Açış konuşması, açılış konuşması, altını çizmek, telekonferans, bakış atmak üzerine.

Açış konuşması, açılış konuşması

Konferans, açık oturum veya bilgi şöleni türündeki toplantılarda konuşmacıların adlarını ve konuşacakları saatleri gösteren programların başında, bazen açış konuşması bazen de açılış konuşması başlığı yer alır. Bu bölümde cumhurbaşkanı, bakan, vali, rektör veya üst düzey bir veya birkaç görevlinin adı bulunur.

Bu başlık 6.12.1993 tarihinde düzenlenen XI. Vakıf Haftası Genel Programında açılış konuşması, Türk Ocakları Genel Merkezinin 2 Haziran 2001’de yaptığı bilgi şöleninin programında ise açış konuşması biçimindedir. Son olarak kısa adı TÖMER olan Türkçe Öğretim Merkezinin düzenlediği panelin programında ise açılış konuşması tercih edilmiş. Bu tür çelişkili örnekleri artırabiliriz. Elime geçen her programda bu çelişkili durumu görür, bu arada açılış konuşması başlığının daha sık kullanıldığına tanık olurum.

Açış biçimi açmak fiiline, açılış ise, açılmak fiiline dayanır. Bunlardan açmak etken (aktif), açılmak edilgen (pasif) biçimdir. Buna bağlı olarak açış konuşması, açılış konuşması’ndan yalnızca -ıl edilgen eki dolayısıyla ayrılmaktadır. Bu durumda acaba bir toplantıyı açmak üzere konuşma yapmak etken mi, yoksa edilgen bir bir eylem mi? Konuşmasını yapacak kişi veya kişiler belli olduğuna göre bu eylem etkendir. İşi yapan öznenin adı programda yer alıyor. Örnek olarak, TÖMER’in düzenlediği panelde, bu başlık altında ilk konuşmayı yapan Rektör Prof. Dr. Nusret Aras’tır. Bu durumu dile getirmek istediğimizde “Nusret Aras, toplantının açış konuşmasını yapacak” veya “Açış konuşmasını Nusret Aras yapacak” cümlelerini kurarız. “Nusret Aras açılış konuşmasını yapacak” biçimindeki bir cümle anlama uygun düşmez. Paneli önceleri biri açmamış. Bu panelde Nusret Aras, duygularını belirten bir konuşma yapıyor, başarılar diliyor ve öteki konuşmacılara bir tür yol veriyor. Böyle düşünüp değerlendirdiğimizde açış konuşması, böyle bir başlığa dil bilgisi kuralları bakımından daha uygun düşer.

Bu çerçevede açılış’ın da kullanıldığı yer vardır. Panelin açılışında bir şiir okundu örneğinde olduğu gibi işin kimler tarafından yapıldığı söz konusu olmadığı durumda açılış, doğal olarak bu tür bir anlatımda yer alır. Panelin açışında bir şiir okundu denmez. Açılışta eski bir arkadaşıma rastladım da denir. Bu örneklerde toplantıyı açan veya açanlar anlatımın dışında kalmıştır.

Bu değerlendirmeyi esas alarak program listelerine açılış konuşması değil de açış konuşması yazmanın daha uygun olacağı kanısındayım. Bu tamlamada açış konuşmasını yapacak kişi veya kişiler bellidir.

Altını çizmek

Anlatımı daraltan, fakirleştiren ve kısırlaştıran örneklerden biri de altını çizmek deyimidir. Eski tabiriyle dillere pelesenk olan yani dile dolanan, dilden düşmeyen altını çizmek deyimi öteki karşılıklarını, yakın anlamlı biçimlerini dilin dışına itmiştir. Altını çizmek yeni bir sözdür. Önemle üzerinde durmak, önemle belirtmek, vurgulamak, vurgulayarak belirtmek, dikkati çekmek gibi karşılıkların yerine bugün bir tek bu söz kullanılıyor. Eskiden bu kavram için dilde tebarüz etmek, ehemmiyetle ifade etmek, nazar-ı ehemmiyete almak gibi karşılıklar vardı. Bunların yerini Türkçe karşılıkları aldı diye sevinirken şimdi anlatımlarımızda altını çizmek ile sınırlı kalmış olmamız insanı düşündürüyor.

Ne zamandan beri altını çizmek deyimi kullanılıyor, bu söz Türkçeye ne zaman geçmiş diye sözlükleri taradım. İkinci baskısı 1890’da yayımlanmış olan ve Prof. Dr. Recep Toparlı tarafından gün ışına çıkarılıp yayımlanan Ahmet Vefik Paşa’nın Lehce-i Osmanî adlı eserinde altını çizmek yer almamıştır. 1900 yılında çıkmış olan Şemsettin Sami’nin Kamus-ı Türkî adlı sözlüğünde de bu söz bulunmamaktadır. Daha sonraki yıllarda Türk Dil Kurumunca yayımlanmış olan 1974 tarihli Türkçe Sözlük’te de altını çizmek fiiline rastlanmaz. Mustafa Nihat Özön’ün 1967 yılında çıkan Resimli Türk Dili Sözlüğü’nde de bu söz bulunmamaktadır. Anlaşılan altını çizmek deyimi son olarak 20 - 25 yıl içinde yayımlanan Türkçe sözlüklerde ve deyim sözlüklerinde yer almış. Öyleyse dilimize dolanan bu altını çizmek durup dururken nerden çıktı ve nasıl bu kadar yayıldı?

Altını çizmek İngilizceden çeviri olup underline (andırlayn) fiilinin karşılığıdır. İngilizcede underline hem isim hem de fiil olarak kullanılır. Bir kelimenin veya cümlenin altına çizilen çizgi anlamında isim olarak geçen underline, fiil olarak bir sözün altına çizgi çizmek anlamına da gelir. Bu anlamların yanı sıra underline mecazen, bir hususu önemle belirtmek anlamında da kullanılır.

Çeviri eserler, dizi filmler aracılığı ile Türkçeye geçen altını çizmek, TRT dâhil olmak üzere bütün radyo ve televizyonlarda bıktıracak bir biçimde sık kullanılmaktadır. En çok da haber programlarında duyulan altını çizmek bazen bir iki dakikalık haber içinde birkaç kez tekrar edilebiliyor, özellikle devlet adamlarının dilinden düşmüyor. Herkes kendince önemli olan bir şeyin altını çizip duruyor. Bu durumu, anlatımı zengin kılma, tekrara düşmeme gibi bir kaygının yitirilmiş olmasıyla açıklayabiliriz.

Üst ile alt maddeleri içinde toplanmış olan deyimler anlam açısından ele alınacak olursa, Türkçede, olumlu anlam taşıyan deyimlerin daha çok üst’te toplanmış olduğu görülür. Alt sözü altında kalmak, altından Çapanoğlu çıkmak, alt etmek, altını üstüne getirmek, , altına yatmak, altını pislemek, altını ıslatmak gibi daha başka deyimlerde görülür. Alt maddesi içindeki sözler daha çok olumsuz, hoş olmayan anlamlarda kullanılmıştır.

“Altını çizmek çeviri bir sözdür, öyle ise kullanılmasın” demek istemiyoruz. Bu söz dile girdiğine göre doğal olarak kullanılacaktır. Bizim burada üzerinde durmak istediğimiz konu, anlatımın yalnızca bu sözle sınırlı kalmış olmasıdır. Aynı kavramı karşılayan vurgulamak, önemle belirtmek, önemle üzerinde durmak gibi öteki sözlere de yer verilmesi, anlatımın zenginleştirilmesi gerekir. Son dönemlerde sloganlaşmış sözlerle konuşuluyor. Bu tür moda sözler açısından anlatımlar incelenecek olursa, olayın ürkütücü bir boyutta olduğu görülecektir. Bu durumun biraz da rahat konuşamamadan, kelime seçiminde aşırı bir titizlik göstermeden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Zengin bir edebiyata ve köklü bir dile sahip olan Türkçeyi bu kadar sınırlı bir anlatım içine sıkıştırmak gerçekten haksızlıktır. Türk aydınının bu kısıtlı anlatımı aşması için bilgilendirilmesi gerekir.

Telekonferas

Herhangi bir karşılık önerilmediği için telekonferas sözü son yıllarda dile yerleşti. Yunanca kökenli olan tele- ön ekiyle kurulmuş olan bu kelime Türkçeye giren ilk tele-‘li kelime değildir. Yaklaşık yüz yıldan fazla bir zamandan beri tele- ön ekini taşıyan Fransızca kökenli kelimeler teknik alanlardaki gelişmelere bağlı olarak Türkçeye girmektedir. Geçen yüzyılın başında yayımlanan Şemsettin Sami’nin Kamus-ı Türkî adlı eserinde tele-‘li şu kelimeler yer almıştır: telegraf, teleskop, telegrafi, telegrafname, telegrafhane, telegrafçılık, telegrafcı, telefon. Görüldüğü gibi telgraf değil, telegraf. Şemsettin Sami, sözlüğünde ikinci e ünlüsünü üstün işaretliyle özel olarak gösteriyor ve tele- ön ekini koruyor. Bu sözlükten önce yayımlanmış olan Lehce-i Osmanî’de ise yalnızca telegraf kelimesi yer almaktadır.

Günümüz Türkçe sözlüklerinde ise, dildeki türevleriyle birlikte tele- ön ekini taşıyan kelimelerin sayısı artmıştır. Bazı örneklerde tele- ön ekinin ikinci ünlüsü olan e düşürülmüştür. Söz konusu kelimeleri şöylece sıralayabiliriz: teleferik, telefilm, telefon, telefoncu, telefonculuk, telefon direği, telefon etmek, telefon hattı, telefon kabini, telefon kartı, telefon kulübesi, telefonlaşmak, telefonometre, telefon rehberi, telefon santrali, telefon teli, telefoto, telefotografi, telejenik, telekart, telekinezi, telekomünikasyon, teleks, teleksçi, telem, telemetre, teleobjektif, teleoloji, teleolojik, telepati, telepatik, teleradyo, telesekreter, telesiyej, teleskop, teleskopik, teletekst, televizyon, televizyoncu, televizyonculuk, televizyon dizisi, televizyon filmi, televizyon oyunu, televizyon piyesi, televizyon yayını, telgraf, telgraf çekmek, telgrafçı, telgraf çiçeği, telgraf direği, telgrafhane, telgraf teli.

Bunlara teletekst (teletext) karşılığı önerilmiş olan telemetin, telgraf karşılığı telyazı örneklerini de katabiliriz. Bu arada telemetin ve telyazı örneklerinde olduğu gibi toplum olarak boş durmayıp telekız sözünü de türettiğimizi hatırlatıp bunu yukarıdaki örneklere ekleyebiliriz.

Getirildiği kelimeye “uzak, uzaktan, ırak, ıraktan” anlamları katan tele- ön eki uzamak fiilinin kökü olan uz’dan yararlanılarak karşılanmaya çalışılmış ise de, batı kökenli kelimelerin ağır baskısı ve toplumun bu tür kelimelere olan eğilimi sebebiyle başarı sağlanamamıştır. Örnek olarak uzaktan iletişim veya uzaktan haberleşme anlamındaki telecommunication için önerilmiş olan uziletişim ilgi görmemiş, bunun yerine yeni karşılık aranmıştır. Önceleri yalnızca iletişim ile karşılanan telekomünikasyon’a zamanla yeni bir karşılık daha bulunmuş, bu kez de bildirişim sözü ortaya atılmıştır. Bir fakülte adında yaşayan iletişim sözünün yanında, batıdan aldığımız telekomünikasyon ile birlikte bir kavram dört karşılıkla adlandırılmıştır. Bu dört söz de Türkçe sözlüklerde yer almıştır. Yeni türetilmiş olan bildirişim sözü iletişim’e göre biraz daha öne çıkmış ve yaygınlaşmıştır. Bu arada telekomünisyon kelimesinin söyleme ve yazma açısından bir güçlüğü olduğunu da hatırlatalım. Bu terim bugün yaygın olarak telekominikasyon olarak yanlış yazılıp telâffuz edilmektedir.

Karşılık önerilmiş bir başka tele-’li kelime teleks’tir. Bunun için gösterilmiş olan uzyazım benimsenmemiştir. Bilindiği gibi yazım o yıllarda imlâ karşılığı olarak önerilmişti. Bunun gibi telem karşılığı olarak ileri sürülmüş olan uzyazar önerisi de dilde tutunmamıştır. Telepati için gösterilen uzaduyum örneği de yayılmamıştır. Uzaduyum terimindeki uza, uzamak fiilinin köküdür. Fiilin bu biçimde bir isimle kelime oluşturması dil bilgisi kurallarına uymaz. Uz ile kurulmuş bir başka terim uzadevim’dir. Nesnelere dokunulmadığı hâlde onların hareket edişini anlatan telekinezi sözünün karşılığı olarak ileri sürülmüş olan uzadevim benimsenmemiştir. Bir başka örnek telyazar’dır. Bu da ötekiler gibi türetildiği dönem içinde ilgi görmemiştir. Görüldüğü gibi Türkçede bir ön ek yaratmakta, batıdaki biçimlere ve yapılara uygun olarak Türkçe köklerden terim türetmekte başarılı olunamamıştır. Bu durumun Türkçenin yapısından kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Tele- ön ekinin ırak kelimesiyle karşılandığını da görmekteyiz. Teleskop için önerilmiş olan ırakgörür yapı olarak kurallıdır. Ancak ırakgörür Farsçadan dilimize geçmiş olan dürbün için de önerilmişti. Türkçe Sözlük’te teleskop için verilmiş olan tanımda ırakgörür karşılık olarak gösterilmiştir. Irakgörür maddesini açıp baktığımızda bunun önüne yalnızca dürbün ve teleskop kelimelerinin konulduğunu görürüz. Bu durumda ırakgörür iki ayrı terim için karşılık olmuştur. Terimlerin anlamlarının sınırlı olduğu göz önüne alındığında her kavramın mutlaka ayrı ayrı karşılıklarının bulunması gerektiği daha iyi anlaşılır. Ne yazık ki ırakgörür gibi yapıca doğru olan bu söz de dilde yerini bulamamış, teleskop varlığını sürdürmüştür. Bu gelişmede, sözün batı kaynaklı olmasının büyük etkisi olduğunu hatırlatmamız gerekir.

Fotoğrafçılıkta geçen teleobjektif için uzak odaklı mercek sözünün kullanılmasının yerinde olacağı kanısındayım. Bunun gibi teleferik için asılı araç da uygun bir karşılıktır. Her iki terimde de çeviri yoluna gidilmemiş, aracın işlevi esas alınmıştır. Asılı araç, bugünlerde gelişmesini izlediğimiz cep (cep telefonu) örneğinde olduğu gibi zamanla tek başına asılı biçiminde dile yerleşebilir. -lı sıfat ekinin yapım eki gibi Türkçede kullanılmasının tatlı sözünde olduğu gibi pek çok örnekleri vardır. Böylece Asılıya bindim, asılıdan güzel manzaralar seyrettim biçimindeki kullanımlar dil bilgisi kuralları ile bağdaşır.

Bütün bu açıklamaların uygulamaya konulması yapılamayacak iş değil. Ancak önce o bilinçli toplumu, diline saygılı bilim adamını hazırlamamız gerekir. Üzülerek belirteyim ki bu özellik Atatürk dönemi gençliğinde belirdi ve bu ışık daha sonra giderek sönmeye yüz tuttu. Bana göre sorunumuz, bilime, uzmanlığa kulak vermememiz, dilin önemini kavrayamamış olmamız ile ilgilidir. Bunun gerçekleşeceği yer de okuldur. Bu bakımdan öğretmenlerin doğru bilgilerle donatılmasına, sorunlara yönlendirilmesine ve bilinçli bir toplumun kurulmasına acilen ihtiyaç vardır.

Sözü telekonferans’tan açtım. Konu ile ilgili bazı açıklamalar yapma ihtiyacı duyduğum için sözü uzattım. Telekonferans da öteki örneklerde görüldüğü gibi tele- ön ekiyle kurulmuştur. Öteki örneklerdeki olumsuz durumları göz önüne alarak ve bu kalıba bağlı kalmadan telekonferans’a bir karşılık önermeliyiz. Bu ara dilimizde sık kullanılmaya başlanan görüntülü basın örneğine bakıp telekonferas için de görüntülü konferans terimi ileri sürülebilir. “Neden konferans’a bu terimde yer veriliyor?” diye bir soru sorulabilir. Bunun için konferans’ın artık dilden kolay kolay çıkarılamayacak kadar yerleşmiş olduğu biçiminde bir savunma yapılabilir. Bu söz için başka öneriler ileri süren olursa ve öneriler Türk Dil Kurumuna bildirilirse yazımızda değerlendirir, tartışmaya açarız.

Bakış atmak

Osmanlı Türkçesinde atf-ı nazar biçiminde Farsça kurallara göre türetilmiş bir tamlama vardır. Bu tamlama ile birlikte etmek fiili kullanılmış ve kelimenin çekimi sağlanmıştır. Genel olarak “bakmak” demek olan bu söz “kısa bir süre bakmak” anlamında da kullanılmıştır. Cumhuriyet Dönemi romancıları bunu bir bakış atmak biçiminde Türkçe sözlerle karşılayıp kullanmışlardır. Show televizyonunda 15.02.2002 günü saat 21.00’de ekrana getirilen Elli Yedinci Yolcu adlı filmde bu söz bakış fırlatmak biçiminde geçti. Göz atmak, şöyle bir göz atmak veya Cumhuriyet Dönemi yazarlarının kullandığı gibi bir bakış atmak varken, insanların aklına bakış fırlatmak fiilinin nasıl geldiği düşündürücüdür. Yarın biri de bakış savurmak diyebilir. Sözlükleri taradım bakış fırlatmak sözüne rastlayamadım.

Türkçeleştirme çalışmalarında yaşadığımız sorunlardan biri de bu tür örneklerle ilgilidir. Bir deyimin hangi kelimelerden oluştuğu bilinmediği için benzeri kişisel deyimler dilde ulu orta kullanılıyor.

Doğru Yazalım Doğru Konuşalım

Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR