Miyop , -acak (-ecek), ne, anchorman üzerine.

Miyop

İstanbul’da Yıldız Teknik Üniversitesince düzenlenen “Türkçenin Zenginleştirilmesi Kurultayı”nın yayımlanmış bildirilerini okurken, tartışma bölümünde Yazar Buket Uzuner’in yaptığı açıklamalar arasında miyop kelimesi gözüme ilişti. Cümle şöyle: “Ben miyopum, güneş gözlüğü moda olduğu için değil, sizi daha iyi görebilmek için takıyorum” (53. s.) Bu cümledeki “miyopum” sözü üzerinde durmak istiyorum. Buket Uzuner, belki de “Ben miyobum” dedi ama sözünü yazıya geçirenler “miyopum” diye kaydettiler.

“Miyopum” mu, “miyobum” mu? Dilimize Fransızcadan geçen myope İngilizcede de aynı imlâ ile yazılır. Okunuş esas alınarak bu kelime Türkçede miyop biçiminde kullanılmıştır. Arap harflerinin hâkim olduğu dönemlerde söyleyiş esas alındığından yabancı kelimelerin yazıya geçirilmesinde önemli bir sorun çıkmamıştır. Miyop kelimesi de öteki Fransızca kökenli kelimeler gibi Türkçeye bir tıp terimi olarak mal olmuştur. Şemsettin Sami’nin Arap harfleriyle yayımlanmış olan Kamus-ı Türkî adlı eserinde Türkçenin ses düzenine uyulduğu görülür. Eserde 1885 Fransızca kökenli kelime var. Bugünkü sözlüklerimizde ise Fransızca kelime sayısının 5000’e yaklaştığını bu arada belirtelim.

Miyop kelimesine ünlü ile başlayan bir ek getirildiğinde son sesteki p, Türkçenin ses kurallarına uyarak miyobum, miyoba, miyobu örneklerinde olduğu gibi yumuşak b sesine dönüşür. Bu durum yalnızca miyop kelimesiyle sınırlı değildir. Mikrop, mikroskop, prensip, pikap gibi batı kökenli kelimelerde de geçerlidir. Yazıda olduğu gibi söyleyişte de bu tür kelimeler ünlü ile başlayan bir ek aldıklarında son sesteki p , mikroba, pensibe, mikroskoba, pikabın örneklerinde olduğu gibi yumuşar, b sesine dönüşür. Türk Dil Kurumunca yayımlanan İmlâ Kılavuzu’nda, söz konusu kelimeler mikrop,-bu, miyop,-bu, prensip,-bi, mikroskop,-bu, pikap,-bı biçiminde verilmiş, son seslerin ünlü ile başlayan bir ek aldığında değişeceği gösterilmiş ve Türkçenin ses düzenine uyulmuştur.

Bu durumda miyopum imlâsı, hangi kaynağa dayanılarak veya hangi kılavuz esas alınarak miyopum biçiminde yazıya geçirilmiştir? Yoksa bu, bir imlâ hatası mıdır? Bana kalırsa yanlışlık, kullanılan kılavuzdan kaynaklanmaktadır.

Türk Dil Kurumunca eskiden yayımlanan İmlâ Kılavuzu, daha sonraki Yazım (İmlâ) Kılavuzu ve Yazım Kılavuzu adlarıyla çıkan kılavuzların dizin bölümlerinde yukarıda belirttiğimiz biçimde son seslerdeki değişiklikler gösterilmezdi. Daha sonraki yıllarda bu kılavuzların son baskısı esas alınarak Türk Dil Kurumu dışında Adam yayınları içinde yayımlanan Ana Yazım Kılavuzu’nda da bu durum devam ettirilmiş, örnek olarak prensip, mikrop, mikroskop, miyop, pikap kelimelerinin son seslerindeki değişiklikler dizin bölümünde gösterilmemiş, bu kelimeler prensip, mikrop, mikroskop, miyop, pikap biçiminde alınmıştır. Bu durumdan son sesteki değişmenin olup olmadığı anlaşılmadığı gibi, kulüp gibi bir kelimeye getirilecek ekin ince ünlü mü kalın ünlü mü olacağı hususu da aydınlatılamamıştır. Oysa 2000 tarihli İmlâ Kılavuzu düzenli olarak Türkçenin ses düzenini esas almış, söz konusu kelimeyi kulüp,-bü biçiminde göstermiştir. Son sesi p olup da batı dillerinden geçen bir başka kelime de etap’tır. Bu örnek de 2000 tarihli İmlâ Kılavuzu’nda etap,-bı biçiminde alınmış ve son sesin ünlü ile başlayan bir ek aldığında değişeceği belirtilmiştir. Ana Yazım Kılavuzu ise, kelimedeki değişmeyi göstermeden sözü, diğerleri gibi, doğrudan etap biçiminde dizinine katmıştır. Kullanımda olan ve Yapı Kredi yayınları arasında çıkan N. Özön’ün Büyük Dil Kılavuzu adlı çalışmasında da etap, miyop kelimelerinin çekimli biçimleri gösterilmeden dizine alınmıştır. Öteki örneklerde ise Büyük Dil Kılavuzu, Ana Yazım Kılavuzu’na uymuş, o da prensip, mikrop, pikap, mikroskop, kelimelerinin son seslerindeki değişmeyi göstermemiştir.

1941 yılında Türk Dil Kurumunca yayımlanan İmlâ Kılavuzu’nun, mikroskop,-bu, miyop,-bu biçiminde verdiği değişme, daha sonraki kılavuzlarda nedense terk edilmiştir. Aslında 1941 yılında yayımlanan İmlâ Kılavuzu da bu bakımdan tutarsızlıklar içindedir. Örnek olarak bugün kulüp,-bü biçiminde dizinlere alınan kelimeyi yalnızca kulüp biçimiyle vermekle yetinmiş, çekime girdiğinde son sesteki ünlü ve ünsüz değişmelerini göstermemiştir. Bir örnekte son sesteki yumuşamayı verip bir başka örnekte aynı yumuşamayı vermemek, birinin son sesinin ünlü ile başlayan ek aldığında değişeceği, diğerinin değişmeyeceği anlamına gelir. Oysa her ikisi de aynı özelliği taşımaktadır.

O günkü kılavuzları hazırlayan hocalarımıza ve uzmanlara sorulduğunda şu cevap verilirdi. “Biz son sesi değişmeyenleri gösteriyoruz, değişenleri göstermiyoruz.” Ters bir mantıkla konuya yaklaşıldığını duyar, bile bile bu açıklamaya boyun eğerdik. Aslında sorun buradan doğuyordu. Stereoskop, stetoskop, baroskop gibi araç adlarının ünlü ile başlayan ek aldıklarında son seslerindeki p, b sesine dönüşecek mi? Buna bir açıklık getirmek gerekliydi. Yoksa batıdan gelen bu tür sözlere bir ayrıcalık mı tanınıyordu? Mikroskop kelimesinin son sesinin cevap, cevabı örneğinde olduğu gibi değişip değişmeyeceğini herkes nereden bilsin? Üstelik kılavuzlardaki tutumlar çelişkiliydi.

1941 yılında başlayan ve devam eden batı kökenli kelimelerin son sesleriyle ilgili tutarsızlıklar, Adam yayınları içinde çıkan 1994 tarihli Ana Yazım Kılavuzu’nda da devam etmiştir. Mikroskop kelimesinin çekime gireceği zaman alacağı biçim belirtilmezken teleskop, stereoskop, baroskop kelimelerinin teleskop, -pu, stereoskop,-pu, baroskop,-pu biçiminde değişeceği gösterilmiştir. İnsan, bu örneklerin de son seslerinin çekime girdiğinde b olmasını bekliyor. Bu ikilik neden? Türk Dil Kurumunca yayımlanan 2000 tarihli İmlâ Kılavuzu ise, teleskop, baroskop, mikroskop, stereoskop kelimelerini teleskop,-bu, stereoskop,-bu, baroskop,-bu, mikroskop,-bu biçiminde vererek son sesteki bütün değişmeleri göstermiş ve imlâda birlik sağlamıştır. Son seste değişmenin olup olmayacağının bilinmesini herkesten bekleyemeyiz. Bütün değişmeleri somut olarak göstermek, bir yerde son ses p’nin korunduğunu bir yerde de son sesin b’ye dönüştüğünü ileri sürerek kelimelerin imlâsında ikilik yaratmamak gerekir.

Burada üzerinde durulması gereken bir hususu da belirtmek zorundayız. Bilindiği gibi tek heceli Türkçe kelimelerin son sesleri, kelime ünlü ile başlayan bir ek aldığında bazı örnekler dışında değişmez: ip, ipi; top, topu; sap, sapı vb. Aynı durumun, batı kökenli kelimeler için de geçerli olması beklenir. Ancak tek heceli grup ve step örneklerinin son sesindeki p, birden çok heceli kelimelerde olduğu gibi değişir ve grubumuz, stebin sonunda biçiminde ünlü ile başlayan ek aldıklarında yumuşar. Ana Yazım Kılavuzu’nda, ibi, tobu, sabı diyecek herhangi bir Türk olmamasına rağmen ip, ip,-pi; top, top,-pu; sap, sap,-pı biçimlerinde son seslerdeki değişmeler gösterilmiştir. Nijat Özön’ün Büyük Dil Kılavuzu adıyla Yapı Kredi yayınları arasında çıkan kılavuzunda aynı yola gidilmiştir. Bunlar tek heceli kelimelerdir ve Türkçede tek heceli kelimelerin son seslerinin ünlü ile başlayan ek aldıklarında değişmeyecekleri açıktır. Ayrıca bu tür örneklerin son seslerindeki değişmeleri göstermenin pratik olarak bir yararı da yoktur.

Yukarıda adını andığımız Büyük Dil Kılavuzu, yapı olarak bir tür imlâ kılavuzudur. Bu kılavuzda, mikroskop, teleskop, baroskop kelimeleri mikroskop,-pu, teleskop,-pu, baroskop,-pu biçiminde çekimli durumları verilerek dizine alınmış, bunların son seslerinin ünlü ile başlayan ek aldıklarında b sesine dönüşmeyeceği gösterilmiştir. Ana Yazım Kılavuzu’nda mikroskop sözünün önüne herhangi bir açıklama konulmamış ama teleskop, baroskop ve stereoskop kelimelerinin teleskop,-pu, baroskop,-pu, stereoskop,-pu biçiminde son seslerinin Büyük Dil Kılavuzu’nda görüldüğü gibi sabit kalacağı belirtilmiş. Türk Dil Kurumunun 2000 tarihli İmlâ Kılavuzu ise, aynı kelimeleri mikroskop,-bu, teleskop,-bu, baroskop,-bu, stereoskop,-bu biçiminde dizinine almıştır. Sınavlarda öğrenci veya öğretmen hangisine uysun, dershaneler hangisini doğru bulsun, ÖSYM’nin sınavında öğrenciler hangisini doğru diye işaretlesin? Bilgisizlikten, kural bilmemezlikten kaynaklanan hatalar bir yana öğrenci, öğretmen, yazar, kısaca Türk aydını, kılavuzlar arası bu ikili tutumdan dolayı bir türlü imlâda düzen tutturamamaktadır. Ünlü ile başlayan bir ek aldığında son seslerdeki p sesinin b sesine döneceği bir kural ise, neden bu kurala bağlı kalınmasın veya bir örnekte uyulsun diğerinde uyulmasın? Türk Dil Kurumunun 2000 tarihli kılavuzu bu kurala tam anlamıyla uymuştur. Bu bakımdan üzerinde asıl durduğumuz sorun kılavuzlar arasındaki bu tutarsızlıkların giderilmesidir. İmlâ kılavuzu hazırlama görevi kanunla Türk Dil Kurumuna verildiğe göre Türk Dil Kurumunun kılavuzundaki düzenlemelere uymak gerekir. Bu kılavuzda da Türk dilinin ses ve yapı düzenine uymayan biçimler, uygulamalar olabilir. Varsa böyle bir çelişki tartışılarak çözülür, böylece dil bir çekişme aracı olmaktan kurtarılır. Sorunları çözülmüş ve birliği sağlanmış bir kılavuz da piyasadaki kılavuzlara örnek olur.

Gelelim sözümüzün başına. Buket Uzuner muhtemelen miyobum demişti, ama onu yazıya geçiren kişi elindeki kılavuza baktı, miyop kelimesinin önünde herhangi bir açıklama olmadığını gördü ve kelimeyi miyopum biçiminde banttan yazıya geçirdi.

Doğu, batı ayrımı yapmadan bütün yabancı kökenli kelimelerin son sesleri Türkçenin ses düzenine göre değerlendirilmelidir. Farsça kökenli reng kelimesini renk biçimine dönüştüren dil mantığı, sayıları şu anda 39’u bulan ve son sesi brifing örneğinde olduğu gibi g olan bütün kelimeleri brifink biçiminde yazmalıydı. Bilgilendirme toplantısı önerilmiş uygun bir karşılıktı ama itibar eden olmadı. Batılı olduğu için ayrıcalık tanıyıp kelimelerin imlâsını geldiği dildeki biçimiyle korumamalıyız. Her dilin bir ses düzeni vardır ve bu ses düzenine uyulur. Bizim bugün nesnel diye karşılamaya çalıştığımız objektif’e, Fransızlar objektif, Almanlar objektiv, İtalyanlar ise objettivo derler.

Doğru ve kurallı yazmanın bir uygarlık belirtisi olduğunu toplum olarak anladığımız gün, imlâmız bir düzene girecektir.

-acak(-ecek)

Dilimizde gelecek zamanı göstermek için fiillere getirdiğimiz -acak (-ecek) eki yazıldığı gibi söylenmez. Belli bir eğitimden geçmiş spikerler bunu -ıcak (-icek) biçiminde telâffuz ederler. Yapıcak, vericek vb. Bu söyleyiş genel olarak benimsenmiştir. -ıcak (-icek) söyleyişinin yaygınlaşmasında anlaşılan gene İstanbul ağzı esas alınmıştır. Ancak bugün radyo ve televizyonlarda, dizi filmlerde, eğlence programlarını sunan sunucuların, batı müziği tarzında şarkılarını okuyan sanatçıların ve geniş bir biçimde öğrencilerin dilinde bu ek, çok değişik biçimlerde söylenmektedir. Söyleyiş farklılığının biraz da halk ağzına bağlı kalınmasından kaynaklandığını eklememiz gerekir. Ancak bütün bu kullanımlar dikkat edilmediği zaman insana normal gelmekte ve pek yadırganmamaktadır. Değişik söyleyişlerin daha net duyulduğu fiil yapmak olduğundan ve bütün kişi çekimlerine uygun düşeceğinden olayı, sık kullanılan yapmak fiili üzerinde göstermeye çalışalım. Bu fiilin değişik biçimlerdeki söyleyişlerinin kişilere bağlı olarak çekimleri şöyledir:

Birinci kişi: Yapacağım (Yazıldığı gibi okunan ve yazıya bağlı kalınan söyleyiş), yapıcağım (Genel olarak kabul görmüş söyleyiş). Öteki söyleyişler: yapıcam, yapcam, yapcem.

İkinci kişi: Yapacaksın (Yazıldığı gibi okunan ve yazıya bağlı kalınan söyleyiş), yapıcaksın (Genel olarak kabul görmüş söyleyiş), yapıcan, yapcan, yapıciyin.

Üçüncü kişi: Yapacak (Yazıldığı gibi okunan ve yazıya bağlı kalınan söyleyiş), yapıcak (Genel olarak kabul görmüş şöyleyiş), yapcak, yapıcek, yapcek.

Birinci çokluk kişi: Yapacağız (Yazıldığı gibi okunan ve yazıya bağlı kalınan söyleyiş), yapıcağız (Genel olarak kabul görmüş söyleyiş), yapıcaz, yapcaz, yapıcez, yapcez.

İkinci çokluk kişi: Yapacaksınız (Yazıya bağlı kalınan söyleyiş), yapıcaksınız (Genel olarak kabul görmüş söyleyiş), yapcaynız, yapceyniz, yapceniz.

Üçüncü çokluk: Yapacaklar (Yazıya bağlı söyleyiş), yapıcaklar (Genel olarak kabul görmüş söyleyiş), yapcaklar, yapıcekler, yapcekler.

Söz gelecek zaman ekinden açılmışken bir noktayı da belirtemeden geçmeyelim. Kökü kalın ünlü olan fiile ince sıradan gelecek zaman eki getirmek, özellikle sanatçıların dilinde sık duyulan bir söyleyiş hâline geldi. Yapıceyiz, yapıciyiz, alıceyiz, alıciyiz, bakıceyiz, bakıciyiz, sunuceyiz sunuciyiz vb. Örneklerdeki y sesinin inceltici etkisini açıklamak kolay ama, kalın sıradan ünlü taşıyan bir fiil köküne ince sıradan ek getirmeyi açıklamak zordur. Belki bu da İstanbul ağzının bir başka çeşidi. Çünkü İstanbul Türkçesinin çeşitli ağızlarının olduğu öteden beri söylenip gelir.

Söyleyişteki farklılık bölgesel veya kişiseldir. İlkemiz, imlâda birliği sağlamaktır. Söyleyişteki farklılık hoş görülebilir ama imlâdaki farklılık hoş görülmez.

Ne

Bir soru zamiri olan ne sözünün yeri gelmişken yukarıda işlediğimiz yapmak fiiliyle birlikte kullanılışını da ele alalım. Ne yapacağım biçiminde yazılan ve genel olarak ne yapıcağım biçiminde söylenen bu beş heceli söz, napcam biçiminde iki heceli söz hâline getirilebilmektedir. Dilcilikte gerileyici benzeşme diye bilinen bu ses olayında ne zamirinin ünlüsü aradaki ulamanın da yardımıyla na biçimine girmiştir. Aslında bu ulama ve gerileyici benzeşme ne kadar sözünde de vardır. Nabar (ne haber) gibi iyice çığırından çıkmış örnekler üzerinde durmak istemiyorum. Pek çok siyasîmiz, sendika ve oda başkanlarımız, devletin üst düzey yöneticilerinin dilinde na kadar’ı duymak mümkündür. Konuşmalar bu açıdan dinlendiğinde olayın çok yaygın olduğu görülecektir. Yukarıda olduğu gibi bu kullanımda da dikkatimizi na kadar, na pıcan, na piceyiz, na pceksin gibi söyleyişler çekmiyor veya bu söyleyişler bir yerde hoş görülüyor. Yazıya gelince, na pceksin diye söyleyen kimse, bereket ki bunu ne yapacaksın biçiminde yazıyor ve Türkçe söylendiği gibi yazılır diye iddia etmeye kalkmıyor.

Anchorman

İngilizceden dilimize geçmeye çalışan pek yeni örneklerden biri de anchorman. Okunuşu ise enkırmın. Televizyonda ankırmen, ankorman biçimlerinde telâffuz edildiğini duydum. İngiliz sözlüklerinde çeşitli anlamları bulunan bu kelimenin son anlamlarından biri de “Radyo ve televizyonlarda, gelişmeleri, olayları haber hâline getirip anlatan spiker, nakledici, hikâye edici.” Anlaşılan spiker’den farklı bir sunucu. Derleyip toparlayıp haber hâline getirme işi ağırlıkta; bu işle sorumlu görevli.

Show televizyonunda görevli Reha Muhtar’a bir unvan olarak verildiğine göre olsa olsa haber merkezi müdürü diye karşılanabilir. Ancak bu söz, ulaşılması güç bir unvan, herkesin kolay kolay elde edemeyeceği bir aşama olarak takdim edildi. Reha Muhtar, bu unvanla övüldü. Alanı İngiliz dili olan hocalarımız ilgi duyar, bunu bize açıklarsa seviniriz. Bizim sözlüklerle sınırlı olan bilgimize göre, anchorman haber merkezi görevlisi veya müdürü demektir. Bu hususu ivedilikle açıklığa kavuşturmamız gerekir. Aksi hâlde her televizyonda ve radyoda yeni anchorman’lar türeyebilir ve bu sözün okunuşu, imlâsı yeni bir tartışma konusu olabilir.

Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR