Sanat Nedir?
Toplam 5 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 5 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Sanat Nedir?

  1. #1
    Üyelik tarihi
    27.Mart.2011
    Mesajlar
    530

    Sanat Nedir?


    Sanatın Tanımı

    Sanat, insanlık tarihinin her döneminde var olan bir olgudur. İnsanlığın geçirdiği evrimler yaşama biçimlerini, yaşama bakışlarını, sanat biçimlerini ve sanata bakışlarını değiştirmiş, her dönemde ve her toplumda, sanat farklı görünümlerde ortaya çıkmıştır.

    Bugün sanatın "duygusal ve düşünsel etkileme gücü"ne sahip oluşu daha belirleyicidir. Bu anlayışa en uygun tanımı yapan Thomas Munro'ya göre; "sanat doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma becerisidir." Sanat, güzel ile uğraşır. Güzel göreceli bir kavramdır. Kendi içinde tutarlı bir bütünlüğü taşıyan şey çirkin, acı verici, iğrendirici bile olsa estetik açıdan güzeldir.

    Sanat, nesnel ve öznel yaklaşımlara göre farklı açıklanır. Nesnel yaklaşımda sanat, toplumsal etkilerle, öznel yaklaşımda ise salt bir bireysellikle yaratılır.

    Sanat İçin Ne Dediler
    Kant'a göre; sanatın kendi dışında, hiçbir amacı yoktur. Onun tek amacı kendisidir. Güzel Sanatı ancak deha yaratabilir.

    Hegel'e göre; sanattaki güzellik doğadaki güzellikten üstündür. Sanat, insan aklının ürünüdür. Kendisine doğanın taklidinden başka amaç bulmalıdır.

    Marks'a göre; yaratıcı eylem, insanın ve doğanın karşılıklı etkileşiminin bir aşamasıdır. Bu, toplumsal bir karakter taşır. Sanat, yaşamı insanileştiren bir olgudur. Araştırıcı, yaratıcı, çok yönlü tümel insana ulaşma çabası içinde sanatlar gelişebilir.

    B. Croce; güzelliğin yerine anlatımı öne çıkarır. Sanat, sezginin ve anlatımın birliğidir. Bireysel ve teorik bir etkinliktir. Doğa, sanatçının yorumu ile güzel olabilir.

    Heinrich Heine; Sanat, tıpkı dünya gibi, başına buyruktur, ve insanın dünyayı kavrayışı durmaksızın değişirken dünyanın her zaman aynı kalması gibi, sanatın da insanların geçici kavramlarından bağımsız kalması gerekir; böylece sanat özellikle ahlaktan bağımsız kalmalıdır çünkü ahlak, dünya üzerinde ne zaman yeni bir din çıkıp eskisini bir yana itse, sürekli olarak değişir.

    Ernst Fischer; Çürüyen bir toplumda, sanat, eğer gerçeğe sadık olacaksa, çürümeyi de yansıtmalı. Ve eğer toplumsal işleviyle bağlantısını koparmak istemiyorsa, sanat, dünyanın değişebilir olduğunu da göstermeli. Ve değişmesine yardımcı olmalı.

    Schopenhauer; Nesnelerin çekiciliği bize dokunmadıkları ölçüdedir. Hayat hiçbir zaman güzel değildir; güzel olan hayat üzerine yapılmış betimlemelerdir sadece.

    Sonuç olarak Sanat, deha düzeyindeki zekanın, var olana karşı tepkisinin, tutarlı bir bütünlük içerisinde somutlaştığı bir alandır. Sanatçı, zekası ve sezgileriyle çağının önünde giden insan olduğu için, gerçek sanatın anlayanı azdır. Onu anlamak için çaba gerekir.

    KAYNAKÇA
    Doğan, Mehmet. 100 Soruda Estetik. Gerçek Yayınevi: İstanbul: 1975.
    Sena, Cemil Estetik sanat ve Güzelliğin Felsefesi. Remzi Kitabevi.lstanbl11: 1972.
    Sözen, Metin; Uğur Tanyeli. sanat Kavram ve Terimler Sözlü Remzi Kitabevi İstanbul: 1986.
    Timuçin, Afşar Estetik. 2. Baskı BDS Yayınları. 1993.

  2. #2
    Üyelik tarihi
    27.Mart.2011
    Mesajlar
    530

    Cevap: Sanat Nedir?


    Sanat Nedir?

    Bir düğmeye basit bir dokunuşla, zaman ve mekânı birkaç yüzyıl kısaltabilecek güce erişen insan düşüncesi, yepyeni ve şiddetli korkuları da beraberinde getirdi. Bilim, endüstri, teknik ve politika alanında meydana gelen birbirine bağlı ve sürükleyici gelişmeler, toplumlara özgürlük getirdiği kadar, huzursuzlukları da arttırdı. Özellikle 1945 sonrası, insanların gökyüzüne tırmanışları, yeryüzündeki büyük sermaye hareketleri, insana yakışmayacak katliamlar, endüstriyel ve teknik gelişmeler, şiddetli ve yıpratıcı korkuları da beraberinde getirdi. Bütün bunlar, bugünkü insanın sanata bakış tarzını da biçimlendiren gelişmelerdir.

    Günümüzde, insanların karşı karşıya kaldığı psiko-sosyal sorunlara çözüm olabilecek alanlardan biri de sanattır. İnsan duyarlığının karmaşık ürünleri olan ve daima insan özgürlüğünün hakkını arayan sanat eserleri, bazı kalıpları sürekli olarak zorlayıp aşar, onların nitelik olarak daha üstün ve yoğun yeni seviyelere ulaşmasını sağlar.
    Tolstoy, "İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu, kendinde canlandırdıktan sonra, aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket, ses, çizgi, renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştı" der. İnsan, nasıl duymaya, düşünmeye başladığı andan itibaren kelimenin gerçek anlamıyla hayata girmiş olursa, insanlık da duygularını ve düşüncelerini sesler, çizgiler ve renklerle canlı ve cansız simgeler halinde şekillendirmeye başladığı andan itibaren, gerçekten tarih sahnesine çıkmış olur. Sanat; din ve felsefe gibi, insanı günlük hayatın dar kalıplarından kurtaran bir teneffüs anı gibidir. Sanatta güzeli, bilimde doğruyu arayan insan ruhu ve zekâsı, aslında kendini aramaktadır. Din, felsefe, bilim, sanat ve hatta teknik gibi alanlar, birbirine sıkı sıkıya bağlıdırlar. Her sanat eseri, var olan bir şey ile, bir nesne ile ilgilidir; belli bir varlığı anlatır, ondan bir kesit ortaya koyar. Bir resim, belli bir tabiat parçasının resmidir veya bir insan görüntüsüdür. Bir tiyatro oyunu, belli olayların simgelenmesidir. Bir şiir ya da müzik parçası, ya tabiattan ya da insan ruhundan, insan duygularından bir anlatımdır. Sanatçının gördüğü, kavradığı ve gerçeklik olarak belirlediği varlığın bilgisi, sanatın öz konusunu oluşturur.

    Bugün Türkçe'de, iyi yapılan her iş için «sanat» kelimesi kullanılmaktadır. Türkçe'deki «sanat» kelimesi, kapsamı bakımından, pek çok oluş ve nesnelere ilişkin durumu içine almaktadır. Bugün, hiç şüphe duymaksızın en yaygın biçimde kullandığımız «sanat» kelimesi, etimolojik bakımından Osmanlıca'ya dayanmaktadır. Osmanlıca'nın kelime kaynakları olan Arapça ve Farsça'da, sanat kavramını ifade etmek için kullanılan durumu oldukça farklıdır.

    Sanat kelimesi Arapça'da amel, iş yapma anlamlarını veren «san'a» kökünden gelmektedir ve yapılan iş, alet yardımıyla, belirli bir el becerisiyle sürdürülen marangozluk, duvarcılık gibi meslek dallarını kapsamaktadır. Görüldüğü gibi bu kelime Arapça'da, insanın akıl ve zekâsını kullanarak yaptığı işleri anlatır. Bugünkü Türkçe'de kullandığımız «sanat» kelimesi, Osmanlıca'da bir değişiklik geçirmiş, yeni kazandığı anlam ve muhtevayla birlikte benimsenmiştir.

    Bir an için, karmaşık yapısını, ilgili olduğu pek çok kavramı bir yana bırakıp, sanatı " insanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir araç " olarak kabul edebiliriz. Bugün Türkçe'de iyi yapılan her iş için "sanat" kelimesinden yararlanıp; "askerlik sanatı", "güzel konuşma sanatı" gibi kalıpları tekrarlar dururuz. O halde, yapılan bir iş veya hareketin, güzel, gelişmiş ve etkileyici bir biçimde görünmesi, onu bir sanat olarak tanımlamamıza sebep olmaktadır. Bu, şu demektir; insan yaptığı işi yüceltebildikçe, ona bir parıltı katabildikçe, sanat olgusuna biraz yaklaşabilmiş sayılır. Yani sanatın ayırıcı özelliklerinden biri, onun günlük, basit ve sıradan şeylerin üstünde olmasıdır. Sanatı bazen, şöyle de tarif ederler: "İnsan aklının eşya üzerindeki pırıltısı" . Bu, yüzlerce tariften yalnızca bir tanesidir.

    Halk arasında "sanat" kelimesi; "insanların ihtiyaçlarından birisinin karşılanması konusunda öğretilen ve yapılan iş" anlamında kullanıldığı gibi, "ustalık, hüner, marifet" anlamında; "Bu işte sanat vardır; kolay değil o da bir sanattır." şeklinde de kullanılmaktadır. Maddi fayda gözeten sanatlardan ayırabilmek için "GÜZEL SANAT" kavramı içinde, sanat'ı şöyle tanımlamak mümkündür: "İnsanların, tabiat karşısındaki duygu ve düşüncelerini çizgi, renk, biçim, ses, söz ve ritm gibi unsurlarla güzel ve etkili bir biçimde ve kişisel bir üslûpla ifade etme çabasından doğan ruhsal bir faaliyettir."

  3. #3
    Üyelik tarihi
    27.Mart.2011
    Mesajlar
    530

    Cevap: Sanat Nedir?


    SANAT ÜSTÜNE

    Uşun Tükel

    Bu kitapta 26 değişik başlık bulacaksınız. Amaç, sanatın binlerce yıl öncesinden günümüze değin uzanan heyecan verici serüvenini, bir ölçüde de olsa tanıtmaktır. Bu derlemede sanat tarihinin belli başlı dönemlerini, çeşitli ülke ekollerini ve geleneksel sanatlarımızın bazı dallarını bir araya getirmeye çalışıldı.

    Ancak her şeyden önce sanattan, bu büyülü evrenden biraz söz etmek gerekir. Sanat nedir, nasıl doğmuştur? Bir günlük kullanım eşyası hangi nedenlerle belli bir estetik beğeniyle yaratılıyor, bir sanat yapıtına dönüşüyor? Bunlar hep sorulan, sürekli yanıt aranan sorulardır. Bu konuda çok çeşitli açıklama yapılabilir. Ama hepsi de sanatın yalnızca belirli yönlerini tanımlar.

    Günümüzde araştırıcılar, sanatın kökenini binlerce yıl öncesi insanının ürünlerinde arıyorlar. Ancak o çağ insanının yaratma arzusunu ve sürecini tanımlamak pek kolay değildir. Mağarasına çizdiği resimlerde neyi amaçlıyordu tarih öncesi insanı? Bunlar bir av büyüsü müydü? Zamanlarının çoğunu mağaralarda geçiren bu insanların bir oyalanma eylemi miydi? Yoksa gerçekçi, bilinçli bir yaratma mı? ılkçağlardan günümüze küçük küçük heykelcikler gelmiştir. Bunların da simgesel bir anlamı, saptanmış, belirli bir formu mu vardı? Tüm bu sorulara kesin yanıtlar vermek, o kadar da kolay değildir.

    Dünya sanat tarihi çok uzun bir süreyi kapsamaktadır. ınsanoğlunun ilk ürünleri için binlerce, onbinlerce yıl önceye dönmek gerekmektedir. Araştırıcılar dünya sanatını insanlık tarihiyle birlikte başlatıyorlar. Tüm bunların yanında sanatın kendine özgü nitelikleri var. Konuya değişik bir açıdan bakarsak ilginç bir durumla karışlaşırız. Bugün hayranlıkla izlediğimiz, görmek için müze kapılarında kuyruk oluşturduğumuz yapıtların çoğu, aslında yaşam koıullarını benimsediğimiz Batı uygarlığının ürünleridir. Ancak dünya üstünde bir tek uygarlıktan söz edemeyiz. Kongolu bir zencinin, bir kızılderilinin, bir eskimonun yapıtı da yetkin bir ürün olarak benimsendiği anda sanatın en temel niteliği de ortaya konmuş olur: Evrensellik. Sanatın her türlü yerel nitelemeyi, sınıflandırmayı aşan bir yapısı vardır.

    “Güzellik” uzun süre sanatın en önemli niteliği olarak görülmaştür. Bu durum sanatın tanımına da yansımış, “Belli bir güzellik anlayışıyla yapıt üretmek, bir güzellik ifadesi” türünden tanımlamalar geliştirilmiştir. Oysa çağımızda daha açık bir biçimde anlaşıldığı gibi “güzellik” bir zorunluluk değildir. Giderek daha bütüncül bir bakış açısıyla olaya yaklaşırsak her dönemin, her bölgenin kendine özgü bir güzellik anlayışı olduğu ortaya çıkıyor. Thomas Munro’nun “Doyurucu bir estetik yaşantı oluşturmak için gerekli dürtüleri yaratma becerisi” biçimindeki tanımı, çok daha rahatlıkla benimsenebilir. Günümüzde bu yaşantı doğal olarak korkutma, irkiltme, hatta tiksindirme boyutlarına da sahip olabiliyor. Çağımız sanatçıları yaşadığımız büyük olayları, dramları tüyler ürpertici bir biçimde ele alabiliyorlar.

    Sanat yapıtlarının toplanması, biriktirilmesi giderek sergilenmesi eski çağlara kadar uzanıyor. Bu olay günümüzde çok daha yaygın ve örgütlü bir hale gelmiştir. Tarih bi-lincinin gelişmesi, insanoğlunun geçmişini öğrenme konusundaki doyumsuz arzusu, bu konuda en önemli etkenler arasındadır. Çünkü yüzyıllarca önce yapılmış yapıtların çoğu geçmişe ilişkin bir takım gizleri önümüze sermekte, bizi o döneme götürmektedir. Bu da sanat yapıtının bir başka yönünü, sahip olduğu belgesel değerini açıklıyor. Geçmişi öğrenme konusunda yazılı kaynakların yanında sanat yapıtları da önemli bir rol oynar. Ancak sanatın yaşantımızdaki yerini salt bununla açıklamak çok yanıltıcı olur. Her şeyden önce, sanat bir yetkinliğe ulaşma çabasıdır. Bu noktada da her uygarlığın, her dönemin kendine özgü bir dili olduğunu söylemek gerekir. Bu söylediklerimizin sanatın evrenselliği ile bir çelişki oluşturduğu, evrensel bir dilin varlığını yadsıdığımız sanılmasın. Her uygarlığın, her dönemin dili ile anlatmak istediğimiz çeşitli üslupların, yaklaşım biçimlerinin varlığıdır. Bir Yunan heykeli, bir Osmanlı keramiği, bir Uzak Doğu resmi farklı farklı anlayışların ürünleridir. Ama bu yapıtların her birinde ayrı bir güzellik, ayrı bir çekicilik buluruz. ışte bu nedenle “Sanatın en temel niteliği evrenselliktir” diyebiliyoruz. Bu temel niteliklerinin yanında sanatın etkilere açık bir yapısı vardır. Tarih boyunca en önemli etki de dinden gelmiştir. Bu duruma Uzak Doğu’dan Amerika’ya kadar hemen her bölgede rastlarız. Örneğin Hint sanatı, Buda’nın çeşitli görünümlerini ve serüvenlerini içeren engin bir deniz gibidir.

    Aynı durum Batı uygarlığı için de söz konusudur. Tüm Ortaçağ boyunca Batı’da dinsel öğretilerin ağır bastığı, kalıplara bağlı, şematik yapıtlarla karışlaşırız. Ortaçağ dinsel anlamı olan, okuma yazma bilmeyenlere Hıristiyanlığın özünü ve felsefesini anlatan yapıtlarla doludur. Bu dönemde sanatın eğitsel işlevine tanık oluyoruz. Ortaçağda tüm kiliseler konusunu Kutsal Kitap’tan alan resimlerle kaplanır, bu yolla ibadete gelenlere çeşitli mesajlar verilirdi. Giderek yapıların dış yüzeyleri bile dinsel konulu resim ve heykellerle kaplanmış, kentin merkezi durumundaki büyük katedraller ortaya çıkmıştır.

    İslamiyette ise ilginç bir durumla karışlaşırız. Müslümanlık tasvir yasağını benimsemiştir. Kitap resminin dışında, özellikle insan figürüne pek az rastlanır. Bu nedenle sanatçı da soyut bir takım formlara ve anlatım yollarına yönelmiştir. Bu durum süsleme alanında büyük bir atılıma neden olmuş, bu alanda akıllara durgunluk verecek derecede başarılı ürünler elde edilmiştir. İslam dünyasında süsleme sanatının çok başarılı örneklerini buluruz. Büyük boyutlu yapıların duvarlarını renklendiren, zengin bir görünüm kazandıran bu tür süslere İslamiyetin egemen olduğu hemen her bölgede rastlıyoruz.

    Öte yandan İslam dünyasının kendine özgü bir kitap sanatı vardır. Küçük küçük figürlerin yer aldığı, alabildiğine renkli ve ilginç olan bu alanda öteki dallara oranla daha özgür çalüşan sanatçı, Hz. Muhammed’i bile resimlemiştir. İslam kitap resmi son derece ilginç ve orijinal bir duyarlığın ürünüdür. Gerçi kendi içinde de bir takım üslup farklılıkları vardır, ancak genelde tekniği, resimleme anlayışı ve düzenleme mantığı açısından tutarlı bir birlik oluşturur.

    Batı’da Ortaçağ boyunca süren şematik, kalıpçı anlayıştan az önce söz ettik. Ortaçağ’ın bitimi ile Batı’da en büyük sanat anlayışlarından birinin gelişimine tanık oluruz: Natüralizm. Bu anlayışta her şey doğada olduğu gibi, insan gözünün gördüğü gibi betimlenir. Doğal olmak, doğaya benzemek temel ilkedir. Araştırıcılar natüralist üslubu ünlü ıtalyan ressam Giotto’nun yapıtlarıyla başlatırlar. Sanatçının yapıtları mekan, derinlik ve renk açısından Ortaçağ’a oranla çok gelişmiştir. Ama natüralist üslubun asıl gelişimi Rönesans’ta olmuştu. 15. yüzyıldan itibaren Avrupa’da natüralist üslubun en olgun örnekleri verilir. Büyük usta Michelangelo’nun Musa Heykeli, bu örneklerin en ünlülerinden biridir. Natüralist anlayış o düzeye ulaşmıştır ki, anlatılanlara göre Michelangelo yapıtı bitirince karışsına geçmiş ve Musa Peygamber’den konuşmasını istemiştir. Bu öykü bize natüralist sanatçının gerçeğe uygunluk peşinde ne denli koıtuğunu gösteriyor.

    Natüralizm yüzyıllar boyunca Batılı sanatçıların sıkı sıkıya sarıldıkları bir anlayış olmuştur. Ancak çağımızın hemen başında iki sanatçı, Picasso ve Braque natüralist anlayışa öldürücü darbeyi indirirler. Onların yapıtlarında artık tek bir bakış açısı bulamazsınız. Farklı bakış açıları resim yüzeyi üzerinde bir araya getirilir, nesnenin parçalanmış görüntüsü yeniden kurgulanır. “Kübizm” adı verilen bu akımın doğuşuyla 600 yıllık Natüralizm yıkılmaya başlar.

    Çağımız sanatı hemen her alanda büyük bir anlatım zenginliğine sahiptir. Farklı çevrelerden, hatta kültürlerden etkilenme olayı çağımızda tüm açıklığıyla ortaya çıkar. Etkilenme, sanatın “evrenselliğini” destekleyen bir durumdur. Bir Aztek kafatası ile yüzyılımızın büyük heykelcisi Henry Moore’un bir yapıtını, toprak malzemeden yapılmış bir Kolombiya heykelciği ile Picasso’nun bir çalışmasını, Orta Afrika’dan ağaç, bakır ve pirinçten yapılmış bir cenaze tören figürü ile ısviçreli ressam Klee’nin bir resmini bir arada daşünebilirsiniz. Karışlaşılacak benzerlikler, çağdaş sanatçının esin kaynakları konusunda bir fikir verirken sanatın nasıl kıtalararası bir etkilenme, giderek bir bütünleşme yolu olduğunu da gösterecektir. Bu tür çarpıcı benzerlikler çağımız sanatının en ilgi çekici yönlerinden biridir. Bu durum aynı zamanda sanatın, giderek kültürün yapısını kavramaya olanak sağlıyor. Sanat etkilere açık, sınırsız bir yaratma eyleminin sonucudur, bağımsız bir yapısı vardır.

    Çağımızdan önce sanat yapıtları belli bir kesime sesleniyordu. Bu durum günümüzde de bir ölçüde geçerliğini koruyor. Ama bunun yanında yaşadığımız kentler bile artık sanatsal anlayışla düzenleniyor, teknolojinin getirdiği yenilikler deneniyor. Evler, müze binaları, televizyon istasyonları giderek çevresel düzenlemeler sanatın yaşantımıza etkisini gösteren örneklerdir. Tarih ve çevre bilincinin gelişmesi, günümüz insanını kültürel miras konusunda çok titiz olmaya yöneltmiştir. Ülkemizde de yapılmaya başlandığı gibi, bir sokağın, kimi zaman tüm yerleşimin sanatsal bir kaygıyla korunması, yeniden düzenlenmesi çok sık karışlaşılan bir durumdur. Bunu da rahatlıkla sanatın, sanat eğitiminin bir katkısı sayabiliriz.

    Sanatla ilgilenen, belli bir estetik duyarlık edinen kimsenin çevresindeki tarihsel dokuya da yabancı kalamayacağı, giderek ona sahip çıkacağı daşüncesini bir kez daha yinelemek istiyoruz. Zaten sanat eğitiminin temel amaçlarından biri de bu olmalıdır.

    Çeşitli uygarlıkları ve sanatlarını tanıtan bu derlemenin (buna bağlı olarak audio-visuel programların) böylesi bir bilinci uyandırması en büyük dileğimizdir.

  4. #4
    Kayıtsız Üye Misafir

    Cevap: Sanat Nedir?


    1. Bir duygunun, tasarının ya da güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü ya da bu anlatım sonucunda ortaya çıkan üstün yaratıcılık; bir meslekte uyulması gereken kuralların tümü.
    2. Belli bir uygarlığın anlayış ve beğeni ölçülerine uygun olarak yaratılmış anlatım; zanaat.
    3. Bir şey yapmada gösterilen ustalık

  5. #5
    Kayıtsız Üye Misafir

    Cevap: Sanat Nedir?


    Sanat Nedir?

    Sanat en genel anlamıyla, yaratıcılığın veya hayal gücünün ifadesi olarak anlaşılır. Tarih boyunca neyin sanat olarak adlandırılacağına dair fikirler sürekli değişmiş, bu geniş anlama zaman içinde değişik kısıtlamalar getirilip yeni tanımlar yaratılmıştır.

    Bugün sanat terimi birçok kişi tarafından çok basit ve net gözüken bir kavram gibi kullanılabildiği gibi akademik çevrelerde sanatın ne şekilde tanımlanabileceği, hatta tanımlanabilir olup olmadığı bile halen bir tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Açık olan nokta ise sanatın insanlığın evrensel bir değeri olduğu, kısıtlı veya değişik şekillerde bile olsa her kültürde görüldüğüdür.

    Sanat, insanlık tarihinin her döneminde var olan bir olgudur. İnsanlığın geçirdiği evrimler yaşama biçimlerini, yaşama bakışlarını, sanat biçimlerini ve sanata bakışlarını değiştirmiş, her dönemde ve her toplumda, sanat farklı görünümlerde ortaya çıkmıştır.

    Özetle sanat belli kalıplar içine konulamayan ve estetik olan insan duygularının dışa vurumudur.

Benzer Konular

  1. Sanat, şahsi ve muhteremdir; Sanat sanat içindir ne demek
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Soru-Cevap
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 01.Kasım.2013, 17:50
  2. Sanat Tarihi Nedir?
    Konu Sahibi Kayıtsız Üye Forum Meraklı Sözlük
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 06.Aralık.2012, 04:35
  3. 1970 sonrası kavramsal sanat
    Konu Sahibi ahbar Forum Sanat
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 09.Mayıs.2011, 21:22
  4. Soyut sanat akımı ve sonrası
    Konu Sahibi ahbar Forum Sanat
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 09.Mayıs.2011, 21:19
  5. Türk Sanat Müziği Hakkında...
    Konu Sahibi ahbar Forum Müzik
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 09.Mayıs.2011, 12:46

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •