Sponsorlu Bağlantılar
Toplam 7 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 7 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Üyelik tarihi
    19.Mart.2011
    Mesajlar
    357

    Paragraf Bilgisi Testleri

    PARAGRAF- TEST
    1. Yabancı dillerin etkisinin artması, Türkçenin söz varlığını, söz dizimi özelliklerini olumsuz yönde etkiliyor. Divan Oteli demek dururken Hotel Divan, Marmara Oteli demek dururken The Marmara demek, Türkçenin sözdizimi özelliklerini zorlamaktır. Son zamanlarda bir de çeviri yoluyla anlatım türü ortaya çıktı. Sözler Türkçe, ama anlatım kalıbı yabancı kaynaklı... Doğru olmayan bu kullanışlar da yaygınlaşıyor: Çay içmek, kahve içmek yerine çay almak, kahve almak; özür dilerim yerine üzgünüm gibi kullanışlar bunlara sadece birkaç örnek. Türkçenin yapısına ve mantığına aykırı bu yanlışlardan kurtulmamız gerekiyor.

    Böyle düşünen bir yazar aşağıdakilerden hangisini söylemiş olamaz?

    A) Türkçenin yabancı dillerin etkisinden kurtulmalıdır.
    B) Yanlış kullanımlar dilimize zarar verir.
    C) Bazı anlatım kalıpları olduğu gibi çevrilmemelidir.
    D) Dilimizin kurallarına aykırı kullanımlardan kurtulmamız gerekir.
    E) Yabancı kaynaklı kullanımlar bir dilin zenginliğinin göstergesidir.
    2. Halit Ziya, eserlerinde insani değerleri esas aldığı için onun eserlerindeki kahramanlar insanı her yönüyle adeta kuşatır. Toplumun her kesiminden seçilen kahramanlar, yüzeysel bir şekilde tanıtılmaz. Yazar, kahramanlarının mizacı ve psikolojileri üzerinde yoğunlaşarak onların iyiye ya da kötüye doğru yönelişini tarafsız bir şekilde verir. Bunu yaparken de toplum gerçeklerini göz ardı etmez ve toplum gerçeklerini olduğu gibi yansıtmaya çalışır.
    Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
    A) Yazar, kahramanlarını gerçekçi bir şekilde tanıtmıştır.
    B) Yazar, kahramanlarını tanıtırken onların ruhsal yönleri üzerinde de durmuştur.
    C) Halit Ziya’nın eserlerinde toplumun her kesiminden insana rastlamak mümkündür.
    D) Yazar, kahramanlarını tanıtırken yan tutmaz.
    E) Halit Ziya’nın kahramanları ya tam iyidir ya da tam kötüdür.


    3. Alman dilinin gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkan Nietzsche, yazılarını bir şiir uyumu içinde yazar, aklından geçeni yazıya dökerken dil bilgisi kurallarını bir yana iter; aforizmalar şeklinde yazdığı eserlerinin büyük kısmı imalarla, düşüncelerine dair ipuçları ile doludur. Olumlu başladığı bir cümleyi ya da paragrafı olumsuz bitirir ya da olumsuz başlar, olumlu bitirir. Alaycı, iğneleyici bir anlatımı vardır.

    Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Yazar dil bilgisi kurallarına uymamıştır.
    B) Yazılarında şiir uyumu görülmektedir.
    C) Gelenekçi söyleyiş kurallarının dışına çıkmıştır.
    D) Yazılarının gidişatında istikrarlı davranmıştır.
    E) Anlatımında kendi düşüncelerini de vurgulamıştır.



    4. Türk kültür hayatındaki son on-on iki yıllık gelişme cumhuriyetin kuruluşundan sonra yapılan reformlardan hız almıştır. Tanzimat döneminin reformlarıyla başlayan dönem Türkiye’de Doğu - İslam müesseseleriyle Avrupa’dan müesseselerin yan yana yaşadıkları bir geçiş dönemidir. Cumhuriyetin kuruluşuyla girişilen reformlar ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun mirası olan ikililiğe son vermiş, Türkleri kesin olarak batı kültürü ve medeniyeti çevresine sokmuştur.

    Yukarıdaki paragraftan “Türk kültür hayatı”yla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

    A)Cumhuriyet döneminde yapılan reformlar bazı
    alanlarda ikililiğe yol açmıştır.
    B)Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Doğu-Batı kültür
    öğeleri bir arada devam etmiştir.
    C)Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat’tan sonra ikililik yaşanmıştır.
    D)Türkiye’de yaşanan ikililik Türklerin batı kültürü ve
    medeniyeti çevresine girmesini zorlaştırmıştır.
    E) Kültür hayatımızdaki gelişmeler cumhuriyetten
    sonraki reformların sayesinde olmuştur.


    5. Çağdaşları arasında en büyük şairdi Atilla İlhan. Kendi alanında bir virtüözdü. Ama artık yok! Şiirlerindeki serbestlik, rahatlık ve ne olursa olsun doğruluk… Çoğu şairde göremeyeceğimiz bir üslup… Lise sıralarına yazılan iki satırı, şiir diye okuyan toplumumuzda bu ne büyük acıdır(!) Allah’ın rahmeti üzerine olsun...
    Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
    A.ŞairTürk edebiyatının en büyük şairiydi.
    B.Doğruluktan yana olan bir şairdi.
    C.Üslubu birçok şairden farklıdır.
    D.Toplumumuzda şairin değeri bilinmemiştir.
    E.Kendi alanında önde gelen bir şairdir.


    6. Türkçenin şu andaki en önemli sorunu, dildeki yabancı öğelerin artmasıdır. Her dilde yabancı kökenli söz vardır. Hiçbir dil saf değildir. Türkçe de pek çok dile söz vermiş, pek çok dilden söz almıştır. Türkçenin verdiği sözler de vardır. Bunlardan en ilgi çekici olanı son zamanlarda dilimize giren kiosk’tur. Bu söz Türkçeden İngilizceye geçen köşk sözüdür. İngilizcede kiosk biçimine dönüşmüş ve bizim sözümüz bu defa farklı bir anlamda karşımıza çıkmıştır. Dildeki yabancı sözlerin bir ölçüsü olma-lıdır. Bu ölçü dilin kimliğini bozacak derecede olmamalı- dır.Dil gerek duyduğu sözleri,karşılık bulunmaması durumunda yabancı dillerden aynen veya ses değişikliğine uğratarak alır.
    Yukarıdaki paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
    A.Türkçeden yabancı dillere sözcükler verilmiştir.
    B.Dilimize giren sözcükler dilimizin yapısını bozacak derecede olmamalıdır.
    C.Yabancı dillere geçen sözcükler değişime uğrayarak tekrar karşımıza çıkmıştır.
    D.Dilimize yabancı sözcükler girmemelidir.
    E.Yabancı sözcük kullanmayan hiçbir dil yoktur.

    7. Klasik sözcüğü, üzerinden çok zaman geçtiği halde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak gösterilen eserler için kullanılır. Klasikler, edebiyatı edebiyat yapan gerçek değerlerdir. Böyle önemli eserlerin sahnelenmeleri çok dikkatli bir çalışma gerektirir. Eserin özüne, ruhuna, geçtiği çağa, metinde yaratılan atmosfere ve dil yapısına sadık kalmak esastır. Klâsikler çinko, kalay, bakır değildir, onlar altındır,24 ayar altın. Altına altın muamelesi yapmak ve meseleye bir sarraf hassasiyetiyle yaklaşmak gerekir.
    Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir.

    A.Klasik eserler kalıcı eserlerdir.
    B.Klasikler edebiyatın temel taşlarıdır.
    C.Klasik eserler sahneleneceği zaman eserin genel
    yapısının bozulmamasına dikkat edilmelidir.
    D.Günümüzdeki klasikler gelecekte de varlığını
    sürdüreceklerdir.
    E.Klasikler değerlendirmeye alınırken çok hassas
    davranılmalıdır.


    8. Dil değişimine inananlar, ona yürekten katılanlar; evimizde oturup düzgün uyaklı, Nedim ağzından gazeller yazarak kendimizi ve iki üç bağımlıyı eğlendirmek hevesinde değiliz. Bizim bütün düşüncemiz, derisi katılaşmış eline sapanını tutan,çatlak topuklu,çorapsız ayağıyla Türk topraklarının göbeğine basan yurttaşlarımızın söylediğini anlamak, istediğini yapmak, yapmasını istediğimizi ona kolayca anlatmaktır.

    Böyle söyleyen bir yazar için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

    A) Nedim ağzından gazeller yazmak istemektedir.
    B) Halkın kendisini kolayca anlamasını istemektedir.
    C)Dilin değişiminin halkı zor durumda bıraktığını düşünmektedir.
    D.Halkın üst tabakasına seslenmeyi yeğlemektedir.
    E.Dilin değişmemesi taraftarıdır.

    9. Kadınların gerçek yüzünü saklayıp makyaj yapmalarını modern toplumun, çağdaş insanın kadın üzerindeki baskısı olarak görüyorum. Bu baskı altında kadınlar hep kendini saklamak, kendini insanlara beğendirmek zorunda kalmıştır. Kadınların bu baskıdan kurtulması, ancak toplumun kadına bakış açısının değişmesiyle mümkün olacaktır.
    Yukarıdaki paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılabilir?
    A) Toplumsal bir sorun olan makyaj, kadınları toplumda
    küçük düşürmektedir.
    B) Kadınlar, makyaj yaptıklarında kendilerini daha
    güzel hisseder.
    C) Makyaj yapımıyla toplumsal anlayış arasında bir bağ
    vardır.
    D) Eski çağlardan bu yana toplum, kadınlar her zaman
    ön planda olmuştur.
    E) Kadın gerçekten güzelse onun makyaj yapmasına
    gerek yoktur.


    10. Batılılaşmak Osmanlı’dan miras kalan ve Türkiye’nin de bir türlü dindiremediği iki yüzyıllık bir sancı. İçinde bulunduğumuz günler, bu sancıyı azaltmak için en somut adımların atıldığı bir tarihsel dilime rastlıyor. Avrupa Birliği’ne katılmak amacıyla peş peşe uyum yasaları çıkarıldı, yıllardır yaşadığımız antidemokratik uygulamaları kınayanlar Avrupa Birliği taraftarlarının katılımıyla artıyor, Türkiye’de Avrupa Birliği’nin getireceği ekonomik artılar ve eksiler tartışılıyor. 3 Ekim’den sonra müzakerelerin başlamasıyla ve tam üyelik vizesinin alınmasıyla her şey su yüzüne çıkacaktır.
    Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
    A) Batılılaşma yalnızca Türkiye’nin sorunu değildir.
    B) Günümüzde Avrupa Birliği için bazı adımlar atılmaktadır.
    C) Avrupa Birliği’nde Türkiye’nin tam üyeliğinin artıları ve eksileri tartışılmaktadır.
    D) Batılılaşma süreci iki yüz yıl öncesine dayanmaktadır.
    E) Avrupa Birliği taraftarları Türkiye’deki antidemokratik uygulamaları kınamaktadır.


    11. Zavallı Osmanlıca! Ne kadar kolay yıkılıp gitti. Selanik’te başlayan, kökenini halkın dil bilincinde ve konuşma dilinde bulan sade lisan akımı, beslenip gelişerek, yirmi yılda Osmanlıcayı tahtından indirdi. Yüzyıllar içerisinde oluşmuş bir yazı dilinin bu kadar kolaylıkla ortadan kalkması üzerinde yeterince durulduğunu, bu olgunun yeterince incelendiğini sanmıyorum.

    Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Osmanlıca kısa bir süre içerisinde ortadan kalkmıştır.
    B) Sade dil akımı konuşma diline yakındır.
    C) Osmanlıca çok geniş bir coğrafyada kullanılmıştır.
    D) Osmanlıcanın oluşumu kısa bir zaman almıştır.
    E) Osmanlıcanın yıkılması üzerinde fazla durulmamıştır.


    12. Az gelişmiş milletlerin geri kalma sebepleri incelendiğinde, insanlarının milli ve çağdaş ihtiyaçlara göre eğitilmemiş olduğu görülür. Gelişmiş milletlerin gücü ekonomi, endüstri ve ticaretteki başarılarından çok eğitilmiş, vasıflı iş gücünden ileri gelir. Çünkü maddi güçler bir gün kaybedilebilir. Onun için bir ulusun yaptığı en iyi yatırım eğitime yaptığı yatırımdır.
    Böyle düşünen bir yazara göre bir milletin gelişmesi aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?
    A) Gelişmiş milletlerle iyi ilişkiler kurulmasına
    B) Ticarette yeni atılımlar yapılmasına
    C) Ekonomik alanda reformlara
    D) Eğitim seviyesinin yükseltilmesine
    E) Sanayileşme hızının arttırılmasına


    13. Türk cumhuriyetlerinde, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yeni bir süreç başlamıştır. Beş Türk cumhuriyeti bağımsız olmuş, diğerleri de daha serbest hareket edebilme imkânlarına kavuşmuştur. Nitekim bunun etkisi de kısa zamanda görülmeye başlanmıştır. 1991’de Azerbaycan, 1993’te Türkmenistan ve Özbekistan, 1994’te de Karakalpakistan Lâtin alfabesine geçme kararı almıştır. Bu ülkelerde yeni alfabeye geçiş kademeli olarak uygulamaya konmuştur. Diğer yandan Kırım Türkleri ile Gagavuzlar da Lâtin alfabesine geçerek bazı süreli yayınlarını yeni alfabeyle basmaya başlamışlardır.
    Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
    A) Bazı Türk cumhuriyetleri serbest hareket etme imkânına kavuşmuştur.
    B) Latin alfabesine geçiş bu devletlerin daha kolay edebi ürünler ortaya koymasını sağlamıştır.
    C) Bazı ülkelerde yeni alfabeye geçiş aşamalı olarak uygulamaya konmuştur.
    D) Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bazı Türk cumhuriyetleri bağımsız olmuştur.
    E) Sovyetler Birliğinin dağılması Türklerin yeni alfabeye geçişi için bir fırsat olmuştur.


    14. Gelenekler, bireysel yaratıcılık, grup farklılaşması ya da değişen koşullara uyarlanma zorunluluğundan ileri gelen değişme dinamiği ile çatışır. Bu durum nesil farklılaşmasına neden olur. Ama aynı zamanda da değişimle uzlaşır. Çünkü gelenekler değişmeyi, gecikmeli de olsa, giderek özümler. Bugünün değişimleri, yarının gelenekleri olur.
    Yukarıdaki paragrafta “gelenek” ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
    A) Geleneklerin değişimle çatışması nesiller arası kopukluğa neden olabilir.
    B) Gelenekler de zamanla değişebilir.
    C) Değişimin başlıca nedenleri yaratıcılık ve farklılaşmadır.
    D) Gelenekle değişim bazı noktalarda zıt düşebilir.
    E) Gelenekler değişen koşullara çabuk uyum sağlar.


    15. Bilimde, teknolojide yaşanan gelişmeler dile de yansır. Yeni kavramlara, yeni ürünlere dilimizin kaynaklarından yararlanarak karşılık bulmamız gerekir. Türkçe söz köklerinden işlek eklerle yapılan yeni türetmelerle dilin söz varlığı zenginleştirildiği gibi, aynı yolla dile kazandırılacak terimlerle Türkçenin bilim dili olarak gelişmesine katkıda bulunmuş olacağız. Aksi halde dilimiz yabancı dillerin baskısı altında kalarak benliğini yitirir. Benliğini yitirmiş bir dilin milleti de yok olmaya mahkumdur. Bu konuda aydınlara ve özellikle dil araştırmacılarına büyük görevler düşmektedir.
    Böyle düşünen bir yazar aşağıdakilerden hangisini söylemiş olamaz?
    A)Teknoloji ve dil ilişkisi göz ardı edilemez.
    B) Yapılan yeni türetmeler dilimizi zenginleştir
    C) Teknolojinin yeni ürünlerine Türkçe karşılıkların bulunması Türkçenin bilim dili olmasını sağlar.
    D) Bilim dili olan Türkçenin yeni kelimeler türetmesine gerek yoktur.
    E) Teknolojiye paralel olarak yeni kelimeler türetmek dilimizi yabancı dillerin baskısından kurtaracaktır.

    Cevap anahtarı
    1.E 2.E 3.D 4.C 5.A 6.D 7.D 8.B 9.C 10.C

  2. #2
    Üyelik tarihi
    19.Mart.2011
    Mesajlar
    357

    Cevap: Paragraf Bilgisi Testleri

    Paragraf - Test


    1.Geçmişi anlatan bir yazar bile içinde yaşadığı zaman dilimini aydınlatmak ve geleceğe ışık tut*mak amacını taşır. Bu amacı alçak gönüllülükle kendisi taşımıyorsa yapıtı taşıyordur. "Yarına kalmak değil, günüme kök salmak istiyorum." di*yen yazar bile, bu dünyadan geçmeden önce al*kış seslerini duymak sevdasında değilse, bulmak istediği kökün yarın çiçekleneceğini ve tohum vereceğini umar.

    Aşağıdakilerden hangisi bu parçada savunu*lan görüşle çelişir?

    A) Yazarlar ister geçmişi ister bugünü anlatsın*lar gelecek umudunu taşırlar.

    B) Yazarların neyi anlattıklarından çok hangi amaçla yazdıkları önemlidir.

    C) Yazarların gelecekte anılmaları dünü ve bu*günü anlatmalarına bağlıdır.

    D) Yazarların alçak gönüllükleri, farkında olma*dıkları amacıyla çelişir.

    E) Yazarlar ister dünü ister bugünü anlatsınlar
    bir yanlarıyla geleceğe ışık tutarlar.



    2.Şair, sanat adamı, gerçek duygularını, gerçek inançlarını söyleyen adam değil, söylediklerinin doğru olduğuna beni inandırabilen adamdır. Şa*ir beni inandırabiliyorsa yeter; ama acemi şairse; inandıramıyorsa, inançları, duyguları için canını versin, gene inanmam. Hem sanat eserinde sa*mimilik aramayız; aradığımız o eserin samimi görünmesidir.

    Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    A) Sanatçı acemi ise duygu ve düşüncelerini inandırıcı kılamıyorsa okuyucuyu etkileyemez.

    B) Sanatçı inandıklarını en güzel bir biçimde iş*lerse başarılı sayılır.

    C) Sanatçı eserine inançlarını yansıttığı takdirde inandırıcılığını yitirir.

    D) Sanatçının eserlerinde gerçek duygu ve dü*şüncelerini söylemesi beklenmemelidir.

    E) Sanatçı söyledikleri doğru olmasa bile onları
    inandırıcı kılabilen kişidir.


    3.Şiirin bir dili vardır. Bu konuştuğumuz, yazdığı*mız dil değildir. Şiirin ayrı bir dili olduğu gibi, her şairin de ayrı bir dili vardır, bundan kuşkunuz ol*masın. Şiir başka dile çevrilemez, aktarılamaz, derler ya işte bu yüzdendir. Şair de kendi dilin*den başka bir dilde şiir yazamaz.

    Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    A) İyi bir şiirin başka dile çevrilmesi mümkün de*ğildir.

    B) Başarısız şairlerin şiirleri başka dile çevrilebi*lir.

    C) Şiir dili günlük dilden çok kültür diline yakın*dır.

    D) Şairi, yazdığı dilin şairi saymak gerekir.

    E) Her şairin dili, üslubu kendine özgüdür.


    4.Büyük yazarlar, hepsi değilse de çoğu bir sorunu ortaya atmak, bir düşünceyi yaymak, yahut sa*vunmak için yazmışlardır; ama bunu ustaca yapmışlardır. Doğru bildiklerini söylerken güzel söylemek gerektiğini de gözden kaçırmamışlardır. Benim anladığıma göre bizdeki genç roman*cılarla genç hikayecilerin yazılarında, çok kimse*nin sinirlerine dokunan bir acemilik var ki bazen savundukları, düşüncelere de kötülüğü dokunu*yor. Dünün büyük eserlerini ustaların kitaplarını okumakla işte o acemilikten kurtulabilirler.

    aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    A) Büyük yazarlar düşüncelerini ustaca savun*maya dikkat etmişlerdir.

    B) Genç yazarlar büyük eserleri okuyarak ken*dilerini geliştirebilirler.

    C) Büyük yazarların çoğu eserlerinde bir düşün*ceyi yaymak, savunmak amacını gütmüşler*dir.

    D) Genç yazarlar acemilikten kurtuluncaya ka*dar herhangi bir düşünceyi savunmamalıdır.

    E) Genç yazarların acemilikleri savundukları düşüncelerin zararına olmaktadır.



    5.Şair düşüncesinin cılızlığını, bayalığını vezinle,kafiyeyle, ahenkle örtebiliyor; şair olduğu için birçok kusuru bağışlanıyor. O kusurlar nesirde daha çok göze çarpıyor. Ben otursam da boyuna bülbülü, gülü anlatsam çekilir mi? Şairler nice

    yüzyıllardan beri söylüyor, gene seve seve okuyanlar bulunuyor. Hele bir hikayecinin anlattıkları başka bir hikayecinin anlattıklarına benzesin

    bir kıyamettir kopuyor. Şairlere neden çatmıyorlar? Nesir yazanınki çalmak da onlarınki çalmak değil mi?

    Bu parçada vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Şairler biçimden yararlanarak düşüncelerin yetersizliğini kapatabilir.\

    B) Şairler nesircilere nazaran daha az eleştirilir.

    C) Şairler her zaman özgün konularda yazmak zorundadır.

    D) Şairler aynı konuları yüzyıllarca söyleseler bile yadırganmazlar.

    E) Düzyazı yazmak şiir yazmaktan daha zordur.


    6.Divan edebiyatından çıkarken bize kuvvetli şairden çok, kuvvetli naşir (yazar) lazımdı. Batı'dan öğreneceğimiz, bir an önce öğrenmeye muhtaç
    olduğumuz şey düzyazıydı. Avrupa bize şiiri öğretemezdi. Çünkü şiiri biz ona öğretecek durumda idik. Edebiyatımız baştan başa şiirdi. Ancak şiir, içinde yaşadığımız âleme gözlerimizi kapatmıştı. Yaşayabilmek için yeryüzüne inmek, etrafimizi görmek, düzyazıya yönelmek zorundaydik.

    Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    A) Yaşamı algılamak, gerçekleri görmek için f düzyazıya ihtiyacımız vardı.

    B) Kültür eksikliğimiz düzyazının yokluğundan ileri geliyordu.

    C) Divan edebiyatı düşünceden çok duygulara ; yönelikti.

    D) Divan şiiri gerçeklerden uzaktı, yaşamı öğ-renmemizi engelliyordu.

    E) Şiir alanında Batı'dan daha ileri seviyedeydik.


    7. Güzellik, bir tablo üzerinde ilk göze çarpan şeydir, bir kitapta ise gizlidir. Bir sesteki ya da bir yüzdeki sevimlilik gibi inandırma yoluyla etki eder. Zorlamaz, fark ettirmeden kabul ettirir kendisini. İnsan kanıtlara boyun eğdiğini sanır, oysa
    göremediği bir çekiciliğe kapılmıştır.

    Bu parçaya göre bir kitabın güzelliğinin en belirgin özelliği nedir?

    A) Kanıtlarının sağlam ve etkili olması

    B) Büyülü; bizi saran bir çekiciliğinin olması

    C) Duygulardan çok duyuları etkilemesi

    D) Düşüncelerimizi etkileyip geliştirmesi

    E) Okuru kendini incelemeye yöneltmesi


    8. Ben hep kendimi eleştirdim. Benim en acımasız eleştirmenim yine benim. Aldığım övgülere kapıldım, yergileri hoşgörüyle karşıladım. Hepsinden bir şeyler aldım elbette. Nurullah Ataç, Necati derdi başka bir şey demezdi. Şiirimi beğenirdi.
    Ama ben yeni şiirimde o seviyeye erişemezsem,yırtar atardım onu. Böyle yetmişin üzerinde şiirimi yok ettim.

    Bu parçanın yazarı aşağıdakilerin hangisiyle nitelenemez?

    A) Özeleştiri yapan

    B) Daha iyisini yapmaya çalışan

    C) Övgü ve yergilere kulak asmayan

    D) Başkalarınca takdir edilen

    E) Eleştirilmekten memnun olan

    9. Ahmet Mithat Efendi kendisine yapılan "şiirden anlamaz" eleştirisi üzerine şunları yazar: Şiiri pek de sevmediğim yargısına varmışsınız.
    Gençliğimde şiirle ben de uğraştım; ancak sonraları araştırmalarım ilerledikçe, şiire nefret değil -şiirden nefret edilmez- düşmanlık göstermeye
    başladım. Çünkü gördüm ki sözden amaç anlamdır.

    Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    A) Düzyazının şiirden üstün olması

    B) Şiirde öğreticiliğe yer verilmemesi

    C) Yazarın şiirden zamanla soğuması

    D) Şiirin değersiz sayılması

    E) Şiirde anlamın ikinci planda kalması


    10. Eski şair, sanatı sahte bir ciddiyetle ele alıyordu. Bir kalem efendisi resmiyeti ile ölçülü konuşma*ya alışmıştı. Şiir diye sunduğu eserlerinde gün*delik konuları, sokağı, sokak adamlarını, kitleyi küçümsüyor; bir nükte, bir mizah unsuru bulun*durmayı pot kırmak kabul ediyor, bunları sanatın ağırbaşlılığına aykırı buluyordu.

    Bu parçaya göre aşağıdaki dizelerden hangi*si eski şiire örnektir?

    A) Bir aydan beri iş arıyorum, meteliksiz Ne üstte var ne başta

    B) Beyaz yüzlü serviler uzanırken yerlere Açtı dallar göğsünü gecelerin yasına

    C) Ey şehir bütün hemşehrilerim Bayramınız bayramım, kaderiniz kaderim

    D) Taşranın küçük kasabalarında Sebze arabalarıyla yolculuk ettim

    E) Hiçbir şeyden çekmedi dünyada Nasırından çektiği kadar


    11. Mimar olan yeğenimle yine aynı meslekten eşi ziyaretime gelmişlerdi, ikisi de eski İstanbul hay*ranı. Aile büyüklerimizden kalma eski, siyah be*yaz resimlerin bulunduğu albümleri önlerine koy*dum. Çokları albüme bakmaktan sıkılır; ama on*lar tam tersine saatlerce ayrılamadılar albümün başından. Çünkü içlerinde fotoğraf ustalığı olan*lar ya da belge niteliği taşıyanlar vardı. Bazısı büyüklerimizin gittikleri yerlerin hatırası, bazısı çeşitli illerden gönderilmiş, yurdumuzun bundan elli atmış sene öncesinin görüntüleriydi.

    Bu parçaya göre yazarın yakınlarının albüme bakmaktan sıkılmamalarının aşıl nedeni aşa*ğıdakilerden hangisidir?

    A) Albümde büyüklerinin fotoğraflarının bulun*ması

    B) Resimlerin siyah beyaz olması

    C) Fotoğrafların usta işi olması ve belge niteliği taşıması

    D) Albümde İstanbul'un eski zamanlarına ait re*simlerin bulunması

    E) Resimlerin doğal ve tarihi değeri yüksek şehirlere ait olması


    12. Halktan uzak kalmak şairlerimize öyle pahalıya mal olmuştur ki bugün hiçbiri kendi halkıyla ter-cümansız konuşamıyor. Abdülhak Hamit, kapıla*rı zorlamış, yollar açmış şiirimizde, kabul. Böyle iken hangi sözü, hangi şiiri, köyümüzde ağızdan ağıza dolaşabilir, günlük konuşmalarımıza ken*diliğinden karışabilir? Demek ki en büyük yarat*ma gücü bile halktan ayrı düştü mü hayattan da ayrı düşüyor; kendi kendine yaşayamıyor.

    Aşağıdaki yargılardan hangisi bu parçadan çıkarılamaz?

    A) Abdülhak Hamit şiir alanında yeniliklere yö*nelmiş yaratıcı bir şairdir.

    B) Halkın sevip benimsediği bir sanatçı her za*man sevilip sayılır.

    C) Halkla bütünleşemeyen sanatçılar gelecekte unutulur.

    D) Şairlerin günlük konuşmalarımıza girecek ka*dar etkili ve sade dizeleri olmalıdır.

    E) Şairler sözleriyle halkın yaşantısına karışabil-
    melidir.

    13. Balzac "Tılsımlı Deri" adlı romanında bir banke*rin verdiği yemekte on beş yirmi konuğu aynı an*da konuşturuyordu. Onun kâğıt üzerinde anlattı*ğı bu sesleri, kulaklarımı sağır edercesine somut olarak duyuyordum. Daha da önemlisi, duymak*la kalmıyor, konuşan konukların her birini görebi*liyordum da; onların gözlerini, bakışlarını, tüm hareketlerini görebiliyordum. Oysa Balzac ban*kerin konuklarının ne görünümlerini ne de yüz çizgilerini anlatıyordu.

    Yazarın, Balzac'ın romanlarında başarılı bul*duğu yön aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Birden çok kişiyi aynı anda konuşturabilmesi

    B) Kişilerinin dış görünüşlerini çok canlı bir şe*kilde yansıtabilmesi

    C) Okurlarına kişilerini çok yakından tanıtabil-mesi

    D) Sözcüklerle kişilerine görünürlük kazandıra*bilmesi

    E) Kişilerini konuştururken samimi olabilmesi

    14.Sahnenin tozunu ilk yuttuğunda on yedi yaşındaydı. Oyunculuk dışında oyun yazarlığı, yönetmenlik, gazetecilik, çevirmenlik gibi uğraşlarla da ilgilendi. Tiyatro dünyamızın en renkli kişiliklerinden biri olan bu yetenekli sanatçının ilgi alanı ti-

    yatro ile de sınırlı kalmadı. Güncel konular üzerinde yazdıklarıyla düşüncelerini okurlarla paylaştı. Anlatılanla dinleyeni, oyunla seyirciyi bir araya getiren bir usta oldu.

    Bu parçada aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?

    A) Oyunculuğunun yanı sıra gazeteci kimliğine sahip olduğuna

    B) Oyunculuğa erken yaşlarda başladığına

    C) Yeteneklerinin oyunculukla sınırlı kalmadığına

    D) İyi bir sanatçı olduğuna

    E) Ününün ulusal sınırları aştığına

    15.Kanımca genel bir kusurumuz, romanlarımızın anlatım yönünden ekonomik olmayışı söz yükünün fazlalığı. Kimi romanlarımızda konular körük gibi açılmakta; fakat zor kapanmaktadır. Eski romancılarımızın "çalakalem" yazma hastalığı, bi-

    zim kuşağa "çalatuş" yazma hastalığı olarak geçmiş görünüyor.

    Bu parçaya göre yazarın romanlarımızda ulaşılmasını istediği yön aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Açık ve özlü bir anlatıma kavuşması

    B) Herkesin anlayabileceği biçimde yazılması

    C) Konularda ayrıntılara az yer verilmesi

    D) Kısa ve özlü eserlerin yazılması

    E) Cümle kuruluşlarına ve yazıma özen gösterilmesi

    16.Şiiri düz yazıdan ayıran dilsel özelliklerden en önemlisi anlamın düz yazıda çizgisel olması, şiirde ise çizgisel olmayıp dolaylı olmasıdır. Düz yazıda, yani şiir olmayan bir metinde anlam hazır olarak vardır ve gösteren - gösterilen ilişkisi

    açıktır. Şiirde ise gösteren için birden fazla gösterilen olabilir ve her okur farklı gösterileni anlam olarak algılayabilir.

    Bu parçaya göre şiir hangi yönüyle düz yazıdan farklıdır?

    A) Anlamca yoğun olması

    B) Söz diziminin farklı olması

    C) Sezgisel yönünün ağır basması

    D) Kişisel olması

    E) Her okur için farklı anlamlara gelebilmesi


    17. Sanatçı ister ressam, ister romancı, ister ozan olsun, işe her zaman ya resimden başlayacaktır, ya romandan ya da şiirden. Bir sanatçı başlan*gıçta hiç de öteki insanlardan daha duygulu de*ğildir. Ressam her şeyden önce resimleri seven adamdır, görünümleri değil. Ozan da ilkin batan güneşten değil, dizelerden hoşlanır. Sanatçının ilk gereci hiçbir zaman yaşam olmamıştır.

    Bu parçada ası! anlatılmak istenen aşağıdaki*lerden hangisidir?

    A) Sanatçı doğanın görünümlerini değil, kendi gördüklerini yansıtır.

    B) Sanatçının ilk örneği yaşam değil, sanat ese*ridir.

    C) Sanatçı duygu bakımından diğer insanlardan farklı değildir.

    D) Sanatçı yalnız kendi sanat dalıyla ilgilenme*lidir.

    E) Sanatçı yaşamı örnek alarak eser vermekten kaçınmalıdır.





    18. Bazı hayvanlar tek tek kelimeler öğrenebilir; fa*kat kavram geliştiremez, öğrendiği kelimelerle yeni cümleler kuramaz. Burada bilinç değil, şuur*suz bir taklit söz konusudur. Biz sözle nesneler arasında bağlantı kurarken, zihnimiz sürekli kav*ram geliştirir. Bu yeteneğimiz olmasa, nesne ile söz arasında kuracağımız ilişki, papağanınkinden öteye geçemezdi.

    Yukarıdaki paragrafın ana düşüncesi aşağı*dakilerden hangisidir?

    A) İnsanla hayvan arasındaki fark, insanın oku*duğunu kavrayabilmesidir.

    B) Taklit asla bir öğrenme biçimi olamaz, bazı hayvanların kelimeleri taklit edip kavrayama*ması bunun ispatıdır.

    C) Zihni sürekli çalışan insanın, kavrama yete*neği artar.

    D) insan, anlama ve anlamlar arasında ilgi kura*bilme yeteneğiyle diğer canlılardan farklılaşır.

    E) Bir şeyi şuursuzca taklit eden insanların papağandan farkı yoktur.


    19. Türk şiirinde eski, divan şiiridir. Bu şiirin eskiyen yanı yalnız biçimi, vezni ve dili değil, bağlı oldu*ğu şiir anlayışı ve dünya görüşüdür. Bu görüş ise yeni kalıplara giderek bugünün şiirinde yaşayabi*lir, yaşıyor da. Genç şair, gazel biçimini kullandı*ğı zaman, gazeldeki şiir anlayışını bilmeyerek sürdürdüğü zaman eskidir. Yeni dil, yeni biçim, yeni konu, şiirin gerçekten yeni olmasını sağla*yamaz.

    Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    A) Divan şiirinin dünya görüşü ve şiir anlayışı eskimiştir.

    B) Divan şiirinin dünya görüşü yeni kalıplarda yaşamaya devam etmektedir.

    C) Divan şiirinin biçimi, vezni, dili eskimemiştir.

    D) Genç şair divan şiirinin şiir anlayışını sürdür*düğünde eskidir.

    E) Bir şiirin yeni olması dilinin, biçiminin, konusunun eskiliğine bağlı değildir.

    20. Öykü anlayışımı şu tanımla belirtmek isterim: Pencereden bakıyorsunuz, bir adam köşeyi dö*nüyor; sokağınızdan, pencerenizin önünden ge*çiyor, öteki köşede yitiriyorsunuz onu. işte öykü, sokağın iki ucu arasında adamın geçip gidişini anlatır. Adamın ilk köşeyi dönmeden önceki du*rumu da, öteki köşeyi döndükten sonra başından geçenler de artık sizi ilgilendirmez.

    Böyle diyen bir yazarın öykülerinde yer ver*meyeceği unsur aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Gözlemlediği olayları aktarmak

    B) Bildiği tanıdığı çevreyi betimlemek

    C) Kendi bakış açısını kullanmak

    D) Kişileri ve olayları gözlemlediği zaman dili*minde yazmak

    E) Olayı değişik mekânlar içinde yeniden ele almak

    21. Şairlerin, yazarların, filozofların kişiliklerini, yaşamlarını çok az kişi bilir, bilmesi de gerekmez zaten. Bizi ilgilendiren onların yaşamı değil ya-pıtlarıdır. Bedenleri yoktur onların, yalnızca yapıtları vardır. Rousseau'nun paranoyak olduğunu biliyor olmamız yapıtlarının değerini azaltır mı hiç?

    Bu parçadan çıkarılabilecek en kapsamlı yargı aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Sanatçının kişiliği yapıtlarına yansır.

    B) İyi bir yazarın yapıtları ile yaşamı arasında bir paralellik vardır.

    C) Bir yapıtı değerlendirirken yapıt dışında hiçbir şey ölçü alınmamalıdır.

    D) Düşünceleriyle örtüşmeyen yapıtlar üreten sanatçılar toplum tarafından dışlanır.

    E) Sanatçılar yapıtlarıyla olduğu kadar yaşamları ve kişilikleriyle de topluma örnek olmalıdır.

    22. Bir eserin güzel yahut çirkin olduğunu kestiriveren adam, yanılmasa bile, o eserde ne var, ne yok ilk bakışta hepsini görebilse bile bir eleştirmen değildir. Sezgisi güçlü bir adamdır, belki büyük bir adamdır, her şeydir; ama eleştirmen sa-
    yılamaz. Eleştirmen yargılayan ama yargılarken acaba, yanılıyor muyum, diye korkan bunun için de hem beğendiği eserlere hem beğenmedikleri-
    ne bir daha, bir daha dönen adamdır.

    Eleştirmeni iyi bir okurdan ayıran özellik aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?

    A) Yargılamasının tutarlı olması

    B) Bir esere şüpheyle yaklaşması

    C) Kanılarını tekrar tekrar kontrol etmesi

    D) Beğenisinin güçlü olması

    E) Eseri bütünlüğü içinde değerlendirmesi

    Cevap Anahtarı : 1.C 2.C 3.B 4.D 5.E 6.B 7.B 8.C 9.D 10.B 11.C 12.B 13.D 14.E 15.A 16.E 17.B 18.D 19.C 20.E 21.C 22.C



    TEST - 2

    1. Son zamanlarda çıkan bazı romanlarda bunaltıcı, gereksiz, şairane tasvirler gerçekten çok.Ama her romanın her tasviri hakkında bu hükmü
    vermek elbette haksızlık olur. Romanına ve yerine göre tasvir bazen sıkıcı, bazen sürükleyicidir.Romanın psikolojisinin, kişilerin iç dünyaları ile ilgili her tasvirin, sürükleyici; romana sırf süs olsun diye eklenmiş olan her tasvirin de sıkıcı olduğu değişik değerde birkaç romanın karşılaştırılmasından açığa çıkar.

    Aşağıdakilerden hangisi bu parçadan çıkarı*labilir?

    A) Tasvirler genel olarak, roman için gereksiz ayrıntılardır.

    B) Tasvir, okuyucunun olayın akışını kavrama*sını kolaylaştırır.

    C) Yerinde yapılan tasvirler, romana karşı ilgiyi artırır.

    D) Günümüz romanında tasvir, gereği olmayan bir ayrıntı durumundadır.

    E) Romanda tasvir, olaylar ve kişilerle değil,çevre ile ilgili olmalıdır.

    2. İnsanı soyut fikirler, salt duygular dünyasında yaşayan bir varlık gibi görmeye olanak yoktur.İnsan, her zaman dış çevrenin etkisindedir. Bu
    etki, kişiliğin silikliği oranında kendini duyurur.Çevrenin insan üzerindeki bu etkisine karşılık,insanın da çevre üzerinde etkisi vardır. Bu da kişiliğin büyüklüğü ölçüsünde güçlüdür.

    Bu parçadan çıkarılabilecek en kapsamlı so*nuç aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Çevreden edindiği düşünceler, kişinin yaşa*mına yön verir.

    B) Kişiliğini kazanmış birey, toplumda daha ba*şarılı olur.

    C) Doğanın, kişinin duygu ve davranışları üze*rinde kaçınılmaz etkisi vardır.

    D) Kişi, kendi istediği biçimde bir çevre oluştura*bilir.

    E) Kişiyle çevre arasında mutlak bir etkileşim
    vardır.

    3.Günümüzde neler okursunuz türünden bir soru*yu, adı okumaza çıkmasın diye yasak savmak için yanıtlayan birçok kimse arasında, Pekos Bili, Red Kit benzeri şeyleri okumaya bayıldığını söy*leyen yöneticiler, yüksek görevliler bile var. İlya-da nere, Red Kit nere diyeceksiniz; ancak yine de aradaki yüzyıllar boşa geçmiş sayılmaz. Ki*tapları üstünkörü suçlayan, okuyana için için öf*ke duyan yetkililerin bile, "Ben okumam." deme*yi kendilerine yedirememeleri ilginçtir. Arka kapı*dan da olsa, okumaya bir yerlerden bulaşmış ol*manın onuru, böylelerine yeter de artar.

    Bu parçada aşağıdakilerin hangisi üzerinde durulmuştur?

    A) Önemli yerlere gelmiş insanların bile okuma*nın erdemini kavrayamamış olması

    B) Her kitabın nitelikçe aynı kalitede olamaya*cağı

    C) Nitelikli kitapların uygun okuyucu bulamama*sı

    D) Okumak için gerekli zamanın ayrılmaması

    E) Günümüzde nitelikli kitap bulmanın çok zor
    olması

    4.Gerçek dostların yapması gereken sevdiklerini korumak, ikaz etmek, onların yanlış yola gitmele*rine engel olmaktır. Uçuruma doğru ilerleyen ço*cuğumuz için "Çocuğumdur, istediği yere gitsin, ben karşısına çıkmayayım!" diyor muyuz? Tam tersine! "Ne yapıyorsun?" diyerek onu durdurma*yı nasıl bir babalık görevi kabul ediyorsak, çok sevdiğimiz dostlarımız, öğrencilerimiz, arkadaş*larımızın da yanlış yollara giderlerse, önlerine çıkmak insanlık görevimizdir.

    Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdaki*lerden hangisidir?

    A) İnsan, sevdiklerinin ve dostlarının kötülüğe düşmesine göz yummamalıdır.

    B) Gerçek dostlarının varlığını bilen insan, ken*dini güvende hisseder.

    C) İkili ilişkiler insan yaşamını anlamlı hâle geti*rir.

    D) Kişi, davranışlarıyla çevresindekileri kırma*maya özen göstermelidir.

    E) Zor duruma düştüğünde kişiye ilk yardım
    edecek yine yakın çevresindekilerdir.

    5. Her toplum sanat eseri yaratır, demek ki her toplumda tenkit gücü vardır, tenkit gücü bulunduğu inancı vardır. Bir kere sanat eseri yaratmak ne demektir? "İşte bu güzeldir, bu iyidir sizler de beğenin." demek değil midir? Bu sözler bir tenkitçi yargısı değil de nedir?

    Aşağıdakilerden hangisi parçanın ana düşüncesidir?

    A) Toplumdaki tenkit yeteneği sanat eserlerinin \ ortaya çıkmasını sağlar.

    B) Sanatçılar, eserlerini tenkitlere göre biçimlendirir.

    C) Her sanatçı, ortaya çıkardığı eserin ilgi gör-mesini, beğenilmesini ister.

    D) Toplumun beğenisi üzerinde en etkili kişiler eleştirmenlerdir.

    E) Her sanatçı ortaya koyduğu esere, aynı zamanda, eleştirmen gözüyle bakmalıdır.

    _

    6. Seçim dönemi, parti başkanlarıyla ileri gelenlerinin beyaz camda daha fazla boy göstermesi demek. Siyasilerimizi, vekil adaylarımızı medya aracılığıyla daha yakından tanıma fırsatı buluyoruz böylece. Elbette medya patronlarının, tele-
    vizyon ve gazete yetkililerinin tanımamızı uygun gördükleri liderleri, onların kendilerine ya da medyanın onlara yakıştırdığı yeni "imajlarıyla tanıyoruz. Doğu'daki savaş, ekonomik krizlerin faturasını niye hep bizim ödemek zorunda kaldığımız, düşünce suçu gibi sakıncalı konulardan söz edilmeyecek. Böyle şeyleri anlatıp da içimizi karartacak liderler bir yol bulunup ekrandan uzak
    tutulacak.

    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Siyasilerin seçim dönemlerinde suya sabuna dokunmayan konulardan bahsettiğine

    B) Medyanın siyasileri halka tanıtmakta bir araç ; görevi yaptığına

    C) Siyasilerin kimi dönemlerde gerçek kimlikleriyle ortaya çıkmamasına

    D) Siyasilerin seçim dönemlerinde daha sık görüldüğüne

    E) Siyasilerin her bakımdan halka örnek olması gerektiğine


    7. İnsanlar kendi seviyesindeki insanlarla konuşur,dertleşirler. Bazen büyükler konuşurken, gereksiz olarak araya küçükler de girer. Onların, bü-
    yükler konuşurken araya karışmamalarını, biraz kaba da olsa onlara anlatmak gerekir.

    Yukarıdaki açıklama aşağıdaki sözlerden hangisiyle daha özlü anlatılabilir?

    A) Atı sağlam kazığa bağlamak gerekir.

    B) At var meydan yok.

    C) Atlar nallanırken kurbağalar ayağını uzatmaz

    D) At olur, meydan bulunmaz; meydan olur, at bulunmaz.

    E) Atı alan Üsküdar'ı geçti.

    8. Bir sanat eseri gönlünüzde yanmakta olan küçük alevi büyütebilir. Yeter ki bu küçük aleve yeni alevler katmak hevesi sizde bulunsun. Maddi gı-
    dalardan aldığınız lezzet, bu manevi gıdaların size verdiği zevkin yanında çok küçük kalacaktır.Manevi gıdalardan aldığınız lezzetle etrafınızı ve etrafınızdakileri daha iyi anlayacak ve kendinizi onlara kolaylıkla anlatacaksınız.

    Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangi*sidir?

    A) Sanatın insan üzerindeki olumlu etkileri

    B) Bir sanat yapıtı oluşturmanın güçlükleri

    C) Sanatın herkese seslenen ortak bir dil olduğu

    D) Sanatın dünü ve bugünü

    E) İnsanların sanattan ve sanat yapıtından bekledikleri

    9. Aydın; bilinmezcilik, gericilik ve tutuculukla mücadele eden kişidir. Sartre'ın deyimiyle "burnunu başkalarının işine sokan" kişidir; "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" demeyen kişidir.Görüldüğü gibi bu tanım, bir durum ve konumdan çok bir eylemi gösteriyor. Yani kişiyi aydın yapan etken, onun derin ve engin bilgisi değil

    Bu parçayı sürdürebilecek en iyi cümle aşa*ğıdakilerden hangisidir?

    A) bu bilgiyi başkalarına aktarabilme gücüdür.

    B) sahip olduğu bilgiyi eyleme dönüştürmesidir.

    C) aldığı uzmanlık dereceleridir.

    D) yüreğinde hissettiği bilim ateşidir.

    E) manevi değerlere olan saygısıdır.


    10. Yazdığı yer nerede olursa olsun her yazı yazan, yazar değildir; yayımlanmış her yazılı metin kendiliğinden yazınsal ya da bilimsel değildir. Bunların kendilerine özgü içerik, dil, biçim ve söylemleri vardır. Bir yazılı metne tür adını bu özellikler ve nitelikler verir. Her önüne gelen yazdığı metne dilediği bir türün adını veremez. Kim böyle bir şey yaparsa yaptığı iş kalpazanlık, sahteciliktir. Bilerek ya da bilmeyerek, bu tür yazıları yayımlayan, tanıtan ve okuyanlar da bunların suç ortaklarıdır.

    Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    A) Her yazılı metnin kendine göre bir üslubu da ' beraberinde getirdiği

    B) Yazar olmanın belli ölçütleri olduğu

    C) Bir yazılı metne adını veren türün keyfi olarak belirlenemeyeceği

    D) Her yazı yazana yazar denemeyeceği

    E) Usta yazarların metnin türünü daha iyi belirlediği


    11. Çok sevdiğim bir arkadaşımla romanlar üstüne konuşuyorduk. Kendisi bir roman ödülünün yargıcılar kurulu üyesiydi. O sıralarda okuyup da
    çok beğendiğim bir romandan söz ettim kendisine. Birden parladı: "Ben o herifin yazdıklarını okumam." dedi. "O bana göre bir ... yazamaz."
    Ama dedim sen yargıcılar kurulu üyesisin, o da yarışmaya katılmış bir yazar. "Olsun." dedi, kestirdi attı. Tabi, o roman da ödül modül alamadı o yıl.

    Bu öyküden çıkarılabilecek en kapsamlı yargı aşağıdakilerden hangisidir?

    A) İnsanlar kendi duygu ve düşünceleri ile örtüşmeyen yazarlara ilgisiz kalır.

    B) Nitelikli olmayan yapıtların ödüllendirilmesi S doğru olmaz.

    C) Kişisel duygu ve düşüncelerle verilen kararlar doğruyu yansıtmaz.

    D) Bir yapıtın değerini belirleyen en önemli ölçüt î zamandır.

    E) Ödül alan her yapıtın okunmaya değer olduğu söylenemez.


    12. (I) Toplumumuz yüzyıllardır içerikten yoksun biçimsel Batılılaşmanın esiri olmuştur. (II) Batı'ya ve yerleşikliğe özlemimizden ata sporumuz diye
    bellediğimiz güreşi bir göçebelik sporu sayıp küçümsedik. (III) Üstelik "atın aptalı rahvan, adamın aptalı pehlivan" diye bir de deyim uydurduk.
    (IV) İngiliz'in futbolunu ulusal spor ilan ettik. (V)Biliyorsunuz, bugün Türkiye güreşmiyor, güreş yalnızca köylülerin sporu. (VI) Anadolu'nun küçücük kasabalarında bile güreş yok; fakat futbol var.

    Bu parçanın ana düşüncesi numaralanmış cümlelerin hangisinde verilmiştir?

    A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.

    13. Yoğunluğunu hissetmek, iletmek istenen mesajın anlamını araştırmak için şiiri deşmek, yaz gecelerinin yıldızlarını ürperten garip kuşu, eti için
    öldürmekten farklı olmasa gerek. Bir parça et,susturulan o büyülü sesi karşılamaya yeter mi?

    Yukarıdaki parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?

    A) Şiirde anlam çok önemli olmamalıdır.

    B) Şiirde ahenk, anlamdan daha önce gelir.

    C) Şiir anlaşılmaktan çok duyulmak için yazılır.

    D) Şair için önemli olan, şiirin hissedilmesi değil, anlaşılmasıdır.

    E) Şairin görevi, duyguları, musikiden faydalanarak ifade etmektir.

    14. Kalıcı tiyatro her şeyden önce dile bağlı olduğuna göre, oyun yazarı olmak isteyen genç, Göktürk Yazıtları'ndan günümüze dek bütün Türk edebiyatından kendini sorumlu tutmalı. Divan şiiriyle Halk şiirinin ustalarını iyice tanımalı; bir yabancı dil öğrenip dünya tiyatro sanatının şaheserlerini okumalı, tüm insanlığın tiyatro mirasına sahip çıkmalıdır.

    Bu parçaya göre, aşağıdakilerden hangisi tiyat*ro yazarı olmak isteyen birinden beklenmez?

    A) Kalıcılığa ulaşmış sanatçılara benzemeye çalışmak

    B) Türk edebiyatının bütün dönemlerine ilgi duy*mak

    C) Tiyatro ile ilgili evrensel gelişmeleri izlemek

    D) Türk edebiyatının bütün sanatçılarını iyi tanı*mak

    E) Tiyatro tarihiyle yakından ilgilenmek


    15. Roman yazarları ahlaki öğütler vermek zorunda değildir. Bu kitaplar "sosyal değerleri" yaratmıyorlar, var olanları yansıtıyorlar. Tasvir ettikleri
    hayat tarzı, öne sürdükleri değerler okuyucuya uygun olduğundan romanların sürümü oldukça fazladır. Bu romanlar, beğenmediğimiz bir durumun nedeni olmaktan çok durumun bir ifadesidir.

    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Romanlarda istenmeyen, hoşa gitmeyen du-rumların anlatılabileceğine

    B) Sözü edilen romanların yoğun ilgi gördüğüne

    C) Romancıların okuyucunun ilgisini çeken bir f yaşam tarzını yansıttığına

    D) Kimi kitapların yalnızca var olanları yansıtmakla yetindiğine

    E) Bu romanlarda üsluba gereken önemin verilmediğine



    16. İnsan yaşamındaki en önemli kavramlardan biri olan özgürlük, şimdilerde bir şampuanın çok satması için feda ediliyor. Namık Kemallerin "efsunkâr" (büyüleyici) bulduğu, Nazım Hikmetlerin uğruna ölümlere gittiği özgürlüğe ne oldu? Şimdi artık biz farkında olsak da olmasak da kafamızın
    içinde bir yerlere, özgürlüğün o kadar da önemli olmadığı, sonunda fiyatı neyse ödenip alınabilir bir nesne ile özdeşleştirilebileceği işlenmekte.

    Bu parçanın yazarının aşıl yakındığı aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Kimi reklamların özgünlükten çok uzak olması

    B) İnsanların özgürlüklerine yeterince sahip çık-maması

    C) Özgürlük gibi bir kavramın kimi nedenlerle f içinin boşaltılıp değersizleştirilmesi

    D) Özgürlük adına savaşan sanatçılara sahip çı-kılmaması

    E) Reklamların inandırıcılıktan yoksun olması

    17. Mensur şiir türü de, Türk nesir dilinin gelişmesinde, ifadenin kurallaşmasında, oldukça faydalı sonuçlar doğurdu. Serveti Fünûn'dan itibaren büyük bir gelişme kaydeden Türk nesir dili İkinci Meşrutiyet Dönemi'nin iyice serpilen bu nesri ile yeni bir aşama kaydetti. Türkçe, iç içe giren, zamanla uzayan ve yerine göre aniden duruveren cümleleriyle, o kadar sanatkârane bir havaya ulaştı ki; bu dil okuyan ve yazana kelimenin ger-
    çek anlamıyla bir ferahlık veriyordu.

    Bu parçada aşıl üzerinde durulan konu aşağı*dakilerden hangisidir?

    A) Mensur şiirin getirdikleri

    B) Serveti Fünûn ve mensur şiir

    C) Türk şiir dilinin gelişmesi

    D) Türk dilinin cümle yapısı

    E) Mensur şiirde ifade zenginliği

    18. Dün akşam gördüğüm oyun iyi miydi? Bir şey söylemeyeceğim, iyi de olmasa tutmalıyız, övmeliyiz o oyunu; bizim de onun için. Bir yandan bir Türk tiyatrosu kurmak istiyoruz, bir yandan daTürkçe ne yazılırsa yermeye kötülemeye kalkı-
    yoruz. Yazarlarımızı böyle kırarsak Türk tiyatrosu nasıl kurulur, nasıl ilerleyip gelişir?

    Parçada yazar aşağıdakilerin hangisinden ya*kınmaktadır?

    A) Yapılan eleştirilerin yapıcı değil, yıkıcı olma*sından

    B) Bazı kişilerin yapılan çalışmalara ilgisiz kal*masından

    C) Okurların kitap yerine tiyatroya yönelmelerin*den

    D) Eleştirmenlerden çok azının tiyatroya ilgi duymasından

    E) Ülkemizde belli bir düzeye ulaşmış tiyatro eseri bulunmamasından

    19. Bugün gazetelerimiz halkımızın günlük yaşamda kullandığı sözcük sayısını artırıcı bir yayın politikası izlemekten uzaktır. Tam tersine onlar, kul-
    landıkları sözcük sayısını azaltmak yoluyla tiraj almayı yeğlemiştir. Bu da kültürel erozyonun daha da hızlanmasına neden olmuştur. Artık gaze-
    telerimiz okunmamakta seyredilmektedir. Okurları değil seyircileri vardır. Yazı olarak yüz elli, iki yüz sözcükle yazılmış resim tercih etmektedirler.

    Bu parçaya göre bir gazeteden beklenen en önemli özellik aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Okuyucuya doğru haberler ulaştırması

    B) Sanata ve edebiyata daha çok sayfa ayırması

    C) Dürüst ve güvenilir bir yayın politikası izlemesi

    D) Her seviyedeki okura hitap etmesi

    E) Okuyucunun sözcük hazinesine katkıda bulunması


    Cevap Anahtarı : 1.C 2.E 3.A 4.A 5.A 6.E 7.C 8.A 9.B 10.E 11.C 12.A 13.D 14.A 15.E 16.C 17.A 18.A 19.E

  3. #3
    Üyelik tarihi
    19.Mart.2011
    Mesajlar
    357

    Cevap: Paragraf Bilgisi Testleri

    1.Genç öykücüler, çocukluklarını anlattıkları ya da öz yaşamlarından devşirdikleri ilk öykülerinde yabana atılmayacak bir başarıyı yakalıyorlar. Bunda, çocukluk dönemlerinin öyküyü hep içinde taşımasının payı büyüktür. Yazık ki çok geçme-

    den tıknefes bir yaratma süreci başlayacaktır. Yazılacaklar, ilk öykülerde tükenmiş, kendiliğinden öykü gizli gücü taşıyan konular bitmiş, yaşantılar bugüne gelmiştir. Bugünü yazmaksa çocukluk günlerini yazmaktan zordur.

    Bu parçanın bütününde yazar neyden yakınmaktadır?

    A) Çocukluk günlerini anlatan öykücülerin azlIğından

    B) Geçmişlerini iyi öyküleyen genç öykücülerin şimdi yaşanan olay ve durumlara değinen öyküleri yazmada yetersiz kaldıklarından

    C) Günümüzde yazılan öykülerin daha önce ya-zılan öykülerden içerik ve dil bakımından daha düşük olmasından


    D) Öykünün, geçmiş yıllara oranla daha az okunmasından

    E) Gençlik günlerini anlatan öykülerin gereğinden çok okunmasından


    2.Bayrağa sahip çıkmak, onun temsil ettiği değerlere sahip çıkmaktır. "Bayrak" şiirinde "Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim." der şair. Her şey... Bizi biz yapan değerler bayrağımızla temsil edilmekte. Eğer arkasında bu değerler yoksa, bay-

    rak, nihayet bir bez parçasıdır ve uğrunda ölmeye değmez.

    Bu parçada asıl anlatılmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Her ulusun bir bayrağı vardır.

    B) Bayrağına sahip çıkmayan milletler bir gün \ onu kaybederler.

    C) Ulusları birbirinden ayıran öğelerin başında J bayrak gelir.

    D) Bayrağı bayrak yapan, onun temsil ettiği de- \ ğerlerdir.

    E) Bayrak, birçok kavramı karşılar.

    3. Oktay Rıfat, kelimelerle oynamakla beraber şiir duygusu güçlü, orijinal bir şairdir. Şiirlerinde insana dünyayı yeni bir ışık içinde gösteren ve derin düşünceler telkin eden dizeler yaratmıştır.Onun en büyük özelliklerinden birisi, peşin bas-
    makalıp düşünceleri şiire sokmayışı, yaratıcılık yeteneğini serbestçe kullanışıdır. Modern ressamlar gibi dünyanın alışılmış ölçülerini değiştirecek, yadırgama duygusu uyandıran yeni dünya meydana getiriyor. Bu tür şiirlerinde gerçeği tak-
    lit eden realizmin tam karşıtı, bir fantezi ve oyun söz konusudur.

    Bu parçada, Oktay Rıfat'la ilgili aşağıdakiler*den hangisine değinilmemiştir?

    A) Oktay Rıfat'ın şiirleriyle modern resim arasın*daki ilgiye

    B) Şiirlerinde özgün düşünceler işlediğine

    C) Dünyayı yeniden yorumladığına

    D) Basmakalıp düşüncelerden kaçındığına

    E) Anlatılanlardan çok anlatım biçimine önem
    verdiğine


    4. Çok okuyan bir kişi olduğumu söyleyemem. Çoğu zaman, elime aldığım kitabı biraz karıştırdıktan sonra, beni sıkıyor, sürükleyici değil diye bı-
    rakıveririm. Aslında bırakmamalıyız. Birtakım kitaplar vardır, sıkılsak da, kolay kolay anlamasak da okumalıyız; yenmeliyiz sıkıntıyı. Anlamaya gelince; ne biliyoruz anlamadığımızı? Anlamak
    bir bakıma alışmak demektir. İlk okuyuşta anla-
    madığımız, tat alamadığımız bir kitabı elimizden atmak, düşüncemizi işletmek istemediğimizi gösterir.

    Bu parçada yazar, aşağıdakilerden hangisine deainmemiştir?

    A) Bazı kitapları sürükleyici bulmadığına

    B) Bir kitabı okumakta ısrarlı olmanın onu anla*mayı sağlayabileceğine

    C) Okumaktan vazgeçmenin doğru olmadığına

    D) Bazı kitapların mutlaka okunmasının gerekli*liğine inandığına

    E) Anlaşılması güç olan kitaplarla zaman kay-
    betmemek gerektiğine



    5. İnsanın kendisi için yazması diye bir şey yoktur. Yazma işleminin karşısında okuma etkinliği vardır. Birbirine bağlı bu iki etkinlik iki ayrı kişiyi ge- rektirir. Zihnin ürünü olan bu somut ve imgesel nesneyi yazarla okuyucunun ortaklaşa çabası ortaya çıkaracaktır. Sanat, ancak başkası için ve
    onun aracılığı ile vardır.

    Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Sanat, zihnin yarattığı bir etkinliktir.

    B) Okuma da yazma gibi beyinsel bir etkinliktir.

    C) Bir sanat yapıtını değerli ve anlamlı kılan, sa-natseverlerdir.

    D) Her yazar, okuyucuları için yaratır.

    E) Okumak, zihinsel bir etkinliği de beraberinde getirir.

    6. Sanat, tarih içinde belli bir zamanın sorunlarını,isteklerini yansıttığı ölçüde insanlığı temsil eder.Köleliğe dayalı bir toplumun yalnızca şartlarını
    yansıttıkları sürece Homeros, Sophokles eskimiş yazarlardır. Ancak, o toplumda gördükleri eksikliklere, tutkulara dikkatimizi çektikleri ölçüde de
    bugün yaşıyormuşçasına yenidirler.


    Bu parçaya göre bir yazarın yeni kalmasının asıl nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Bireysel olaylara çözüm üretmesi

    B) Anlattıklarında sanat kaygısı gütmesi


    C) İnsandaki evrensel değerleri işlemesi


    D) Toplumsal sorunları ele alması

    E) İnsanların yeteneklerini geliştirmelerine yardım etmesi

    7. Aşağıdakilerden hangisi bir paragrafın giriş cümlesi olabilir?

    A) Oysa bu sanatçı yapıtlarını kalıcı olsun diye oluşturmuştu.

    B) Bunun yanında eleştirmenler de hatalarını kabul etmeliler.

    C) Şair, bu yüzden kendini bir türlü aşamayıp taklitçiliğe düşmüştür.

    D) Kimi yazarlarımız da konuyu tek yönlü ele alarak, eserlerin gerçekliğine gölge düşürmüşlerdir.

    E) Günümüzde, köşe yazarı olmanın bazı zorlukları vardır.


    8. Türk sanatının Batı'ya yönelmesi, kimilerini rahatsız etmiştir. Batı anlayışıyla

    üretilen yapıtlar taklit sayılmış, benimsenmemiştir bu kişilerce.Onlara göre

    Aragon'dan etkilenmek, Picasso gibi çizmek Batı taklitçiliğidir. Onlara Eliot'un Hint

    şiirlerinden, Aragon'un Şeyh Galip'ten, Picasso'nun Afrika resminden etkilendiğini

    söylesek bu garip düşüncelerinden vazgeçerler mi acaba?

    Bu parçanın yazarı aşağıdakilerin hangisine karşı çıkmaktadır?

    A) Etkilenmenin taklit gibi algılanmasına

    B) Sanatçıların birbirlerinden etkilenmelerine

    C) Sanatta Batılılaşmanın yanında olmayanlara

    D) Batı sanatını yok sayanlara

    E) Sanatçıların değerinin bilinmemesine

    9. Genç, yaşlı birçok ünlü yazarımızın sadece kendilerini beğenmeleri, kendileriyle

    böbürlenmeleri az okumaları yüzünden değil mi? Bu anlamda aynı zamanda kültür

    boşlukları yaratıyor. Bir kere baştacı olmaya görsünler! Daha doğruyu, daha güzeli

    bilmedikleri, araştırma zahmetine katlanmadıkları için —

    Düşüncenin akışına göre, bu parçanın sonu*na aşağıdakilerin hangisinin getirilmesi uy*gun olmaz?

    A) eksiklerini göremiyorlar.

    B) okuyucu bulmakta güçlük çekiyorlar.

    C) kendilerini aşamıyorlar.

    D) düşüncelerini "tek doğru, tek güzel" buluyorlar.

    E) tek düzeyde eserler vermeye devam ediyorlar.

    10. Eylül, çok sade bir aşk macerası içinde, kahramanların ruhunda yaşayan kararsızlıkları, tereddütleri, ümit veya ümitsizlikleri uzun uzadıya tahlil eder. Psikolojik alanda yazılmış ilk eser olmasına rağmen başarılı bir eserdir. Roman kahramanlarının betimlemeleri mükemmeldir. Diğer tipler de oldukça canlıdır. Ancak yazar ruhsal çözümlemelerde sözü gereksiz yere uzatarak oku-
    yucuyu oldukça sıkmaktadır.

    Bu parçada aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?

    A) Türünün ilk örneği olmasına

    B) Romanda ele alınan konuya

    C) Kahramanların iç dünyasına ilişkin özelliklere

    D) Romanın olumlu ve olumsuz yanlarına

    E) Güçlü bir gözlemle çağını iyi yansıtmasına



    11.Tiyatro alanında ünlenmek isteyen yazarların tek inceleyecekleri şey, insan olmalıdır. İnsanları tam anlamıyla gören ve derin bir sezişle anlayan yazar, başarılı olur. Bir savurganın, bir cimrinin, dürüst bir insanın, kof bir kibirlinin, bir kıskancın ne olduğunu iyi bilen, onları sahnede başarılı çiz*meyi ve gözlerimizin önünde yaşatmayı, hareket ettirip konuşturmayı da bilir.

    Bu parçada asıl vurgulanmak istenen aşağı*dakilerden hangisidir?

    A) Tiplemelerdeki ustalık, oyun yazarının göz*lem gücüyle ilgilidir.

    B) İnsan gerçeğini iyi kavrayabilen bir oyun ya*zarı başarılı ürünler verir.

    C) Gerçek sanatçı, insanlardaki olumlu yönleri görebilendir.

    D) Oyun yazarları da romancılar kadar insanın doğasıyla ilgilenmelidir.

    E) Bir oyunun yönetmeni de insanları yazar ka-
    dar iyi tanımalıdır.

    12.Sanat ve sanatsal etkinlik insanlaşmanın hem bir -edeni hem de bir sonucudur. Çünkü insanın duygusal gelişimi, ancak bedensel gelişimiyle açıklanabilecek diyalektik bir ilişki içinde temelle-mebilir. Bu da sürekli bir özgünleşme bilincinin maddi temellerini oluşturur. Bu nedenle insanın s-dini aşması ve özgünleşmesi, onun sanatsal ekinliğine doğrudan bağlıdır.

    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine deginilmemiştir?

    A) Sanat ve sanatsal uğraşılar insanı insan yapar.

    B) Ruhsal ve bedensel gelişim bir arada gerçek*leşir.

    C) Düşünsel özgünlük ve sanat birbirlerini ta*mamlar.

    D) Sanatta ileri toplumlar özgün düşünmeye sa*hip toplumlardır.

    E) İnsan, sanatla iç içe olduğu anda kendini ge-
    liştirebilir.

    13.Edebiyat ürünlerine yan çizme estetik eğitimin*den yoksun bırakır gençliği. Yaşamlarının her döneminde bu eksiklik duyulur. Üniversite gençliğinin yalnızca güncele kenetlenmesi onu tekdü*ze bir yurttaşlık bilincine de sürükler. Türkiye'yi anlamak yalnızca bu tür kitaplarla mümkün değildir, edebiyat ürünleri de bu anlaşılmayı estetik bağlamda gerçekleştirecektir.

    Bu parçanın yazarının "üniversite gençliği" ile ilgili olarak asM yakındığı aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Ülkemizi yeterince tanımamalarından

    B) Kitap okuma alışkanlığına sahip olmamala*rından

    C) Edebî yapıtlara ilgi duymamalarından

    D) Ulusal bilinçten çok uzak olmalarından

    E) Yurttaşlık kavramının önemini bilmemelerinden

    14. Kitaplar, yaşlılığımda ve yalnızlığımda avuturlar beni. Sıkıntılı bir avareliğin

    baskısından kurtarır,hoşlanmadığım kişilerin havasından dilediğim

    zaman ayırıverir beni. Rahatımı kaçıran bir saplantıyı başımdan atmak için

    kitaplara başvurmaktan iyisi yoktur. Hemen beni kendilerine çeker,

    içimdekinden uzaklaştırırlar.

    Bu parçaya göre yazarın kitabı sevmesinin ve okumasının nedenleri arasında aşağıdakiler*den hangisi gösterilemez?

    A) Yazarı sorunundan uzaklaştırması

    B) Yazarı birlikte olmak istemediği kişilerden ayırması

    C) Yazarı her durumda avutabilmesi

    D) Yazarı birçok bilgiyle donatması

    E) Yazarı yalnızlığından kurtarması

    15. Piyano, enstrümanların aristokratıdır. Klasik dönemden bu yana müzik tarihini tuşlarının arasına sığdıran bir çalgı. Müzisyenliğin ne kadar uzağında olursanız olun; bir piyanonun tuşuna dokunduğunuzda çıkan ses sizi mutlu edecektir.Ancak piyano davetkârlığı oranında, kaprisli ve zor bir enstrüman. Eğer onunla yakın bir ilişki içine girmek arzusundaysanız onu, yaşamınızın
    merkezi yapmak zorundasınız. O zaman sizi dinleyecek ve içinizdekileri sese dönüştürecektir.

    Bu parçaya göre, piyano için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    A) Seçkin, önemli bir çalgıdır.

    B) Köklü bir geçmişe sahiptir.

    C) Müzikten anlamayanların bile ilgisini çeker.

    D) Kolay öğrenilen bir çalgıdır.

    E) Piyano öğrenmek, yoğun bir ilgi ve çalışmayı gerektirir.

    16. Eleştirmenin sanatçıya göre şanslı yanı vardır. Sanatçı, çalışmasının başlangıcında estetik düzenden yoksun bir yaşam, bir doğa, bir karanlık
    yığını karşısındadır. Bu karmaşa ile savaşmış; düzenli ve aydınlık ikinci doğa ortaya koymuştur. Eleştirmenin yaşamı olan bu ikinci doğa, bir an-
    lamda geometrik bir biçimdir. Eleştirmenin çabası yokluktan bir varlık çıkarmak çabası olmayacaktır. Onun işi ölçü çıkarmak değil, ölçüyü tart-
    mak, tanımak, yorumlamaktır. Sanatçının konusundaki karmaşaya karşılık, onun konusu düşünsel bir düzendir.

    Bu parçadan çıkarabilecek sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Hem eleştirmen, hem de sanatçı okura sanat zevkini tattırmak için çalışır.

    B) Eleştirmen, sanatçıya çalışmalarında yardımcı olan, yanlışlarını gösteren kişidir.

    C) Sanatçı eserini ortaya koyarken alabildiğine özgür davranır, eleştirmen ise esere bağlı kalmak zorundadır.

    D) Sanat kurallarına uyarak eser veren sanatçı, yazdığını eleştirmene beğendirmeye çalışır.

    E) Ele aldığı konuya bir düzen vermeye çalışan sanatçının yapıtını eleştirmen değerlendirir.


    17. Türkiye'nin genç nüfusu hızla artmaktadır. Ulusların mutlu geleceğini genç kuşakları oluşturur.Madeni işlesek yüzyıllar emeklerimizi silebilir,
    mermer üzerinde çalışsak eserimiz zamanla yok olabilir; oysa genç beyinlere eğilirsek; düşünen, gören, anlayan, konuşan, etkileyen, ölümsüzlüğe uzanan eserler yaratmış oluruz. İnsanı işlemek, en iyi yatırımdır.

    Bu parçada vurgulanmak istenen aşağıdaki-

    lerden hangisidir?

    A) Mermer ve madenle ölümsüz eserler verilebilir.

    B) Türkiye'nin nüfusu her geçen gün gençleş-mektedir.

    C) Ulusların mutlu geleceğini genç kuşaklar ya-ratır.

    D) Zaman, tüm eserleri etkisizleştirir.

    E) İnsanı eğitmek, o ülkenin yarınlarını güvence altına almaktır.


    18. Bir yazarı karalamak kolaydır; ama okumak ve eleştirmek zordur. İyi eleştiri yapmayışımız da okumayı bilmeyişimizden kaynaklanmaktadır
    Bir yazarı eleştirebilmek için, yazar eserini yaratırken ne kadar yorulmuşsa bizlerin de okurken o kadar yorulmamız gerekir.

    Bu parçada aşıl vurgulanmak istenen aşağı*dakilerden hangisidir?

    A) Bir yazarı karalamak, onu eleştirmek değildir.

    B) Bir kitabı okumadan eleştirmek haksızlıktır.

    C) Okumakla eleştirmek birbiriyle yakından ilgili*dir.

    D) Sağlıklı bir eleştiri yapmak için yapıtı çok iyi incelemek gerekir.

    E) Nitelikli her okur, aynı zamanda iyi bir eleştir-
    mendir.

    19. Her yıl, yeryüzünden bir dil daha eksiliyor. Ne zaman buna benzer bir haber okusam, Türkçe ile ilgili sıkıntılarım artıyor. Ne yapabilirim diye yeni-
    den düşünmeye başlıyorum. En sonunda "Siyah Beyaz" gazetesinde dil yazıları yazmaya başladım. İşte elinizdeki kitap, bu yazıların bir araya
    getirilmesiyle oluştu.

    Bu parçada, aşağıdaki sorulardan hangisinin cevabı yoktur?

    A) Kimi diller niçin zamanla yok oluyor?

    B) Dille ilgili olarak yazmaya ne zaman karar verdiniz?

    C) Dille ilgili kitabınızı nasıl oluşturdunuz?

    D) Türkçenin geleceği ile ilgili bir endişeniz var mı?

    E) Dil ile ilgili yazılarınızı nerede yazmaya başladınız?

    20. Kısa cümle, gölge vurulmamış bir resim gibidir:ileriyi geriyi belirtmez, dümdüzdür. Ancak uzun cümlelerle yazmak elimden gelmedi, baktım ki
    hem akıcı olmuyor, hem de bir yanı karanlık içinde kalıyor. Bıraktım.

    Bu parçaya göre yazarın uzun cümle kurmayı bırakmasının asıl nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Uzun cümleyi açıklamaktan bıkması

    B) Düşünce ve duyguları ayrıntıya boğması

    C) Uzun cümlelerin özü kavramayı engellemesi

    D) Uzun cümlelerle yazmayı başaramaması

    E) Yalın anlatıma elverişli olmaması



    Cevap Anahtarı : 1.B 2.D 3.E 4.E 5.C 6.D 7.E 8.A 9.B 10.E 11.B 12.D 13.C 14.D 15.D 16.E 17.E 18.D 19.A 20.C

  4. #4
    Üyelik tarihi
    19.Mart.2011
    Mesajlar
    357

    Cevap: Paragraf Bilgisi Testleri

    PARAGRAF - Test


    1. Aldatmaya ve aldanmaya en elverişli şeyler bilmediğimiz şeylerdir. Bir defa, görülmedik şeylere insan nedense kolay inanır; sonra da, üzerinde
    konuşmaya, düşünmeye alışık olmadığımız için bunlara kolay kolay karşı da koyamayız. Bu yüzden insan en az bildiği şeye en çok inanır.

    Bu parçanın başlığı aşağıdakilerden hangisi olabilir?

    A) Gerçekler ve Doğrular

    B) Bilgi ve İnanç

    C) Aldatma ve Aldanma

    D) Konuşma ve Düşünme

    E) Öğrenme ve İnanma



    2. Şiirin çeşitli düşmanları vardır. Öykü bunlardan biridir. Ona baş düşman diye bakılmalı. Çoğunlukla, bir şiiri öyküsü yüzünden bir kez okuyup bırakırız. Şiire bundan büyük düşmanlık olur mu?Ama bu da şiirlerin bir öyküsü yoktur, anlamına
    gelmez.

    Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    A) Öykü şiirin anlatım gücünü kısıtlar.

    B) Her şiirde mutlaka bir öykü bulunur.

    C) Her şiirin yazılışının bir öyküsü vardır.

    D) Şiirde öyküye yer verilmemelidir.

    E) Bazı şiirler öyküleri yüzünden bir kez okunur.

    3.Bir ağacın resmini göründüğü gibi yapan bir ressama, bir köylünün yanıtı ünlüdür:

    "Onu niye yapıyorsun? O var zaten!"

    Bu parçada köylünün ressamda eleştirdiği tutum aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Ağacı bütün canlılığı ile yansıtmaması

    B) Ağacın resmini yaparak zamanını boşa har*caması

    C) Ağaç yerine başka bir varlığın resmini yap*maması

    D) Ağacı yaratıcılığını katarak resmetmemesi

    E) Yalnız, ağacı resmedip çevresini vermemesi


    4.Bir eser yalnız konusuyla değerlendirilebilseydi. Namık Kemal'in Vatan Piyesi ve Bartholdi'nin New York önündeki Özgürlük Heykeli ile hiçbir sanat eseri yarışamazdı. Oysaki ne Vatan Piye-si'ndeki kahramanlıklar ne de Özgürlük Heyke-li'ndeki aşırı kocamanlık, içimize gerçek sanat eserinin o derin heyecanını dökemiyor. Aksine birtakım önemsiz görünen konular bazen bir şa*heser değerini almaktadır.

    Bu parçanın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Sanat eserini başarılı kılan ele aldığı konu değil, konunun işlenişidir.

    B) Şaheser kabul edilen bir eser önemsiz bir ko*nuyu işlemiş olabilir.

    C) Namık Kemal ve Bartholdi toplum için yüce sayılan konuları başarıyla işleyememişlerdir.

    D) Önemli, herkesi ilgilendiren konulara sanat değeri kazandırmak çok güçtür.

    E) Önemli görünen konular sanat eserinde insa-
    nı heyecanlandırmaz.

    5.Moda bir tutumla, "Bu romanında yazar anılarını yazmış..." diyorlar; buradan çıkarak romancının yarattığı bütün tipleri, olayları küçümsemeye giri*şiyorlar. Hani "Biz bu herifi tanırız, yaşantısını, serüvenlerini biliriz... Ne halt etmeye bunlardan yararlanarak yazı yazar?" demeye çalışıyorlar Bir romancıya, yazara, anılarından, yaşantıların*dan, yazarken yararlanamayacaksın demek, ya*zı yazmayacaksın demektir.

    Bu parçada aşağıdakilerden hangisi eleştiril*miştir?

    A) Yazarların eserlerinde anılarından yararlan*maları

    B) Anılarından yararlanan yazarların eserleri ye*rine kendilerini eleştirmeleri

    C) Eserde yer alan kişileri ve olayları küçümse*meleri

    D) Yazarların, yaşamlarını roman diye sunmaları

    E) Yazarların, anılarını seçme yapmadan yaz-
    maya çalışmaları


    6.Bir şiiri yeniden yazmak başka, onun bazı sözcûklerini dil kaygısıyla değiştirmek başka. Gerçekte otuz yıl önce yazılmış bir şiiri yeniden yazma çabasını da pek anlamıyorum ben. O şiir, belli bir dönemin, belli bir duyarlık ortamının, belli bir dil bağlamının ürünüdür ve olduğu gibi kalmalıdır. Kitap hâline gelmiştir, eleştirilerde anılmıştır, antolojilere o haliyle girmiştir. Dil kaygısıyla bazı sözcüklerin yenileriyle değiştirilmesi ise bence daha sakıncalı bir şey. Şiiri bir yapaylığa

    götürür ve ona kendisine ait olmayan bir atmosfer kazandırır.

    Bu parçada aşağıdakilerin hangisi vurgulanmıştır?

    A) Şiirin yazıldığı dilden, ortamdan ve koşullardan soyutlanamayacağı

    B) Şiir çevirisi yapmanın boş bir uğraş olduğu

    C) Şiirin yalnızca duygulara seslenmesi gerektiği


    D) Şiirde öz kadar biçimin de önemli olduğu

    E) Her şiirin farklı duyguları içermesi gerektiği


    7.Roman bir tiyatro adamının, çileli sanat hayatını ve bu çileler ortasında geçirdiği bir gönül fırtınasını dile getiriyor. Nahifin Darülbedayi'de başlayan sonra kendi kurduğu toplulukta geçen gerçek hayatını işleyen roman bize, tiyatro dünya-
    mızı dostlukları, düşmanlıkları ile veriyor. Romanın ağırlık noktasını Nahit ile Hatice arasındaki sonu intiharla biten derin aşk oluşturuyor. Başlangıçta ağır, aksak ve yer yer özentili hatta zorlamaya koyan dili, bu fırtınalı aşkı anlatırken - belki de gerçekten yaşanmış olduğundan - büyük bir akıcılık kazanıyor. Nahit ve Hatice canlı bir tip olarak işlenmiş. Konuşmalar ölçülü, olaylar gerilimi artarak ilerliyor.

    Bu parçada sözü edilen romanla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Konusuna

    B) Dil ve anlatım tekniğine

    C) Gerçek yaşamdan alınmış olmasına

    D) Tiplerin başarılı bir biçimde çizilmesine

    E) Tarihi olaylardan izler taşımasına


    8.Açın Servet-i Fünûn sanatçılarının eserlerini okumaya çalışın. Bir derin umutsuzluk bir son*suz gam çöker üstünüze. Boğaz'da, Çamlıca'da, Adalar'da dolaşan bu sanatçılar, her türlü yaşa*ma rahatlığı ile dolu olan o yerlerde yalnızca ke*deri görüyorlardı. Şüphesiz bu modaydı. Zama*nın en şen mizaçlı sanatçısı bile bu havaya ayak uydurmazsa sanatçı sayılmayacağını bilirdi.

    Aşağıdakilerden hangisi bu parçada belirtil*mek istenenle aynı doğrultudadır?

    A) Karamsar olan bu sanatçılar, eserlerine de bu duyguyu yansıtıyorlardı.

    B) Bu sanatçılar çevrelerinde gördükleri mut*suzlukları işliyorlardı.

    C) O dönem sanatçıları ortak duygu ve düşün*celer taşıyorlardı.

    D) Bu sanatçıları karamsar eserler yazmaya iten dönemin anlayışıydı.

    E) Bir eserin karamsar olması edebiyatımız açısından önemli değildir.




    9. … çünkü duyu, duygu, düşünce, nesi varsa hepsini bu dünyadan, kendisine verilmiş olan dünyadan almıştır. Ellerimizin değdiklerini kü*çümseyip ruhun yüce zenginliklerini bildirdiklerini uman zavallılar bile gene toprağa bağlıdırlar.

    Bu parçanın başına aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

    A) Sanat adamı yalnızca gördüklerini yazmakla kalmamalıdır.

    B) Sanat adamı insan ruhunun derinliklerini or*taya çıkarmaya çalışır.

    C) Sanat adamı yaşamda kendisine verilmiş olanı beğenir, onunla yetinir.

    D) Sanat adamı gerçeğin ışığındadır ve eserini gerçekle yoğurarak yaratır.

    E) Sanat adamlarının çoğu dünyayı düzeltmek,güzelleştirmek sevdasındadır.


    10. Yukarıda anlattıklarımdan onun sıkıcı bir insan olduğu sanılmasın. Ben çok hoşlanırdım sohbetinden. Ağır anlatıyorsa acelemiz ne! Üç dört şi-
    irine gerçekten hayran olduğum bu değerli sanat ve düşün adamımızın çok zengin bir yaşantısı vardı. Anadolu'yu ve halk şiirini iyi tanırdı.

    Yukarıdaki parçada sözü edilen kişiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    A) Anadolu'yu ve halk şiirini yakından tanırdı.

    B) Sanat ve düşün alanında sayılır bir birikimi J vardı.

    C) Ağır, fakat sıkıcı olmayan bir anlatıma sahipti.

    D) Başarılı, hoşa giden şiirler kaleme almıştı.

    E) Hâli vakti yerinde olduğu için Anadolu'yu karış karış gezebiliyordu.



    11. Hocası Yahya Kemal'e hayrandır, onun etkisindedir; ama Genç Kalemler'in başlattığı hareketi benimser, Millî edebiyatçılara katılır. Aruzla yaz-
    dığı şiirleri kitabına almaz, heceyi benimser. Kurtuluş Savaşı'nın da etkisiyle vatan konulu şiirler kaleme alır; ama sevgiyi ve doğayı da konu alan
    şiirler yazmaktan geri durmaz. 1933'ten sonra ise heceyi bırakır, aruzla yazar şiirlerini.

    Bu parçada sözü edilen şair için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?


    A) Yeniliklerden etkilenerek bunlara eserlerinde yer veren

    B) Eski ile yeni arasında gidip gelen

    C) En uygun ahenk vasıtalarını yeri geldikçe kullanan

    D) Toplumu ilgilendiren konulara da eğilen

    E) Belirli konular dışında eser vermeyen



    12. Bütün canlı yaratıklara göre insanı üstün yapan, yeteneklerinin çeşitliliğidir. En zeki hayvan bile bir tek şey yapar. Fakat onu en iyi yapar. At, arka ayaklarıyla iyi bir boksörün yumruklarından daha iyi çifte atar; arı kimyaevi fırınlarına, dolaşık imbiklere hiç gereksinim duymadan balını süzer, örümcek en usta bir dokumacı gibi havadaki tuzağının görülmez tellerini örer.

    Düşüncenin akışına göre bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

    A) Fakat hepsi bu kadar!

    B) En iyisi budur.

    C) Belki birkaç şey daha.

    D) Yalnız bunları mı yapar acaba?

    E) Fakat insan hayvan değildir ki...



    13. Gazete yönetimi kime köşe yazısı yazdıracağına karar verdikten sonra, yazılanlara müdahale etmemelidir. Bu kurala her gazetede uyulur mu bil-
    mem... Ben işin etiğinden söz ediyorum. Uzun vadede gazete, yazarından iyice farklılaşmışsa o zaman yollar ayrılır, olur biter. Ama yazarken yazıya karışmak, orasını burasını değiştirmek, başta yazara edilebilecek en büyük hakarettir.

    Bu parçada eleştirilen tutum aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Gazete yönetimlerinin kime köşe yazısı yaz*dıracağına kolay kolay karar verememesi

    B) Yazarların, yazılarıyla, gazetelerinden çok farklılaşması

    C) Gazete yönetiminin, köşe yazarlarının yaz*dıklarına karışması

    D) Yazarlarla, gazetelerin yollarının sık sık ayrıl*ması

    E) Gazete yazılarının uzun vadeyi kapsaması



    14. Leyla ile Mecnun konusu üzerinde birçok şairimiz eser vermiştir. Ama bunlardan ancak Fuzuli'ninki yaşamakta ve gerçek bir değer taşımaktadır. Baudlaire, Kötülük Çiçekleri'ndeki şiirlerinin pek çoğunun konusu Montepin'in "Alçıda Kızlar" adlı bayağı şiir kitabından almıştır. Fakat bugün Montepin'in şiirlerini kim okuyor, hatta kim hatırlıyor? Aynı konular Baudlaire'de yaşayarak yepyeni içeriklerle zenginleşmemiş midir?

    Bu parçada aşağıdaki yargılardan hangisi çı*karılabilir?

    A) Birçok yazar aynı konuyu ele alıp işleyebilir.

    B) Bir sanat eserinde konunun kendisi değil, iş*lenişi önemlidir.

    C) Bir konu iyi yazarlar tarafından işlenirse de*ğer kazanır.

    D) Yazarlar konularını başka eserlerden alabilir

    E) Sevilen yazarların eserleri kalıcı olur.




    15.Yazar, eserinde imparatorluğun çöküş yıllarında toplumun yozlaşan, çürüyen insanlarını anlatır. Ancak olayları da kişileri de roman çatısı altında toplamayı başaramamıştır. Olaylar ve kişiler eserin içine tıklım tıklım doldurulmuş, inandırıcı

    olmayan birtakım zoraki bağlarla birbirine bağlanmaya çalışılmıştır. Olaylarla ilgili dip notları, yayımlanmamış eserlerden alıntılar ile yazar kendi görüşlerini ileri sürmüştür. Gereksiz söz oyunları ve nüktelerle okuyucularda ne söyleyeceğinden çok, ne marifet göstereceği beklentisini doğurmuştur.

    Bu parçada sözü edilen eserle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Kişiler ve olaylar, birbiriyle bağlantısız, inan-dırıcılıktan uzak bir biçimde verilmiştir.

    B) Gerçekleri anlatmaktan çok "edebiyat yapmak" anlayışı ön plana çıkmıştır.

    C) Eserde söz oyunlarına nüktelere çok yer ve*rilmiştir. '

    D) Yazar kendi görüşlerini açıklamak için alıntı-lardan dip notlardan yararlanmıştır.

    E) Toplumun yozlaşan ve çürüyen insanlarının
    yaşarlığı kaynaklarla kanıtlanmıştır.



    16.Dostoyevski'nin büyük bunalımların dar geçitlerindeki saralı, kumarbaz, dost delisi, aşkı can evinde yaşayan kişileri, en güç adlarıyla belleğimde birden canlanır. Sonra üç gün önce tanıştırılan kişiyi anımsamaya çalışırım. Canlı varlık,
    silinip bilinmezlere karışmıştır. Öte yandan, kitap sayfalarındaki dost adlar, aradan geçen yıllara karşın yıpranmaz, değerlerini korurlar.

    Bu parçadan çıkarılabilecek en kapsamlı yargı aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Edebî eserlerdeki tipler gerçek kişilerden daha canlı, daha kalıcı ve unutulmaz kişilerdir.

    B) Dostoyevski'nin yarattığı tipler insanı derinden etkileyen niteliklere sahiptir.

    C) Gerçek kişiler yaşamın karmaşası içinde çoğu zaman belleğimizden silinir.

    D) Kitaplarla içli dışlı olanlar kitap kişilerine gerçek yaşamdaki kişilerden daha çok değer verir.

    E) Dostoyevski'nin eserlerindeki gibi ruhsal dengesi bozuk olanlar çok çabuk unutulmaz.

    17. Bir akşam vakti duyduğumuz hüzün, içimizi sar*dıkça saran sevgi, bir fakir karşısında duyduğu*muz acıma, memleket hasreti, ölüm korkusu, rü*yalar, hülyalar, hatırladıkça zenginleşen eski günler şiir değil, her sanat gibi şiiri de besleyen orta malı insan hâlleridir. Bunlarsız şiir olmaz el*bette; ama bunlarla da şair olunmaz. Şairlik bun*ları herkesin benimseyeceği biçimde anlatan sö*zü bulmakla başlar; bu işi görmüş eski ustaların tezgâhlarına girmek, bu işin nereden nereye na*sıl gittiğini bilmekle gelişir.

    Bu parçada vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?

    A) Şairlik, herkesin yaşayabileceği duyguları herkesin benimseyeceği bir ustalıkla söyle*yebilmektir.

    B) Şair en güzel ve en acı yaşantıları duymalı ve duyurmalıdır.

    C) Şiirin malzemesi duygular ve düşünceler de*ğil, bunları ifade edecek sözcüklerdir.

    D) Yalnız duygularını söyleyen fakat şiir kültü*ründen yoksun olanlar şair sayılmamalıdır.

    E) insana özgü bütün hâller sanatları besleyen ana kaynaklardır.



    18. Türk roman geleneğinden çok, evrensel roman çerçevesi içinde işini çok ciddiye alan çok titiz çalışan bir yazardı. Yaptığı işin tam olduğuna kendi inanmadan bitirdim, demezdi. Kendi eseri*ne ilişkin nitelikleri de çok yüksek tutuyordu. Do*layısıyla az ürün verdi. Bizde yaygın deyimin ter*sine, çuvaldızı kendine batırmaktan çekinmezdi. Başkalarına da pek öyle iğne batırmaya kıya*mazdı.

    Aşağıdakilerden hangisi bu parçada belirtilen sanatçının özelliklerinden biri değildir?

    A) Titiz ve ciddi bir çalışma içinde bulunması

    B) Başkalarından ziyade kendini eleştirmesi

    C) Az sayıda fakat nitelikli eserler vermesi

    D) Ele aldığı konuyu ayrıntılarıyla vermeye ça*lışması

    E) Yapabileceğinin en iyisini gerçekleştirmeye uğraşması


    19. Sözcükleri onun kadar kim sevebilir? Sevdiği sözcükler ziyan olmasın diye şiirde kullanmadığını denemede; denemede kullanmadığını gün-
    cede kullanmıştır; ama mutlaka kullanmıştır. Bir deneme ustası olarak ünlenmiştir. Oysa kendi macerasını yazıya döken şair olmak daha yakı-
    şır şanına.

    Sanatçının bu parçada hangi yönünden söz edilmemiştir?

    A) Şairliğinin daha güçlü olmasından

    B) Sözcükleri ustaca kullanmasından

    C) Daha çok denemeci olarak tanınmasından

    D) Birçok türde eser vermesinden

    E) Eserlerinde yaşamına yer vermesinden

    20. Bir tür hastalıktır Donkişotluk. Bu hastalığa yakalananlar olayları ve olguları gerçek boyutları içinde göremezler. Sınırsız bir düş gücünün pen-
    ceresinden bakarlar dünyaya. Bunun için de gerçekler karşısında yenilgiden yenilgiye uğrarlar.

    Bu parçanın sonuna, aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?

    A) Belki Donkişotluk yenilgiden tat almayı öğre*tir bize.

    B) Fakat yine de yaşam durmaksızın Donkişot-lar yaratır.

    C) Ama yenilgilerinin de yanılgılarının da farkın*da değillerdir.

    D) Ama Donkişot yenildiğini anlasaydı, Donkişot olmazdı.

    E) Fakat yenilgi Donkişotluğun özünde vardır.

    21. Titiz, hırçın, kırıcı, haksız olduğu zamanlar, küçük hesapların dışında olduğu için çirkinliğe düşmezdi. Bundan ötürü kırdığı; kuşkular, dedikodu-
    lar yüzünden hırpaladığı, düşman olduğu kimseler düşmanlık beslemezdi ona. Onu tanıyıp da öldüğüne yanmayacak kimse düşünemiyor insan. Olsa olsa bir tek kişi onun ölümünü alaya alırdı: kendisi.

    Bu parçada sözü edilen kişi hakkında, aşağı*dakilerden hangisi söylenemez?


    A) Samimi B)Dürüst

    C)Şüpheci

    D)Sözünü esirgemeyen

    E)Çıkarcı


    22. Paris'in köprüsü üzerinde bir satıcı, bağırıyor, dil döküyor, sattığı nesnenin eşsiz güzelliklerini anlatıyor. Başına toplananlar merakla bekliyorlar.Nedir acaba o adamın sattığı? En sonunda söylüyor: "Size güneşi, her gün gözlerinizin önünde duran; ama sizin bakmadığınız, güzelliğini görmediğiniz güneşi satıyorum. Bakın, bakın! Sizin bütün hülyalarınızdan güzel değil mi?

    Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılabilir?

    A) insanlar, gözlerinin önünde duran alıştıkları varlıkların güzelliklerini fark etmezler.

    B) insanların çoğu, hayali şeylerle değil, gerçek*lerle ilgilenir.

    C) İnsanlar, sorunlarına çözüm getirmeyen ko*nularla ilgilenmezler.

    D) İnsanlar, satın alacakları nesnelerin kendile*ri için yararlı olup olmamasına göre karar ve*rirler.

    E) İnsanlar, günlük sorunlarıyla ilgilendiklerinden güneşin güzelliğini fark edemezler.


    23. Bir şairimizin unutulmaya terk edilmiş olan mezarı bir gazetecimizin çabasıyla meydana çıktı.Kimdir o? Ahmet Haşim... Akşamların gün batımlarının,hüznün, yalnızlığın şairi... Neredeyse ilinmeye başlamış olan taşındaki eski yazı oku-
    namamış olsa, oymalar çıkmasa Haşim'in mezarı bulunamayacaktı demek ki... Onun gibi nicesinin mezarı ya kayıp ya da semtlerine uğranılmıyor. Ya yaşayanların semtlerine uğrayanlar? Sıradan bir şarkıcının dedikodu haberine koşanlardan elbette çok daha az bir kitle...

    Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden yakı-nılmaktadır?

    A) Haşim gibi duygusal sanatçıların artık yetiş*memesinden

    B) Haşim'in gençler tarafından tanınmamasın*dan

    C) Eski yazıyı bilenlerin her geçen gün azalma*sından

    D) Sanatçılarımıza yeterince sahip çıkmayışı-mızdan

    E) Sanatçıların yalnızlığa itilmesinden


    Cevap Anahtarı : 1.B 2.B 3.D 4.A 5.B 6.A 7.E 8.D 9.D 10.E 11.E 12.A 13.C 14.B 15.E 16.A 17.A 18.D 19.A 20.C 21.E 22.A 23.D

  5. #5
    Üyelik tarihi
    19.Mart.2011
    Mesajlar
    357

    Cevap: Paragraf Bilgisi Testleri

    1.Şiir yazmaya çalışan herkes, içinden gelmiyorsa kendini zorlamamalı. İçinden şiir yazmak gelen kimse de, şiirin geçmişini, ustalarını, öğrenmek, anlamak zorunda olduğunu kesinlikle unutma*malıdır. Şiir doğuştan bir yetenek ister, doğru. Ama en az o denli de çalışmak ister, ekin ister.

    Bu parçada şairlerin şiir yazarken dikkat et*meleri gereken özelliklerden hangisine yer verilmemiştir?

    A) İyi şiirler yazmak için kendilerini zorlamaları*na

    B) Şiir bilgi ve kültürünü kazanmalarına

    C) Şiirin geçmişini ve ustalarını tanımalarına

    D) Şiiri içlerinden geldiği zaman yazmaya çalış*malarına

    E) Şiir üzerinde durmadan özenle çalışmalarına



    2.Ziya Osman bir gün "çocukluğum" diyecek oldu; o gün bugündür çocukluğunu özlemle anmak, genç şairlerin başlıca kaygılarından biri hâline gelmiştir. Cahit Sıtkı, ölüm üzerine ölümsüz şiir*ler yazdı. On yedi yaşında delikanlılar "Ölüm, ölüm!" diye deli dervişler gibi zikreder oldular. Cahit Külebi bir gün "memleketim" diye heyecan*la ürperdi. Memleket üzerine şiirler; seri hâlinde önümüzden geçit yaptı. Ya "özgürlük" ya "insan" ya "geçim sıkıntısı". Bunlar her yeni şairin, üze*rinde pazısını denediği birer kuvvet ölçme aleti hâline gelmiştir.

    Yazar bu parçada neyden yakınmaktadır?

    A) Genç şairlerin yeni konulara yönelmemele*rinden

    B) Genç şairlerin aynı konuları yazmakta ısrar etmelerinden

    C) Genç şairlerin konu bakımından eski şairleri taklit etmelerinden

    D) Genç şairlerin yeteneklerini belli konularda ölçmek istemelerinden

    E) Genç şairlerin kendi kendilerini yetiştirme uğraşı vermemelerinden



    3.Atasözleri ile yazmasını sevmedim bir türlü. Sev*mem, kaçarım, öykülerimde, oyunlarımda ata*sözlerini kullanmaktan. Donmuş, katılaşmış alçı gibi bir sertlikleri vardır. Kesinlikleri, ruhsuzlukla*rı ile mahkeme kararlarını andırır iç karartırlar. Kullanıldıkları öykünün organik yapısı içinde tak*ma organlar gibi kalırlar. Kullananın yaratıcılığı*nı gölgelerler.

    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine deği-nilmemiştir?

    A) Atasözlerinin yazarların yaratıcılıklarını en*gellediğine

    B) Atasözlerinin doğruluğu denenmiş gerçekleri belirttiğine

    C) Yazarın eserlerinde atasözlerini kullanmak*tan kaçındığına

    D) Atasözlerindeki kesin yargıların eserin çok yönlülüğünü engellediğine

    E) Atasözlerinin eserin yapısında iğreti gibi dur-
    duğuna




    4.Kimi yazılarını, yayımlamadan önce, sevdiği gü*vendiği kişilere okur; düşüncelerini sorardı. Öne*rilerini, hatta eleştirilerini anlayışla karşılar, ge*rekli düzeltmeleri ve değişiklikleri hemen oracık*ta yapardı. Öneriler ve eleştiriler, kendi görüşle*rine uymasa bile, doğru iseler, hiç itiraz etmez, güleç yüzle "peki" der, kalemini çıkararak eskisi*ni çizer, yenisini yazardı.

    Bu parçada sözü edilen yazar, aşağıdaki dav*ranışlardan hangisini göstermez?

    A) İçten ve doğru eleştirileri kabullenme

    B) Güvendiği dostlarının görüşlerini önemseme

    C) Tutucu davranmayarak yanlışlarını kabul edip düzeltme

    D) Görüşlerini başkalarından etkilenerek değiş*tirme

    E) Yansız ve en doğru olanı iletmeye özen gös-
    terme

    5. Çevrenize şöyle bir göz atın, çoğu kişi kendini ressam, mimar, yontucu, besteci saymaz da şair sayar. Böyle olunca, bir söz dizisi şiir midir, değil midir, önümüze konmadan bilemeyiz. Önce şiir olacak, sonra yargıya varacağız. Şiir, her zaman azdır; şiir üstüne gevezelik sürgit bol olmuştur.

    Bu parçada ası] anlatılmak istenen aşağıdaki*lerden hangisinde verilmiştir?

    A) Şiir üzerinde herkes değerlendirme yapmak*tan, görüş bildirmekten çekinmemektedir.

    B) Şiirle uğraşanlar diğer sanat dallarına naza*ran daha çoktur.

    C) Şiirden anlamayanlar, şiirin usta işi olduğunu fark etmeyenler şiir yazıp değerlendirme yap*maktadırlar.

    D) Bir söz dizisinin şiir olup olmadığını şiirsel öl*çülerle karşılaştırmadan bilemeyiz.

    E) Herkes şiir yazmasına karşın gerçek şiir her zaman az olmuştur.


    6. Bir eleştirmen olarak ya sevdiğim, beğendiğim kitaplar konusunda yazarım ya da kötü eserler hakkında yazılar yazarım. Gerçekten kötü yazılar, kötü kitaplar üzerine yazı yazmanın yararına hep inanmışımdır. Birtakım sorunlar, o kitaplar, o yazılar dolayısıyla yeniden tartışılabilir. Beni ilgilendirmeyen yazılar, kitaplar "sıradan" yazılar, "sıradan" kitaplardır.


    Bu parçaya göre kötü yazılar ve kitaplarla ilgili yazı yazmanın yararı nedir?

    A) Okuyucuların ve yazarların doğruyu görmesi- ni sağlar.

    B) İnsanların sanata ilgi duymalarına katkıda bulunur.

    C) Kimi sorunların gündeme gelmesine olanak sağlar.

    D) Sanat ve edebiyatla ilgili tartışmaların çözü- müne kavuşmasını sağlar.

    E) Genç sanatçılara ve okurlara yol gösterir.

    7. Bir şiiri yorumlamak, anlamayı kolaylaştırıyor belki; ama tadını bozuyor. Hani anlamı açık anlatı şiirleri vardır, ozanın usundan bile geçmeyen yorumlar getirenler çıkar onlara da. Bir de sezilerimize bırakılmış şiirler var, onlara değişik gözle bakmamız gerekir. Anlamına varayım derken şiir gidiyor elden.

    Bu parçada, aşjj vurgulanmak istenen düşün*ce aşağıdakilerden hangisidir?A) Bir şiiri yorumlamak, şiirsel zevki yok etmeye çalışmaktır.

    B) Şiirin anlamı okuyucunun sezişine bırakılma*lıdır.

    C) Şiir bir düşünceyi açıklamak amacıyla yazıla*maz.

    D) Anlamı açık şiirlerde okuyucu ozanın düşün*mediği anlamlara varabilir.

    E) Okurun sezgi gücü şiiri tanımasını sağlamalıdır.


    8. Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi

    Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi

    Bu dizelerde anlatılmak istenen düşünce aşa-ğıdakilerin hangisinde verilmiştir?

    A) İnsanların ölüm korkusunu her an içlerinde duyarak yaşaması

    B) insan yaşamında ölümden de beter katlanıl*ması güç zorlukların bulunması

    C) insanın biyolojik olarak ölüm ve yaşam zıtlı*ğını yaşaması

    D) İnsanın yaşamın zorluklarına dayanamaz hâ*le gelip ölümü arzulaması

    E) İnsanın yaşlanıp öleceğim korkusuna saplanıp yaşamını zehir etmesi

    9. Ustalık, kalfalık, yamaklık, çıraklık yoktur şiirde esnaf dilinde geçerlidir bu sözcükler. Bir marangoz, demirci gün gelir kalfalığa, sonra da ustalığa yükselir. Şiirde öyle mi? Şiir bu şansı tanımaz kendini şiire verene. Şiir yazan bir kimse ya ozandır ya değildir. İlk şiirlerini yazdığı yıllarda belli olur yeteneği. Ozan değilse, yıllarca şiir yazacak olsa başlangıçtaki çizgisini bir parmak ya
    aşar ya aşamaz.

    Bu parçadan aşağıdaki görüşlerden hangisi çıkarılabilir?

    A) İyi şiirlerin zaman içinde yazılabileceği

    B) Şiir yazmanın öğretilebileceği

    C) Şiir yazmanın öncelikle bir yetenek işi olduğL

    D) Genç ozanların ilk şiirleriyle tanınabileceği

    E) Şiir yeteneğinin zamanla gelişebileceği



    10. Her gün radyoda, televizyonda, günlük gazetelerde; her ay dergilerde, kitaplarda öylesine dil yanlışlarıyla karşılaşıyorum ki, birçok yazarın okur - yazarlığından kuşkuya düşüyorum. Diyeceksiniz ki: "İş yazarla, bitmiyor bir de bunları yayımlayanlar var." Doğru, ama onların yayımladıkları yazıları okudukları kanısında değilim. Ne yayımlanmadan önce, ne de yayımlandıktan sonra.

    Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    A) Yapıtlarda ve yayın organlarında çok sık dil ; yanlışı yapılmaktadır.

    B) Bazı yazarlar dile gereken önemi vermemek-tedir.

    C) Yazarların dil yanlışına düşmeleri yadırgan-maktadır.

    D) Yaymanların dili yeterince bilmedikleri orta-dadır.

    E) Eserlerin dil bakımından kontrolü ne yazarlar ne yaymanlar tarafından yapılmaktadır.

    11. En yakınlarından birini kaybeden bir şairin onun için yazdığı ağıt bazen samimiyetten ne kadar uzak ne kadar soğuk olduğu hâlde; aynı şairin bir
    filmde gördüğü, bir romanda okuduğu veya sadece hayalinden geçirdiği bir ölümün verdiği ilhamla yazdığı başka bir şiiri son derece samimi olabilir.

    Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    A) Sanatçıların çoğu gerçek yaşamda karşılaştıklarını eserlerine samimiyetle aktaramazlar.

    B) Sanat eserlerinde yansıtılan olaylar sanatçıları daha derinden etkiler.

    C) Bir eserin samimiliği, anlatılanların sanatçı-nın iç dünyasında yaşanmış olup olmamasına bağlıdır.

    D) Sanatçılar ölüm karşısında karmaşık duygular taşıdıklarından eserlerinde samimi olamamaktadırlar.

    E) Yaşamış kişilerin ölümü karşısında sanatçılar
    her zaman samimi olamamaktadırlar.


    12. Kitapların önüme serdiği dünyanın tinsel zengin*liği ve yenilikleriyle sevinçten başım dönmüştü önceleri. Kitapların bana insanlardan daha ya*kın, daha ilginç; daha kararlı olduğunu sandım ve yanılmıyorsam yaşamın gerçeklerine kitapla*rın penceresinden bakmak, gözlerimi kamaştır*mış, körleştirmişti beni. Ancak öğretmenlerin en akıllısı ve en yeteneklisi olan yaşam, benim o hoş körlüğümü giderdi.

    Bu paragrafın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Kitaplardaki gerçek, hoş, parlak ama aldatıcı*dır.

    B) Yaşamdaki gerçek kitaplardaki gerçekten çok farklıdır.

    C) Yaşam bize gerçekleri gösteren bir okuldur.

    D) İnsan yaşam gerçeklerini kitaplardan çok ya*şayarak öğrenir.

    E) Yaşam bazen insanın katlanamayacağı kadar acımasızdır.






    13. Balzac hastalığının arttığı zamanlar romanların-daki bir doktoru ister dururmuş. "Beni yalnız o kurtarabilir." dermiş. Bir gün de arkadaşları Bal-zac'a oyun yapmak için ansızın odasına girerek romanlarındaki bir kontesin kendisini ziyarete geldiğini söylemişler. Balzac hemen yerinden kalkmış, üstünü başını düzeltmiş ve çok ciddi bir tavırla: "Buyursun!" demiş.

    Bu parçadan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılabilir?

    A) Yazar, yarattığı kişilere gerçek hayatta rast*lanabileceğini belirtmektedir.

    B) Yazar, yarattığı kişilerin gerçekte yaşadığına inanmaktadır.

    C) Gerçekçi yazarlar yarattıkları kişileri inandırı*cı kılmak için onların yaşadıklarını söylerler.

    D) Yazarlar olağan dışı davranışlarla çevrelerin-dekileri şaşırtırlar.

    E) Yazarlar kişilerini yaratırken onlarla öyle kaynaşırlar ki kendilerinin yarattıklarını unuturlar.


    14. Beytin bütün bir şiir olması, kendi kendine yetmesi şiiri ister istemez, bir özcülüğe, az sözle çok şey anlatma ustalığına götürüyor. Divan şiirinin hacı yağını andırması bundandır biraz da. Ne var ki bu az ve öz söyleyen beyitler bir araya geldiler mi, gazeller, kasideler, mesneviler dolusu eklentiler, çok konuşup az söyler hâle geliyorlar. Tadını çıkardığımız beytin yanında ötekiler yersiz, özsüz takıntılar gibi geliyor bize.

    Bu parçaya göre yazarın şiirde aradığı ölçü aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Beyitler arasında anlam bütünlüğünün sağ-lanması

    B) Beyit yerine dize nazım biriminin kullanılması

    C) Şiirde gereksiz beyitlerin atılarak kısa şiirlerin yazılması

    D) Gazel, kaside, mesnevi gibi nazım biçimleri*nin kullanılmaması

    E) Anlam yoğunluğundan uzaklaşılarak ayrıntılara yer verilmesi



    15. Her romancı gönlünce yazar romanını, kendine uygun yöntemi kendi seçer, bir diyeceğim yok buna. Ama romanında ortaya koyduğu kişi için
    "Benim istemim dışında böyle oldu." demek, yapılması zorunlu çalışmaların yapılmadığını göstermiyor mu? Halide Edip, Yakup Kadri: "Roman kişileri gelir, bize hakim olur, biz sadece bu kişilerin söylediklerini kaleme alırız." diyorlardı. Artık bu anlayışın epey geride kaldığını sanıyordum.

    Bu parçada yazar, aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?

    A) Kimi sanatçıların yaşayan kişileri roman kah-ramanı olarak kullanmasından

    B) Günümüz sanatçılarının konuya uygun anla-tıma ulaşamamasından

    C) Roman alanında beklenen gelişmenin ger-çekleşmemiş olmasından

    D) Yazarların roman kahramanlarını yönlendire-mediklerini söylemelerinden

    E) Yazarların özgünlüğe ulaşmayı ilke edinmemeşinden


    16. Dün - bugün, eski - yeni çekişmesinin yirmi yıl*dan fazla bir zamandan beri içinde yaşıyorum Aslında bu çekişmeyi manasız bulurum. Birinin yükselmesi için öncekinin yerinden ayrılması ge*rekmez. Ama bu gerçeği ne gençlere kabul ettir*meye imkân var, ne de yaşlılara. Gençler kendi*lerine yer açmak için yaşlıları, yaşlılar da yerleri*ni korumak için gençleri durmadan inkâr ederler

    Bu parçada yazar hangi tutumdan yakınmak*tadır?

    A) Eski - yeni tartışmasının gelişmeyi engelle*mesinden

    B) Gençlerin ve yaşlıların birbirlerinin değerim görmek istememelerinden

    C) Gençlerin yaşlılara gereken saygıyı göster*memelerinden

    D) Eski - yeni çekişmesinin gereksizliğinden

    E) Gençlerin ve yaşlıların gereksiz bir gelecek endişesi yaşamasından






    17. Yaban'da yurt gerçeklerinin canlı bir betimleme*sini göremiyoruz, yurt gerçeklerinin verilmesin*den çok, buna ilişkin soyut düşünceler verilmiştir Yerel bilgiler de gerçeklere uygun değil. Roma*nın başkişisi gerçek bir kişi gibi görünmüyor, ya*zarın kafasında yaratılan bir kişi olduğu hemen seziliyor. Yapıt uzun gözlemlere, incelemelere dayanmamış, soyut düşüncelerle birazcık gözle*min karmaşasından oluşmuş bir tablodur.

    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine deği-nilmemiştir?

    A) Eserde tarihi gerçekler ve dönemin toplumsal olayları nesnel bir tutumla işlenmiştir.

    B) Roman başkişisi hayal ürünüdür, gerçeklik*ten uzaktır.

    C) Eser, olayların geçtiği yurt köşelerini gerçek*lere aykırı bir biçimde aktarmıştır.

    D) Eser, gözlem ve incelemelerden çok hayale dayalıdır.

    E) Eser, yurt gerçekleri yerine soyut düşüncele-
    ri iletmede kullanılmıştır.


    18. Bir şairi ille de şu ya da bu konuyu işlemesi için zor altına sokamayız. Falan ya da filan konuyu işlediği için şiirlerini güzel ya da çirkin sayamayız. Düşüncelerine ve davranışlarına bakarak eserini estetik yönünden değerli ya da değersiz gösteremeyiz. Gösterirsek sanatçının düşünme, seçme ve anlatma özgürlüğünü çiğnemiş oluruz,

    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Sanatçının başarı veya başarısızlığı ele aldığı konuyu işleyişine göre değerlendirilmelidir.

    B) Sanatçının belli konularda yazmasını istemek, yaratma özgürlüğünü kısıtlamaktır.

    C) Sanatçı yaratırken özgür olmalı, duygu ve f düşüncelerini dilediği gibi seçmelidir.

    D) Sanatçının düşünceleri ve davranışları ölçü alınarak bir eser değerlendirilmemelidir.

    E) Sanatçı ele aldığı konuyu, duygu ve düşün-
    celerine uygun olarak işlemelidir.



    19. Yazar eserlerinde genellikle İstanbul'un yasayışını ele almış. Edebiyat-ı Cedide'nin salon kişilerine karşılık kenar mahallelerin orta hâili, yoksul
    kişilerini kendi çevrelerinin âdetleri, inançları, dille ile yaşatmıştır. Konu dışı bilgi vermeden, gereksiz uzatmalardan kaçınan yazar, kişilerin ağızlarından yazılan yerlerde konuşma dilinin bütün inceliklerini kullanmış, kendi ağzından yazdığı yerlerde ise yabancı sözcüklere ve dil kurallarına yer vermiştir.

    Bu parçada sözü edilen yazarın eserleriyle ilgili olarak aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?

    A) Günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz sıradan insanlara yer verilmiştir.

    B) Kişiler yaşadıkları çevreyle ilişkili bir biçimde \ işlenmiştir.

    C) Sade bir dil, yalın bir anlatım kullanılmıştır.

    D) Aynı çevrenin insanları yaşantıları, inançları ile ele alınmıştır.

    E) Konu ile ilgili olmayan bilgilerden kaçınılmıştır.


    20. Büyüklerim, küçükken "Ben şair olacağım." dedi*ğimi söylerler. Ben böyle bir laf ettiğimi hatırlamı*yorum; ama şair olmayı en güç, en erişilmez bir şey olarak düşündüğümü pek iyi hatırlıyorum. Nitekim ilk kalem denemelerim de şiir değil, ne*sir olmuştu. İlk yazım Galatasaray Lisesinin ilk sınıflarında okuduğum yıllarda annemin ölümü*ne dair bir yazı oldu. Onu, yine annemin mezarı*nı babamla ziyaret edişimizi anlatan bir yazı ta*kip etti.

    Bu parçada, yazar aşağıdakilerden hangisi üzerinde durmaktadır?

    A) Sıkıntılı bir çocukluk dönemi geçirdiği

    B) Annesini çok sevdiği için şair olduğu

    C) Şair olmayı istediği hâlde yazar olduğu

    D) Şiiri düzyazıdan üstün gördüğü

    E) Edebiyat yaşamına nasıl başladığı


    21. Doğayı severiz. Ancak bir çınar ağacının üç yıl*lık olmasıyla üç yüz yıllık olmasının pek de bir önemi yoktur gözümüzde. Yemyeşil çimlerle kaplı bir park da doğal mera anlamındadır bizim için. O bakımlı çimlerin üzerine bağdaş kurup topluca oturmaktan çekinmeyiz. Hatta böyle bir parkın çimlerinin üzerinde otururken içimiz sızla*madan bir çiçeğin dalını koparıp dişlerimizi te*mizleyebiliriz.

    Bu parçanın yazarı neyden yakınmaktadır?

    A) Çevre bilincimizin gelişmemiş olmasından

    B) Toplumsal kurallardan haberdar olmayışı*mızdan

    C) Ülkemize, gereken değeri ve önemi vermeyi-şimizden

    D) En basit görgü kurallarına bile riayet etmeyi*şimizden

    E) Birbirimize karşı yeterince saygılı olmayışımızdan



    Cevap Anahtarı : 1.A 2.C 3.B 4.D 5.C 6.C 7.A 8.A 9.C 10.D 11.D 12.D 13.B 14.A 15.D 16.D 17.A 18.E 19.C 20.E 21.A

  6. #6
    Üyelik tarihi
    19.Mart.2011
    Mesajlar
    357

    Cevap: Paragraf Bilgisi Testleri

    Paragrafta Anlam - Test

    1. Belirli bir spor dalı için gereken eğitimin niteliği, yarışma kuralları ve eğitiminden yönetimine kadar her bilgi, spor zekasının durumu için temel ihtiyaçlardır. Belirttiğimiz bu faktörle ilgili olarak, sporcuların sadece ilgili spor dalında değil, aynı zamanda kendi vücutları, teknik kurallar, becerileri şekillendirme metotları ve antreman prensipleri, organizasyonu ve performans hakkında da bilgiye ihtiyaçları vardır. Yapılan sporun kendine özgü bilgisi yanında diğer spor dalları ve özellikle benzer sporlar hakkında bir şeyler öğrenmek de gereklidir. Bu, sporcuyu, ilgili olduğu sporu ve zekasının yaratıcılık etkinliğini daha iyi öğrenmeye iten temel öğedir.


    Bu parçada aşağıdaki yargıların hangisine değinilmemiştir?

    A) Sporcu, kendi spor dalı ile ilgili her türlü bilgiyle donatılmalıdır.

    B) Sporcu, teknik kurallar hakkında bilgiye sahip olmalıdır.

    C) Sporcu, seçtiği spor dalının gerektirdiği eğitimden geçirilmelidir.

    D) Sporcu, aynı zamanda yaratıcı bir zekâya sahip olmalıdır.

    E) Sporcu, kendi antrenörünün seçiminde etkili olmalıdır.





    2. Çok çalışmak beni yormaz da sonuç yorar. Ulaştığımı beğenmediğim için yorulurum. Bazen de çalıştığım için dinlenirim. Elde ettiğimden duyduğum hazdan dolayı. Her ikisi de güzel. Yorgunluk, dinlenmek için beni zorlar. Dinlenince de daha çok çalışmak isteği duyarım. Sonuçta......

    Düşüncenin akışına göre bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisinin getirilmesi en uygundur?

    A) yorgunluk beni emrine alır, istediği gibi kullanır.

    B) hiçbirinden zevk alamadığımı anlarım.

    C) ne yaptığımı bilmez hale gelirim.

    D) tüm çalışma isteğimi iyice yitiririm.

    E) yorgunluğa yenilmeden çalışmaya devam ederim.




    3. Aşağıdaki cümlelerin hangisi, bir paragrafın giriş cümlesi olamaz?

    A) Bir toplumun çağdaşlığa açık olması, ilerlemenin ön koşuludur.

    B) Böyle bir kültürün biçimlendirdiği kişilik modelinde temel karakter çekingenliktir.

    C) Dışa kapalı toplumlar, yaratıcılıktan ve üreticilikten yoksun kalır.

    D) Doğada ve dünyada durağanlık yoktur.

    E) Kültürler, toplumun temel gereksinimlerine bağlı olarak, kişilik modelleri oluşturur.



    4. “Gençken gösteriş olsun diye okurdum; sonradan, biraz da kendimi yetiştirmek için okumaya, incelemeye başladım; şimdi ise vakit geçirmek, oyalanmak için yapıyorum bu işi, çıkarımı sağlamak aklımdan bile geçmedi. Kitaba karşı içimde, beni baştan çıkartan aşırı bir sevgi vardı; yalnız kendi ihtiyacımı karşılamak için değil; üç adım uzaktaki çevremi doldurmak, süslemek içindi bu sevgi.

    Parçada anlatılanlardan aşağıdaki yargıların hangisi çıkarılamaz?

    A) Kitap insanı eğitir, yüceltir.

    B) Okumanın kişiye olduğu kadar, geleceğine de yararı vardır.

    C) Kitap, boş zamanları değerlendiren en güzel uğraştır.

    D) İnsan kişisel çıkarını sağlamak için de okumalıdır.

    E) Kitap bulunduğu yeri ve çevresini doldurur, güzelleştirir.




    5. “İşlemecilik, insanların süsleme arzusundan doğan çok eski sanatlardan biridir. Memleketimizde işlemeciliğe yüzyıllardan beri önem verildiği bilinmektedir. İşleme, saraylarda, kaftanlardan pabuçlara kadar her eşyaya uygulanmıştır. Eskiden, gelin olacak kızların en kıymetli çeyizlerini el işlemeleri oluştururdu; bunlar bazı şehirlerimizde, düğün günü, bir köşede sergilenirdi: İşlemeyi yapan genç kızın modeli doğadır. Saf ruhlu sanatkar kızımız, çevresindeki her şeyi, elindeki kumaş üstüne, hissettiği, dilediği gibi işler. Bu hissediş ve işleyiş sonucunda her biri bir değer olan olağanüstü çok çeşitli, motifler ortaya çıkar..”

    Bu parçada aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?

    A) Halen Anadolu’nun bazı şehirlerinde, düğün günü sergilenen el işlemelerini görebilirsiniz.

    B) El işlemeleri yaşamımızdaki her türlü aracı süsler.

    C) El işlemeciliği için en güzel model doğadır.

    D) El işlemeciliğinde, iğne, fırça, renkli iplikler ve boya kullanılır.

    E) İşleme motifleri, diğer sanatkarlarınkinden çok daha güzel ve çeşitlidir.




    6. (I) Düşünce ve sanat adamları sözleri ve yazılarıyla dile değer kazandırırlar. (II) Bizlerin de dil hazinesi en az onlarınki kadar zengindir. (III) Bu işi, dile yenilikler getirmekten çok onu bükmek, olanaklarını çoğaltmak, gücünü artırmak yoluyla yaparlar. (IV) Yeni sözcükler getiremezler, onları zenginleştirirler, anlamlarını ve kullanımlarını sağlamlaştırırlar. (V) Onlara alışılmamış bir çeşni verirler; ama bunu da dört bir yanı düşünerek, ustalıkla yaparlar.

    Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.



    7. Çocukları bizden oldukları için severiz. Etlerine etimiz, kemiklerine kemiğimiz karışmıştır; ama bizim dünyaya getirdiğimiz daha başka şeyler de var ki, hiç de çocuklarımızdan aşağı kalmaz. Ruhumuzun, kafamızın, bilgimizin doğurduğu çocuklar da diğerleri kadar değerli ve önemlidir. biri diğerine değil, ikisi de bir arada öncelikli olmalıdır. Anası ya da babası olduğumuz çocukların değerleri bizden çok kendilerinindir; bize sadece onuru, sevinci düşer. Oysa kısaca kafamızın yarattığı çocukların bütün güzellikleri, bütün incelikleri, bütün olgunlukları bizimdir. Öyleyse birine, değerli olsunlar sevinelim diye; diğerine de bizi ruhen doyursun, tümüyle kendimizin olsun diye sahip olalım.

    Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    A) İnsanoğlu için çocukları, sahip olabileceği en değerli varlıklardır.

    B) Eser sahibi olmak, çocuk sahibi olmak kadar önemsenmelidir.

    C) Çocuklarımızın sahip olduğu değerler onlara aittir.

    D) Çocuklarımızla onur duyar, başarılarının sevincini tadarız.

    E) Eser sahibi olmaya harcanan emek, çocuk yetiştirmeye yoğunlaştırılmalıdır.



    8. Çoklarımız kendi yaşamımızı gün gün yorumlamayız. Nasıl geçtiğini fazla önemsemeden, ya da üzerinde düşünmeye vakit bulamadan yaşar gideriz. Kimimiz ev-iş arasında mekik dokuruz. Aynı saatte evden çıkar, hemen hemen aynı otobüse biner, ya da arabayla gideriz. İş yerinde aynı kişiler; konuşmalar aynı, bu aynılık tekrarlanır gider. Ara sıra bu çemberi kıracak bir şeyler yaparız, ailece, ya da kendi başımıza. Bunların hiçbiri günlerin aynılığını, boyutlarını aşmaz, değiştirmez. İşte insaların çoğu bu çarkta yuvarlanır, gider...


    9. Ben dostlarımın bana sert davranmasını istiyorum. Sen bir budalasın, saçmalıyorsun, desinler bana. Ben dostlar arasında açık, yiğitçe konuşulmasını isterim: dostların düşünceleri neyse sözleri de o olmalı. Kulaklarımızı öyle sert, öyle kaba birer kulak yapmalıyız ki....

    Düşüncelerin akışına göre, bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

    A) sertçe, erkekçe konuşmalara, tartışmalara hazır olsun.

    B) dostlar arasında oluşacak sert ve yırtıcı bağlara dayanabilsin.

    C) salon konuşmalarının yumuşak seslerini her zaman duyabilsin.

    D) dostluğun kavgacı sağlamlığına duyarlı olabilsin.

    E) düşünce çatışmalarının doğruyu bulmamızı sağlayan kırıcılığına, yıldırıcılığına dayanabilen.



    10. Doğanın her güzelliğinde kalbimize gülümseyen bir anlam var. bu kendi halinde, gösteriş düşünmeyen, kendiliğinden bir güzellik. Bir dere içinde, iki taş arasına sıkışmış bir çiçek, gözlerden uzak, kuytu bir köşecikte öylece gelişir. Sanki kendi dünyasında, yalnız kendisi için güzeldir. Ne biz görelim diye doğmuştur, ne de bir başka varlık ona imrensin diye yaşar.

    Bu parçanın yazarı aşağıdakilerden hangisiyle nitelendirilemez?

    A) Güzelin gösterişlisini seven

    B) İyimser

    C) Gözlemci

    D) Güzelliklerden zevk alan

    E) Doğa hayranı



    11. Bencillik her şeyden önce, kendini başkalarının yerine koymamaktır. Sadece kendini düşünmektir. Çıkarını her zaman öne çıkaran, olayları, fikirleri çıkarı açısından değerlendirendir. Çıkarı zedelendiği zaman, ya da zedelenme tehlikesiyle karşılaştığı zaman her türlü kötülüğü yapabilecek bir iç perişanlığına kapılan, gözleri hiçbir şey görmeyen insandır. Başkalarının acıları onları

    içten yaralamaz, yardım etme ise, onlar için tadılmamış bir zevktir. Acılar, sevinçleri paylaşma niteliğinden yoksun oldukları için, her zaman kendi yalnızlıklarına gömülüdürler. İnsana özgü duyguların çoğundan yoksundurlar, duyguları zengin değildir.

    Aşağıdakilerden hangisi sözü edilen bencil kişilerin bir özelliği değildir?

    A) Çıkarını kollamayı her şeyin üstünde tutma

    B) Çıkarları baltalandığında kötülüğe yönelme

    C) Çevresindekilerle iyi ilişkiler kurmaktan büyük zevk alma

    D) Başkalarına yardım etme mutluluğunu yaşamama

    E) Başkalarının acılarını, sevinçlerini onlarla paylaşmama



    12. Doğruyu hangi elde görsem sevinçle karşılar; uzaktan kokusunu alır almaz silahlarımı atar, teslim olurum. Fazla yukardan ve insafsız olmadıkça yazılarıma çatılmasını hoş görmüş, çok kez karşıdakini kırmamak için yazdıklarıma istenen biçimi verdiğim olmuştur. Zararıma da olsa eleştirmeciye uysal davranmalıyım ki beni her zaman serbestçe uyarsın, kendimi düzeltmeme yardım etsin. Doğrusu çağdaşlarımı böyle bir işten yana çekmek kolay değil, Düzeltmek herkesin ağrına gittiği için kimse kimseyi düzeltmeyi göze alamıyor. Düşüncesini saklayarak konuşuyor çokları.

    Bu parçada sözü edilen yazarın kendisi ile ilgili asıl vurgulanmak istediği aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Ben her eleştiriye açık değilim.

    B) Yazdıklarımda okuyucuların isteklerine severek ve özellikle yer verebilirim.

    C) Başkalarını eleştirmekten ben de hiç mi hiç çekinmem.

    D) Eleştirmeyi göze alamayanlar, asıl düşüncelerine ters düşer ve biçimde konuşurlar.

    E) Eleştirilmek, yazılarımın daha iyiye ulaşmasına yardımcı olmaktadır.



    13. Sanatın bizim istediğimiz gibi olmasını istemek, sanata yapılabilecek en büyük kötülükler, saygısızlıktır. Nasıl olur da sanattan bize bildiklerimizi tekrarlamasını isteriz ki... Bu, aynaya her bakışta kendi yüzümü görmek gibi bir şey. Sanattan aynadaki bize benzemesini beklemek sadece kendimizden hoşlanmaktır, sanattan değil. Öyleyse sanatı kendi haline bırakmalı, eğer onu bir ihtiyaç sayıyorsak. Sanat, nasıl almak istiyorsa öyle olsun, farklı olsun.

    Parçaya göre “sanatı, insan için bir gereksinme kabul etmek” aşağıdakilerden hangisine bağlıdır?

    A) Sanatın hep bizi anlatmasına

    B) Sanatın hep özgün olmasına

    C) Sanatın bizi bilgilendirecek biçimde olmasına

    D) Sanatın istediklerimiz doğrultusunda biçimlenmesine

    E) Sanatın kendimizden hoşlanmamıza yardımcı olmasına



    14. Ünlü sinema aktörü William Holden, başını mermer masanın köşesine vurup kan kaybından ölmüş de üç gün kimsenin haberi olmamış. Alman gazeteleri isimsiz, ünsüz bir emeklinin tek başına oturduğu evde öldüğünü ve tam üç yıl komşuların bunu fark etmediğini yazdılar. Arkadaşım Celal Sılay, Şişli’deki odasında tek başına öldü. Komşular habersiz. Randevusuna gelmeyince merak eden iki arkadaş, kapısını kırıp içeri girince, şairimizin ölüsü ile karşılaştılar.

    Bu parçanın yazarı özellikle aşağıdakilerin hangisine karşı çıkmaktadır?

    A) İnsanların tek başına yaşamak zorunda kalışlarına

    B) İnsanların sözlerini tutmamalarına

    C) Dostluğun, komşuluk ilişkilerinin yok olmasına

    D) İnsanların çıkarlarını ön planda tutmasına

    E) Apartmanda dairelerin sayısının çok olmasına



    15. “Kimse aramadan bulamaz.” demeyeceğim, şunu düşünüyorum: Sanatta aramak, bulmak var mıdır? Şair olsun, ressam olsun, bestekar olsun, sanat adamı aramaz, bulmaz, cesaret eder, cüret eder. Aramak, bulmak bilim alanında olur. Bilgin, doğanın yasalarını arar. Birtakım olayları inceleyip onların sebeplerini bulur, bunlara dayanarak yeni şeyler ortaya kor. Sanat eri ise bunu yapmaz.

    Parçaya göre, sanat için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

    A) Doğanın yasası olan aramak, sanat için de geçerlidir.

    B) Sanat için çok çaba serf etmeye gerek yoktur.

    C) Sanatın kaynağı güzellik oluşturmak isteyen cürettir.

    D) Bilimle sanat, olayların sebebini arayarak bulur.

    E) Sanatın önündeki engelleri kaldırmak gerekir.




    16. Roman kimlik değiştirdi: Özellikle çok satan romanlar belli bir roman beğenisini tatmin etmiyor. Şimdiki romanların içinde, günümüzün politik sorunlarından, uluslarası çıkar çatışmalarına kadar birçok unsur yer alıyor. Romancının malzemesi geniş bir tabana yerleşince okur dairesi de genişliyor. Okur neyden hoşlanıyorsa romancı da onu yazıyor.

    Parçada asıl vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Günümüzün romanları değişik konuları işliyor.

    B) Politik sorunlar günümüzün romanlarında malzeme olarak işleniyor.

    C) Okur eğilimleri beğenileri ile roman içeriği aynı paralelde yürüyor.

    D) Uluslararası çıkar çatışmaları romanlara konu olabiliyor.

    E) Romandaki biçim - içerik yenilenmeleri okur çevresini daraltıyor.




    17. Dükkan sahibi de insafsız bir adamdı. Küçük çırağını dükkanda ve evinde bütün gün işlerde kullanırdı. Küçük çırağından kolay kolay memnun görünmeyen usta, bir gün geldi ki, dükkânını ona bırakarak gitmeye başladı. Cin gibi zeki bir çocuk olan çırak, ustasının yokluğunu hissettirmiyordu. Bu gayretlerden dolayı ustası ona bir kuruşluk gündelik vermeye başladı. Fakat çırağın içinde büyük bir istek, bir boşluk vardı. Gün geçtikçe cahil kalışının acısını seziyor, okuma yazma çareleri arıyordu.

    Bu parçada çırakla ilgili olarak aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir?

    A) Çıraklık kazancıyla ailesinin geçimini yüklenmesine

    B) Dürüst ve çalışkan olmasına,

    C) Yanında çalıştığı kişinin güvenini kazanmasına

    D) İçinde daima cahil oluşunun ezikliğini duymasına

    E) Çalışmanın ona maddi kazanç sağlamasına



    18. Ozan kendine özgü bir dil aramaz, kendine özgü bir dili olmalıdır. Ozanın dili, kişiliği demektir. Kişilik nasıl aranmakla bulunmazsa, şiir dili de özentiyle bulunamaz. Ozan, dilini aştıkça dilini bulur; kişiliğini aştıkça kişiliğini bulur.

    Bu paragrafta asıl vurgulamak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Kişiliğini zenginleştirmek isteyen ozan, daha çok yazmalıdır.

    B) Ozanın kendi kişiliği gibi, özgün bir dili olmalıdır.

    C) Bir ozan, kendine özgü bir dil yakalayabilmek için, daha büyük ozanlara benzemeye çalışmalıdır.

    D) Bir ozanın ilk görevi, kendine özgü bir dil ve söyleyişi öncelikle gerçekleştirmektir.

    E) Ozan olmak isteyen herkesin her şeyden önce güçlü bir dile ihtiyacı vardır.




    19. Dostluk öyle kolay değildir. Dost her zaman yüze gülmez. Dost, dostunun bir eksiğini, yanlışını gördü mü onu açıkça yüzüne söyler. Gerçek dostlukta dostun hem iyi yönleri hem kötü yönleri konuşulmalı. Dostun bir hatasını düzeltmek için onun hatasını ona söylemek ne kadar erdemli bir davranıştır. Eğer birinin gerçek dostuysanız çekinmeyin olumsuz yönlerini de söyleyin dostunuza. Ona iyilik etmiş olursunuz.

    Yukarıdaki parçaya en uygun başlık aşağıdakilerden hangisi olabilir?

    A) Dostluğun Değeri

    B) Sert Davranış

    C) Sevginin Değeri

    D) Dostluk Nasıl Kurulmalıdır

    E) Gerçek Dostluk



    20. (I) işte bu nedenle çocuk edebiyatımız, gerçekçi olmak zorundadır. (II) Yarın gerçeğini de anlatmak zorundadır. (II) Ama unutulmamalıdır ki ancak bilinç süzgecinden geçmiş sezgi, yaratıcıdır. (IV) Dolayısıyla, çocuk duyarlığını bir sezgisel güce kavuşturucu nitelikte olmalıdır. (V) Öyleyse, çocuksal bilinç süzgecinden geçmiş bir sezgi gücü yaratacak nitelikte olmalıdır, derim.

    Bu parçanın düşünce akışındaki bozukluğu düzeltmek için hangi cümleler yer değiştirilmelidir?

    A) I ile II B) III ile IV C) I ile IV

    D) II ile V E) III ile V

  7. #7
    Üyelik tarihi
    19.Mart.2011
    Mesajlar
    357

    Cevap: Paragraf Bilgisi Testleri

    PARAGRAF BİLGİSİ - III (KARMA TEST)



    1. Edebiyat; hava gibi, su gibi, güneş gibi, top*rak gibi vazgeçilmezdi. Onunla yatılıp onunla kalkılıyordu ve yaratıcı gücünün sonsuzluğu*na, edebiyatın insanı insan yapma büyüsüne İnanılıyordu. Toplumun yozlaşmaya ve her şeyin parayla ölçüldüğü, bilgi ve kültüre du*yulan saygının, kredi kartlarına, görselliğe yönelmeye başladığı yıllarda, edebiyat "Bir işlevi yok." düşüncesiyle gazetelerden ko*vuldu. Edebiyat kovulunca da gazeteler çirkinleşti, gazetelerle birlikte dil de espri de düşünce de sığlaşıp yüceliğini yitirdi.

    Bu parçaya dayanılarak, edebiyatla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine varıla*maz?

    A) Ticari bir getirişi olmadığı gerekçesiyle gazetelerden uzaklaştırıldığına
    B) Bir zamanlar yaşamın her alanında varlı*ğını hissettirdiğine
    C) Kendini yenileyemediği İçin ilgi görmedi*ğine
    D) İkinci plana itildiği için, dil, düşünce ve espri kalitesinin düştüğüne
    E) Ticari zihniyetin egemen olmaya başla*masıyla etkisini yitirdiğine

    2. Türkçe benim biricik vatanım, memleketim, evim. Nereye gitsem, onu da beraberimde götürürüm. Ben Türkçeye tutkunum. Uzun yıllar Fransızca öğretmenliği yaptım. Fransızcayı da çok rahat konuşurum. Biraz İngilizce okudum, derken dört yıl İtalyanca kurslarına gittim, İtalyanca öğrendim. Bir parçacık da Almancaya el attım. Ama benim için Türkçenin yeri başka. Her insan kendi dilini se*ver; ama bence Türkçe dünya dillerinin en güzellerinden biri.



    Aşağıdakilerden hangisi bu sözleri söyle*yen yazara ait bir özellik değildir?



    A) Yabancı dil öğrenmeye yatkın olma

    B) Anadil bilincine sahip olma

    C) Türkçeyi diğer dillerden üstün tutma

    D) Anadilini hayatının vazgeçilmezlerinden sayma

    E) Yabancı dilleri çok etkili kullanma



    3. Gülhane Hayvanat Bahçesi'ne herkes gibi ilk olarak ailece gitmiştik. Zürafayı ve maymun*ları çok iyi hatırlıyorum. Alay Köşkü'nü uzun uzun incelemiş ve sonra parkın serinliğine kendimi bırakmıştım. Ama bu geziden bir türlü mutlu olamamıştım. Pislik içindeki kü*çük kafeslerinde sinir hastası olmuş aslanlar, maymunlar, domuzlar ve kediler görmekten içim daralmıştı. Her yer dışkı kokuyor ve her yer kaybedilen özgürlüğün ağıtını söylüyor*du.



    Bu parçada dile getirilmek istenen duygu ya da davranış aşağıdakilerden hangisi*dir?



    A) Pişmanlık

    B) Şaşırma

    C) Düş kırıklığına uğrama

    D) Umursamama

    E) Utanç duyma



    4. (I) Resimde ele alınan konu çok çeşitli olabi*lir. (II) Sanatçı doğayı, sosyal, dini ya da ide*olojik bir temayı, bilineni ya da bilinmeyeni ele alıp tuvaline taşıyabilir. (Ill) Zaten böyle bir özgürlüğe sahip değilse üretmiş olduğu eserin, sanat değeri taşıyıp taşımadığı tartı*şılır. (IV) Önemli olan sanatçının eserinde kendini anlatabilmesi, izleyenin eserde sa*natçıyı görebilmesidir. (V) Bu nedenle konu, resmin temel öğelerinden biri değildir; sade*ce sanatçının iç dünyasını yüzeye aktarabil*mesinde bir aracıdır.



    Bu parçada anlatılmak isteneni içeren en genel yargı numaralanmış cümlelerden hangisidir?



    A)l. B) II. 0) III. D) IV. E) V.



    5. Benim hiçbir öykümde önceden belirlenmiş bir iskelet olmadı. Roman üzerinde istediğim zaman çalışabilmeme karşın, öykünün "eşref saati"ni beklemem gerekirdi hep. Masanın başına oturup "Biraz öykü çalışayım." diye*medim hiç. Buna kalkıştığımda ise altını im*zalamayacağım çok kötü şeyler yazdığımı gördüm. ........

    Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?



    A) Roman, öykü gibi yazma süreci içinde oluşmuyor.

    B) Roman, yazarın duygu dünyasını hiçbir zaman öykü kadar yansıtamaz.

    C) Öykünün iletisi, romanınki gibi baştan belli değildir.

    D) Öyküyle romanın yazılma sürecindeki asıl fark bu bence.

    E) Öyküde olay ve kişi sayısı sınırlıdır, ro*mana göre daha azdır.



    6.Türkiye, bazı tarihi nedenlerle uygarlık yarışı*na geç girmiş, büyük kültürel kopukluklar yaşamış bir ülke. Bu gecikmenin sancıları da çok uzun sürmüştür. Türk şair ve yazarları, bu büyük kopukluğun derin acılarını, izlerini yaşıyor hâlâ. Bugün Türk edebiyatında had*dinden fazla bireycilik ve son derece köksüz bir toplumculuk var. Sanki uzayda yaşıyor şair ve yazarlarımız. Halbuki bireycilik de toplumculuk gibi kültürel kökleri olması ge*reken bir olgudur.



    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Türkiye'nin yaşadığı kültürel kopuklukla*rın, sanat ve edebiyata yansıtamadığına

    B) Türkiye'de tarihi nedenlerle toplumculuk olgusunun pek gelişmediğine

    C) Türkiye'de kültürel kökleri olmayan bir bireycilik anlayışının gelişmiş olduğuna

    D) Şair ve yazarlarımızın, kimi gerçeklere yabancı kaldığına

    E) Türkiye'nin uygarlık yarışına geç başla*mış bir ülke olduğuna



    7.Bunlar gençlerin pek hoşuna gitmediyse, oturup biraz düşünmelerinde büyük yarar var. Tabii, eğer öykü yazmak, Türk öykücü*lüğüne katkıda bulunmak istiyorlarsa... Gü*nümüzün öykücüleri arasında bu eleştirilerin dışında tutulması gereken, birikimli, yetkin, ilerde çok daha özgün öyküler yazacak olanlar da var; ama genele baktığımızda du*rum pek iç açıcı değil.



    Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?



    A) Eleştirmenler niçin pek sevilmiyor?

    B) Öykücülüğümüzün geleceğini nasıl gö*rüyorsunuz?

    C) Şiir gibi, öykü de ölüyor mu?

    D) Genç öykücülere dönük bu eleştirileriniz biraz sert değil mi?

    E) Sizce genç öykücüler ürünlerini kalıcı kılmak için nelere dikkat etmelidir?



    8. Ne zaman bir roman yazsam birileri, en çok da annem, "Şöyle bir aşk romanı yazsana!" derdi. Hep günün birinde ana teması aşk olan bir roman yazmayı düşünmüştüm. "Za*manın Manzarası" öyle çıktı ortaya. Ama bi*zim gibi yazarlar, insanın yazgısını merak eden, o tür konularla akrabalık kurmuş ya*zarlar, aşkı da yazsalar, yanına başka bir sü*rü konu koyuyorlar.



    Bu parçadan, aşağıdaki yargıların hangi*sine ulaşılabilir?



    A) Romanlar genellikle okurun beklentileri*ne göre biçimlenir.

    B) Sıradan okurlar, aşk romanlarından da*ha çok hoşlanırlar.

    C) Sadece aşk temasını işlemek güçlü ro*mancılara özgüdür.

    D) Romancının asıl görevi insanın kaderini araştırmaktır.

    E) Romanı tek bir konu üzerine kurmak ya*zarın elinde değildir.



    9.Bazı kökler vardır ki insanlık tarihiyle ilgilidir. Düşünce tarihiyle, ülkelerin kimliğiyle, kültü*rüyle, insanın var oluşuyla ilgilidir. Has şiirin kökleri de böyledir. Böyle değilse zaten o şiir yaşama veda eder. Şair, insanlığın bütünü içinde yer aldığı hissine sahip değilse, bu duyguyla yazmıyorsa, bana göre boşlukta*dır; bir yer edinemez edebiyatta.



    Bu parçadan aşağıdakilerin hangisi çıka*rılamaz?



    A) İnsanlık durumuyla ilgili olmayan şiirin yaşama şansı yoktur.

    B) Bir şairin edebiyattaki yeri ve değeri ne*rede durduğuna bağlıdır.

    C) Şiirin kökleri, öteki sanatlardan daha es*kiye uzanır.

    D) insanlığın bütününe ait bir duygudan yoksun bir şair kalıcı olamaz.

    E) İyi şiir, insanlığın kültürel birikiminden iz*ler taşır.



    10.Ben çok küçükken, yani çocukların itfaiyeci ya da pilot olmak istedikleri dönemde, büyü*yünce bir şey icat etmek, ya da bir şey keş*fetmek isterdim. Bu nedenle de idealim, bir makine icat edebilmek için makine mühen*disi ya da bir ilaç keşfedebilmek için biyolog falan olmaktı. Sanıyorum, bu isteğimin arka planında, insanlığa hizmet ederek tarihe geçmek arzusu vardı. Bunu, biraz bilinçle*nince daha iyi anladım.



    Bu paragrafta kendinden söz eden kişi için aşağıdaki niteliklerden hangisi en uy*gun düşer?



    A) Düş kırıklığına uğrayan

    B) Bilgi edinmekle övünen

    C) Bilme önemli hizmetleri olan

    D) Güçlü bir belleğe sahip olan

    E) Mesleğinde ünlü biri olmayı düşleyen



    11.Yazılarımdaki şiirsellik; sıcaklık kendime kar*şı dürüst olmaya çalışmamdan kaynaklanı*yor. Kendimi aldatırsam okurlarımı da aldat*mış olurum. Okurlarım bana inanıyor, ben de inandığım şeyleri yazıyorum. Modaya uy*mak, tribünlere oynamak, herkesin hoşlana*cağı şeyler yazmak gibi kaygılarım yok.



    Böyle konuşan bir yazar için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?



    A) Bilgi birikimiyle övünen

    B) Kendine ait değer ölçüleri olan

    C) Kendini sürekli yenilemek isteyen

    D) Gerçekleştirmek istediği düşleri olan

    E) Okurlarının beğenisine güvenen



    12. (I) O yıllarda bazı gençler bireyci edebiyatın peşindeydi ve orada var olmanın olanaklarını arıyorlardı. (II) Bireyin içinde bulunduğu du*rumu Batı edebiyatlarına öykündüklerini sez*diren bir tavırla anlatıyorlardı. (III) Kendileri ortada yoktu, kişilikleri çok sonra bizim insa*nımıza döndüklerinde, bizim insanımızın so*runlarını kurcaladıklarında gelişecekti. (IV) Bireyci edebiyatla toplumcu edebiyatın akı*şına katılan gençler, birbirlerine karşı düş*manca bir tutum içindeydiler. (V) Yersiz bir şekilde gizli gizli birbirlerini eleştiriyorlardı. (VI) Böyle olmakla birlikte aynı kahvelere, ay*nı meyhanelere gidiyorlardı; dosttular, arka*daştılar.



    Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense, ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başla*ması uygun olur?



    A) II. B) III. C)IV. D)V. E) VI.



    13. Ben zaten yazma isteği olan bir çocuktum. Sürekli yazıyordum. Üniversiteye gelince, Sait Faik'i tanıyınca çok sevdim. Bana yaz*ma isteği, yazma coşkusu verdi. Öykülerini ezbere bilirdim neredeyse. Öykülerimde et*kisi, izleri vardır elbette; dünyalarımızın çok ayrı olmasına rağmen...



    Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?



    A) Sait Faik'in öykücülüğünü nasıl değer*lendiriyorsunuz?

    B) Öykülerinizde Sait Faik'in etkisi, izleri var mı?

    C) Sait Faik'i ne zamandan beri tanıyorsu*nuz?

    D) Okuma alışkanlığını çocuk yaşta mı edindiniz?

    E) Okur, olay öyküsünü daha mı çok sevi*yor?



    14. Kendimi çok az döküp saçıyorum. Normal, gündelik bir hayat sürdürüyorum; bu da ba*na yetiyor. Barlarda tartışmak, günde elli ki*şiyle görüşüp konuşmak bana göre değil. Sürekli olarak okuyup yazıyorum. Çok titiz, çok korunaklı yaşıyorum. Alışık olmadığım insanlarla görüşmek beni rahatsız ediyor. Hayran ilişkisi bumerang gibidir; her an nef*rete dönüşebilir; budar, ehlileştirir insanı.



    Böyle konuşan bir kişi için aşağıdakiler-den hangisi söylenemez?



    A) İlişkilerinde çok seçici davranır.

    B) Elindekilerle yetinip mutlu olur.

    C) Sürekli olarak kendini denetim altında tutar.

    D) Sevenleri için bile kişiliğinden ödün ver*mez.

    E) Herkesi kendisi gibi düşünmeye zorlar.



    15. Düş, doğanın veya yaşamın değil, bütünüyle insan beyninin yarattığı en harika eserlerden biridir. Tutarlı tutarsız davranışlarla, evrende rastlanmayan konularla, akılları durduran gö*rüntü ve serüvenlerle bezenmiştir. Zihinde oluşan bir dünyadır ve dokunamaz, avucunuza alamazsınız. Bu hakiki düşün yanında uyanık gözle ve kafayla görülenler, düşle*nenler de var. Katı gerçeklerin ve koşulların sıkboğaz ettiği günlerde sığındığımız, dört elle sarıldığımız renkli, bizleri rahatlatan, avutan, uyuşturan düşler yararlı ve güzeldir.



    Bu parçada, düşle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemistir?



    A) Zihnin en güzel ürünlerinden biri olması*na

    B) İnsanın zor zamanlardaki sığınağı olma*sına

    C) İnsanı oyalayan bir nitelik taşımasına

    D) Anlamının kişiden kişiye değişmesine

    E) Doğaüstü konularla süslenmesine



    16. Yazar için günlük tutmak, bir bakıma yaşam*la yazılı ilişki kurmaktır. Varlığını kanıtlayacak olayları, olguları, durumları bir araya topla*mak, bir yaşantı evreninin temelini atmaktır. Yazarlar, düşüncelerinin gürültülü devinimleriyle ağırlaşan beyinlerine soluk aldırmak, bu arada biriken üretimlerini boşaltarak bilgelik özlemlerini de gidermek amacıyla günlükleri*ne sokulurlar. Bir de şiir, öykü, roman üstü*ne çalışırken karşılaştıkları zorlukları, yapıtla*rını oluştururken geçirdikleri evreleri, duy*dukları estetik kaygıları dile getiren bir "iş takvimleri" vardır. Bunları da buluruz günlük*lerde.



    Bu parçaya dayanılarak, günlükle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine varıla*maz?



    A) İç dökmek, rahatlamak için yazıldığına

    B) Yazarların özlemlerini yansıttığına

    C) Yazma alışkanlığı kazandırdığına

    D) İnsanın var oluşuna, yaşadığına tanıklık ettiğine

    E) Sanatsal üretim süreciyle ilgili ipuçları verdiğine



    17. Turgut Uyar, ölçülü ve uyaklı ilk dönem şiir*lerinde daha çok kişisel yaşantısı üzerinde durdu. Aşk, ayrılık, ölüm temalarını işlediği bu şiirlerinde Garip akımının izleri görülür. Daha sonra yoğun imgelerin ve simgeci bir söyleyişin etkili olduğu şiirleriyle İkinci Yeni'nin başlıca şairlerinden biri oldu. Sanatını, halk şiirinin deyişleri ve Divan şiirinin biçim*lerinden yararlanarak geliştirdi. Büyük kent yaşamını bütün karmaşıklığı ve sarsıntılarıyla içeren bir şiir oluşturdu. Lirik şiirin gelenek*sel sınırlarını zorladı. Şiirle düzyazı arasında*ki ayrımı ortadan kaldırdı; şiirlerindeki zengin doku giderek yalınlaştı.



    Bu parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Bir dönem Garip şiirinden etkilendiğine

    B) Yaptıklarıyla başkalarına örnek olduğu*na

    C) Şehir yaşamının karmaşasını şiirlerine yansıttığına

    D) Sanatını geliştirirken Türk şiir geleneğin*den yararlandığına

    E) Şiirlerini düzyazı havası taşıyan bir dille yazdığına



    18. Öykülerimdeki insanlar yürümeli, el sıkışmalı, kavgayı göze alabilmeli, yargılamalı, isyan etmeli; ama yaşamın sihirli güzelliğinden gözlerini ayırmadan yeni sevgiler ve dostluk*lar da edinmeli. Kendi özeleştirisini yapabil*meli, dünyaya açık olmalı ve bütün bunları okurlarım iliklerinde hissetmeli. Yaşamdan öykülerime, öykülerimden yaşama koşmalı; varlıklarına yeni güzellikler taşımalı. Yaşamın her ayrıntısıyla bütünleşmeli, yaşamın sanat ve edebiyatla yoğrulan birer temsilcisi olmalı ve insanlığa mesaj verebilmeli.



    Bu parçada yazar, öykü kişilerinin ve okurlarının hangi özelliği üzerinde durma*mıştır?



    A) Gerektiğinde risk alabilecekleri

    B) Söyleyecek sözlerinin olduğu

    C) Kendilerini sorgulamaktan çekinmedik*leri

    D) Yaşamla ve edebiyatla iç içe oldukları

    E) Önyargılı olmaktan kaçındıkları



    19. Binlerce yıldır önemli bir ticaret ve yönetim merkezi olan başkent, nedense turistik bir gezi için gelmez aklımıza. Oysa Cumhuriyet tarihinin önemli eserleri, camileri, kale için*deki tarihi evleri, eğlence için ünlü caddeleri, birbirinden popüler restoranları, parkları ve alışveriş merkezleriyle hiç de turistik açıdan hayal kırıklığı yaratacak bir şehir değil. Ayrı*ca çevresindeki ören yerleri Hattuşaş, Yazılı-kaya, Alacahöyük ve Gordion'la da oldukça turist çekiyor. Şehre yaklaşık 100 kilometre mesafedeki Beypazarı ise son zamanlarda yaptığı atakla gezginlerin yeni duraklarından biri olmaya aday.



    Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağı*dakilerden hangisidir?



    A) Son yıllarda en fazla turist çeken illeri*mizden biri de Ankara'dır.

    B) Ankara sadece siyasetin ve diplomasi*nin merkezi değil, zengin kültüre sahip bir kenttir de.

    C) Ankara çevresindeki ören yerleri saye*sinde çok sayıda turistin ilgi odağıdır.

    D) Siyasetin ve yönetimin merkezi olan An*kara turistik açıdan da çok zengin bir ili*mizdir.

    E) Ankara Cumhuriyet tarihinin şaşırtıcı ter-kipleriyle dolu zengin bir yönetim mer*kezidir.



    20. "Satılmıyor" gerekçesiyle şiir dizisini yayın*dan kaldıran büyük yayınevlerine her gün yenileri ekleniyor. Sayısız şiir dergisinin çıktı*ğı, antolojilerin, yıllıkların peş peşe sökün et*tiği bir dönemde üstelik. "Bir antoloji yüz şiir kitabına bedeldir." deniyor adeta. Tadımlık olan doyumluk olanın yerine geçer oldu. Ancak, şiir kitaplarının yeterince satmıyor oluşu sadece şimdiye özgü bir durum değil. Has şiir, her zaman az satılmadı mı? Eskiden de öyleydi; ama medyatik olmak, popüler ol*mak bugün olduğu kadar prim yapmıyordu, göz boyamıyordu.



    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Yeni şiir kitaplarında okurun, aradığı tadı bulamadığına

    B) Yayıncıların ticari kaygılarla şiir kitabı yayımlamak istemediğine

    C) Antolojilerin, şiir kitaplarına tercih edil*meye başlandığına

    D) İyi şiirin her dönemde alıcısının az oldu*ğuna

    E) Günümüzde medyatik olana daha çok ilgi duyulduğuna



    21. İnsanoğlu bir gün virgülü kaybetti ve söyle*dikleri birbirine karışmaya başladı. Noktayı kaybettiğinde düşünceleri uzayıp gitti, onları bir araya getiremedi. Bir gün ünlem işaretini kaybetti; sevincini, öfkesini, tüm duygularını yitirdi. Bir başka gün soru işaretini kaybetti; soru sormayı unuttu o zaman da. Derken bir gün iki noktayı kaybetti ve kimseye bir açık*lama yapamaz oldu. Yaşamının sonuna gel*diğinde elinde yalnızca tırnak işareti kalmıştı; içinde de başkalarının düşüncesi vardı yal*nızca.



    Bu parçada aşağıdakilerden hangisi vur*gulanmaktadır?



    A) Bilgi alışverişinde, noktalama işaretleri*nin önemli bir rolü vardır.

    B) Doğru düşünmede noktalama işaretleri*nin payı büyüktür.

    C) Noktalama eksikliği, iletişimi güçleştirir.

    D) Doğru bir anlatım, dilbilgisi kurallarına uymakla mümkündür.

    E) Noktalama yanlışlığı anlam bulanıklığına yol açar.



    22. Tarih boyunca, aşağı yukarı her kültürde se*ramik sanatının, toplumsal kimlikle hayati bir bağı olmuştur. Yunancadan gelen seramik sözcüğü her biçimdeki kil anlamındadır. Bu malzemenin kalitesi sayesinde, müzelerin çoğunda, tarih boyunca sanatçıların kendile*rini toprakla nasıl ifade ettiklerini görebiliriz. Seramik sanatında kullanılan teknikler, tarih öncesi dönemlerden günümüze dek, değiş*meden gelmiştir. Kuşkusuz bu denli köklü bir geleneğe, zengin ifade olanaklarına ve yenilik potansiyeline sahip bir başka el sana*tı daha yoktur.



    Bu parçada seramikle ilgili olarak aşağı*dakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Sanatçılara kendilerini ifade etmede ge*niş olanaklar sunduğuna

    B) Yeniliklere açık, geleneksel bir el sanatı olduğuna

    C) Toplumsal değişmelerden etkilendiğine

    D) Toplumsal yapıyı yansıtıcı nitelik taşıdı*ğına

    E) Kullanılan tekniklerin her dönemde nite*liğini koruduğuna



    23. Klasik roman, kendi içinde dört dörtlük bir dünyadır. Onun bu kendi kendine yeterliliği, entelektüel seviyesi birbirinden farklı kitlelerce okunabilmesine olanak verir. Oysa mo*dern roman, klasik romanın bu kendi başı-nalığını kırar. Oradaki karakterler, olaylar ya da diyaloglar salt kendilerinden kaynaklan*maz. Modem roman, birçok farklı anlatıdan esinlenir ve oralardan alınan parçalarla ken*dini var eder. Modern roman, dış referansla*rını değersiz olmaktan çıkarıp hayati bir öne*me kavuşturur. Okurundan belli bir entelek*tüel yoğunluk ve zihinsel çaba ister; onda bilmece çözme ve oyun oynama isteği uyan*dırır.



    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Klasik romanla modern roman arasında önemli yapısal farklılıklar olduğu

    B) Klasik romanın kendi içerisinde bir bü*tünlüğe sahip olduğu

    C) Modern romanın kendi dışındaki anlatı*lardan yararlanma yoluna gittiği

    D) Klasik romanların daha kalıcı ve daha kolay okunur olduğu

    E) Modern romanları okumanın belli bir zi*hinsel uğraş gerektirdiği



    24. Bizim evde yazmak, defter tutmak adeta günlük yaşamın ayrılmaz bir parçasıydı. Ba*bam inci gibi bir eski yazı ile Yahya Kemal'in şiirlerini defterine yazardı, sonra da onları bi*ze okurdu. Ağabeyim, kilitli bir hatıra defteri*ne eski Türkçe ile anılarını yazardı. Bense il*kokul beşinci sınıfta, tarih kitabından özetler çıkarır, bunları özene bezene temize çeker ve sınıfta arkadaşlarıma, çalışmaları için ödünç verirdim. Galiba, yazma tutkusu ba*na, ben farkına varmadan, ailem tarafından enjekte edilmişti.



    Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?



    A) Yazmak size göre yaşamda bir iz bırak*mak mıdır?

    B) Sizde yazma düşüncesi ne zaman oluş*maya başladı?

    C) Başarılı olmanızda yaşadıklarınızı yaz*manızın rolü var mıdır?

    D) Kendi ailenizin romanını yazmayı düşün*dünüz mü?

    E) Anı, geçmiş yaşantıları paylaşma ihtiya*cının bir ürünü müdür?



    25. (I) Heykel ve heykelciliğin tarihi eski zaman*lara kadar uzanır. (II) Ancak, ilk heykelin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinme*mektedir. (III) Özellikle mermerden yapılan heykeller, günümüze kadar sanat özellikleri*ni korumuştur. (IV) Dünyanın çeşitli yerlerin*de yapılan kazılarda mermer, ağaç, taş, piş*miş toprak, maden gibi çok çeşitli malzeme*den yapılmış heykel ve heykelciklere rastlan-maktadır.(V) Bunların büyük bir kısmı, çeşitli kavimlerin ilah saydıkları varlıkları tasvir et*mektedir. (VI) Bazı heykellerin de kral ailele*rini, kahramanları ve hayvanları tasvir ettik*leri görülmektedir.



    Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?



    A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.



    26. Şairler kitapları satılmadığı ya da az satıldı*ğında bugün olduğu kadar gocunmuyor, ya*yınevleri de bunu bugün olduğu kadar şairin başına kakmıyordu. Şiir doğası gereği küçük yayınevlerinde, daha az renkli olduğu İçin az satılan dergilerde hayat buluyordu. Şairler daha mutluydu eskiden, hatta birdenbire çok satılmaya başlayanlar kendilerine kuş*kuyla bakıyorlardı. Has şiirden, iyi şiirden uzak düştükleri, popüler şeyler yazmaya başladıkları vehmine kapılıyorlardı. Bugün öyle değil; ne kadar satarsan o kadar değer*lisin. Şiirin doğasına aykırı olsa da böyle bu.



    Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?



    A) Yayınevlerinin, şiir kitaplarının az ya da çok satılmasını bugünkünden farklı de*ğerlendirdiğine

    B) Eski şairlerin daha başarılı ve kalıcı şiir*ler yazdığına

    C) Günümüzde çok satmamın bir başarı öl*çütü sayıldığına

    D) Şiirin, küçük yayınevlerinde ve az satılan dergilerde yer almasının şiirin yapısıyla ilgili olduğuna

    E) Eski şairlerin şiirin kalitesi konusunda daha duyarlı olduğuna



    27. (I) Dünyanın birçok büyük kenti hayvanat bahçesi ile ünlüdür. (II) Ama bu hayvanat bahçeleri birer hayvan hapishanesinden başka bir şey değil. (III) Üstelik bu "mah*kumların tek suçu hayvan olmalarıdır. (IV) Yeryüzünde sadece insanlar yaşamıyor. (V) Hayvanlar kendi doğal ortamlarında yaşa*malı. (VI) Hayvanları kendi ortamının ev sa*hipliğinde ziyaret etmek ve gözlemlemek en güzeli.



    Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense, ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başla*ması uygun olur?



    A) II. B) III. C)IV. D)V. E) VI.




    28. İnsan, doğduğu saatten öleceği saate kadar severek, kavga ederek, cephelerde çarpışa*rak, hastalanarak yaşar. Yaşadıkları, o istese de istemese de varlığındaki derin kuyularda birikir. Birikenleri bir sonuca varmak amacıy*la sıraladığında da "yaşam tarihi"nin belirdi*ğini görür. Bu insanlardan biri, yüreğinden yükselen fokurtularla, bu fokurtuları değer*lendiren bir yeteneğin itmesiyle yazarlığa so*yunursa, kuyularında birikenlere ve başkala*rının biriktirdiğine uzanmak durumundadır.



    Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağı*dakilerden hangisidir?



    A) İnsan düşüncesi, doğumla ölüm arasın*da değişebilen bir özellik taşır.

    B) Bir sanatçının yapıtlarında anlattığı şey*lerin kaynağı, yaşadıklarından çok, ken*di yaratma gücüdür.

    C) Yaşamın zenginleşmesi, yüzyıllar boyu oluşan kültür birikimiyle gerçekleşir.

    D) Her yazar yaşamdan edinilen bilgi ve bi*rikimle beslenir.

    E) Bir sanatçının başarısı, yaşadığı günlerin hakkını verebilmesine bağlıdır.



    29. Edebiyat eğitimi ta başından beri yanlış yol*da bizde. Yetişme çağındakileri edebiyattan soğutucu, okuma isteklerini kırıcı bir progra*mımız var. Genelde edebiyat dersleri, edebi*yat tarihi biçiminde uygulanıyor. Türkoloji bölümünde yetişen öğretmenler, Divan ede*biyatı dönemine, "aruz"a takılıp takılıyor. Uy*gulama derslerinde, bir türlü Cumhuriyet dö*nemi edebiyatına gelemiyorlar...



    Bu parçanın bütününde vurgulanmak is*tenen aşağıdakilerden hangisidir?



    A) Okullardaki edebiyat programlarının tüm dönemleri kapsamadığı

    B) Edebiyat tarihi derslerinin verimsiz ve sı*kıcı geçtiği

    C) Gençlerin ilgisini çekmeyen ezberci bir edebiyat eğitimi verildiği

    D) Edebiyat eğitimi programlarının dar kap*samlı ve çok klasik olduğu

    E) Edebiyat eğitimine gereken önemin ve*rilmediği



    30. Cemal Süreya, benim aşağı yukarı bütün öy*külerimde kendi yaşadıklarımı, kendi serüve*nimi anlattığımı söylüyor. Onun bu sözlerin*de, bir doğrunun üzerine gidilmesinden çok öykülerimin içeriğine yöneltilmiş bir eleştiri var. Bunu da bir kusur gibi göstermek iste*miştir. Oysa Tolstoy, Dostoyevski, Gorki, Steinbeck, Kazancakis ve bizden Sait Faik, Orhan Kemal, Tarık Dursun K., Demir Özlü gibi yazarlar, hem yaşadıklarını, hem de ya*şamın geniş havuzunda toplanan insanlığın ortak birikiminden seçtiklerini koymuşlardır roman ve öykülerine. Şimdi bunlar kusurlu yazarlar mıdır?



    Bu parçada yazar aşağıdakilerden hangi*sine karşı çıkmaktadır?



    A) Roman ve öykünün sadece düş gücüyle oluşturulmasına

    B) Yaşamı olduğu gibi ele alan yazarların hor görülmesine

    C) Eleştirilerde eserden çok, kişiliğin hedef alınmasına

    D) Yaşamını sanatına yansıtan yazarların küçümsenmesine

    E) Edebiyat yapıtlarının içeriklerine göre değerlendirilmesine



    31. 12. yüzyılda, süslenecek metinin içeriğiyle uyumlu minyatürler yapılmaya başlandı. Baskı makinesinin bulunuşuna kadar Avru*pa'da çok güzel ve görkemli minyatürler ya*pıldı. Bundan sonra minyatür daha çok ma*dalyonların üzerine portre yapmak için kulla*nıldı. 17. yüzyıldan sonra fildişi üzerine yapı*lan minyatürler yaygınlaştı. Daha sonra min*yatür sanatına karşı ilgi azalmakla birlikte, dar bir sanatçı çevresinde geleneksel bir sa*nat olarak sürdürüldü.



    Bu parçada minyatürle ilgili olarak aşağıdakilerin hangisinden söz edilmemiştir?



    A) Her zaman aynı nesneler üzerine yapıl*madığından

    B) Nitelik değiştirerek varlığını yüzyıllarca sürdürdüğünden

    C) Kendisine duyulan ilginin zamanla azal*dığından

    D) Yapıldığı yüzyılı farklı özellikleriyle yan*sıttığından

    E) Bir dönem, verilen örneklerin çok etkile*yici olduğundan



    32. Ben, toplumsal ve bireysel yaşamlarımızdaki durumları, yaşamın gürültü patırtısını, uğul*tusunu, bulanık ve duru akışlarını atılgan, okuru allak bullak eden, hop oturtup hop kaldırtan bir dille anlatmayı görev edinmiş biriyim. Bu nedenle çevreme baktığımda be*ni izleyebilen ya da yaşamın bereketini öyküleştirmek amacıyla benim kadar didinen bir kimseyi göremiyorum. Bu yüzden bana yakın hiç kimse yoktur bizde; ama dünyada benim yakınlarında olmak istediğim yazarlar çoktur. Bunların en başlarında da Dostoyevski gelir.



    Aşağıdakilerden hangisi bu sözleri söyle*yen sanatçıyla ilgili bir özellik değildir?



    A) Dinamik ve çarpıcı bir üslupla yazmayı ilke edinme

    B) Değerinin zamanla anlaşılacağını düşün*me

    C) Başarılı yabancı yazarlara imrenme

    D) Öykülerinde yaşamdan değişik kesitler sunma

    E) Kendi alanındaki yazarların uğraşını kü*çümseme



    33..... Aynı zamanda roman, deneme, şiir ve

    makale de okur. Yabancı ülkelerdeki okur*larla bizim okurlarımız arasında bir benzerlik vardır. "Okuyucu, her şeyi okur." Bütün tür*lerin izleyicisi, seçicisi, yaşatıcısıdır o. Ve özel olarak bir öykü okuru yetiştirilmemiştir. Ayrıca, yetiştirilebilir mi bilmiyorum. Bunu tartışmak gerek.



    Düşüncenin akışına göre bu parçanın ba*şına aşağıdakilerden hangisi getirilmeli*dir?



    A) Öykü okuru, yerli ve yabancı ayrımı yap*maz.

    B) Öykü okuyucusu benim öykülerime ya*bancı değildir.

    C) Bizim okurumuz yalnızca düzyazı me*raklısı değildir.

    D) Bizim okurumuz sadece öykü okuyan bir okur değildir.

    E) Her öykücü kendi okurunu yetiştirir.



    34. Kültür yayıncılığımız, piyasa olmaktan çıkıp sektörleşme gayretleri içinde. O yüzden me*ta olan yayımlanıyor. Satabilecek şairler, ya*yınevi bulmakta zorluk çekmiyorlar. Benim durumum ayrı, ben dik başlı olduğum için cezalandırılıyorum. Benim ayarımda, hatta çok daha aşağılardaki şairlere teklif geliyor. Ama bana Allah'ın bir kulu teklifte bulunmu*yor. Benim bundan yakındığım anlaşılmasın. Son yıllarda üç ülkede kitabım yayımlandı. Gerekirse entelektüel göç yaparım, yine de boyun eğmem.



    Şairin bu sözlerinden, kendisiyle ilgili ola*rak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?



    A) Yayıncılık politikalarından memnun ol*madığı

    B) Tavır ve davranışlarından ödün vermedi*ği

    C) Kendisine yapılan haksızlıklardan şika*yetçi olmadığı

    D) Şiirle uğraşmayı her şeyin üstünde tut*tuğu

    E) Tutumundan dolayı cezalandırıldığını düşündüğü



    35. Edebiyatımızın daha da gelişmesi için sanat*çılar, işçinin, köylünün yaşamına daha çok katılmalı; oradan edinecekleri zengin izle*nimlerle yeni yapıtlar oluşturmalı. Köy yaşa*mının verilmesinde son yıllarda bir ölçüde başarılı olunmuş; ancak işçi yaşamı henüz yeteri kadar ele alınmamıştır. Genç sanatçı*ların buna yönelmeleri çok yerinde olacaktır. Ancak, bu sorunlara eğilecek sanatçıların estetik titizliklerini artırmaları gerekiyor. Bu noktada açık verenler, ne topluma ne de edebiyata yararlı olabilirler.



    Bu parçanın bütününde aşağıdakilerden hangisi vurgulanmaktadır?



    A) Genç sanatçıların toplumsal sorunlara duyarsız kaldıkları

    B) Estetik kaygıdan yoksun eserlerin, kalıcı olamayacağı

    C) Emeği anlatma amacı taşımayan eserle*rin edebi değerinin olmadığı

    D) Sanat değeri tartışılan eserlerin, toplu*ma yarar sağlamayacağı

    E) Edebiyatın, toplumsal sorunları günde*me tutmada önemli bir işlevi olduğu


    1)C 2)E 3)C 4)E 5)D 6)A 7)D 8)E 9)C 10)E 11)B 12)C 13) B 14)E 15)D 16)C 17)B 18)E 19)D 20)A 21)C 22)C 23)D 24)B 25)B 26)B 27)C 28)D 29)D 30)D 31)D 32)B 33)D 34)D 35)D

Benzer Konular

  1. Karışık Dil bilgisi testleri
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 05.Mayıs.2013, 19:51
  2. Ses Bilgisi Konu Testleri
    Konu Sahibi edebiyatci Forum Türk Dili Edebiyatı Soru Bankası
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 12.Mayıs.2011, 15:25
  3. Ses Bilgisi ve İmla Karışık Konu Testleri
    Konu Sahibi edebiyatci Forum Türk Dili Edebiyatı Soru Bankası
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 12.Mayıs.2011, 14:59
  4. Yapı (Biçim) Bilgisi Konu Testleri
    Konu Sahibi edebiyatci Forum Türk Dili Edebiyatı Soru Bankası
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 12.Mayıs.2011, 14:56
  5. Şiir Bilgisi Konu Testleri
    Konu Sahibi edebiyatci Forum Türk Dili Edebiyatı Soru Bankası
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 12.Mayıs.2011, 14:01

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •