Sponsorlu Bağlantılar
Toplam 1 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 1 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Üyelik tarihi
    27.Mart.2011
    Mesajlar
    530

    Aşık ve Meddah Hikayeleri

    ÂŞIK VE MEDDAH HİKÂYELERİ

    Prof. Dr. Özdemir NUTKU

    Türkler'in arasında uzun bir süre bulunmuş olan bir îngiliz gezgini, 1768 yılında yayımlamış olduğu kitabında', Türklerin dinlenmek için zamanlarını en çok birbirlerine hikâyeler ve fıkralar anlatmakla geçirdiklerini gözlemlemiştir2. Gerçekten de hikâye üretme, anlatma ve canlandırma geleneği Türk kültürünün en önemli kesitlerinden biridir. Orta Asya'da Oğuz Türleri'nin hayatlarında önemli bir yer alan ozanlar, ellerinde kopuzları obadan obaya, kentten kente yolculuk ederek düğünlerde, şölenlerde ve şenliklerde eski destanları, Dedem Korkut'u söylerlerdi. Bu ozanlar, ayrıca yeni olaylar üzerine mâniler düzerler, öyküler yaratırlar, karşılığında değerli giysiler, koyunlar, koçlar alırlardı5. Ondokuzuncu yüzyılda Orta Asya'nın özellikle Türk boylan arasında incelemeler yapan Vambery, Tûrkmenlerde, büyükten küçüğe, herkesin hikâye dinlemeyi çok sevdiğini yazar. Hele bir bakşi4 (bahşı = ozan) gelip de çalgısıyla hikâye anatmrya başladı mı Türklerin kendilerinden geçtiklerini belirtir. Bakşiler, Köroğlu ve Aman Molla hikâyeleri kadar, o dönemin ünlü Türkmen ozanı Mahdumkulu'nun da şiirlerini söylüyorlarmış5.

    Onbeşinci yüzyıldan sonra ozan sözcüğü yerini, Anadolu ve Azeri Türkleri arasında âşık sözcüğüne, Türkmenlerde de bakşi'ye bırakmıştır. Köprülü, Selçuklular'ın ordularında görülen ozanların, Anadolu'daki Türk beylerinin saraylarında onbeşinci yüzyıl ortalarına kadar bulunduklarını, daha sonra gerek Azerbaycan'da, gerek Anadolu'da âşık sözcüğünün, eski ozan sözcüğünün yerini aldığını belirtir6.

    Meddahlar, kıssahanlar şehnamehanlar, halkın bulunduğu yerlerde îslâm tarihinin ve İran edebiyatının kahramanlarına ilişkin hikâyeleri ve şiirleri okuyorlardı. Bunlar halk arasında seviliyor ve yayılıyordu. Klasik îslâm kültürünün ve klasik edebiyatın Osmanlılar'ın büyük merkezlerindeki bu güçlü etkileri, aynı toplumsal ve edebî çevrelerin yarattıkları âşık türü üzerinde kuşkusuz etkili olmuş ve bu türe çeşitli öğeler vermiştir.

    Anadolu'da, ozanlar genellikle ellerinde sazla hikâyelerini anlatırlar. Ancak müzik ve şiir olmadan da hikâye geleneklerini sürdüren ve saz çalmadan hikâyeler anlatan ozanlara rastlanmıştır. Ali Rıza Yalgın, ayrıntılara inerek yazdığı inceleme kitabında7, Gaziantep ve Kahramanmaraş yörelerinde yetişmiş olan hikayecilerin, İstanbul meddahları gibi, genellikle gerçekçi hikâyeler anlatmakla yetinen kişiler olmadıklarını belirtiyor. Bunların saz, çalmadıkları anlaşılıyor; sanırım birtakım menkıbeler ve kahramanlık destanları anlatıyorlardı. Yalgm'a göre, bunların hikâyeleri bazan kırk keçe bile sürebiliyormuş. Oysa meddah hikâyeleri kısadır ve en çok bir buçuk ya da iki saat sürer. Başka deyişle, İstanbul meddahları hikâyelerini bir gece içine sığdırırlardı. İncelemecinin belirttiğine göre, bu hikayecilerin meddahlara benzeyen yanlan, tıpkı onlar gibi kahvenin bir kösesine oturup ellerine 45 - 50 cm. uzunluğunda bir değnek almaları ve hikâyelerine başlarken üç kez değnekle vurmalarıdır8.

    Macar Türk Bilimcisi Kunoş, Türk halk edebiyatının bu kalabalık bir dinleyici önünde anlatılan türünün, kendisi Anadolu'yu gezdiği sıralarda henüz sözlü gelenekte yaşadığına işaret eder. Ona göre, o sıralarda, «âşıklar sazlarıyla hâlâ kasabadan kasabaya, köyden köye dolaşarak atalarının kahramanlıklarını anlatıyorlar»dı ve «Anadolu'da, büyük sarıklı şakacı meddahlar, ozanlar hâlâ köy kahvelerine giderler, oralarda Kerem ve benzeri birçok masalı tekrarlarlardı9. Bunlar Anadolu Türkleri'nin Konuş dönemindeki ozanlarıydılar. Yalnız bunların anlattıkları masallar, orada burada söyledikleri ezgiler yine geleneksel hikâyeler ve masallardı. Kunoş, halkın ruhundan kopan bu ezgilerin, kitapların tanımadığı yerlerde bile söylendiğine dikkatimizi çeker. Görüldüğü gibi, hikâye anlatma ve canlandırma sanatı yalnızca büyük şehirlerin tekelinde kalmamış, Anadolu'da ve Türklerin egemen oldukları tüm topraklar üzerinde yüzyıllar bo-yu sürüp gitmiştir.

    Anadolu'daki hikâye anlatma ve canlandırma geleneğini belgelendiren çok sayıda kaynak vardır. Çeşitli gezi notlarından, incelemelerden ve yazmalardan bu geleneğin her çağda yaşamış olduğunu izleriz. Ondokuzuncu yüzyılda Anadolu'yu gezen Ven Lennep, gezdiği yerlerde destan söy-liyen ve hikâye anlatan birçok sanatçıya rastlamıştır. Yabancı gezgin, bu kişilerin atışmalarını bile seyretmiş. Muğla'da bir çığırtkanın, şehre çok ünlü bir âşık'ın geldiğini ve Muğlalı âşıklara meydan okuduğunu duyurduğunu görmüş ve atışmanın olacağı yere gitmiye karar vermiş. Âşıklar atışması Muğla'nın o zamanki en büyük hanında düzenlenmiş. Dinleyicilerin nargile, çay, kahve içtikleri alanda iki âşık karşı karşıya oturup atışmışlar. Kör olan ünlü ozanın sesi güzel, deyişi güçlüymüş. önceleri her iki ozan da başabaş gitmişler. Ancak zaman ilerledikçe kör olan âşık üstünlüğünü kurmuş. En sonunda Muğlalı âşık pes etmiş10.

    Başka bir yabancı gezgin, bir Iskoçyalı, 1827 yılının Ramazan ayında Bergama'daymış ve iftardan sonra bir kahvenin önündeki açıklıkta bir meddahın hikâyesini dinlemiş. Türkleri genellikle sessiz ve suskun insanlar olarak tanımış olan îskoçyalı, meddahın hikayesiyle bu insanların gülüp konuşarak meddahı izlediklerini görmüş". Yine aynı gezgin, Manisa'da da başka bir meddahı izlemiş. Bu Manisa'daki meddahın garip bir görünüşü varmış; ufak tefek bir adammış. Başındaki sivri külaha, kirli san bir makreme sarılıymış. Kirli sarı binişiyle bir set üzerinde oturan bu ufak tefek meddahı, yabancı gezgin bir mantara benzetiyor... Bu meddah büyük bir taklit ustasıymış, onu dinleyenleri şaşırtıcı bir biçimde etkili-yorumş12.

    Daha önceki yüzyıllarda, Anadolu'nun çeşitli yöreleri âşıklar ve meddahlarla doludur. Evliya Çelebi, Malatya'daki mesire yerinden söz-ederken şöyle yazar : «(...)Bu mesirenin her köşesinde ğûna gûn sohbet- -ler olunur. Kimi mübâhese-i ilm eder, kimi edebiyat ve eş'ar okur, kimi meddah u kıssahanları dinler, kimi mukallid ve mudhiklerle eğlenir»'1. Doğuda bugün bile genç âşıklar, yaşlı ustalarının sanatlarını sürdürmektedirler; bunlar yalnızca hikâye anlatmakla yetinmezler, özellikle, doğudaki il ve ilçelerimizde bu hikâyeleri sınıflandıran âşıklar vardır; çünkü hikâyeler yalnızca Ramazan'da değil, yalnızca kahvelerde değil, her yerde, kış geceleri ocak başında anlatılan, Anadolu halkının günlük yaşayışı içine girmiş bir dinlence ve eğlence aracıdır.

    Hikâye anlatmanın ve canlandırmanın kaynağına dönersek, eski Türk boylarının av törenlerinde şiirin ve ozanın ne kadar önemli bir yeri olduğunu görebiliriz. Avlanan avların mutluluk ve bolluk getirmesi için büyücülükle ilgili şiirler söyliyen büyücü ozanlar vardı. Meddahlığın, Türk toplumu içinde iki kaynaktan geliştiğini belirtmek isterim: Bunların ilki, Orta Asya kaynaklı olup samanlıktan ozanlara, ozanlardan bak-şılara ve âşıklara uzanan din dışı özellik, öbürü de islâm kültürünün başlangıcından bu yana geliştirdiği dinsel kökenli özelliktir. Her iki kaynağın da meddahlığın gelişmesinde büyük etkisi olmuştur.

    Orta Asya'daki Türk boylarındaki hikâyecilik, hikâye anlatmaktan çok canlandırmaya yakındı. Şamanlar halka iyi vakit geçirten sanatçı ko-numundaydılar. Yeniseyliler, şamanların ses ve hareket virtüözü olmalarına çok değer verirlerdi; onların ses ve hareketlerle hikayelerdeki kişileri canlandırmalarını ve çeşitli kişileri taklit etmelerini severlerdi14. Orta Asya'daki şamanlık çeşitli Türk toplumlarında mimikle anlatma sanatını getiren bir özelliği ortaya çıkartmıştır. Nitekim, Sibirya'daki Papua'lann ilginç özelliklerinden biri, sanatçıların kendi konuştuklan dilde olduğu kadar, yabancı dillerde de taklide gidebilmeleridir. Bunlar aynı zamanda hayvan seslerini benzetmekte de ustaydılar; bu da, şamanlığın ve samanların bir etkisi olarak kabul edilmelidir. Bu kişiler, çıkardıkları sesler ve yaptıkları hareketler ile samanları anımsatırlar15. Sonradan Türk meddahlarının da bu mimikle anlatma ve hareketlerle canlandırma özelliğini kendi karakterlerine uygun bir biçimde geliştirdiklerini izleriz.

    Boratav, halk hikâyelerinin üç büyük kaynağı olduğunu belirtir. Bunlar
    1 — Olmuş olaylar,
    2— Yaşamış olduğu ya da yaşadığı söylenen âşıkların öz yaşamları,
    3 — Köroğlu ve başka türde menkıbeler.

    Boratay, bunlara, ayrıca klasik ve manzum hikâyeleri, masal ve hikâye kitaplarını, sözlü gelenekteki masalları da ekler16. Köprülü'de hikâye kaynaklarını üçe ayırırken şöyle bir bölümleme yapar:
    1 — Eski Türk geleneğinden gelen konular; yani halli masallarından ve yerli günlük hayattan alınmış olaylar ve yine kahramanlıkla ilintili ya da olmuş olduğu söylenen şeyler,
    2 — îslâm geleneğinden geçen dînî konular ve
    3 — îran geleneğinden geçen (çoğu kez din dışı, ama görünüşte îslâmi renge boyanmış) konular".

    öte yanda, Kunoş, halk hikâyelerinde bambaşka bir bölümlemeye gider. Ona göre, halk hikâyelerinin kaynakları üçtür: Birinci öbekte anlatıma damalı metinler vardır. İkinci öbekte, manzum eserler yer alır. Üçüncü öbekte ise gölge oyunu metinleri ile Nasreddin Hoca fıkraları bulunur".

    Halk hikâyeleri üzerinde çeşitli bölümlemeler ve öneriler olmasına rağmen, meddah hikâyeleri üzerinde, bu açıdan, bugüne kadar pek durulmamıştır. Bunun bir nedeni, meddah hikâyelerinin, halk hikâyelerinde olduğu gibi, bukadar kesin çizgilerle aynlamryacağı gerçeğidir. Araştırmalarıma göre, meddah hikâyelerinin kaynaklan çok çeşitlidir; ayrıca meddah, kendi yeteneği ölçüsünde, bu kaynakların ikisini va da üçünü kaynaştırarak yeoveni bir hikâye üretebilen bir kişi olarak karşımıza çıkar. Bu yüzden, meddahın hikâye kaynaklan, halk hikâyelerinin değişik kaynaklarından alınan bir sentezi olusturabilivor. Bazan da sözlü gelenekte bulunan bir hikâve tramnlen olarak kullanılıp veni bir kurguya gidilebiliyor; yâ da olmuş olaylardan ortava çıkmış bir hikâve. klasik bir hikâve ile kaynaştırılabiliyor. Böyle bir kanşıma en iyi örneklerden biri, elimizdeki onsekizinci yüzyıl yazmalarındaki Ahmed Ağa. Yusuf bâ Attarzade adlı meddah senarvosudur. Bu hikâyenin örgüsü Yusuf ile Züîevha'dan alınmış, ancak hikâyedeki olavlar ve hikâyenin kahramanı, meddahın yaşadığı dönemde olmuş bir olavla harmanlanmıştır. Meddahın yaşadığı dönemdeki olavın kahramanının adı da Yusuf'tur. Nitekim, hikâvevi. özet-liyerek (ya da bir senaryo biçiminde) kağıda geçiren bu onsekizinci yüzyıl meddahı, hikâyedeki kişilerin gerçekte yaşamış olduklarını senaryonun sonunda açıklıyor. Meddah bu harmanlamayı başka kaynaklarla da vanar. Halk masallanndaki motifler, olmuş olaylara eklenerek yepyeni bir senaryo ortava çıkartılabilir. Bütün bunları göz önüne alarak meddahların genellikle dokuz kaynaktan yararlandıkları düşüncesindeyim:

    Meddahların Yararlandıkları Kaynaklar:

    1 — Halk tarafından yaşanmış Önemli olaylar; buna bir örnek, Celali hareketlerinden ortaya çıkan Köroğlu hikâyeleridir.

    2 — Meddahın gördüğü, yaşadığı ya da duyduğu ilgi çekici olaylar; bunun en güzel örnekleri Tıfli 19 Hikâyeler öbeği'dir. ünlü meddah Tıflî, başından geçenleri süsliyerek hikâye biçimine sokmuş bir şâirdir. Boratav, Tıflî'nin ve IV. Murat'ın olaylara karıştığı hikâyeleri Letâifhâme, Hançerli Hanım. Sansar Mustafa ve Kanlı Bektaş olarak tesbit etmiştin3. Boratav'ın sözünü etmediği, bizim bir yazmada bulduğumuz Celâl-Cemal başlıklı senaryonun kahramanı da Tıflî'dir. Tıflî bu hikâye de sevgililerin yardımcısı ve kurtancısıdır21. Serüvenin sonunda, öteki Tıflî hikâyelerinde görüldüğü gibi, Tıflî olanı biteni IV. Murat'a anlatır22. Ancak bu hikâyenin konusu, Boratav'ın verdiği Tıflî hikâyelerinin konusundan değişiktir. Başka bir onsekizinci yüzyıl yazmasında da Tıflî'ye rastlarız. Kadı Hüseyin SinobP başlıklı bu hikâyede, Tıflî anlatılanı dinleyen biri olarak görülür. Bu hikâyede anlatılan olay, Tıflî'-nin henüz nedim olmadığı, II. Osman döneminde geçer. Sanırım Tıflî buraya bu senaryoyu yazan meddah tarafından katılmıştır.

    3 — Tarihsel olaylar: Meddah, tarihçiler tarafından yazılmış bir olayı kendine göre süsleyerek ve ona çeşitli taklitler katarak seyirciye sunar. Bunlar dînî de olabilir din dışı da... Dînî kökenli hikâyelerde, gerçek dışı, fantastik sah-nelerede yer verilir. Battal Gazi, Hazret-i Hamzâ gibi hikâyelerde yer yer masal havası egemen olur. Öte yanda, din dışı hikâyeler gerçekçi bir üslûpta işlenir: Baltacı Mehmet Paşa hikâyesinde olduğu gibi.

    4 — Destanlar, menkıbeler : Bunlar Dedem Korkut, Manas (îdgü) Destanı, Oğuz Destanı ve benzerleridir.

    5 — Klasikleşmiş hikâyeler ve masallar öbeğinde, Binbir Gece Masalları, Kırk Vezir Hikâyeleri, Varaka ile Gülşah, Ferhat ile Şirin, Tahir ile Zühre gibi metinler işlenir.

    6 — Zamanın ünlü romanlarından meddahın yaptığı aktarmalar: Bu öbekteki hikâyelerde, romanlar meddahların anlatışına ve canlandırılışa göre süslenir. Buna bir örnek Mehmed Tevfik'in Üç Gün Alâka Sonra İzdivaç'tır.

    7 — Taklitlerin bir araya getirilmesiyle meddah tarafından yenibaştan kurgulanan senaryolar : Buna bir örnek Hayâli Küçük Ali'nin anlattığı istanbul'un Taşı Toprağı Altın24 adındaki hikâyede üç ayrı taklit vardır ve meddahın aralan doldurarak üç değişik taklitten bir hikâye ortaya çıkardığı görülür. Bu hikâyede, Küçük Ali, Meddah Sururi'nin Kastamonulu Aşçı Dükkânında, Kastamonulu Dolmuş (Kayığında ve Meddah Hakkı'mn Çocuk Hammalı taklitlerini birleştirmiştir.

    8 — Bu öbekte özellikle son dönem meddahlarının Karagöz oyunlarından yararlanarak ortaya çıkardığı senaryolar yer alır. Bunlar arasında Küçük Ali'nin Sandıklı Tebe'si, Meyhane, Sünnet, Ters Evlenme gibi hikâyeler vardır.

    9 — Atasözlerinden derlenen hikâyeler : Gülme Komşuna, İki Karpuz Bir Koltuğa Sığmaz, Sarığın Beyazına Aldanma ve benzerleri dokuzuncu öbeğin örnekleridir.

    Meddah hikâyelerine kaynak olarak gösterdiğim bu dokuz öbek dışında, meddahlar, yukarda kabaca saydığım bu kaynakların karışımı ile de senaryolar yazmışlardır, örneğin, meddah Nazif Efendi'nin anlattığı Hacı Vesvese27, Binbir Gece Masalları ile meddahın tanıyıp gözlemlediği bir tipin, yani meddahın kendi çevresinden bildiği bir olayın karışımıyla ortaya çıkartılmıştır. Binbir Gece Masalları'ndaki Çocuk Doğuran Kadı, meddah Nazif Efendi'nin elinde bazı yerleri budanıp yeni sahneler eklenerek çocuk doğuran pinti bir adamın hikâyesine dönüşmüştür.

    Eldeki belgelere göre, eski dönemlerde, yani ondördüncü yüzyılda, ozanlar dışındaki kıssahanların halk topluluklarına okudukları ya da anlattıkları hikâyeler arasında Salsalnâme, Hamzânâme, Anternâme, îs-kendernâme gibi epik ve kahramanlıklarla ilgili konular yer alıyordu. Bu gibi kahramanların övgüsü ile uğraşan bu kıssahanlara, bir sonraki yüzyıldan başlıyarak meddah denilmiştir.

    Gerek Hamzânâme gerekse Anternâme gi'bi hikâyeler, hem halk hikayecileri olan âşıklar, hem de meddahlar tarafından kuşaktan kuşağa söylenmiştir. Ama bunların meddahlar ve âşıklar tarafından söylenişlerinde daha çok farklar vardır. Âşıklar epik havaya bağlı kalarak kendilerine özgü lirizmi ve romantizmi sürdürmüşlerdir. Meddahlar ise, hikâyelerini daha gerçekçi bir açıdan canlandırmışlarıdır. Bunun için, Georg Jacob'un, halk hikayeleriyle meddah hikâyeleri arasındaki farkı belirtirken, âşıkların olayları ve kişileri idealize etmelerine rağmen, meddahların gerçekçi bir tutumda olduklarını belirtmesi28 doğru bir gözlem olmaktadır.

    Yaptığımız incelemeler, halk ozanlarının (âşıkların) hikâye anlatma tutumlarıyla, meddahların hikâye canlandırma tutumları arasındaki ayrılıkları ortaya çıkartmaktadır, örneğin, meddah hikâyelerinde kahraman-lar genellikle istanbul'un varlıklı çevrelerindeki kimselerdir. Bunların işleri güçleri mirasyedilik, uçarılık ve eğlencedir. Eleştiriye yönelik meddahlar bir açıdan olumsuz kahramanlar yoluyla «kıssadan hisse»yi getirmektedirler. Olumsuz kahramanların bu hikayelerdeki iyiye ve doğruya yönelmeleri, akıllarını başlarına toplayıp (eğer topluyabilirierse) bir baltaya sap olmaktır; baltaya sap olmak ise genellikle bedestende küçük bir dükkân sahibi olmaktır. Eğlence ve uçarılık mekânı paşa ve bey konaklandır. Bu hikâyeler, temaları açısından âşıkların söyledikleri hikâyelerden değişiktir. Halk hikâyelerinde serüvenlerin geniş ve değişik yerlerde geçmesine karşılık, meddah senaryolarında imparatorluk başkenti İstanbul, konuların biricik saihnesidir. Ancak hemen hemen bir özveri ve kendini yok etme atmosferi içinde gösterilen İstanbul dışındaki uzak bir yere ya da ülkeye kaçıp gitme, kahramanın umutsuzluğa ve acıya düştüğü anda gündeme gelir. Buna bir çok örnek verebiliriz: Onsekizinci yüzyıl senaryoları içinde yer alan Ebe, Hallaç, Abdullah Âğa, Hikâye-i Sergüzeşt-i Hafız Çelebi, Kadı Hüseyin Sinobî gibi hikâyelerde acılı kahraman istanbul dışında bir yere kaçar. Oysa halk hikâyelerinde, kahramanın aramaya çıktığı ve binbir güçlükten sonra nadiren elde ettiği sevgilisi serüvenin merkezindedir. Meddah hikâyelerinde ise, kadınla olan ilişkiler genellikle çapkınlıktan öteye gitmez. Âşık hikâyelerindeki romantik, zaman zan an pate-tik sevgi ve manevî haz Meddah hikâyelerinde çok seyrektir. Bir de âşık hikâyelerinde görmediğimiz eşcinsellik onsekizinci yüzyıl meddah senaryolarında sık sık karşımıza çıkar. Bir genç erkek ile bir genç kızın gerçek sevgilerini konu eden bölümler meddah hikâyelerinde çoğu kez ikinci planda kalır: Hazinedar Ahmed Ağa'da Yusuf'un genç kıza olan romantik aşkı geleneksel masal havasının etkisiyle benzeri az bulunan bir durumu vareder. Meddah, bu hikâyede bile Yusuf'un genç kıza duyduğu cinsel tutkunluğu ihmal etmemiştir. Yusuf ile Züleyha hikâyesi bu meddah senaryosunu etkilediğinden, bu scnoryoda eşi az görülen bir erkek-kadın ilişkisi sergilenmiştir.

    Ayrıca, İstanbul meddah hikâyelerinde, cinsel ilişkide bulunulmak istenen kadının kocasının kadın ya da erkek tarafından öldürülmesi yine meddah hikâyelerinin bir özelliği olarak kabul edilmelidir. Bu hikâyelerde şiddet, vahşet, acımasızlık o kadar sıktır ki, bu havayı âşıkların söyledikleri hikâyelerde bulmak zordur. Âşık hikâyelerindeki mertlik, bağlılık, özveri, dostluk kavramları meddah hikâyelerinin çoğunda görülmez. özellikle, onsekizinci yüzyıl meddah senaryolarının dünyası herkesin kendi için yaşadığı, bencilliğin, fırsatçılığın, çıkarcılığın hüküm sürdüğü acımasız, karanlık ve ahlâk dışı bir dünyadır. Böyle bir dünyada ayakta durabilenler çıkarcı, iki yüzlü, hırsız, dalkavuk ve mirasyedi kişilerdir. Bu da onsekizinci yüzyıl meddahının içinde yaşadığı çevreye olan eleştiriler bakışını getirir. Âşıkların ise Anadolu yaşamının hüznünü doğrudan aktarmak gibi, lirik bir tutum içinde olmalarından ileri gelen bir romantizmi vardır.

    Öte yanda, meddah hikâyeleri ile âşık hikâyeleri arasında benzerlikler de görülür. Bazı tasvir etme ve anlatım kalıpları bir yana bırakılacak olsa bile, meddah senaryolarına özgü sandığımız bazı yan temaların halk hikâyelerinde de bulunduğunu kolayca tesbit edebiliriz. Söz gelişi, Celâl -Cemal, Konevî Derviş Halil, Acebnûş Karakullukçu, Abdullah Ağa, Bilgiç Subaşı ve Fıçı Abdullah Ağa hikâyelerinde mirasyedi gençlerin tüm mallanın, mülklerini ve paralarını dalkavuklara, serserilere ve kadınlara kaptırıp beş parasız kalmaları ve başkalarına el açar duruma düşmeleri, bir zamanlar çevrelerinde pervane olan kişilerin kayıplara karışmaları, halk hikâyelerinde de vardır. Bu durumlar, Yaralı Mahmut ve Aşık Garib hikâyelerinin bazı varyantlarında da bulunur.

    Âşık hikâyeleri ile meddah senaryoları arasındaki fark, ilkinde olaylar ve kişiler idealleştirilirken, meddah senaryolarının günlük hayatın sahnelerini canlandırmasıdır. tikinde süsleyici açıklamalar ve nazım büyük rol oynarken, meddah hikâyelerinde -düz bir anlatım ve günlük konuşma biçimi vardır; ama bu gerçekçi biçim, çok kişili olayların, çeşitli kişisel ilişkilerin dramatik bir yolda, yani mimik yoluyla canlandırmasını sağlar.

    Bu açıdan, meddahlık, halk edebiyatından çok halk tiyatrosunu ilgilendiren bir alandır; çünkü dinleyici önünde, çeşitli senaryoların o andaki seyirciye göre ve birden içe doğuşlarla geliştirilmesi, konuların drama t i-zasyonunu yapan meddahı, anlatıcı olmaktan daha ileri götürüp bir oyuncu chırumuna sokmaktadır. Meddah öyle bir oyuncudur ki, bir hikâyeyi her canlandırışında değişik yaratışlara yönelir. Seyirci ile çok yakın bir alışveriş kurduğundan, seyircinin gösterdiği tepkiye göre, o anda doğaçlamaya giderek her gösteride yeni bir boyuta gider.

    Meddalık ile âşık arasındaki dinleyici - anlatıcı yönünden en önemli fark, meddahın dramatik olmasına karşılık, âşık'ın epik biçimin gerektirdiği estetik uzaklıkla sanatını uygulamasıdır. Meddahın amacı, dinleyicileri etkileyip anlattığı hikâyenin içine çekmek, bir çeşit iluzyon sağlamaktır. Âşık ise manzum (bölümlerin ve arada okuduğu türkülerin iluzyonu kesen tutumu içinde, olayları dinleyiciden uzaklaştırarak anlatır. Meddahın çeşitli şive taklitleri ve mimikle günlük hayatın içine çektiği dinleyici ile âşık'ın sazıyla, sözüyle, okuduğu şiirlerle anlattığı olaylara uzaktan baktırdığı seyircisi farklı bir alışveriş içindedir2". Gerçi âşık da şive taklidine gider, ama kahramanlarını genellikle türkülerle konuşturduğu için müziğin sağladığı stilizasyon ile daha çok lirik bir anlatım içine girer; bu ise dramatik olmayan, epik bir yöneliştir.

    Âşıkların gösteri sırasını ve hikâye tekniğini Boratav şöyle açıklar :
    I. Bölüm : Fasıl, divanî ile başlar. «Fâîlâtun fâîlâtun fâîlâtun fâîlün» ölçüsüyle kurulur. Ancak âşıklar çoğu kez bu aruzu beceremedikleri için 4-4-4-3 hece ölçüsünü kullanırlar. Uyak sırası ile a-a-b-a, c-cjb-c diye sürer. Bu bölümde âşık şunları söyler:
    1 — Tecnîs : uyakları cinaslı bir türkü;
    2 — Tekerleme : ikinci türkü;
    3 —Koşma: 6-5 ölçülü, cinassız türkü;
    4 — Semaî: sekiz hecelidir;
    5 — Destan: mizahı olan uzun bir şiir (Pire ve Züğürtlük Destanları, vb. gibi);
    6 — Köroğlu Türküsü : İnanışa göre, Köroğlu, fasıllarda, ondan türkü söylemiyen âşıklara lanet okur-muş;
    7 — Âşık'ın bir türküyle ustasını anması: Ustanın anısını onun türküleri ile anmak her zaman uyulan bir gelenektir.

    II. Bölüm: Döşeme, saz faslı bittikten sonra, düzyazı tekerlemedir. Sonra bir önbilgi verilir. Bu bölümde âşık şu sırayı izler:
    1 — Düzyazı Tekerleme, olmıyacak şeyleri gülünç bir biçimde gösteren, soyutlamaya dayalı bir anlatımdır. Âşık bunu başından geçmiş gibi anlatır51.
    2 — önbilgi, hikâyenin gelişimi içindeki asıl öğeler dışında kalan ek bilgilerin verildiği kesimdir. Eğer gerekiyorsa, kahramanın çocukluğu, anası, babası ve konunun öncesi özetlenir.

    III. Bölüm: Hikâye,
    1 — Dua ile başlar. Genellikle çeşitli âşıklar taralından aynen yinelenen, bazan âşık'a göre ufak tefek farklarla söylenen bir giriştir. Bir de, âşık, kahramanlarını türkü ile konuşturmadan önce, yani düzyazı öyküden, manzum kesime geçerken duaya yer verebilir. Bunlar kalıplardır.
    2 — Duadan sonra hikâyeye girilir. Hikâye düzyazı ya da manzum olabilir.
    3 — Karavelli, hikâye arasında (seyirciyi dinlendirmek için) söylenen küçük bir fıkra ya da kısa hikâyedir. Burası atasözleri, benzetmeler ve deyimlerle süslüdür12.
    4 — Peşrevi, isler mâni biçiminde, ister Köroğlu türküleri olsun, kıtalar arasına sokulan parçadır'.

    Meddah hikâyesinin bölümleri ise, âşıkların anlattıkları hikâye bölümlerini andırmakla birlikte, daha değişiktir ve âşık hikâyelerine kıyasla daha yalındır. Bizim bölümlememiz şöyle:

    I. Bölüm: Başlangıç, meddahın «Hak dostum, hak!» diye söze başladığı, ya bir divan okuduğu (Hacı Vesvese'deki Bakî divanı) ya da bir tekerlemeye (istanbul'un Taşı Toprağı Altın, Sandıklı Ebe, Dünya Güzeli) girdiği yerdir.

    II. Bölüm; Açıklama, âşık hikâyelerindeki Döşeme'ye benzer. Burada uyaklı ya da düzyazı olarak hikâyenin geçtiği dönem, kişiler ve durumlar sergilenir. Bazan da padişaha övgü yer alır.

    III. Bölüm: Hikâye, gevşek dokulu, içinde bazan mâniler ve türküler bulunan, olay dizisinin geliştiği kesimi içerir. Bu bölümde bazan (âşık hikâyelerinde görüldüğü gibi) kişiler türkülerle konuşturulur (İstanbul'un Taşı Toprağı Altın). Ancak buna sık rastlanmaz.

    IV. Bölüm: Bitiş'te bir «kıssadan hisse» vardır. Tanburî Bursavî senaryosunda «Çarşaf örtme meğer zamân-ı belâdır münasebetiyle kulak naklolunur24», diyen meddah, çarşaflanmayı zamanın belâsı olarak açıklar. Sandıklı Bbe'de, «Bilirsiniz ki ağalar, davul dengi dengine çalar,» denilerek hikâye bitirilir. Gerek âşıkların anlattıkları halk hikâyelerinde, gerekse meddahların canlandırdıklarında temel yöneliş merak uyandırmaktır. Bunun için de, eski hikâyeler olağanüstü olaylarla masala yakın-laştırılır. Başlıca kahramanlar, padişalhlar, vezirler, şehzadeler ve hanım sultanlardır.

    Hikâyelerde konu birliği, zaman ve yer kavramı yoktur. Minyatürler nasıl güzel, ama perspektifi kullanmıyorsa, iki boyutluysa, hikâyelerde de bu mantık egemendir. Hikâye anlatma tekniği her anlatıcıya göre yeni bir biçim ve renk kazanır. Kesin bir hikâye tekniğinden söz edilemez. Meddah ve âşık gerekli gördüğü öğelerle iskeletin üzerinde kolaja gider ve bir kahramanı ya da olayı canlandırır. Halk hikâyelerinde tasvirlerin özel bir yeri vardır, İçki ve eğlence meclisleri, şölenler, yenilen yemekler uzun uzadıya anlatılır. Bu arada sanatçının kendi düşüncesi araya sıkıştırılır. Her fırsatta felekten yakınılır.

    Meddah hikâyelerinin ortak özellikleri başında, İstanbul'daki günlük hayat, tecim, paranın önemi ve insanı kötü yapan etkisi, kavga, sefalet, yoksulluk, açlık, kısacası meddahın yaşadığı dönemdeki toplum düzensizliği gösterilir. Meddah, içinde yaşadığı dönemin toplumsal, siyasal ve ekonomik bir aynasıdır. Bunları eleştirmez görünerek eleştirir; çünkü dinleyenin kafasında durumu aydınlatacak biçimde hikâyesini kurar. Konuların 'büyük bir bölümü bedesten esnafı arasında geçer Bunun bir nedeni, meddahların çoğunun bedesten esnafı arasından yetişmiş oluşudur.

    Meddah hikâyelerinde'ki ilgi çekici bir özellik de, gerçekçi olayların hep İstanbul'da geçmesi, olağan dışı serüvenlerin ise İstanbul dışında, Anadolu'da ya da uzak ülkelerde gerçekleşmesidir. İstanbul hayatı ne kadar gerçekçi boyutlar içinde verilirse, istanbul dışındaki hayat o kadar sınırsız bir masal ve fantazi dünyası içinde gösterilir. Bunun en önemli nedeni, sanırım, hikâyeleri anlatan meddahların çoğunun İstanbul'u iyi bilmeleri ama genellikle İstanbul'dan çıkmadıkları için, İstanbul dışındaki yerleri düş zenginliği ile süslemeleridir.
    .

Benzer Konular

  1. Serdar Yıldırım Hikayeleri
    Konu Sahibi Serdar102 Forum Yazı-Yorum
    Cevap: 6
    Son Mesaj : 10.Temmuz.2018, 19:12
  2. Sivas Türküleri ve Hikayeleri
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 13.Mart.2014, 18:21
  3. ‘‘kahvehanelerde meddah ve hacivat/karagöz tiyatrosu ’’
    Konu Sahibi nurullah Forum Yazı-Yorum
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 30.Eylül.2011, 13:05
  4. Meddah Hikayeleri
    Konu Sahibi ahbar Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 16.Mayıs.2011, 13:36
  5. Aşık Edebiyatında Mahlas Alma Geleneği
    Konu Sahibi edebiyatci Forum Türk Dili ve Edebiyatı Genel İçerik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 21.Nisan.2011, 19:55

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •