginlerince Türkçe olmadığı savunulmuştur. Bugün Kırgızların ve Tatarların akşam için kullandıkları inir (ingir) kelimesi Batı Türkçesine ulaşmamıştır.

“Gece” anlamında Doğu Türkçesinde kullanılan tün, Uygurcanın klasik dil olarak alınması fikrinin ortaya atıldığı Cumhuriyet Döneminde Türkiye Türkçesine kazandırılmaya çalışılmış ve öğleden sonraki vakti adlandırmak üzere bu sözden tünaydın kelimesi türetilmiştir. Tün bugün Kazakçada ve Kırgızcada “gece” anlamında kullanılır.

Anadolu halk ağzında özellikle Doğu Anadolu ağızlarında ve Azerbaycan’da, Irak Türkmenleri arasında kullanılan günorta, gün ortası “öğle saati” anlamındadır. “Öğle” anlamında ise Özbekçede ve Kırgızcada tüş kullanılır.

Günün belirli bölümlerini anlatan bu sözler dışında dilimizde başka adlandırmalar da vardır. Arapçadan Türkçeye geçen fecir (<fecr), gurup (< gurub) ile Türkçe gün batımı, günindi, tan günün belli saatlerini anlatan başka kelimelerdir.

Bunların dışında üstü, arası, -a(-e) karşı, -a(-e) doğru, ezan, vakit, yarısı, arası kelimeleriyle birer tamlama biçiminde “Sabah ezanında yollara düştü. Akşam vakti uğradı. Gece yarısı kapı çalındı. Öğle arası uğradı” örnek cümlelerinde olduğu gibi belli bir zamanı anlatan sözler de bulunmaktadır. Ayrıca dilimizde sabahın körü örneğinde olduğu gibi çok erken saati karşılayan ifadeler bulunur. “Tam öğle saati” anlamındaki dalöğle biçimindeki kelimemiz unutulmuş, sözlüklerin sayfaları arasında kalmıştır. Akşam azadı biçiminde eskiden kullanılan, öğrencilerin okuldan ayrılma saati anlamındaki sözün bugün tarihe karıştığını, bunun yerine akşam paydosu biçiminde yeni bir sözün geçtiğini belirtelim. Günün çeşitli bölümünü anlatan zaman dilimi, tam gün, “parttaym” anlamındaki yarım gün sözlerini de bu arada hatırlayalım.

Bu genel açıklamalardan sonra yukarıda belirttiğimiz beş ana vaktin zarf yapmak amacıyla birlikte kullanıldığı kelimeleri aşağıdaki tablo üzerinde görelim.

üzeri üstü -a (-e) doğru ezanı vakti saati -a (e) karşı arası yarısı

sabah - - x x - - x - -

öğle x x x - x x - x -

ikindi x x x x x - - - -

akşam x x x x x x - - -

gece - - x - x - - - x



Tabloda yer alan üzeri, üstü, ezanı, vakti, arası, yarısı, -a (-e) karşı, -a (-e) doğru kelimeleriyle birlikte kullanılan sabah, öğle, ikindi, akşam, gece kelimeleri cümlede genel olarak birer zarf görevinde kullanılır. Ancak bunların birlikte kullanılması dilimizde istikrarlı değildir. Bu tutarsızlığın sebepleri üzerinde durulmamıştır. Örnek olarak sabahüzeri, sabahüstü biçimleri Türkçede kulla*nılmaz ama akşamüzeri, akşamüstü biçimi dilde vardır. Üstü ile üzeri kelimelerinin anlamca birbirine yakın olması sebeplerden biri olarak gösterilebilir. Sabaha doğru, öğleye doğru, ikindiye doğru, akşama doğru, geceye doğru yanında sabaha karşı denir ama öğleye karşı, ikindiye karşı, akşama karşı, geceye karşı denmez. Burada da -a (-e) karşı ile -a (-e) doğru edatlarının anlamca yakınlığı dikkat çekmektedir. Sabah saati yerine daha çok sabah saatleri kullanılması da dikkat çeken bir başka husustur. Öte yandan ikindi saati, gece saati de denmez. Arası sözü yalnızca öğle arası ile birlikte kullanılır, diğer zaman adlarıyla birlikte kullanılmaz. Acaba ikindi arası biçiminde bir sözümüz yok mu? Bu tür ilgi çekici durumların dil bilgisi kitaplarında herhangi bir açıklaması yoktur. Kaynakların bu açıdan gözden geçirilmesi, örneklerle bu kullanımların sözlüklere yansıtılması gerekir.

Türkçe Sözlük’te belli bir zaman dilimini anlatan akşam saati yer almış ama öğle saati yer almamıştır. Bu durumdan öğle saati sözü dilde kullanılmaz gibi anlam çıkarılabilir. Üzeri, üstü, ezanı, vakti, saati, arası, yarısı kelimeleri saydığımız beş zamanla birlikte kullanıldıklarında bunların sözlüklere birer madde başı olarak alınmış olması ama -a (-e) doğru, -a (-e) karşı edatlarıyla birlikteki kullanımlarının sözlüklere geçmemiş bulunması bence bir çelişkidir. Bütünlük arz etmesi bakımından sözlüklerin bu açılardan gözden geçirilmesi gerekir.

Türkçe Sözlük’ün yeni baskılarında dilde kullanılan ekler de alınmıştır. Bu uygulamaya Prof. Dr. Talât Tekin’in önerisiyle başvurulmuş ve 1988 yılında basılan sözlüğe ekler de katılmıştır. Sözlüğe işlenen eklerin hangi görevde kullanıldığı, vurgulu olup olmadığı, türleri hakkında bilgi verilmesi yararlı olmuştur. Öte yandan kelime türetmek isteyenlere eklerin hangi görevde kullanılması gerektiğinin gösterilmesi açısından da bu uygulama yerinde görülmüştür. Ancak yukarıda işlediğimiz konuyla ilgili olarak zarf yapan eklerin de sözlüğe girmesi gerekir. Örnek olarak sabahları, öğleleri, ikindileri, akşamları, geceleri örneklerindeki -ları (-leri) eki sözlükte bulunmamaktadır. Meseleye bu açıdan bakıldığında akşamları, sabahları kelimelerinin sözlükte var olmasının yanında öğleleri, öğlenleri, ikindileri, geceleri kelimelerinin sözlüğe neden girmediği sorusuyla karşı karşıya kalırız. Aslında isimken sıfat yapan, isimken zarf olan yani kelime sınıfını değiştiren her ek ve onlarla kurulan her kelime dikkate alınmalı ve bunlarla yapılmış sıfatlar, zarflar önlerine zf. s. kısaltmaları konularak sözlüklere mal edilmelidir. Arapça kökenli ruh is., ruhi s., ruhen zf. nakit is., nakdi s., nakden zf. örneklerinde sağladığımız isim, sıfat, zarf düzenini Türkçe kelimelerde de gözetmeliyiz. Sözlüklere -lı ve -sız ekleriyle kurulmuş kelimelerin neden alındığı sorulur. Kimileri de bu yola sözlükte madde sayısının artırılması için gidildiğini ileri sürerek bu uygulamayı eleştirir. Bu haksız eleştiriye Arapça kelimelerde uyguladığımız düzeni örnek olarak verebiliriz. Sözlükler, dil bilgisi kitapları her sözü ismi, sıfatı, zarfı açısından gözetmeli ve mevcutları sözlüklere, dil bilgisi kitaplarına yansıtmalıdır.

Başka zarf yapan ekleri de hesaba katmalı ve söz hazinemizi gözden geçirmeliyiz. Bunlardan delicesine, utanmışçasına, gidebildiğince, alabildiğince örneklerinde görülen -casına (-cesine), -mışçasına, (-mişçesine), -dığınca (-diğince) ekleri de birer zarf yaptıkları için sözlüklere girmelidir. İsme gelen -ınca ekini bak-ınca örneğindeki fiillden zarf yapan -ınca (-ince) ekinden ayırmalıyız. Biçimce benzeyen ama iyelik eki, zamir n’si ile eşitlik ekinden kalıplaşan ve farklılaşan -ınca (-ince) eki isme geldiği için dikkate alınmalıdır. Bunun için aklınca, gereğince örneklerini verebiliriz. Aynı durum zarf görevinde kullanılan öldür-esiye sözündeki -esiye ekinde de bulunmaktadır. Nere kelimesine getirilen -deyse eki de birleşik bir ek görünümü almıştır. -iyle ekinin birleşik bir ek olarak zarf yaptığını nedeniyle örneğinde görebiliyoruz. Sözlükte nedeniyle biçiminin yer alması sebebiyle biçiminin yer almaması çelişkili bir durum göstermiştir. Bu bakımdan zarf yapan ekler ve bunlarla türetilmiş biçimler toptan gözden geçirilmeli, sözlükler ve dil bilgisi kitapları, bunların Türkçe karşılıklarını eski biçimleriyle birlikte değerlendirmelidir.

Dil bilgisi konularıyla ilgili yapılan çalışmalarda daha çok mevcutlar üzerinde durulur. Kurallı olanlar ortaya konulur. Önce, dil bilgisi ile ilgili yayınlardaki bilgiler, örnekler aktarılır. Meseleye çok zaman iki yönlü bakılmaz. Olanla olmayan birlikte düşünülmez. Dilde mevcut olanların yanında alternatifler göz önünde bulundurulmaz. Meseleye bir de tersinden veya örneklerin karşıtları açısından bakıldığında dile birçok yeni katkılar yapılabilir ve açıklar daha net görülebilir.

-den beri biçimi yeni harflere geçildikten sonra kelimeye bitişik yazılmıştır. Bunun sebebi bu biçimlerin getirildikleri kelimeyle birlikte zarf görevinde kullanılmasına dayanıyordu. Meseleye böyle bir açıdan bakıldığında bu uygulamaya bir anlam verilebiliyor. Örnek olarak dündenberi o tarihlerde bu biçimde yazılırdı. Daha sonra bu, dünden beri biçiminde ayrı yazıldı. Şimdi sözlüklere yalnızca dünden kelimesini almakla yetiniyoruz. Acaba akşamüzeri, akşamüstü gibi dünden beri de bir zarf olduğuna göre birlikte sözlüğe alınmaz mı? Böyle bir yola gidildiğinde -den ekiyle yapılmış isimler (içten=samimi), sıfatlar (toptan) ile bu tür zarflar birbirinden kolayca ayrılır.

redif

Televizyonda genç kızlarla erkeklerin yeteneklerini sergiledikleri bir program var. Geçen gece şarkı yarışmalarının birinde gençlerden biri “Burası Muş’tur” türküsünü okudu ve bu türkü pek beğenildi. Şarkıyı okuyan genç redif yerine asker kelimesini kullandı. Kışlanın önünde redif sesi var mısrasını Kışlanın önünde asker sesi var biçiminde değiştirdi. Bu husus dikkatleri çekmedi. Kelimenin günümüzde anlamı bilinmediğinden veya böyle bir asker sınıf bulunmadığından redif’e bir anlam verilemiyor ve kelime asker diye değiştiriliyor. Ancak değiştirenler redif’in askerle olan ilgisini biliyor. Bu da ilgi çekici bir durum. Anlaşılan bu değişikliği şarkıyı okuyan genç değil de, birileri yapıyor. Bu tür değişiklikleri öteden beri şiirde de görüyoruz.

Redif kelimesini Şemsettin Sami, Kamus-ı Türki adlı kitabında şöyle tanımlamıştır:

Askerlik vazifesini yaptıktan sonra geçilen askeri sınıfa ait. Bu sınıf ihtiyaç duyulduğunda silah altına alınır. Sınıf-ı redif ihtiyat sınıfı. Asakir-i redife ihtiyat askerleri gibi örnekler de verilmiş (Temel Türkçe Sözlük). Görüldüğü gibi redif ihtiyat askeri diye tanımlanıyor. İhtiyat askeri belli bir yaşa kadar her an askere çağrılabilen sınıftır.

Sözlükte verilen bu anlamdan hareket edildiğinde Kışlanın önünde redif sesi var mısrasında kışlanın önüne gelen redif askerlerinin hareketliliği, telaşı, çabası ve bu hareketlilikten doğan gürültüler anlatılmaktadır. Bunlar herhangi bir asker sınıfı değildir. Askerliğini yapmış, terhis olmuş ama onlara tekrar ihtiyaç duyulmuş, yeni görevlere gitmek üzere kışlanın önüne gelen tecrübeli asker gruplarıdır. Bunlar redif askerleridir ve bu adla da anılmışlardır.

Türkülerde, şarkılarda veya şiirlerde geçen, bugün için anlamı bilinmeyen kelimeler yerine anlamı bilinen herhangi bir kelimeyi koymak doğru bir hareket olmuyor.

akredite etmek, öz değerlendirme

Ankara Üniversitesinde 16.11.2006 günü bir toplantıya katılmıştım. Konuşmacılar, üniversitedeki çalışmaların kalite bakımından geliştirilmesi konusunu işliyordu. Konuşmacıların kullandıkları cümleler arasında Batı kökenli kelimeler ile birkaç da yeni türetilmiş, öneri durumunda olan kelime geçti. Artık iyice yayılmaya başlayan motivasyon, motive etmek üzerinde durmuyorum. Bir zamanlar güdüleme kelimesiyle karşılanması istenmişti, sonuç vermedi. Son yıllarda yönlendirme, isteklendirme gibi karşılıklar önerildi; tanıtılmadığı için bu iki karşılık da taraftar bulmadı. Daha doğrusu önerilerin çekiciliği kalmadı.

Konuşmalar sırasında kullanılan kelimelerden biri de portal idi. Portal bir arkeoloji terimiydi. Antik sitelerin büyük giriş kapısı yani cümle kapısı anlamında kullanılırdı. İçinde yaşadığımız dönemde bu kez portal bir bilgisayar terimi olarak dile geldi ve yoğunlaşmış bilgilerin yer aldığı Genel Ağ anlamında kullanıldı. Şimdi görüyorum ki eğitim dilinde de bu kelime kullanılıyor ve yerine göre başka anlamlar taşıyor. Televizyonlar kendi reklamlarını “Türkiye’nin en büyük haber portalı” (HABERTÜRK) diye yapıyor.

Dikkatimi çeken öteki kelimelerden birkaçı ise şöyle:

Akredite etmek, dokümante etmek, reflekte etmek vb.

Düşünüyorum da reflekte etmek acaba “yansıtmak” anlamında mı kullanıldı? Durum böyleyse neden yansıtmak denmiyor da reflekte etmek kullanılıyor? Akredite etmek sözü Türkçe Sözlük’te yoktur. Acaba güvenli hâle getirmek mi demek istediler? Gerçekten bu tür kelimeleri seçmeye, anlamını düşünmeye çalışırken insan konuşmanın özünü, esasını kaçırıyor. Dokümanlaştırmak, belge hâline getirmek dense daha açık bir ifade olur ama dokümante etmek tercih ediliyor.

Konuşmalar sırasında bazıları vizyon yerine öz görü sözünü kullandı. Misyon için kullanılan Türkçe karşılık ise öz değerlendirme idi. Yeni Türkçe önerilerden biri de direnen girdi idi. Hangi anlamda kullanıldığını doğrusu anlamadım. Cazibe merkezi yerine çekim noktası sözünün kullanılmasını olumlu buldum.

Dilin içinde bulunduğu bu durum anlaşmaya, bilgi aktarmaya aracı olmuyor. Bir süre sonra dikkat dağılıyor ve anlatılanlardan bir anlam çıkarmak mümkün olmuyor.

Paydaş kelimesini bir ticari terim olarak biliriz. Hissedar’ın karşılığı olarak önerilmişti. “Bir mal üzerinde payı olan” anlamındaki bu kelime eğitim dilinde de kullanılıyor. Paydaş’ın yapılan konuşmalardan çıkardığım anlamı ise bir üniversitede okuyan öğrenciler, o üniversiteden mezunlar, onların aileleri ve üniversite çalışanlarının iş başındaki yöneticilerin paydaşları oluşudur.

Türk dili ile meşgul olanların veya bu alanı meslek olarak seçmiş bulunanların, dildeki bu gelişmeleri izlemeleri, gerekirse eleştirmeleri, ilgilileri yönlendirmeleri gerekir. Bu yönlendirme birkaç kişiyle yapılamaz. Yabancı dillerin etkisinde ortaya çıkar. Bu olumsuz gelişmede kurumlar bile etkili olamıyor. Bu bakımdan konunun basında güncel hâle getirilmesi, çeşitli etkinlikler yapılarak toplum gündemine girmesi sağlanmalıdır.

Doğru Yazalım Doğru Konuşalım
Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR